• 77 syf.
    Mirko çocukken aptal olarak görüldüğunden babası tarafından rahibin yanına çalışması için verilir yine çalıştığı birgün babası rahible satranç oynamaktadır babasının işi çıkınca rahip onunla oynamaya başlar hiç bilmemesine rağmen yaptığı hamlelerden ötürü rahip onun bir satranç dehası olduğuna inanır ve türlü yarışmalara girerek o aptallığı ile bilinen çocuk ilerde dünya satranç şampiyonası olur gemide olduğu birgün oldukça zengin olan Mc connor gemide ki diğer insanlarla beraber para karşılığı mirko ile oynamak ister.Oyuna başlarlar ve araya giren sürekli müdahalelerde bulunan Dr Bee'nin kitabın ana fikrini veren yaşam öyküsü girer burada araya.
    Dr.Bee Viyana'da avukatlık yapmaktadır aynı zamanda Viyana'daki kraliyet ailesinin gizli evraklarıni tuttuğu zannedilir Adolf Hitler'in viyanayı alması üzerine gestapolar tarafından öldürülmesi gerekirken aksine içinde hiçlik olan; yalnızca bir yatak bir havlu küçük bı parmaklıkli penceresi olan ; bir odaya hapsedilir zira okumuş bı insana verilebilecek en büyük cezanın yalnızlık olduğunu düşünürler oldukça da doğrudur..
    Arada sorgu için çıkarılan Dr bee çıkarıldığı birgün gizlice ne olduğunu bilmediği bı kitap çalar ama kitap onu hayal kırıklığına uğratır ne bir şiir kitabı ne de bir romandır çaldığı şey bir satranç albümüdür.Album sayesinde satranç oynamayı öğrenir ve iki kişilik oluşturur zihninde kafasında kurduğu satranç duzenegiyle kendi kendine satranç oynamaya başlar ta ki hicbisey bilmediği anlaşılınca bir yılın sonunda serbest bırakılıncaya kadar..
    Gemide yaptığı hamlelerle herkesi şaşırtmış dünya şampiyonası Mirko bile durup düşünmek zorunda kalmış oldukça zorlanmıstir zira karşısındaki kişi onun yapacağı hamleleri önceden tahmin edebilecek kadar ustalaşmış olsa da; bir yıl boyunca sadece satranç düşünüp kafasında kendi kendine satranç oynamaktan aslında bir nevi delirmiştir..
    Kitabın uzun bir özetini yazdım iki yıl önce okumuş olmama rağmen etkisinden cikamadigim bir zweig eseri:)Herkese okumasını şiddetle tavsiye ederim:)
  • 224 syf.
    ·Beğendi·10/10
    "İnsanlara merhamet etmeyene allah merhamet etmez."
     (hz. Muhammed, sallallahu aleyhi vessellem)

    Merhaba:) Bu Kıymetli Kitabı o kadar beğendim ki...Kemal Hoca şiirleri köşe yazıları gibi yine kalemini konuşturmuş bu eserinde. Okurken nerdeyse altını çizmedigim cümle kalmadı ve üzerinde oldukça düşündüm kendilerine teşekkür etmeyi borç bilirim.

    Düşündüğüm zaman rahmet'ten tureyen, 'korumak, kollamak' gudusunu cagristiran, insani duygularin en yucelerinden ama, asina bozuna cekile cekile canina okunmus iyi niyetlerden biri olarak görüyorum bu duyguyu. yazik edilmistir kendilerine dogrusu..Her insana lazımdır.
    Bir gün kendisinin de ihtiyacı olur diye değil; kendine "ben insanım" diyebilmek için.
    utanmadan..
    acımakla karıştırılandır aynı zamanda. merhamette kişi kendisi söz konusu olay veya kişi ile ilişkindirir ve o yüzden merhamet ılıktır. merhamet sızlar,için için .....
    acımak ise soğuktur, kişi acıdığı kişiye bakar ve söz konusu olayın kendi başına gelmemesi ve hatta söz konusu olayın varlığını unutmak için olayı veya kişiyi geçiştirmeye çalışır.

    merhamet kimi zaman sessizdir, kişiseldir, içinizde yaşarsınız. karşınızdakinin haberi bile olmaz. acımak ise bağırır, bakışlarınızda sözlerinizde. karşınızdaki insan bilir sizin o olayla ilgisiz olduğunuz için üstün olduğunu. acımak üstünlük kurmaktır.

