• Film önerisi isteyenlerin ilgisini çekeceğini düşünüyorum..

    1- Yağmur Adam (Otizm)
    2- Benim Adım Sam (Zeka geriliği olan bir baba ve kızı)
    3- Sol ayağım (Fiziksel engeli olan bir adam)
    4- Guguk Kuşu (Psikiyatri kliniğinde geçen olaylar)
    5- Aklım Karıştı (Psikiyatri kliniğinde geçen olaylar)
    6- Akıl Oyunları (Şizofreni)
    7- Wilber Ölmek istiyor (İntihar ve Depresyon)
    8- İçimdeki Deniz (Ötenazi isteyen bir adam)
    9- Kimlik (Çoklu kişilik bozukluğu)
    10- Şanslı
    11- Atlı Karınca
    12- Zenne
    13- Siyah Kuğu (Mükemmliyetçilik psikolojik gerilim)
    14- Gözlerimi de Al (Karı koca ilişkisi)
    15- Karanlıktakiler (Sosyofobi- cinsel taciz)
    16- Otomatik Portakal (Vicdan deneyi- vicdan var mıdır? var edilebilir mi?)
    17- Sineklerin tanrısı (İnsanların medeniyetten uzaklaştıklarında “id” lerinin nasıl devreye giridğini anlatıyor)
    18- Babam Büfe (Fakir bir aile yapısı)
    19- Benny’nin Videosu (Psikolojik gerilim – Aile ilişkileri)
    20- Funny Games (Psikolojik gerilim – Aile ilişkileri)
    21- Hayat güzeldir (Nazi Almanyası, baba oğul ilişkisi)
    22-İnsomnia (Polisiye , gerilim uyuyamayan bir polisin maceraları)
    23- Akıl defteri (Hafıza Kaybı)
    24- Tehlikeli ilişki (Freud- jung)
    25- Dövüş kulübü (Saldırganlık)
    26- Ceket (Psikolojik gerilim)
    27- Truman şov (Kurgu bir yaşamda insan psikolojisi)
    28- Makinist (Uykusuzluk problemi- insomnia)
    29- Gizli pencere (Paranoya)
    30- Nietzsche Ağladığında
    31- Sen ne dilersen (İki kız kardeşin ilişkisi
    32- Dönüş (Aile içi ilişkiler)
    33- Yirmi Üç (Takıntılı kişilik)
    34- Sil Baştan (İki farklı kişiliğin beraberliği- bilinçte yolculuk)
    35- Piyano öğretmeni (Aşırı tutucu bir kişilik ve beraberinde getirdiği cinsel sapkınlığı anlatan bir film)
    36- Takva
    37- Büyük balık (Baba- oğul ilişkisi)
    38-Abim evin tek çocuğu (Aile ilişkileri- özellikle kardeş ilişkisi üzerinde durulmuş)
    39- Beyza’nın kadınları (Çoklu kişilik bozukluğu)
    40- Max ve Mary (Asperger sendromu)
    41- Babam ve Oğlum
    42- Benim Adım Khan / Konusu: Rizwan Khan Otizm türü rahatsızlığı olan sperger sendromu hastasıdır..
    43-Beşir'le Vals
    44- İnception
    45- 3 İdiot
    46- Her Çocuk Özeldir
    47- 28 Gün (Bağımlılık ve Alkol)
    48-Yukarıya Bak (Animasyon)
    49- Sybil
    50- Oğul Odası
    51) Ekim Düşü
    52) Muhteşem Üçlü
    53) Gökten İnen Melek
    54) Son Armağan
    55) Kırmızı Köpek
    56) Tavuklar Firarda
    57) Neşeli Günler
    58) Yumurcak (Yabancı Film)
    59) Altına Hücum
    60) Düşler Ülkesi
    61- Gen
    62- Ölü Ozanlar Derneği
    63- The Game
    64- Black (Kör bir kız çocuğunun hayatı)
    65- Billy Elliot
    66- Forrest Gump
    67- Atlıkarınca
    68- Tavşan Deliği
    69- Herkes Mi Aldatır?
    70- Mozart ve Balina
    71- Good Will Hunting (Can Dostum)
    72- American Psycho
    73- Rüzgar gibi geçti
    74- İn Treatment (Dizi Film, her bölüm bir danışma seansıdır)
    75- Lie To Me (Beden Dilini Anlatmaktadır)
    76- Sherlock Holmes (Psikolojik analizler ve vaka çözümlemeleri)
    77- Umudunu Kaybetme
    78- Zindan Adası
    79- Zoraki Kral
    80- Öğretmenim Mori
    81- Özgürlük Yazarları (Varoş bir okulda bir idealist öğretmenin verdiği mücadele)
    82) The Mentalist (Dizi)
    83- Uçurtmayı Vurmasınlar
    84- Kelebek Etkisi
    85-Çıldırış
    86- Ghajini
    87- Kuzuların Sessizliği
    88- Kır Zincirlerini
    89- Aile Babası
    90- Başkalarının Hayatları
    91) K Pax (Uzaydan geldiğini söyleyen bir adamın ilginç anlatıları)
    92) Shine (Pırıltı) (Sıradışı kabiliyetli bir çocuğun müzikteki başarısı ve ailesini bir arada tutma çabası anlatılmaktadır)
    93) Tabutta Rövaşata (Evsiz barksız bir adamın (hüzünlü) hikâyesini konu edinir)
    94) Anayurt Oteli (Otel müdürünün birbirine benzeyen olaylar içinde, iç dünyasındaki fırtınaları dizginlemeye çalışmasını anlatır)
    95) Kader ve Masumiyet (Hayat kadınına saplantılı bir adam olan Bekir (Haluk Bilginer), hapisten yeni çıkmış amaçsız biri olan Yusuf (Güven Kıraç) ve annesinin hamileyken yediği dayaktan dolayı sağır ve dilsiz doğan Çilem (Melis Tuna) etrafında gelişen sıradan olayları ele alır)
    96) Six Feet Under (Dizi) (Geçimlerini başkalarının ölümlerinden kazanan bir ailenin hikâyesi)
    97) Fil (Elephant) (Okulda şiddeti konu alıyor
    98) Prestij (Önceleri birlikte çalışan iki sihirbazın daha sonra rekabete ve hatta düşmanlığa dönüşen öyküsü anlatılmaktadır
    99) Korkuyorum Anne (İnsan nedir ki? Film bunu merak ediyor)
    100) Mama-Anne-(2013): Anne babalarının öldürülmesinden sonra ormanda kaybolan iki kız kardeşin hikayesi. Kızlar yıllar sonra kurtarılır ancak yeni hayata adapte olabilecekler mi ?
    101) Life Of Pi -Pi'nin Hayatı- (2012): Okyanusun ortasında bir salda mahsur kalan Pi'nin hayatta kalma savaşı. Pi keskin zekası ile bu savaşı kazanacak mı acaba ? Dev kaplan ile birlikte yaşamayı öğrenip adaya varacak mı ?
    102) Lorenzo'nun Yağı(1992): 7 yaşına kadar diğer çocuklar gibi normal bir hayat yaşayan Lorenzo amansız bir hastalığın pençesinde bulur kendisi. Gerçek bir hikayeden alınan filmde lorenzonun ailesinin mücadele azmini göreceksiniz. Ailesi Lorenzoyu bu amansız hastalıktan kurtaracak ilacı bulabilecek mi ?
    103) Fil Adam-The Elephant Man (1980): Genetik şekil bozukluğu. John Merrick'in hayatının anlatıldığı filmde John Merrick' in görünüşünden dolayı gördüğü kötü muamele ve biz insanların yapabileceği kötülüğün sınırının olmadığını gözler önüne seren bir baş yapıt.
    104) Yazı- Tura (2004): Doğu Anadolu bölgesinde askerlik yapan iki gencin hayatları boyunca atlatamadıkları travmalarını ele alıyor film.
    105) Cennetin Rengi (1999): Dramatik bir İran filmi. Görme engelli Muhammed'in çevresini sadece dokunarak ve duyarak anlamaya çalıştığı masalsı hikayesi. Baba evlilik planlarını bozacağından korktuğu Muhammed'ten kurtulabilecek mi ?
    106) Cennetin Çocukları (1997): Yoksul bir ailenin çocukları olan Ali ve Zehra'nın aynı ayakkabıyı paylaşmasının öyküsü.
    107) Mozart ve Balina(2005): Otizmin bir türü olan Asperger sendromlu olan iki gencin aşk hikayesi. Donalt ve Isabella toplumun baskısını, asperger sendromunun getirdiklerini yenip ortak bir hayat kurabilecekler mi ?
    108) 21 Gram(2003): Bir kaza sonucu yolları kesişen 3 kişinin yaşadıklarını ele alan filmde ayrıca "şans" denen şeyin geçmiş, şimdi ve gelecek zamanda hayatları nasıl etkilediği ele alınmıştır.
    109) Şifre Merkür(1998): 9 yaşında otistik bir çocuğun Amerikan hükümeti güvenlik birimi tarafından yapılan hiç kimsenin çözemeyeceği bir şifre olan "merkür"ü kırması ve başından geçenler anlatılmaktadır.
    110) Maraton-Marathon(2004): otistik Cho-won' un yılmamak ve yorulmamak prensibi ile devam ettirdiği hayatını ele alıyor film.
