Deniztanbul, bir alıntı ekledi.
15 Kas 09:48 · Kitabı okuyor

Her insan bir erkek ve bir kadından doğar. Senin yarın babandan ve diğer yarın annenden gelir. Sen taban tabana zıt kutupluların bir buluşmasısın.

Erkek ve Kadın Olmanın Ötesi, Osho (Sayfa 31)Erkek ve Kadın Olmanın Ötesi, Osho (Sayfa 31)
Aycan Güven, Karanlık Sevgili'yi inceledi.
11 Kas 01:56 · Kitabı yarım bıraktı · Puan vermedi

Ben her zaman new york times bestseller romanlara bir şans tanımışımdır. Bu kitaba başlamamın nedeni de bir bestseller oluşuydu. Ama gelin ve görün ki her bestseller okunabilir değil. Hatta yazılma amacını, neden yazıldığını düşününce çıkmaza giriyorum. Neden böyle bir şey yazılmış. Hayata dair verebileceği bir ders var mı?
Hayır!
Daha bunun gibi bir sürü soru cevap yazabilirim ama gerçekten bu kitabın, daha doğrusu bu serinin amacı ne?
Yazarın yazdığı kadın karakterle başlamak istiyorum. Bu kadın karakteri yazarken aklı neredeydi diye sormak istiyorum. Kitabın ilk kısmında Beth adlı kadın karakterimiz kuytu bir​ sokaktan geçerken iki tane ergen kolejliyle karşılaşıyor. Ve tahmin edersiniz ki niyetleri kızı köşeye çekip işlerini halletmek. Beth elbette izin vermiyor. Vermemeli de zaten. Hayatında ilk defa gördüğü, onu zorlayan şeref yoksunu, insan görünümlü yaratıklar bunlar.
Onu zorlayan ve sizi şaşkınlığa uğratacak kadar açık sözlü olan oğlanın elinden bir şekilde kurtuluyor. Emellerine ulaşmalarına engel oluyor. Evet! Diyoruz. Kadın dediğin böyle olur, elbet bir kaçış yolu bulunur.
Daha sonra bizi şaşkınlığa uğratıp her şeyi bir kenara bırakıp, oturup düşüneceğimiz bir kısma geliyoruz.
Wrath adlı, aynı zamanda kitaptaki ana erkek karakterimiz, Beth'in evine geliyor. İlk gelişini atlıyorum. İkinci gelişince Beth'e bir şeyler oluyor. İlk defa gördüğü bir adam, evine giriyor. Ve onun düşündüğü tek şey, yakışıklılığı, cezbediciliği... Yazar bunu ne kadar haklı göstermeye çalışsa da çok üzgünüm ama bu nasıl bir zihniyet?..
Wrath, birden çekim hissediyor, Beth bir çekim hissediyor. Ve daha dün gece erkeklerin elinden zor kaçan kızımız. 'Dokun bana' 'Öp beni' diyor. Ve bu olayın tek açıklaması o adam diye hitap edilen hala nasıl bir varlık olduğunu hayal edemediğim şeyin yakışıklılığı(!)
Bu yıl, bir kadını aşağılayan (ve bence tüm kadınları aşağılayan) bu olayı da türlü bahaneler arasına sıkıştırıp yok eden iki kitap elime geçti. Biri bu, diğeri de Tutsak.
Bu kitabı okuyup sevenlere seslenmek istiyorum, duygusallık anlayışınız, espri anlayışınız, yakışıklılık anlayışınız gerçekten bu kadar mı? Bu mu? Neden? Oturup neden yargılamıyorsunuz. Bu kız neden böyle zayıf, türlü yetenekler bahane değil, asla da olmayacak bana göre. Onun bir vampir olması, güçlü olması falan inanın hiç umurumda değil. Ben yüz yirmi sayfayı aşırı sabırlı bir şekilde okudum. Kendime hayret ediyorum. O yaşanan saçmalıktan sonra beynimdeki kan çekildi. Bir de şu gözümden kaçmadı. Wrath adlı karakterin kendini tutmaya çalışma çabası... Öylesine yazılmıştı, o kadar barizdi ki.
Ben içimdeki siniri buraya daha fazla nasıl dökebilirim bilmiyorum. Devamını okumadım ama nasıl bir rezalete dönüştüğünü duymak dahi istemiyorum. Diğer kitaplarını görmek bile istemiyorum. Bu serinin bestseller oluşunu da idrak etmekte zorlanıyorum. Gerçekten bu kitabı sevenlerle aynı ortamda dahi olmak istemem.
Yazarın yakışıklılık anlayışından da bahsedip bu saçmalığı bitiriyorum.
Neredeyse iki metre, bunu geçtim, uzun saçlar, yüz yirmi kilo, bacaklarının üst kısmı kadar kol kasları???? (Baldırları ya da her neyse) ve de son olarak deri pantolon mu?
Okurken ne kadar şaşırdığımı anlatamam. Hatta doğru mu okuyorum diye onu anlatan paragrafı tekrar tekrar okudum. Kafamda canlandırdım. Berbat.
Kitabın Darius adındaki kişinin Wrath'dan kızı hakkında bir şey istemesiyle başlıyor. Okumanızı tavsiye etmiyorum ama eğer ille de okuyacağım diyorsanız o şeyi kitabı okurken görürsünüz. Wrath kabul etmiyor. Darius ölüyor. Wrath Beth'i görüyor. İkinci görüşünde ise asla, dediği. Başkasından iste dediği şeyden birini yapmış oluyor. Ya üzgünüm ama bu konunun bu kadar basit gösterilmesi. Sadece dış görünüşe bakılarak böyle bir şeyin içine girilmesi benim aklım ve mantığımın dışında. Hiçbir zaman kabullenmedim ve kabulleneceğimi de sanmıyorum.
Saçma ötesi bir kitap, gerçekten bu kitaba para verilmesi bile israf. Daha fazla anlatırdım eğer tamamını okumaya yüreğim dayansaydı tabii.
Bu kitaptan uzaklaşın