    Merhamet... İnsanlara merhameti öğretmek, insandaki kötülük iktidarını döve döve pekiştirmek yerine; hohlaya hohlaya yumuşatmak. Merhamet... Hava gibi, su gibi muhtaç olduğumuz iksir. Baş aşağı bir cemiyeti, baş yukarı edecek bir kudret."
    - üstad Necip Fazıl, Reis Bey

    Adalet, merhamet ve emniyet; insanın vazgeçilmez arayışları arasındadır hiç şüphesiz. Bu üçünden biri bile eksik olsa mekan da zaman da huzursuz olur, yaşam huzursuz bir döngüye hapsolur. Bir şehirde, bir evde yahut iş yerinde bile insan bu üçlüyü görmek, yaşamak ve sık sık tatmak ister. Eksiklik, yeni arayışları, dolayısıyla yer değiştirmeyi, bu da türlü sıkıntıları beraberinde getirir. Esasında adalet de emniyet de kökünü merhamette bulur. Merhametin olmadığı yerde adaletten ve emniyetten söz etmek mümkün olamaz. Merhamet insanın hem görmesi hem de göstermesi gereken, ruhun temel ihtiyaçlarından biridir. Uzun süre bu ihtiyaç giderilmediğinde vicdansızlıkla beraber insanî hasletlerin kaybolmasına sebebiyet verecek türlü duygular meydana çıkar. Merhamet duygusunu erken edinenle geç edinen arasında türlü farklılıklar vardır, bilhassa çocuklara çok erken dönemde aşılanması gereken fakat dengesinin de iyi biçimde korunması gereken bir duygudur. 

    Şüphesiz merhamet 'daha da insan' yapar insanı. Stefan Zweig, Merhamet adlı kitabında iki çeşit merhametten söz eder. "Zayıf, duygusal olanı, bir yabancının ıstırabı karşısında kalbin duyduğu üzücü sarsıntıdan bir ân önce kurtulmak için gösterdiği sabırsızlıktır. Böyle bir merhamet acıyı paylaşmaz, ruhun yabancı bir acıya karşı kendini savunma içgüdüsüdür sadece. Asıl değerli olanı, duygusallıktan uzak, ama, yaratıcı merhamettir; ne istediğini bilir, sabırla acıyı paylaşarak, gücünün son damlasına kadar, hatta gücünün de ötesinde her şeye katlanmaya kararlıdır." der. Aslında merhamet varsa, katlanmaktan söz etmek pek mümkün değildir çünkü merhamet öteki'yi anlamayı kolaylaştırır. Dünyadaki her şey anlamak, anlatmak ve anlaşmak üçgeniyle değer kazanır. Anlamadan anlatmak, anlatmadan da anlaşmak mümkün değildir. Merhamet bu köprünün kurulmasında temel harçtır. Schopenhauer'a göre ahlak'ın temeli olan merhametin tanımlamasını bana kalırsa en iyi yapan isim Thomas Wolfe'tur: "Merhamet, öteki hislerin hepsinden daha fazla, sonradan elde edilmiş bir histir. Çocukta merhamet yoktur. Merhamet, insanın hafızasının, tecrübelerinin meyvesi, hayat acıları ve talihsizliklerinin ürünüdür."
    Kemal hoca bu kitabı babası Nuri Sayar'a ithaf etmiş ve bu sebeple dört bölümden oluşan kitabın bölümlerden evvelki kısmını Babam İçin" diyerek ayırmış. Bu bölüm acının taze olduğu zamanlarda yazılmış. Özellikle şu satırlar okuyucunun dimağını çözecek ağırlıkta: "Babalarımızın ölümü biraz da bizim ölümümüzdür. Hayat şu an bana çok boş ve beyhude görünüyor. Şu an her şeyimi babamla geçirilecek fazladan bir zaman için bağışlayabilirdim. Demek ki, maddî olan manevî olanı satın alamıyor. Demek ki, hayatın özünü maddî olanla değiş tokuş edilemeyen değerler oluşturuyor."

