1000Kitap Logosu
Resim
Sevdiğini kaybedince insanın yüreğinde kırk mum yanarmış. Sonra her geçen günde mumlardan biri sönermiş. En sonunda geriye bir mum kalırmış. O tek mum yaşam boyu sönmezmiş, insan ölünceye dek içinde yanarmış. İnsan sevdiklerini yitire yitire yaşar; yıllar geçtikçe yanan ve sönen mumlar birbirine karışır... Öyle ki gönlünde hangi mum kimin için yanıyor bilemezsin; mumun alevinde sevdiğinin kimliğini göremezsin, yalnız belli belirsiz bir acının dumanı titreşir... Zaman geçtikçe acı uslanır, akıllanır, bilgeleşir hüzne dönüşür, yara kapanmıştır ama inceden inceye sızlar...
ŞULE'YLE KONUŞMALAR yaşam sevinci sabunla köpürtülmüş bir gökdelenden taşıyor bu infazı tanıyorum, bu, gökyüzü boyunca demirlenmiş suni direnişlerin ortasında alev alan zencinin gırtlağını andırıyor ağaca bıçaklanmış elmayla asılan porselen boynu betona çakılan, betonun rengine dağılan, adımların yüzeyinde öylece kuruyan sevecen hisleri sahipsiz soluyor olay yeri inceleme. gülüşünü bulamıyorlar onun elleri fıstıklı soya sosuna batırılmış balık fümenin kılçığını okşuyor ensesinden sökülmüş kederli bir ayı çıkartıyorlar şiirlerini dergilerde gizliyor, fuayelere takım elbiselerle giriyor herkes yüksek sesle dövülmüş son çığlığını hoparlörden canlı dinliyor onları tanıyorum. dayanamadıkları kalp ağrılarını iniltilerle bastırıyorlar trafikte sol şeritteki bacaktan bir ısırık daha alıyor donuk gözleri metro raylarının önünde saygı duruşuyla her sabah diş etlerinin arasındaki poğaçanın dereotunu temizliyorlar kan merdivenlerden uçmaya devam ediyor yerçekiminin paralel hizasındaki umut çizgisiyle sanki, tüm sokak çocuklarını alıp, annelerini barlarda yitirmiş tüm yarım çocuklukları alıp, o huzmeyi içine çekiyor nefesi ikiye ayrılıyor- bedeninin yarısı solucanlı toprak diğerineyse dayansın diye iğne batırılıyor orada kesilen başlar var. orada dirilen tek tek ölüler etleri küvete yedirmiş sunak tanrısının erekteliği orada üst kata yükselen laga lugalar, memnuniyetsiz rüyalar bardaklar sıçrayan dudak kıvırmalara arkasından dolanarak talihin tufana ilerleyen kaynamış cesetler bir kız başı, cebinden sadece beş kuruş çıkıyor testereyle fırçalanan eğik dişlerini yutarak bir diş kalıyor geride, yapayalnız bir peri dişi baktım, baş aşağı yere çakılmış o kız yeniden işaret tabelasından farksız, atmayan nabzını heyecanla gelip geçene gösteriyor ağaçlar özgürlük istedikleri için bizleri astılar diyor ağaçlar yürüyen ince belli ipleri ne çok seviyor Neslihan Yalman #şuleçet #neslihanyalman
331 syf.
Kitabı yeni bitirdim. Bitirir bitirmez elim yorum yazmaya gitti. Kitabı okurken keşke biriyle birlikte ortak okuma yapsaydım diye defalarca düşündüm. O kadar çok üzerine konuşulacak, düşünülecek, tartışılacak yanı var ki kitabın hayran kalmamak elde değil. Bir anda normal bir yaşantı sürerken aniden kör olduğunuzu düşünün. Yaşam o noktada bilinmez bir hâl alıyor. Neden kör olduğunu, bundan sonra ne olacağını, tekrar görüp göremeyeceğini bilmiyorsun. Yaşam devam ediyor ama karanlıktasın, yönünü bulamıyorsun. Körlük tek kişiyle sınırlı kalmıyor üstelik. Kentte bir salgın hâline geliyor. Hâl böyle olunca kendilerini bir akıl hastanesinde bir sürü körle birlikte bir yaşam sürdürmeye çalışırken buluyorlar. Buradaki hayatları önceki hayatları gibi değil tabii ki. Yemek sıkıntısı, su sıkıntısı, hijyen sıkıntısı vs bir sürü sorunla karşı karşıya kalıyorlar. Bu koşullar içlerinden bazılarının kötülüklerini ön plana çıkarırken bazıları ise bir hayalet konumunda yaşamını devam ettirme ve bitirme noktasında kalıyor. Mutlaka okunması gereken kitaplardan birisi. Okuyun, okutun! SPOİLER İÇERİR! Daha önce hiçbir yorumuma spoiler içerecek şeyler yazmamıştım ama dedim ya biriyle okuyamadığım için konuşacak birini de bulamadım. Dolayısıyla buraya yazacağım içimde kalanları. Tek kör olmayanın doktorun karısı olması, böyle bir fedakarlıkta bulunması, soğukkanlılığını her koşulda koruyabilmesi beni çok etkiledi. Erkeklerin koşullar ne olursa olsun uçkur peşinde koşup cinsellik aramaları, bu arayışı tecavüz boyutuna getirmeleri, kadınları mal olarak görmeleri hatta ve hatta bu uğurda bir kadının hayata gözlerini yummuş olması hiç şüphesiz kitabın en etkileyici yeriydi. Boğazımda bir yumru ile okudum o kısımları. İnsanların her koşulda içlerindeki kötülüğü dışa vurabileceklerinin çok net örneklerini içeriyor kitap. Gördükten sonra hayatlarının nasıl devam ettiğini ise çok fazla merak ediyorum. Hiçbir şey aynı değil, dünya değişti, kendileri değişti, bir sürü insan öldü hayat bu noktada nasıl devam edecek bilemiyorum. Görmek kitabını okumak için sabırsızlanıyorum.
Körlük
8.6/10 · 76,4bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
Kişi korku kültüründe kaldığı sürece bir hapishaneden başka bir hapishaneye sürüklenir. Ama gelişim odaklı değerler kültüründe yolculuğa devam ederken artık orası hapishane olmaktan çıkar ve bu, yaşamın dinamikleri, kendini keşfetme yolculuğuna dönüşür. Belki bunu dışarıdan kimse bilmez ama bu yolculuğun müthiş bir macera olduğunun o kişinin kendisi, içindeki savaşçı farkındadır.
Sayfa 142 - Türkçe• Türkiye • Kronik Kitap Yayınları
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.