salih, bir alıntı ekledi.
07 Kas 12:25 · Kitabı okudu · İnceledi

Yıllar Boyunca -15-
O ve asil amcası, bir deve hörgücünde,
Yurtlarına döndüler, Nur-Çocuk onüçünde
Zaman bir su dolabı, dalsın ve çıksın yıllar;
O’nun kısa bir zaman, koyun çobanlığı var.
Olur iş mi, Varlığın Tâcı çobanlık etsin?...
Bu bir işaret: İnsan güttüğünü gözetsin!
Herkes çoban, peygamber, sultan, başbuğ ve reis.
Sürüler ve çobanlar; işte insanlık!... Hadîs:
«Hepiniz çobansınız; müslüman sürücüdür.»
İslâmlık, güttüğünü ulaştırmak gücüdür.
Yaşı artık onyedi... İkinci sefer... Yemen....
Yol sonsuz, yön sayısız, fâniler tümen tümen.
O’na her kum tanesi diyor: Allah’ı düşün!
Ötesi var, ötesi, bu yalçın görünüşün!
Yaş yirmibir, önünde melekler belirmekte,
Henüz vakti gelmeyen Resulü bildirmekte...
Yüce ahlâk... Lâkabı doğru adam, El’emin;
İnsan ki, böylesini gördüğü yok, âlemin.
Gerçeğin dostu, O’na en küçük yalan, muhal...
Gülümserken de, hep o mahzun, düşünceli hal;
Ve fikir, dipsiz fikir, ebedîlik süresi...
Kum tanesinden küçük, bastığı Arz küresi...
Putlardan iğreniyor, öz babadan soyunca;
Bir, yalnız Bir, çokluklar ve sayılar boyunca...
O’na sermaye verdi, dul ve zengin Hadice;
Şam yolunda ticaret, gidiş geliş.... Netice:
Büyük kâr... Hadice’nin fakat muradı başka;
Büyük kadın tutulmuş büyük ve ulvî aşka...
Gördüğü sadık rüya diyor ki, kendisine,
Zevce olacak, İki Cihan Efendisine...