    111) Kelebekler Hürdür- Butterflies Are Free(1972): Don, ailesinde, toplumdan uzak hayatını devam ettirmeye çalışan bir genç. Yaşadığı yerde hippi bir kız olan Jill ile tanışır aşık olurlar. Jill Don'a yaşama sevinci aşılayabilecek mi ?
    112) Kelebeğin Rüyası(2013): Veremli iki şairin 2. dünya savaşı döneminde halka şiiri sevdirme çabası ve kendi geleceklerini kurabilme adına gösterdikleri çabayı ele alıyor film.
    113) Ben X(2007): Ben otistik bir gençtir. Çevresiyle uyum sorunları yaşamaktadır. Ben, internet ortamında oynanan bir oyunda gerçek hayatında olduğunun tam tersi bir hayat kuracaktır kendisine.
    114) Koro(2005): Müzik öğretmeni Clement yatılı bir okula müdür olarak atanır. Kendisinden bu yatılı okuldaki çocukları rehabilite etmesi beklenilir ancak çocukların umursamazlıkları ve baskıcı eğitim sistemi başlarda onu hayal kırıklığına uğratır ancak Clement müziğin gücünü kullanacaktır.
    115) Ron Clark'ın Hikâyesi-The Ron Clark Story(2006): Gerçek bir hikayeden alınan filmde öğretmen Ron Clark'ın öğrencilerinin hayatını nasıl etkilediğini izleyiciye sunan biyografi filmi.
    116) İnception-Başlangıç(2010) : Rüya içinde rüya. Bilim kurgu ve aksiyon dolu bir film. Filmin başrol oyuncusu Leonardo Dicaprio için zihnin bilinçaltı derinliklerinde saklı değerli bilgileri çalmak için rüya görme anı kadar daha değerli bir an olamaz.
    117) Erkek Severse (1994): Alkolizmin pençesinde bir aile ve bu ailenin bu büyük soruna rağmen sevgi ve aşk ile birbirlerine destek olma çabaları
    118) Saklambaç(2005): Annesi intihar ettikten sonra Emily depresyona girer psikiyatrist olan babası kızına yardımcı olmaya çalışır ancak kendisi de çeşitli sorunlar yaşamaktadır. Yeni taşındıkları evde Emily hayali bir arkadaş edinmiştir.
    119) Benden Bu Kadar(1997): Udall "obsesif kompülsif" başarılı bir yazardır.
    120) Kevin Hakkında Konuşmalıyız(2011): Çocuk gelişimi ve anne çocuk ilişkisini ele alan filmde anne Eva kariyerini ve planlarını bir kenara bırakarak çocuğu Kevini dünyaya getirir. Ancak Kevin toplumsal normlardan uzak kurallara aykırı bir hayat yaşar, çete gruplarına katılır. Anne Eva çocuğunun davranışlarından dolayı derin bir sorumluluk duymakta ve nerde hata yaptığını sorgular.
    121) Tehlikeli Oyun-Die welle (2008): 1967 yılında Kaliforniya'da geçen gerçek bir olayı perdeye aktaran filmde insanları robotlaştıran ideolojilerin insanlar ve toplum üzerindeki etkisi ele alınıyor. The Wave grubu ilk başlarda dayanışma, saf bir birliktelik olarak ortaya çıkmışsa da durum kontrolden çıkmaya başlar ve farklı boyutlara ulaşır
    Toplum psikolojisi nasıl harekete geçirilir nasıl bir tehlikeli bir hal alır, bunu anlatıyor. Olay bir lisede geçiyor. Basit bir proje ödevi olarak başlayan hareket, çok tehlikeli bir hale dönüşüyor.
    122) Experiment (Deney): Bir bilim adamı grubunun, hapishane ortamına deney yapmak amacıyla girmesini ve sonrasında işlerin çığırından çıkmasını konu almaktadır.
    123) Billy Elliot(2000): Billy 11 yaşında bir çocuktur ancak yaşına fazlasıyla olgundur. Yeri geldiğinde babası ve abisi ile birlikte grevlere katılmaktadır. Ancak Billy bir gün bale yapmak istediğini söylediğinde ailesi nasıl bir tepki verecektir ?
    124) 12 Kızgın Adam-12 angry man (1957): Grup psikolojisinin, yabancı düşmanlığının kararları vermede ne kadar etkili olduğunu ortaya koyan bir film. Filmde babasını öldürmekle suçlanan latin amerikalı genci suçlu bulan 11 jüri üyesi ve genci suçsuz bulan 1 jüri üyesinin arasında geçen muhteşem diyologlar.
    125) İçinde Yaşadığım Deri(2011): Tarantula adlı romandan çevrilen filmde Ünlü bir plastik cerrahın kaza sonucu yanan eşine deri yaratmak için 12 yıl boyunca uğraşması, eşinin intiharı ve bu intihar sonucu psikolojik travma yaşayan küçük kızını konu alır ancak olanlar sadece bunlarla sınırlı kalmayacaktır. Plastik cerrahın kızı tecavüze uğrar ve baba intikam için tecavüzcü üzerinde deri deneyleri yapar.
    126) Amedeus (1984):8 dalda Oscar ve birçok ödül kazanan filmde ünlü besteciler Amadeus Mozart ile Antonio Salieri' nin başından geçenlere tanık olacaksınız.
    127) Beethoven'i Anlamak -Copying Beethoven (2006): Beethoven' ı daha iyi, daha yakından tanımak isteyenler için güzel bir film. Sağırlığı giderek artmakta olan Beethoven son bestesini bitirmeyi hedeflediği sürede bitirip başarısına başarı katabilecek mi ?
    128) Küçük Gün Işığım(2007): Hoover ailesinin küçük bireyi yarışmaya katılmak için ailesini ikna eder ve calofirniya' ya doğru eğlenceli bir yolculuk başlar.
    129) Bir Zamanlar Anadolu'da(2010): Bir Nuri Bilge CEYLAN filmi. Filmde cinayet soruşturmasında doktor ve savcının 12 saatlik gerilimli hikayesi.
    130) Baran -Yağmur(2001): Majid Majidi yapımı bir iran filmi. Büyük bir kinin derin bir aşka dönüşmesinin hikayesi.
    131) Kulübe-Enter Nowhere(2011): Gizem dolu izlenilesi bir film. Film ormanda kaybolan 3 gencin bir kulübede buluşması ve bir türlü kurtulamamalarını ele alıyor. Bu gençler farklı zamandan ve mekandan mı gelmişler ?
    132) Kız kardeşimin Hikâyesi(2009): Kate adından çocukları olan çift kısa bir süre sonra çocuklarının lösemi olduğunu ve ilik nakli yapılmazsa bir kaç yıldan fazla yaşayamayacağı bilgisi ile hayatları altüst olur. Çift bir çare olarak Anna adında bir bebek daha yaparlar ve 11 yaşında kate'e böbrek nakli yapılması gerekmektedir. Ancak anna kendisinin bu amaçla kullanılmasına karşı ailesine dava açar.
    133) Dorothy Mills(2008): Ailesini trafik kazasında kaybeden bir psikiyatrist ve daha sonrasında yolları kesişen aynı kazadan kurtulan bir kız çocuğu ile yaşadığı garip olaylar.
    134) Uyanış -Awakenings- (1990) (Dr. Sayer, uzun süre bilincini kaybetmiş hareketsiz bir nevi koma durumunda olan hastalarını iyileştirmek amacıyla çabalamaktadır. L-Dopa adlı ilacı deneyecektir ancak pahalı olduğu için sadece bir kişi üzerinde deneyecektir. Ancak ilacın yan etkileri de kaçınılmazdır.
    135) Behzat Ç. -Seni Kalbime Gömdüm-
    136) Aynı Yıldızın Altında (2014) – 3 yıldır troid kanseri ile boğulan 16 yaşındaki bir genç kız ve kanserli hastalar için oluşturulan terapi grubunda yaşadıkları.
    137) Lorenzo’nun Yağı(1992) –7 yaşına kadar diğer çocuklar gibi normal bir hayat yaşayan Lorenzo amansız bir hastalığın pençesinde bulur kendisi. Gerçek bir hikayeden alınan filmde lorenzonun ailesinin mücadele azmini göreceksiniz. Ailesi Lorenzoyu bu amansız hastalıktan kurtaracak ilacı bulabilecek mi ?
    138) Sevgili Öğretmenim (1967) – Asıl mesleği mühendislik olan Thackeray iş bulamadığından öğretmenlik yapar. Ancak idealist öğretmenimizi okulun haylaz öğrencileri rahat bırakmayacaktır. Thackeray pes edecek midir ?
    139) Tedavi – The Great Hypnotist(2014) – Xu, alanında uzman bir o kadar da ukala çinli, bir psikiyatristir. Hayalet gördüğünü iddia eden hastasına inanmamakta ve hastasını hipnoz terapisine alacaktır.
