Gülcan Saygılı, bir alıntı ekledi.
15 Mar 14:52 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Seninle, yüzyılların hayvan ötesi tutukluğuna ve donan insan düşüncesine bir can, bir haysiyet verebiliriz gibime geliyor. Yalansız, riyasız, çıkarsız bir haysiyet."

Leylim Leylim, Ahmed Arif (Sayfa 69)Leylim Leylim, Ahmed Arif (Sayfa 69)
Ferda Doğan, Denemeler'i inceledi.
10 Mar 01:07 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Montaigne denemeleri yazmak için yaşamıştır bir nevi. Okuduklarından, serüvenlerinden tuttukları notlar üzredir.
Bunu "to do is to be" felsefesinin temellerini atar nitelikte olan (ne kadar bilinçli, orası tartışmaya açıktır) şu sözü ile ifade eder.
" Ben kitabımı yaptığım kadar da kitabım beni yaptı." /Montaigne

~~~~~~~~~~~~~~~~

Felsefe tarihinin vazgeçilmez anahtarı "Gnothi Seauton" üzerine kuruludur.
Sokrates'ten pek etkilenmiş olacak ki 'kendini tanı' ile birlikte, Sokratın bilmek bağlamında ifade ettiği, kuşku ile paklanmaya çalışılan ve benim desteklemediğim "Que Saıs-Je?" fikrini de benimsemiştir.
Aslında buradan Nietzsche'nin 'yapmak, olmaktır' idesini yalnız kişisel bir yargı olarak ele almış olduğu anlaşılıyor.

~~~~~~~~~~~~~~~~

Şeyh Galip'ten çok sevdiğim hoş bir mısrayı da paylaşmıştı, kendisinden etkilenmemin sebebi olan mısra.

" Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen..."
Alemin özüsün..


Bu konuya başka bir sayfada tekrar değinmişti;

" Kendimiz sandığımızdan çok daha zenginiz; ama bizi oradan, buradan alarak, dilenerek yaşamaya alıştırmışlar: kendimizden çok başkalarından faydalanmaya zorlamışlar bizi."

Bu konuda hem fikiriz onunla ^^

~~~~~~~~~~~~~~~~

"Her insanda bütün insan halleri vardır." cümlesi de altını çizip üzerinde düşündüklerimden.
Olasılıkların sonsuzluğundan dem vurduğu kanaatindeyim.

~~~~~~~~~~~~~~~~

Özellikle sizinle paylaşmak istediğim bir kesiti sunayım..

"İnsanın güçsüzlüğü; iki kule arasına; üstünde rahatça gezilebilecek kalınlıkta bir direk uzatsalar, hiç bir felsefi olgunluk ne kadar sarsılmaz olursa olsun bize orada yerde yürür gibi yürümek cesareti veremez." (sf 43)

Yaşamın kuvvetin ta kendisi olduğunun bilincine varmış her insan yaşama sıkı sıkıya tutunmuştur. İlk bakışta bu kişilerin ölümden en çok korkan kimseler olduğu fikrine ulaşılacak olunursa şunu açıklamak isterim ki; yaşama tutunmuş, psikolojik çöküşten uzak insan yaşamı en doğru şekilde yaşamayı başarır, başarmaya çalışmıştır. Ölümün korkutamayacağı gerçek insanlar bunlardır. Fakat ölüm deneyimlenemez olduğu için elbette ürkütücüdür. Burada "ölmekten herkes korkar" gibi düz bir mantığı esas aldığı fikrinde değilim. Yaşamın çekiciliğine yer vermiştir.

~~~~~~~~~~~~~~~~

-insan tabiatı-

"Minister vetuli, puer, Falerni,
İngere mi calices amoriores."

"Kadehime eski Falernum şarabı döken çocuk,
Daha acısından getir bana." (sf 41)
/Catullus

Burada Cioran'ın 'Tanrı acıdır.' gibi olan bir ifadesi aklıma gelmişti akabinde Schopenhauer'in "Bilge mutluluğu hedeflemez, acısızlığı hedefler" sözü.
"Tanrıyı biliyor olsaydık inanmak zorunda kalırmıydık?" şeklinde bir soru sormuştu bir arkadaş... Tanrı insanın tek başınalığıdır ve insan hep kaçmak ister kendinden.
Dünyadaki en güçlü kişi, yalnız duran o kişidir. Tanrı ve insan birbirinin hatasıdır.
Şimdi toparlayalım;
İnsan büyük bir şevkle çağırdığı acıyı def etmek isteyecektir.
Ve,
Acı gereklidir ama sürekli olmaması gerekir.
Onun bir şekilde ölmesi yahut dönüşmesi...