Esselam, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 42 - Büyük Doğu 17. Baskı 2015)Esselam, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 42 - Büyük Doğu 17. Baskı 2015)

Taoizmin kurucusu, Çinli filozof, yaşlı filozof olarak da bilinen Lao Tzu dan bir öykü:

Efendim köyde yaşlı, çok fakir bir adam varmış. Ama kral bile onu kıskanırmış. Çünkü dillere destan bir beyaz atı varmış. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. İhtiyar demiş ki:
– Bu at, sadece bir at değil bir dost benim için. İnsan dostunu satar mı?
Dermiş. Bir sabah bakmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış:
– Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın.
İhtiyar demiş ki:
– Karar vermek için acele etmeyin, sadece ‘At kayıp’ deyin. Çünkü gerçek olan sadece bu, ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi. yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç, arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, kendi kendine dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler.
– İhtiyar, sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün oldu.
İhtiyar demiş ki:
– Karar vermek için gene acele ediyorsunuz. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu, ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç, birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında fikir yürütebilir misiniz?
Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemiş açıktan ama içlerinden bu herif sahiden gerzek diye geçirmişler.
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara demişler ki:
– Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın demişler.
İhtiyar cevap vermiş:
– Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz. O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu… Ötesi sizin verdiğiniz karar…
Ama acaba ne kadar doğru… Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir neler olacağı size asla bildirilmez…
Birkaç hafta sonra, düşmanlar çok büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler:
– Gene haklı olduğun kanıtlandı. Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…
İhtiyar:
– Siz erken karar vermeye devam edin. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Tanrı biliyor.

Lao Tzu, etrafına anlattığında öyküsünü şu nasihatle tamamlarmış:
“Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halindeyken insan huzursuz olur. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz. Karar vermek, bilgelik gerektirir, unutmayın…”

ZEYNEP ŞAŞKAN, bir alıntı ekledi.
03 Kas 08:44 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: akıllı insan, kendini sorgulayan ve ölüm ötesi için çalışandır. Aciz insan ise, nefsini çirkin arzularına uyduran ve Allah'tan olmayacak şeyler ummandır. Tirmizi Kıyamet 25

Riyazü's Salihin 1.Cilt, İmam NeveviRiyazü's Salihin 1.Cilt, İmam Nevevi
Yelda Ergin Öztürk, Kelebekler ve İnsanlar'ı inceledi.
02 Kas 20:42 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

Merhaba kitapkurdu dostlarım #Ekim ayı okumalarımı bana göre MUHTEŞEM olan #ÜstünDökmen 'in #Kelebeklerveİnsanlar romanı ile noktalamış bulunuyorum.
Aslında bir romandan çok ötesi. Psikolojik tahlillerin, yer yer aforizmaların, üzerinde yaşadığımız yeryüzünde canlı varlıklardan olan Kelebek ve İnsan türünün harmanlanıp, olay ve kurguların aynı zamanda diliminde birbiri ile her iki tarafın birbirinden habersiz bir şekilde aktarıldığı romansı bir anlatım düşünün. Okurken, hem hüzünlenip hem düşündüren, İNSAN olmamızı sorgulatan ve bu arada kelebekler ve gökbilimi hakkında da birçok şey öğrendiğim kaynak bir kitap.Teşhis ve intak sanatının kullanılmasıyla daha dinamik hale gelmiş,

Peter Bornemann, bir alıntı ekledi.
02 Kas 16:32 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

İnsan, kainatın en güzel­ yaratığıdır ve insan vücuduna sadece sevgi ve özgürlükle yaklaşmak zorunludur; bunun ötesi cinayet oluyor.