    140) Musaranas (2014) – 1950 İspanyasında geçen psikolojik gerilim filminde Montse agorafobisi (açık alan korkusu) bir bireydir. Hayatı bir apartman dairesinde geçmektedir. Montse hayatının kalanını bu apartman dairesinde mi geçirecek yoksa başına çok daha farklı olaylar mı gelecek ?
    141) Edit ve Ben (2009)– Psikoloji bölümü okuyan genç zekasını arttırmak amacıyla kendisine çip taktırır ancak içinde yapay bir benlik olması nedeniyle birçok tuhaf olay yaşayacaktır. Bir yandan da otistik olan matematik dehasının gizli araştırmanın formülünü çözmesi Edit ile yakınlaşmasını sağlar.
    142) İnfaz-Calvary (2014)– Psikolojik ögelerin yer aldığı bir kara komedi filmi. Günah çıkartmak için Rahibi ziyaret eden bir adam rahibe onu öldüreceğini söyler ancak rahip adamın yüzünü görememiştir. Rahip bir yandan ölüm hazırlıkları yaparken bir yandan da bu adamın kim olduğunu bulmaya çalışır.
    143) Koku -
    144) Yalanın İcadı –
    145) 12 yıllık esaret
    146) Şeytan Üçgeni -Triangle (2009) – Arabasıyla giderken çaptığı bir martı nedeniyle trafik kazası geçiren Jess, bu kazanın hayatının değiştireceğini sonradan öğrenecektir.
    147) İhtiyarlara Yer Yok (2007)- Birçok ödül alan filmde uyuşturucu çetelerinin kanlı bir pazarlığına denk gelen Moss'un hikayesine yer verilmektedir. Moss parayı alıp gidecektir ancak akşam yaralı birisine yardım amacıyla tekrar dönecektir. Ancak başına neler geleceğinin farkında değildir
    148) Yüksek Tansiyon (2003)– Psikopat bir katilin evdekileri teker teker öldürmesini ele alan gerilim dolu bir film.
    149) İhtiyar Delikanlı -Old Boy (2003)– Muhteşem bir psikolojik film. 15 yıl boyunca tek başına bir odada esir tutulan bir adam ve yaşadıklarının hikayesi. Aklını yitirmemesi için Oh Dae-Su' ya şizofreni ilaçları verilmektedir. Oh Dae-Su bu esaretten kaçıp kurtulabilecek mi ?
    150) Yalın Ayak -Barefoot(2014) – Annesini kaybetmiş, psikiyatrik bir hasta olan Daisy, zengin bir ailenin çocuğu olan Joy ile tanışır. Romantik komedi tadında saflık ve masumiyet dolu bir film.
    151) Kayıp Otoban -Lost Highway (1997) – Fred, eşinin geçmişinden habersiz onunla evlenir ancak işler yolunda gitmeyecektir. Fred' in kişilik bölünmesi yaşaması, cinayet, bir korku hikayesi ..
    152) Enter Nowhere -Kulübe (2011) – Gizem dolu izlenilesi bir film. Film ormanda kaybolan 3 gencin bir kulübede buluşması ve bir türlü kurtulamamalarını ele alıyor. Bu gençler farklı zamandan ve mekandan mı gelmişler ?
    153) Onur Savaşı (2012)– Küçük bir kız tarafından cinsel istismar ile suçlanan ve sonrasında da toplumsal histeriye maruz kalan bir adamın dramatik hikayesi. Film birçok ödül almıştır.
    154) Etki Altında Bir Kadın (1974) – Bir ev kadınının eşi ve çocuklarıyla kendini var etme çabası. Mabel'in manik davranışları, çok fazla gülmesi gibi bir çok psikolojik rahatsızlığı ile eşi baş edebilecek mi ? Toplumsal eleştiri ögelerini de barındıran film ağır gelebilir ancak izlenilmesi tavsiye edilir.
    155) Trainspotting (1996)-(Psikolojik, Macera, Uyuşturucu kullanımı)
    156) Öldüren Sis -The Mist (2007) – Tutucu insanların bulunduğu bir kasaba ve bu kasabada bulunan hür düşünceli gençler..
    157) İntihar Odası (2011) – ( Farklı bir birey olan Dominik depresyonun eşiğine gelmiştir. Ailesinden ilgi görmeyen ve sürekli dışlanan Dominin kendini internet oyununa verir. İşte bundan sonra olanlar olur.
    158) Davetsiz -The Uninvited (2009) – Annesinin ölmesi üzerine travma yaşayan ve bir süre psikiyatri kliniğinde yatan genç bir kızın hikayesi. Babasının bir hemşire ile evlenmesi genç kızın depresyon yaşamasına neden olacaktır.
    159) Bir Rüya İçin Ağıt (2000)– Uyuşturucu bağımlılığı olan bir genç ve televizyon bağımlılığı olan annesi arasında giderek yükselen bir uçurum ve iletişimsizlik.
    160) Şampiyon -The Wrestler (2008) – Ünlü bir güreşçinin kalp krizi sonrası şov dünyasına veda etmesi ve tezgahtar olarak işe başlaması. Ailevi bağları bozulmuş bir adamın hikayesi.
    161) Bipolar (2014) - Harry çekingen bir adam ve aynı zamanda bipolar bozukluğu olan bir hastadır. Yeni bir tedaviyi denemek üzere bir kliniğe yatar ve tüm günü kamera ile izlenilecektir. Harry düzelme gösterebilecek mi ?
    162) Kukla - The Beaver (2011) – Sıkıntılarla dolu günler sonrası hayatını ve ailesini yeniden keşfe çıkan bri adamın hem esprili hem de duygu yüklü hikayesi.
    163) Phobe Harikalar Diyarında (2008) – Geniş bir hayal gücüne sahip olan bir çocuk ve kendini Alice Harikalar Dünyasında piyesi için olan rolüne fazlasıyla kaptırması nedeniyle kendini birden bu dünyanın içinde buluverir.
    164) Sineklerin Tanrısı (1963) - Bütün yetişkin insanların öldüğü bir uçak kazasında hayatta kalan küçük bir grup küçük çocuk ve hayatta kalma savaşları.
    165) Aklım Karıştı (1999) Bir gencin 18 ay boyunca akıl hastanesinde kalışı ve yaşadıkları
    166) Ara (2008) - Tek bir apartman dairesinde geçen filmde 4 kişinin birbirini seven ve aldatan, kıran ama bırakmayan hikayelerini ele alınmaktadır.
    167) Aç Gözünü (1997) – Psikolojik gerilim filmi. Çok güvendiği güzel yüzünü kaybedince Cesar'ın hayatı çok farklı bir yöne doğru gidecektir.
    168) Beyaz Köpek (1982) (Klasik Koşullanma) Eski sahipleri tarafından sadece siyahları saldırması ve öldürmesi yönünde eğitilmiş bir köpek. Yeni sahibi bu köpeğin koşullamasını söndürebilecek mi ?
    169) Büyük Yalnızlık –
    170) Cennet –
    171) Gölgesizler –
    172) Güneş Yanığı –
    173) Küçük Kıyamet
    174) Solaris –
    175) Gerçeğe Çağrı –
    176) Küp –
    177) Ölüm Kitabı (Misery)
    178)Esaretin bedeli
    179)godfather 1-2
    180)kaplumbağlarda uçar
    181)bajrangi bhaijaan
    182)rab ne de bana di jodi
    183) Ekşi Elmalar
    184)Azap yolu
    185) Öteki
    186) Kadın kokusu
    187) La la land
    188)Benim komşum bir melek
    189)Bay hiçkimse
    190) Yaralı yüz
    191) Paramparça köpekler ve aşklar
    192) Ateş böceklerinin mezarı
    193) Cesur yürek
    194) Gladyatör
    195) Özgürlük yolu
    196) The İntouchables ( Can dostum )
    197) Aynı Yıldızın Altında
    198) Leon ( Sevginin gücü )
    199) Lucy
    200) Karanlıkta dans
    201) Remember ( Hatırla)
    202) Zorba
    203) Peekay
    204) Ekmek ve çiçek
    205) Sarhoş atlar zamanı
    206) Kirazın tadı
    207) Kış uykusu
    208) Üç maymun
    209) Şimdi yada asla
    210) Piyanist
    211) Yeşil yol
    212) Prestij
    213) Çingeneler zamanı
    214) August Rush
    215) Amelie
    216) Otomatik Portakal
    217) Ucuz Roman
    218) Rezervuar köpekleri
    219) Zincirsiz
    220) Kanlı elmas
    221) Adalet
    222) Schindler'in listesi
    223) Er Ryan'ı kurtarmak
    224) V for vandetta
    225) Köprüdeki kız
    226) The revenant ( Diriliş)
    227) Gone girl ( Kayıp kız )
    228) Titanic
    229) Nostalghia
    230) Libertarias
    231) Özgürlüğe giden uzun yol