    Kitabın ilk bölümünde kalbin sebepleri irdeleniyor. Güzellik, hayal, gerçek, bellek, hayret, ümit, iyimserlik, acımak, bağışlamak, sessizlik, merhamet gibi konular; toplumun dertleriyle beraber hem tahlil ediliyor hem de çözüm önerileri sunuluyor: "Giderek hızlanan dünyada dinlemek sanatı kayboluyor. Başkasını işitmek yeteneği köreliyor. Dosta varmak, dost için orada olmak erdemi kayıplara karışıyor. İnsanların ihtiyaçlarını, onların hikâyelerini dinlemeden bilemeyiz. Bir insana kulak kesilmeden, onun da saygın bir varlığı olduğunu, yaşadıklarının sahiciliğini, öyküsünün yürek yakıcılığını keşfedemeyiz."

    İkinci bölümde aşklar ve melekler Kemal Sayar Hoca tarafından yorumlanıyor. Günümüzde bedene indirgenen, ruhun varlığını hiçe sayan modern aşk ve modern âşıklar, şüphesiz aşkın kadrini kıymetini de yok ediyor. Aşk gibi kudretli ve kutsal olan bir duygu; hızın, teknolojinin, gürültünün karşısında eriyor. "Aşk yaralar. Ama asıl olan, büyük şair gibi, 'aşk derdiyle hoşem / el çek ilacımdan tabip' diyebilmektir. Bu yaranın merhemi tabiplerde değildir. Ancak aşk, aşkı iyileştirebilir" diyor aynı zamanda bir doktor olan Kemal Hocam.

    Bir hıçkırık, denmiş üçüncü bölümün adına. Hikâyesi büyük. Gönül, gam, modern kibir, mağlubiyet, hastalar ve doktorlar, tıbbın namusu, mucize, masumiyet, ev, deniz gibi tabiri caizse sırlı mevzular bu sayfaları dolduruyor. Özellikle modern tıbbın hastayı müşteri gibi görmesi, doktorların birer patrona dönüşmesi neticesinde çarenin yanlış yerlerde aranır hâle gelmesi, şüphesiz şifadan uzak bir toplum olma yolunda bizi 'çaresiz' bırakıyor: "Her sıkıntıya tıbbın bir çare bulması isteniyor. Sağlık için duyulan kuvvetli iştiyak, ilaç endüstrisini bütün endüstriler içinde en kârlılarından birisi kılıyor. Oysa her başarının ardında bir de hüzünlü hikâye var. Bu hikâyelerin ortak teması ise şu: bir ticaret olarak tıp. Temel strateji hastalara bakım sağlamak değil, müşterilere mal satmak."

    Artık ne masumiyetimiz kaldı ne ahlakî ölçülerimiz. Şüphesiz bu ilişkilerimizi ve uğraşılarımızı da değiştirdi. Fesat ve ölçüsüzlük bu çağın "gerekliliği" oluverdi. "Türkiye'de hayat masumiyetini yitiriyor. Masumiyetin boşalttığı yeri, fesat dolduruyor. İnsana inançsızlık, hayata inançsızlık. İtimadın kalmadığı bir çağda herkes bir diğerinden fesat bekliyor" diyor Kemal hoca ve şunları ekliyor: "Şarkılarımız da değişti elbette, masumiyetin yerini ölçüsüzlük ve itiş kakış almakta gecikmedi. Sevgilisine naz yapan, ona siz diye hitap eden, saygı ve hürmetini karşılıklı olarak sürdüren masum âşıkların öyküsü yok artık şarkılarımızda, 'Pantolonunu çok sevdim / çıkar onu bebeğim' veya 'Allah belanı versin' diyen egomanyaklar var. McDünya gençliği öyle naz, kur, sevdiği için beklemek nedir bilmiyor; aksiyon direkt, çıkar onu bebeğim! Diplerde bir yerde masum bir Türkiye'nin hâlâ soluk alıp verdiğini hissetmek için, lütfen kalbinizin ve radyonuzun alıcılarıyla oynayınız."