Yürüyüş, Yalçın Küçük (Sayfa 127 - Akış Yayıncılık)Yürüyüş, Yalçın Küçük (Sayfa 127 - Akış Yayıncılık)
Nishtiman, Sen On Yedi Yaşımsın'ı inceledi.
 30 Eki 04:06 · Kitabı yarım bıraktı · 1/10 puan

EDEBİYATTA GARABETÇİLER AKIMI VOL: 3

Efenim hepimiz tedrisatından geçmek zorunda kaldığımız '' Milli Yontma ve Tek tipleştirme Bakanlığı '' nın lisede bize ezberlettiği bilgi sayesinde Beş Hececiler, Yedi Meşaleciler ve Garipçiler gibi akımları biliriz. Bu ezberden esinlenerek isimlendirmesini yaptığım edebiyattaki bu tatsız, tuzsuz, ağdalı dilli yeni akıma '' EDEBİYATTA GARABETÇİLER AKIMI '' adını veriyorum. Varsa aramızda bir gönüllü, bu nurtopu! gibi akımımızın kulağına ezan ile beraber adını okuyuversin bir zahmet.

Geçen hafta ergenliğini henüz atlatamamış kardeşimin hormonlarına yenilip, bir de çok satanlar rafında bulunmasına kanarak bu kitabı eve getirmesine borçluyum bu incelememi. Şu kadarını söyleyeyim; bu kitaba para vereceğinize, o parayı sokakta gezen sahtekar olduğunu bildiğiniz bir dilenciye bile verseniz daha az günaha girmiş olursunuz kanımca. Zira bunun kadar boş ve anlamsız bir şeyi edebiyat diye piyasaya sürmenin vebali ile çok az günah yarışır kanaatindeyim. Düşünsenize bir ağaç olduğunuzu. Nazım'ın da dediği gibi '' Yaşamak Bir Ağaç Gibi Tek ve Hür ve Bir Orman Gibi Kardeşçesine '' deki yaşama sahipsiniz. Hayatın, canlılığın devamının en büyük sigortasısınız. Sonra bir gün gelip sizi kesiyorlar ve hamurunuzdan yaptıkları kağıtlara bu tür garabetler yazıyorlar. Yemin ederim o ağacın dram filmi çekilse imdb'nin ilk 10 puanını alır. Tüm zamanların en iyi dram filmi olur, oscarları tek tek değil kilo ile alır. Zira insanlık tarihinde filmi çekilecek böyle trajedilere çok nadiren rastlanır.

Aslında ülkede yeterince sanat eleştirmeni olmamasının bir sonucu bunlar. Diyeceksiniz ki ülkede var olan hangi şeyi mahkeme korkusu olmadan, ifade özgürlüğü ile eleştirebiliyoruz ki bunu da eleştirebilelim! Haklısınız. Zaten amaç da bu. Eleştirel düşüncenin olmadığı yerde tek tipleşme bir karakter halini alır. Ne dedik adı eğitim bakanlığı olan ama işi tek tipleştirmek olan bakanlığın adına:'' Milli Yontma ve Tek tipleştirme Bakanlığı! '' Ha bana sorarsanız bırakın sanat eleştirmenini ülkede sanat ve hatta kültür bile yok. Çünkü ülkecek bunlar bizim önceliğimiz değil. Biz zannediyoruz ki sanat; o tapınırcasına peşinden koştuğumuz temel ihtiyaçlarımızı! ele geçirdikten sonra uğraşacağımız bir şey. Halbuki olay aslında bunun tam tersi. Gerçek sanata, edebiyata, müziğe, ahlaka, resme, şiire yeterli ilgiyi ve desteği vermeyişimizden kaynaklı bütün yoksulluğumuz. Gerçek sorunu tespit edip bunu çözemediğimizden sebep de yıllardan beri hep aynı sorunların içinde debelenip duruyoruz. Her konuda güdük kalmış şark trajedisi tandanslı iç güdülerimiz edebiyatımızı da es geçmiyor maalesef... Ne kadar duygusallık, ağdalı dil, ağlak ifadeler o kadar beğeni, ne kadar beğeni o kadar baskı potansiyeli zihniyeti ile piyasaya sürülmüş kitapların edebiyatta, dolayısıyla günlük dilimizde, oradan da toplumsal karakterimizde açtığı gedikleri şimdi başlayıp tamir edelim desek, herhalde yaraları sarmamız en az iki üç neslimizi alır. Ülkede her kademede mevcut olan erk sorunu maalesef edebiyatımızda da var. Çoğu kitapçı da bu kodamanların istediği alandan dışarı çıkamadığı için bu tamir işini daha uzun yıllar da yapamayacağız gibi...