    Film listesi Facebook/Yeraltı Edebiyatı Sayfası Admin’inin kişisel tercihleri ve sayfa üyelerinin desteği ile oluşturulmuş, yaklaşık bir yıldır faydalanmakta olduğum listedir. Ben sadece aracıyım, sitede böyle bir ihtiyaç gördüğüm için paylaştım. Teşekkürler oluşturulmasında emeği geçenleridir.
  • Ben bir pasifistim. Anarşist değil, liberteryen pasifistim. Bu seçtiğim varoluş fikrimi siz değerli okur dostlarımla paylaştığım, paylaşabildiğim için de mutluyum. Stefan Zweig gibi düşünürüm bu konuda.

    Stefan Zweig, Yahudi olmasına karşın, tıpkı Kafka gibi Siyonizm’in açık bir destekçisi olmamıştır. Her insan doğduğunda birtakım kimliklerle gelir dünyaya. Milleti, dini gibi…Herkes kadar, kendi milletine, dinine karşı sevgi, bağlılık ve ortaklık duygusu hissetmek farklı ve kabul edersiniz ki; doğal bir şeydir. Ama problem, bu aidiyetten şiddet devşirip aidiyeti farklı olanlara hayatı zehir etmek, yani şiddettir.

    Şimdilerde askerde ya değerli Oğuz Aktürk onu hatırladım ya, ona ithaf etmek istedim bu öykümü.

    Hele şu linki bir tıklayın. Okurken dinleyin. https://www.youtube.com/watch?v=MmdzIWZbsLw


    ELLER

    Bir beş yıl sonra geldi abimin eşyaları Almanya’dan. Aynı restoranda çalışan bir Yugoslav adam getirdi. Aslında getirecek çok tanıdığımız vardı. Ama adam elinde tutmuş, imkân bulduğu ilk zamanda da getirmişti işte.

    Eşyaların hepsi daha önce hiç görmediğim bir bavula özenle yerleştirilmişti. Sanki öleceğini bilmiş, tüm eşyalarını alışıldık titizliğiyle katlamıştı. Temizlerdi bir de. Her kimse biri yıkamış olmalı. Mis gibi kokuyorlardı. Daha önce hiç almadığım bu koku abimin kokusu gibi yerleşti kafama. O koku abimi getirdi.