~~~~~~~~~~~~~~~~

Bir devlet için vaz geçilmez olan şey nedir? Toplum.
Bu konu üzerinde çok beğendiğim bir tespitte bulunmuş,

"Toplum
Akıllı bir insanın, hayatını düşüncesiz bir sürünün oyuna bırakması akıl kârı mıdır?"

Toplumları ben de istemem, sürü olanları.
Fakat aynı istenç ereği ile bir araya gelmiş insan topluluğuna edecek lafım yoktur.

~~~~~~~~~~~~~~~~

Fikrine katılmadığım bölümlerden birisi;

"Tanrılar üstüne
En az bildiğimiz şey tanrılaşmaya en müsait olandır."

Burada insanların kendilerini tanrılaştırması eyleminin yanlışlığını ifade etmek istiyor. Ve, tini bilinmeyen bir hayvan daha müsaittir tanrı kılınmaya insandan, şeklinde devam ediyor.

Diğer varlıklardan farklı olarak insan da, özden önce varlık geldiği için ne olacağını, (maymundan daha mı aşağı olacak, üstinsan mı olacak) kendisi belirlediği için, kendisini şekillendirebildiği için tanrılaşmaya en uygunu insandır aslında.
Zaten bir insanın kendisini, başka insanları anlaması mümkün değildir.
"İnsan anlaşılabilecek kadar basit olsaydı, bu kez de insanlar onu anlamayacak kadar aptal olurdu."

~~~~~~~~~~~~~~~~~

Beğendiğim kısımlardan birisi;

"Vermede nasıl bir üstün olma niteliği varsa, almada da bir boyun eğme niteliği vardır."

Bir Osmanlı Padişahının sözünü anımsatıyor;
"Yardım almaya alışanlar emir almaya da alışır." /IV. Murad

"İn me omnis spes est mihi."
"Bütün umudum kendimde." /Terentius

~~~~~~~~~~~~~~~~~~

"Kendine Acındırmak
Kendini yok yere acındıran, gerçekten dertli olduğunda acınmamayı hak eder."

Çok iyi..

~~~~~~~~~~~~~~~~~~

"Derler ki bilge yaşayabildiği kadar değil, yaşaması gerektiği kadar yaşar."

Ölüm üzerine Seneca'dan muazzam bir şiir paylaşmış eserinde, ben de paylaşacağım.

Ölüm
Ubique mors est : optime hoc cavit Deus ;
Eripere vitam nemo non homini potest ;
At nemo mortem : mille ad hanc aditus patent.


Her yerde ölüm var, Tanrı bol bol veriyor onu ;
Herkes herkesin hayatını alabilir, ama ölümü
Alınamaz kimseden: Binlerce kapısı var ölümün.

~~~~~~~~~~~~~~~~

Sosyal, toplumsal, törel konularda ustaca tespitlerde bulunmuş kendisini tamamlayan bir kitap yayınlamış olan Montaigne'nin her ne kadar metafiziki görüşlerinin bir çoğuna katılmasam da 16. yy'da yaşamış olmasını göz ardı etmeyerek çağ ötesi kişilerden birisi olduğunu itiraf edebilirim.

~~~~~~~~~~~~~~~~

Lezzetli vakitler geçirmeme olanak sağladığı için Montaigne'e teşekkürler..
Güzel okumalar..

...