Yeni evli facebook duvarlarında " Sen kapanmayan yaramdın. Ve ben bu yaraya ilaç niyetine seni yazdım." ayarında kitap yazmak hiçbirimizin aklına gelmemişti doğrusu! Dahice! ( Bu alıntının bu kitaptan olmadığını belirteyim. Her evlenenin duvarında 1234789 defa görmekten bıktığım için özellikle bunu yazmak istedim. Ama yine aynı yazara ait başka bir kitaptanmış öğrendiğime göre ) Diyeceğim ki kendisi Hüsnü'nün Hüsniye'ye yazdığı mikemmel şiirden feyz alıp bunu yazmış ama Kemal Sunal hayranlığı bir insana bu derece korkunç bir şey yaptırmaz diye düşünüyorum. Merak edenler için söz konusu şiir:

" Suya attım bir taş
Çıkardı bir ses faş faş
Birisi kafama vurunca
Gözümden geliyor yaş

Hüsniye Hüsniye
Beni döndürdün deliye
İstersen sor beni Veliye
Diyecek ki Hüsnü 12'de binecek gemiye"

Bu karşılaştırmayı yapmak istemezdim. Kemal Sunal'a çok ayıp ettim. Şuan bu cümlelerimi bir yerlerden okuyorsan şayet affet abim. Biliyorum ki sen, bu samimi ve zorlama olmayan şiirinle bu garabetlerin yanında bir Özdemir Asaf, Ümit Yaşar Oğuzcan, Turgut Uyar, Mehmet Akif, hatta ve hatta iki gözümün çiçeği Ahmed Arif gibi kalıyorsun. Ama kıyas için bir unsur gerekiyordu. Filmi de sıcağı sıcağına izlemişken iliştiriverdim incelemeye. Tekrar tekrar af diliyorum senden :)


Sosyal Medya çöplüğü yüzünden her gün bir yenisi çıkan bu ve ekürisi olan diğer garabet akımı ürünlerinden bıktım. Her gün profillerinde bu kezbanca sözleri; kocişkoları, kankitişkoları, yavrutişkolorı, kaynanatişkolarının fotoğrafı ve 4789 tane etiket ile 334775 kere paylaşan ve insanda böğrüne pıçak saplama isteği uyandıran, edebiyat, şiir ve okumaya dair bilgileri "facebook zaman tüneli kapağı ve instagram etiketi "nden öteye geçememiş insanlardan da bıktım. Sizin yüzünüzden dert sahibi oldum. Sabahın sekizinde işe gideceğim ama bu saat olmuş şu içimdekileri yeterince dökemedim hissi yüzünden hala uyuyamadım zalımlar. Sadece bu günahınızın vebalinin altından bile kalkamazsınız, bak lütfen bırakın bu işleri. Yurdum insanının temel sorunlarından biri de bu; neyi seviyorsa o konuda yetenekli olduğuna inanma sendromu! Bakın bu hayatta yazmak kadar çok az şey beni mutlu edebilir. Ama o yeteneğe ve olgunluğa sahip olmadığımı düşünmemden uzak duruyorum. Ne demiş bilge: '' İnsan yazmayı seçmez, yazmak insanı seçer. '' Film izlemeyi seviyorsunuz diye başımıza yönetmen kesilip Özcan Deniz olmaya çalışmayın. Şiir seviyorsunuz diye '' sevmek sevmekse eğer, sevmek sevmemektir '' ayarında osur osur ipe diz ayarında cümlelerle başımıza - şair demeye dilim varmıyor - Ahmet Batman kesilmeyin. Bayık bayık, efil efil sir ağda kokmuş cümlelerle Miraç Çağrı olmayıverin. Bırakınız bizden eksik kalsın o muhteşem ötesi sanat anlayışınız!