    Çok geçmedi, aynı kokulu deterjanlar burada da üretilmeye başlandı. Artık her şey her yerde. Tüm çamaşırlar abim gibi kokuyordu artık. Sıradanlaştı bir şeyler. Abimle koku üstünden kurduğum bağ zayıfladı. Koptu sonra. Kuruyan çamaşırları toplarken burnumu gömüp derin derin çektiğim kokuyla hüzünlenemez olmuştum. Abim gelmez oldu.

    Hayat ne garip. İnsan en yenilmez yutulmaz sandığı şeyleri gün geliyor kucağında buluveriyor.

    Annemin komşu komşu gezip ona kız aradığı zamanlara denk geldi ölümü. Trafik kazası diyorlardı. Rahmetli babam, İstanbul’dan Almanya’ya mı gidilirmiş çalışmaya, diye karşı koymuş, dinletememişti.

    Cenazesi gelmiş, eşyaları gelmemişti. Aslında kimsenin aklında yoktu eşyalar. Bizde eşyalar akla gelmez ki. Kefenle gömülür. Ölünün soykaları elde tutulmaz. Yıkanır, fakir fukaraya dağıtılır. Yugoslav adam arayıp eşyalardan söz ettiğinde şaşırmamız ondandı.

    Gülseren de geldi kocasıyla. Evlenip gitmesinin üstünden çok yıl geçti. Sık gelemese de telefonlaşır bizle. Aman ha abla, adam gelir gelmez beni ara, demişti. İyi ki de gelmiş. Olacakları bildiğimizden bavulu alıp benim odama götürdük.

    Adamcağız çok soğuk karşılandı. Ne kadar gereksiz. Sanki her şeyin suçlusu o. Ne biz ona bir şey sorduk ne de o bir şey anlattı bize. Öylece oturdu. Sessiz ve üzgün.

    İnce kaşlarının altında renkli gözleri kederliydi. Güzel elleri de öyle. Onun ellerine bakarken aklıma geldi. Sen daha doğmamışken bile, ben senin yanındaydım, demişti abim. Neden söylediği değil, ama sözü hiç çıkmadı aklımdan. Acaba abim bunu da paylaşmış mıdır bu adamla.

    Almanca bilen komşu olmasa bir çay bile teklif etmeyecektik. Çayları dağıttım. Sonra da girişteki sandalyeye oturdum. Gülseren de girdi o ara odaya. İçim iyice ferahladı.

    Sonra söyledi, birkaç uygunsuz çamaşır varmış, aceleyle çıkarıp kendi çantasına tepmiş. Onları ne yapmıştır sonra bilmiyorum. Çöpe atmıştır herhalde.

    Gülseren’in gözlerine daha rahat bakabiliyorum artık. Buna da sebep insanın her şeye alışıyor olması mıdır acaba. Belki de filmlerdir. Filmlerden o kadar çok şey öğreniyorum ki. Gerçi, filmlerden öğrenilemeyecek daha ne çok şey vardır hayatta. Kim bilir. Zaten insan bacısını kıskanır mı ki. Hem de öp öz.

    Aylar öncesinde izlemiştim televizyonda. Bir diziydi. Meksika ya da Brezilya dizisi. Karıştırırım hep. Akşamın ilk saatleriydi. Mutfaktan seslenmiş, duymamışım. Odaya geldi sonra annem, “Ne o kız, içine düşmüşsün televizyonun, ne seyrediyorsun böyle gamlı gamlı,” dedi.

    “Bu kız var ya,” diye filmdeki kızı göstermiş, sonra da devam etmiştim masum masum, “ablasının kocasına aşık ne ablası ne de adam biliyor ama.”

    Annem, çehresini saran tiksintiyle televizyona doğru tükürmüş, “Bacısına düşen uçkurdan başka uçkur mu kalmamış dünyada, kanı bozuk orospu, hemen kapa bu boku, ar namus kalmadı insanlarda,” demişti. Üstüme alındım, sanki bana tükürmüştü. Kızmakta haklıydı, ama bu gerçek değildi ki. Televizyondaydı.

    İnsanın tabuları, asla kabul edemeyeceği şeyler vardır. Üstünde düşünmek bile ağır gelir. Bu abdestinde namazında kadını bile, böyle küfür sarf edecek kadar çileden çıkaran, işte o kabul edilemez şeydi. Yüz kere tövbe etti sonra.

    Annem de kabul etmiş midir. Gerçi onun kabul edip etmemesi hiçbir şeyi değiştirmiyor. Sadece içi içini yiyordur. Abimin durumunu gece gündüz düşündüğü belli. Belki de bunun için hiç açılmıyor konu. Bu evde hiç olmamış, sadece aklımızda var olmuş biri gibi.

    Son zamanlarda annemin iç sesini mi duymaya başladım acaba.

    İnsanlarda hiç susmayan bir iç sesi olurmuş. Her şeyi konuşurmuş bu iç ses. En çok da işlediği günahları, pişmanlıkları. Bir radyo programında söylemişlerdi. Bunu önceden de biliyordum ama. Daha çocukken keşfetmiştim.

    “Ah bahtsız başım benim. Meğer erkek evlat yokmuş nasibimizde. Ödenecek kefaretimiz varmış. Gencecik öldü.”

    Evet ya, iç sesiydi duyduğum. Namazdan sonra oturup dua ettiği zamanlarda söylüyordu bunları. Sonraları fark ettim, sözler dudaklarının arasından mırıltıyla çıkıyordu. Nasıl olsa benden başka duyan yok diye mi rahattı. Bilmem artık. Belki de annem iç sesini zapt edemiyor. Sözler kendiliğinden dökülüyordur. Artık evlenmemi de istemiyor. Açıkça söylemedi ama hissediyorum. Bir bekar kızı varmış gibi değil. Teklifleri tamamen rafa kaldırdı. Teklif de yok ya. Acuze olacaksın kız, da demiyor. Ömrüne ortak seçti beni. Kim bakar ki ona bu saatten sonra.

    Acaba onca yıl sonra bavulu getirmesine sebep neydi ki. Vefa mı. İçindeki sızı da yas da bitmiştir belki. Ya da ne bileyim, Yugoslav da olsa, yaşadıklarının pişmanlığı mı? Tam beş sene.

    Bir radyo programında söylemişlerdi yine. Zaten, artık bildiğim her şeyi ya radyodan ya da televizyondan öğreniyorum. İnsanın sığınabileceği tek bir yer vardır, diyordu. Kendi içimizde bir yer. Kendimizden başka hiç kimsenin ulaşamayacağı ve tahrip edemeyeceği bir yer. Bu yere ulaşmanın yolu diye, bir yığın şey anlatmışlardı. Ben bu yerin içimin neresinde olduğunu bir türlü anlayamadım. Aşık olun diyordu, sevin. Karşılıksız. Yakaladığınız minicik bir güzellik bile olsa, içinizdeki o yere gönderin. Orada büyüyecek, sığmayacak oraya, taşacak. Ve bu güzellik sizi ele geçirecek. Karşı koymayın, besleyin onu. Mutluluk budur işte, diyordu. Ellerine bırakın kendinizi.

    Ben hiç âşık olmadım. Oldum da, radyoda bir sesti o. Geçti gitti. Artık televizyona daha çok bakıyoruz. Hayatımız sıkıcı. Önemsiz şeylerle dolu. Yaşadıklarımız sahte aslında. Gerçi yaşayan yaşıyor. Gece gündüz gösteriyor televizyon. Bize nasip değil. İçimdeki o yer yok olmadı belki, ama çok şeyim virane oldu.

    O gün, Yugoslav adam güzel elleriyle ayakkabılarını giymeye çalışırken kocası da Gülseren’e yardım ediyordu. Şefkatli kocaymış. Mahalledeki o kadar kız arasından Gülseren’i istemişti. Gülseren de, olmaz demedi. Üst sokaktan birine aşıktı halbuki. O ellerin güzel olduğunu fark etmemişti oysa. Ben söyledim. Ablasını bırakıp gitti. Yoksa Gülseren’e âşık olduktan sonra mı fark etmiştim ben de. Kollarını Gülseren’in boynuna doladı. Sonra o ellerle sırtını okşadı. İçimdeki teslimiyet duygusu ilk defa o gün kıskançlık duygusunun önüne geçti. Gerçi acelesi yoktu onun. On dokuzundaydı daha. Olsun, ne yapalım. Mutlu olsun, yeter bana.

    Uzun, koyu kahverengidir Gülseren’in saçları. Yüzü çok güzeldir. Yanaklarını perçemleriyle gizler. Kocası kıskanır diye yapar bunu. Gözlerinin kahve mi ela mı olduğu ilk bakışta anlaşılmaz. Menevişlidir. Dolgun kalçaları huzursuzdur her daim. Dalmışım. Allah'a ısmarladık, diyordu Gülseren’in o güzel sesi, Allah'a ısmarladık ablam. Benim sesim de böyle güzel olsaydı keşke. Belki o zaman beni de sevecek güzel eller olurdu.

    Her şeye alışıyor insan. Öyle bir zaman geliyor ki, kendine çok uzak, hatta günah bellediği şeyler sıradanlaşıyor insanda. Sıradan olmasa da, dedim ya işte, alışıyor insan. Abim ve bu Yugoslav adamın beraber yaşamış olmalarına alışmam da böyle bir şeydi.

    İyice ferahlamıştım. İçeri, televizyonun olduğu odaya geçtim. Televizyonda en sevdiğim dizi başlamıştı. Neşelendim. Gözbebeklerim büyümüş olmalıydı. Büyürmüş gözbebekler. Gönlümden haykırmak geldi. Haykırdım da, “İçinde hüzün olmayan sevinçler mutlu etmez beni,” dedim. “Amaaan, başka el mi yok.” Annem duymadı. Mırıl mırıl abimle konuşuyordu. Kanımız bozuk değil bizim.





    Not: Yahu şu göz bebek var ya, bitişik mi yazılır, ayrı mı? Neden?
  • Nobel ödüllü ünlü Norveçli yazar Knut Hamsun'dan okuduğum ikinci kitap Göçebe oldu. Birçokları gibi ben de ilk olarak Açlık kitabını okumuş ve oldukça beğenmiştim. Dolayısıyla bu kitaptan beklentim biraz yüksekti. İsminden anlaşılacağı üzere göçebeliği anlatıyor kitap ve kendinizi bir göçebe olarak hayal etmenize yardımcı oluyor. Aslında biz göçebe yaşamı tarih derslerinde bahsedilen Orta Asya Türkleri'nden biliyoruz, ancak buradaki durum mecburiyet değil tamamen keyfi. Dil ve anlatıma bakarsak biraz ağır olmakla birlikte doğa ve kişi betimlemeleri sık. Kitap fazla durağan nerdeyse ilerlemiyor gibi ve bazen boş muhabbetler sıkabiliyor insanı. İzafiyet teorisinin kanıtı bu eseri okumak olabilir aslında, en az 7 sayfa bitmiştir derken sadece 3 sayfa ilerlediğinizi görebilirsiniz. Bir göçebe nasıl bir hayat sürer, nelerle uğraşır, ruh hali nasıldır, geçmiş ve geleceğe nasıl bakar yazar bize bunları anlatıyor başarılı şekilde. Dili ağır demiştim fakat oldukça eski bir döneme ait olduğunu göz önüne almak gerekiyor. Kitap aslında 3 kitabın birleşmesiyle oluşuyor. Bu üç bölümde yazar sırasıyla göçebe hayatında yaşadığı maceraları günlük tutar gibi anlatıyor bizlere. Hem çok olay oluyor hem az. Öyle büyük hadiseler yok genelde normal hayatta karşılaştığımız işe girme, ölüm, hastalık, evlilik gibi sıradan hikayeler diyebiliriz. Biraz hippilik gibi bir yaşam tarzı var baş karakterin ama çiftliklerde belli süre çalışıp parasını kazanıyor ve insanlarla iyi ilişkiler kurma çabasında. Kendisi şehir karmaşasından kaçıp kurtulmak amacıyla kendini doğaya salsa da şehirden kopamıyor aslında, mesela mektup göndermek için şehirdeki postaneye uğramak zorunda ya da giyim kuşam için. Açıkçası hiç bana göre değil böyle şeyler dolayısıyla sıkılmam bundan kaynaklı biraz. Çiftliklerde çalışmak ve konaklamak nasıl bir şey bunu okuyoruz biz. Doğaya bir hayranlık ve sevgi var tabi göçebelik olunca konu. Sonra insanlar ister kentli, ister köylü olsun kişiliklerin içten geldiğini görüyoruz, yani bir insan çiftlikte yaşıyor diye onun sapsaf ve tertemiz biri olduğu anlamına gelmiyor. Knut Hamsun kendi ülkesini ve toplumunu da eleştiriyor. O yıllarda vasat bir ülke olan Norveç'i şimdi görse yaşamak için ölümsüzlüğe servet öderdi herhalde. Ders olarak alınacak şeyler var ve kendi toplumu bunu almış görünüyor. Yazarın İsviçre ve Almanya'ya olan hayranlığı ile gelişmekte olan İsveç'e olan imrenmesi fazlasıyla kendini belli ediyor. Biraz durum romancılığı var sanki kitapta, herhangi bir sayfasını açıp okusanız önceki olayları kaçırdım diye üzülmezsiniz. Daha kısa olabilirmiş eser bence biraz fazla uzatılmış gibi geldi. Açlık kadar olmasa da güzel kitaptı. Yavaş ilerleyen kitaplara karşı sabırlıysanız sizi rahatsız etmeyecektir. Solem diye bir arkadaş var ki pisliğin tekidir ona boş bardak bile emanet edilmez gider onla cinayet işler. Göçebelik heyecanlıdır ama düzenli hayat şart, okuyun ama özenmeyin bence. Üç kuruş için çiftliklerde yanaşma olup elalemin ağız kokusu çekilmez, zira çiftliğin işi hiç bitmiyor şehir hayatı güzeldir boşverin.
  • Giyinişler vardır. Cismen değil, his olarak. Maddesizce ve aracısızca. Onun adı sanattır.
    Bunun ne düzeyde olduğunu bir kaç kelimeyle ifade edecek olsam özgürlük, evrensellik ve güzellik derim.

    Sanat neden güzeldir? Bir insanın içinden, ruhunun derinliklerinden gelen bir isteği barındırır çünkü. Aslında insan içine, topluma çıkarılan o üreti, kişinin ne karmaşalarından, uçuk anılarından, göz kaçırışlarından doğar... Saf güzelliğin ardında nefret, öfke, hınç gibi kırmızı duygular; mutluluk, hüzün, umut gibi yeşil duygular ya da tutku, umut, kıskançlık gibi mor duygular vardır, bilemeyiz. Tüm bu bilemeyişlerin ne şekilde, nasıl ve ne tür bi' kombinasyonla gerçekleşmesi tahmini imkansız, biricik yaratı demektir. Bu, fikren, varlık olan ne yüce şeydir!