Bu ülkede her şey ama her şey olabilirsiniz ama asla rezil olmazsınızın bir başka açıdan ispatını görmek isteyenler hariç hiçbir annenin evladına tavsiye etmem. Ne kitabı ne de yazarını.

Let the linç begin :/

Rogojin, Sonsuzluğa Uzanan Nefes'i inceledi.
26 Eki 22:53 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Ölümle, ölüm ötesiyle ilgilenen birisi olarak bu konuda zamanında çok kitap okudum, ve ara sıra okumaya da devam ediyorum. Darre'ın kitabının bu konuda yazılan kitaplar arasında iyi bir örnek olduğunu söyleyebilirim, ancak bütün yeni çağ tarzı kitaplarda görülen abartı burada da var gibi. Yazarın medyum olarak deneyimleri, ölülerle konuşabilme yeteneğinin napolyon ya da jean d'arc gibi kişilere uzanması onu popüler yapsa bile inandırıcılığını da zedeliyor. Akaşa yayınlarındaki bir çok kitaba benzeyen bir havaya bürünüyor kitap o zaman, yani yeni bir inancın yayılması için değişik masallar, hikâyeler, mitler yaratan ve anlatan bir başka kitap gibi. Bu tür kitapların en önemli özelliklerinden birisi, her birisinin aslında bir çeşit fantastik roman özelliği taşıyor olması. Bambaşka bir mekân algısıyla bize bambaşka gerçekler anlatan bu tür kitaplardan etkilene de biliriz... ancak burada benim dikkatimi çeken bir nokta, Darre'ın kitabının Bedri Ruhselman'ın 54 sene noterde bekletilerek 2013 yılında yayımlanan İlah Nizam ve Kâinat kitabındaki bir çok bilgiye paralel şeyler söylemesi de oldu. Spiritüalist dünyada İNK hiç de yabana atılamayacak bir üne sahip, ilginç bir çalışma. Şu anda NASA'nın sözünü ettiği yeni "misafir" gezegene de son kırk elli sayfasında yer verdiği düşünülürse, Ruhselman'ın ilginç şeylerden söz ettiğini düşünebiliriz. Darre ve Ruhselman arasındaki paralellikler ise farklı kelimelerle de olsa aynı şeylerden söz etmelerinde görülebiliyor: insan bedeni önceden perispiri adı verilen ama İNK'de varlık kelimesiyle ifade edilen çok ince madde bileşimlerden oluşan enerji bedeninin kontrolünde kullanılan bir çeşit manto görevi görüyor. Ölümden sonra bu enerji bedeni serbest kalıyor, vücut toprağa dönüyor, enerji bedeni ise insanın imajinasyon gücünün %100 serbest kalması sonucu hayal edebildiklerinin gerçek oalrak algılandığı mekânlar yaratarak hayatta kalıyor. Bu kısımlar çok karışık:enerji bedenleri ruhların kendisi değil. Onlar da bu madde aleminde var olabilmek için ruhların kullandığı bir vasat. Buna inanırız, inanmayız, çok da sorun değil, evrendeki yasaların dünyadaki işleyişleri bu yasalarla ilgili bizim kültürel, bilimsel bakış ve bilgilerimizden bağımsız olarak işliyor. Bizler eksik bilgilerle yaşasak bile yasalara tabiyiz ve ister bilelim ister bilmeyelim yasaların önümüze getirdiği sonuçlarla ve sebeplerle yaşamak zorunda kalıyoruz... doğuyoruz..ölüyoruz..doğuyoruz..ölüyoruz..ve sonra tekrar doğuyoruz.. tekrar ölüyoruz. Hangisi doğru ama? Bu kitapların anlattıkları mı, dinlerin, dinimizin bize söylediği mi, yoksa bütün bunların hepsi zamanla, bilgi birikimiyle sınırlanmış kültürel şartlanmalar mı? Bu kitapta inandırıcılık çizgisini ihlâl eden örnekler var, bu açıdan bana masal gibi geldiler bu anlatılanlar, öte yandan ikna edici ve samimi genel bilgiler var ölüm ötesi ile ilgili, onları da ilgiyle okudum.