    Sanat neden özgürdür? Çünkü sınırsızdır. Sınır nedir demeli o halde.. sınır kalıbın, dayatının altına giren zihindeki parazittir. Bu parazit bakışı köreltir ve bu körelme kangrenin bedenin diğer kısımlarına yayılması gibi kişinin hayatına hızla yayılır. Oysa, zaten yeterince sınırlı olan; bedeniyle, odasıyla, çevresiyle, dünyasıyla yeterince sınırlı olan insana daha yüce, üst ve sınırsız olan şey gereklidir, bu en doğal istektir. Sanatın doğallığının altında, kişinin sınırlı olduğu gerçeği yatar. Bu gerçeklikse sanat üretisinde kişinin temel itkilerindendir. Kişi, kendi dünyasının ardında gerçeğe bir adım daha yakın olma isteğini duyar. Buradaki gerçeklikten kasıt, sonsuzluktur. Ne şiirler vardır ki nice filme, yazıya, heykele ilham olmuştur, nice ruhta heyecanlı, tarifsiz bi' hisle sarılmıştır kişiye ve sınırlarını zorlayan bir hisle bırakmıştır kişiyi... Tüm bu sonsuzluğa atılan tek bir adım, aslında sanatın kendi üretisindeki en temel araçlardan biridir.

    Sanat özgürdür çünkü o kuşbazdır. Uçkundur.
    Fikirlerdeki zinciri görmeye çalışmalı burada. Kişisel, ruhsal zincirler... Hayattaki, rutindeki sınırlılığın ardı bilindik yollarla işaretlidir. Oysa sanat, merak edilenin, bilinmeyenlerin, tahminsizliklerin içerisinde yeterince bilinmediktir, özgürdür. Sanata; yazına ya da görsel sanatlara duyulan aşkın ardında bu vardır: ölçüsüzlük. Çünkü aşkın yoğunluğu ve sınır tanımazlığı burada da kendini hissettirir. Taşkınlıklarda hatalarla, dengeli hallerde güzellikle hissettirir bize kendini ve onu doğallıkla kabulleniriz, kendimizden bir parça gibi. Aslında bu durum güneşe ve aya benzetilebilir. Dünyadaki yaşam kişinin güneşli haliyse; bunun en sevgili, düşsel ortamdaki yansıması ay olur. Kim inkar edebilir sanatta ay'lı hislere kapılmadığını? Fikirleri özgürce bünyesinde barındırıp en ihtiyacı olduğu vakitte kişileri ışıtarak aydınlatan varlığın en aylı halidir sanat. Kişiyse tıpkı doğanın kendi içindeki döngüsünde olduğu gibi, kendi ayı olan sanata doğallıkla açtır. Doğallığın güvenliği kişinin bir parçası haline getirir sanatı.

    Sanat evrenseldir çünkü doğallığından gelen bi' oluşumdur o. İnsanlığın kendisinden kattığı, oluşumlar oluşumudur. Derin, çetrefil, ayrıntılı, ipe sapa gelmez, asla bitmeyen bi' insanlık koluyla dolanmıştır sanatın çevresi. Fikir! Kişinin fikrinden beslenir o, ve tüm insanlıktan ayırt etmeden, en dinamik en çağlayan haliyle beslenirken, bir yandan da besleyen.. toprak gibidir o! Sulanmaya ihtiyaç duyan, kişiye muhtaç olan toprak kat be kat cömertlikle, en güzel yiyecekleriyle kişiye katlı bi' iyilikte bulunur. Sanat da öyledir. Tüm insanlıktan, fikirlerden ayırt etmeden beslenir ve yine en güzel haliyle ilham olarak, güzel hislerle insanları başı sonu olmadan, duraksızca besler, o daha cömerttir.

    Kişi sanatın sınırsızlığıyla çoğalırken, sanat kişinin fikirleriyle tek'leşir. Kişi sanatla devinirken, sanat kişinin eliyle belirginleşir. Kişi sanatla uçarken, sanat kişinin hareketleriyle fikirden çıkıp dünyaya ayak basar. Kişi sanatla sarhoş olurken, sanat kişiyle irade, form ve görüş kazanır.
    Tüm bu zıtlıktır belki de bağımlılığın nedeni. Bağımlılığında bile nice doğallık barındıran bu birleşim belki de kişinin hayattaki en gerçek aşkıdır. Sonsuzluğa uzanan...
  • Öncelikle bir itiraf ile başlayalım:

    Bu kitap, kitaplığımda 9.sınıftan beri bekliyor. Edebiyat hocalarımız yazılının bir bölümünü Beyaz Gemi'den soracaklarını söyleyince bizde okuyalım dedik.

    Yazılı gününe kadar herkes okumuş, çıkabilecek soruları bile ayarlamış. Şahsen o zamanlar okumamıştım, yazılıya 5 dakika kala internetten özetini açıp baktım. Yazılıda da sorulan soru: Kitabın sonu nasıl olmalıydı ? Yazılı bitiminde herkes hocanın etrafında toplanmış, yazılı ilgili soru sormaktan ziyade kitapla ilgili görüşlerini beyan ediyordu. Hemen araya girdim ''Hocam, ben sorduğunuz soruya Mümin Dede ile Orozkul'un evlenmesi yazdım, tam puan verir misiniz ? '' Allah'ım nereden söyledim! Önce hocam ters ters baktı, o ara yanındaki arkadaşlarım gülüyordu. Sanırım dediğimi anlamadılar sanıp sınıfa gittim.

    Aradan uzun zaman geçti okumadım, biraz daha geçti okumadım, tatile giderken yolda okurum diye yanıma aldım, okumadım. En sonunda sitede Okuma Delisi / Emir'nin düzenlemiş olduğu Cengiz Aytmatov etkinliğini gördüm ve hiç bekletmeden katıldım. Sonuçta etkinliğe katılıp da gerekli kitapları okumazsam vicdan azabı çekerim Neyse, sonunda kitabı okuyabildim. Mutluyum ve utanıyorum; 9.sınıfta utanmam gereken zaman utanmadım, ama şuan utanıyorum. ''Hocam, ben sorduğunuz soruya Mümin Dede ile Orozkul'un evlenmesi yazdım, tam puan alır mıyım ?'' Bir insan kitabı okumadığını bu kadar mı belli eder ? Hayır, okumayı geçtim, karakterlere bile bakmadığım anlaşılıyor; Tamam tamam karakterleri de geçtim, cinsiyetlerine bile bakmamışım. Ne bileyim Orozkul ilk başta kız ismi gibi duruyordu bende son anda yazayım dedim, şansıma erkek çıktı...

    ''Beyin gerçekten önemli, kullanmayı unutursanız benim yaşadığım sorunları yaşayabilirsiniz ''
    -Hakan Arık

    Kitaba gelirsek:

    Beğendim. Gerçekten beğendim. Yıllar önce okumadığım için bir yandan pişmanlık duyarken, bir yandan da şuan araştırıp kitabı daha iyi anladığım için mutluyum.

    Mümin Dede'nin Orozkul'a sessiz kalması, her dediğini yapmak zorunda olması, karısının baskısı altında kalması, onca işin gücün arasında çoçuğu okula yetiştirmeye çalışıp, yetiştiremediği için bir de oradaki hocadan laf yemesi içimi burktu açıkcası... Yazar, okuyucuya duyguyu nereden ve nasıl bağlayacağını çok iyi biliyor.

    Çocuğun ise hayal kurup, hayallerinin havada kalması benim için en vurucu nokta oldu. Kıyamam ya! Küçüklüğümü hatırlıyorum da; dedemle pazara gidip, bana sadece(!) 4-5 oyuncak alması beni mutlu etmiyordu. Her istediğinizi yapan, krallar krallı bir dedeniz var ise şımarık bir çocukluk geçirmeniz muhtemeldir. Şimdi, dönüp kitaptaki çocuğa bir bakıyorum; Kapının önündeki çayda yüzmek, Beyaz Gemi'ye ulaşmak, okula gidip gelebilmek ve dedesiyle mutlu bir hayat yaşayabilmekten başka bir isteği yok! Dediğim gibi çocukluğumda şımarık bir insan olduğumdan, bunları ''İstek'' kategorisine bile almıyordum; ama kitapta bunları okuyunca nedense kendi küçüklüğümden soğudum...

    Bir kitap siz okuduğunuzda, küçüklüğünüzde olup bitmiş olaylar için bile vicdan muhasebesi yapmanıza sebebiyet verebiliyorsa, bence güzeldir. Ve okunmalıdır!

    Saygı ve Selametle


    Dipnot:Okuma Delisi / Emir yüzyıllar sonra kitabı okumama vesile olduğun için teşekkür ederim, cansın :D
  • Yine her zaman olduğu gibi, Ferrara özlemi ile anlatılan, İtalyan yazar Bassani'nin bir diğer romanını bitirdim. Bir öykü tadında da diyebilirim. Eserlerinden biraz aldığım tadla şunu söyleyebilirim ki, yazarımız genelde Yahudi sosyal hayatı ve İtalya'nın Ferrara kentinin geçmişteki anılar üzerine yaptığı bir yazımla karşımıza çıkıyor. Zor bir yazar. Ağır bir okunuşu var. Uzun paragraflar ve parantez içi hatırlatmalar ile bu zorluk artıyor. Fakat eserleri kendisine çekiyor. Okurken kimi zaman hızlanıp kimi zaman büyük bir durgunluk içinde oluyoruz.

    Bu eserinde de 20.yy başlarını konu alan, genç bir lise öğrencisinin kendisi ve arkadaşlarıyla olan yaşamını gözlemliyoruz. Arkadaşlarından biri çok zeki fakat biraz da soğuk, diğeri ise tilki gibi kurnaz. Bu ikisi ile tamamen bir çekişmenin içinde oluyor genç öğrencimiz. Öğretmen ve öğrenci ilişkisi gerçekten önemli ki bu eser de bunun üzerine işlenmiş. Çok geniş bir doyurucu tabloyla karşılaşmadım fakat fena değil demekten de kendimi alamadım. Bir çocuğun yine bir başka çocuklarla yaşadığı ruhsal çekişmeler hep ön plandaydı. Bazen arkadaşının içini okuyor, bazen ona küsüyor, bazen de onu bir İlâh gibi görüp annesinden daha çok sevebiliyor. Aslında bir yetişkinin özellikle anne ve babaların okuyacağı bir kitap. Okumaktan kasıt da bir ergenin neleri düşleyip neleri arzuladığını sezinleyeceğiz. Bir çocuk okumakla, öğrenmekle bir yandan sosyal hayata fayda sağlarken bir yandan yıkıcı bir etkiyi göstermesi nasıl açıklanabilir? Matematikten 10 almak herşeyi mükemmelleştir mi yoksa sıra arkadaşına acil zamanında bir kalem tedarik etmek mi daha güzeldir? Tıp okuyan bir kişi mi daha kutsal yoksa bir kaporta ustasının yanındaki bir çırak mı? Zenginlik ve şöhret insanlara fayda sağlarken belki de bir yandan da çoğu önemli ahlaki durumları kaybediyoruz. Sonuçta insan olmak önemli diyoruz ama sahaya çıktığımızda bunu başaramıyoruz. Avrupa'da bir profesör ile bir çeşmeci aynı masada yemek yerken en büyük eşitliği sağlamış olmuyorlar mı? Peki Bassani'nin Ferrara'da sunduğu tablo ülkemizde nasıl gözüküyor? Bizler çocuklarımızı sahipleniyor muyuz yoksa birilerin sahibesi haline mi getiriyoruz? Şu hayatta en kusursuz işleyen mekanizma eğitim ve öğretim olmalıdır. O zaman insanlığı hakikisi ile görmüş olacağız.
  • Açıkçası bu kadar kötü olacağını zannetmemiştim. Konu güzel ama hem deneme hem roman tarzında olsun tam bir fiyasko. İlk insan Hz. Adem Ve Hz. Havva'nın cennette ve Dünya aleminde yaptığı geziler, gördüğü manzaralar ve bu durumlardan ilahi bir sorumluluk üstlenmeleri üzerine bir eser. Ama hiçbir bilgi, hiçbir haz duyamadığım bir eser. Çoğu ayet ve sağlam bilgiler dışında tamamen yazarın kendi iç dünyasıyla yazmış olduğu bir kitap. Başta bir başlıyor Adem ve Havva, sonu da böyle bitiyor. Lâ ile başlayıp illâ ile bitiriyoruz. Yani tamam güzel bir konu ama yazar içinden konuşur gibi, mırıldanıyor adeta. Kitabı okurken de daldan dala atlıyoruz. Dini yönden de epey sıkıntılar olduğunu gördüm. Mesela Hz. Adem'in canı sıkılmış Cennette, başka birşeyler tadmak istiyormuş. Oysaki Kur'anda, Cennette bulunanların akla ve hayale gelemeyecek güzellikte manzaraları seyredeceği, can sıkıntısı ve stres gibi durumların asla olmayacağı söylenmiyor mu?

    Yani düşündüm, sorguladım, acaba bende mi bir sıkıntı var diye? Kelime ve cümlelerin uyumu çok kötü. Bir cümleyi ikinci bir cümle kurallara göre takip edeceği halde, ortaya tamamen başka bir kelimeler sokuşturmuş. Devrik cümlelerden kitap okunamaz hale gelmiş. Ortada bir cennet var. Ve içinde bulunan Adem Peygamber ile şeytan konuşup duruyor. Arada bir Havva annemiz gözüküyor. Ama hiç Rabbimizin nidaları yok. Sanki mahalle tarzı konuşmalar geçiyor. Tamam bu eser hem deneme, hem gerçek bir olayı kurgu boyutuyla yazmış ama işin içinde bir kutsallık boyutu var. Bir cennet tasvirini kafamıza göre yapamayız. Adem Peygamberin Dünya'ya gelişleri de aynı eziyetli bir anlatımla devam ediyor. Belli bir süre sonra Hz. Adem Dünya'yı Cennet gibi görüyor. Hâşa, iyiki geldim ya Dünya'ya bir kafa dinleyim şurada gibi bir düşünce ile ortaya konulmuş. Yani bu eseri bir yabancı okusa valla Müslümanlığı aklından bile geçirmez. Çünkü Cennet ve Yasak meyve olayı çocuk oyuncağı gibi anlatılmış. Umarım yazarın diğer kitapları biraz daha güzeldir. Saygılar...