    Goethe'nin ölürken söylediği rivayet edilen "Biraz daha ışık", son bölümün başlığı. Bu bölümde hırs, koloniyalizm, saldırganlık, kibir, büyüklenme, korku ve itaat gibi konular yer alıyor. Kemal hoca "Bazen insanın kuvveti hayır diyebilmesindedir" diyerek korkunun her çağda despotların ekmek teknesi olduğunu belirtiyor. Buna rağmen sürüden ayrılmaktansa ahlâkın genel kaidelerini görmezden gelmeyi tercih eden insanların Karamazov Kardeşler'in Büyük Engisizyoncusunu hatırlattığı söyler. Dostoyevski şöyle yazmıştı büyük romanında: "İnsanlar yalnızca tartışılmaz olana tapınmak isterler. Bu öylesine tartışılmaz bir şey olmalıdır ki, tüm insanlar bir anda hep birlikte tapınmaya karar vermelidir. Çünkü bu sefil yaratıkların temel kaygısı, benim ya da diğer birinin tapınabileceği bir şey değil, herkesin inanacağı ve tapınacağı bir şey bulmaktır. Burada, mutlak anlamda zorunlu olan şey şudur: Tapınma hep birlikte yapılmalıdır."

    Bide unutmadan geçemiyecem merhamet hakkinda boyle buyurdu zerdustte söyle geçiyordu;

    dertliyi istirap cekerken gordugumde, duydugu utanc utandirdi beni zira ve yardima yeltendigimde ona, fena incittim gururunu.

    buyuk yukumlulukler, kisinin minnet duymasini temin etmez, bilakis kindar yapar; ve unutulmazsa eger kucuk iyilik, kemirgen bir kurt olur cikar.

    "nazli olun kabul ederken! lutuf yerine gecsin boylece kabul edisiniz!" - bunu tavsiye ederim, hediye edecek bir seyi olmayanlara.
    ve biz, en cok haksizligi, aleyhimizde davranana degil, bizi hic alakadar etmeyene karsi yapariz.

    ve eger mustarip bir dostun varsa, istirahat yatagi ol istirabina; sert bir yatak ol ama, asker yatagi: en cok bu sekilde faydali olursun ona.
    Bir hayalimizin, düşümüzün, kendimize ve karşımızdakine saygımızın, anlayışımız olabilmesi için merhamete ihtiyacımız var. Bu kitap merhametle yeniden tanışmamızı teklif ediyor.

    Yazımın çoğunu müfid dergisinde bu konu üzerinden yazılan bir deneme etki etmiştir.Allah razı olsun.

    MUTLAKA KITABI OKUYUN OKUTUN EFENDIM..
    iyi okumalar:)
  • 126 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10·
    Lennie ve George yakın iki arkadaş gibi gözükse de George sadece Lennie'nin teyzesine söz verdiği için korumaktadır Lennie'yi. Zira Lennie zihinsel engellidir ve yaptığı birçok şeyi isteyerek yapmaz, fareleri ya da köpek yavrularını koca elleriyle okşamaya çalışırken öldürür mesela ama asıl istediği öldürmek değil sadece onları sevmektir. Bir gün aynı şeyi bir insana da yapabilir bu yüzden. George için karar vermek oldukça zordur. Hayatının sonuna kadar Lennie'ye bakıcılık mı edecektir, yoksa ondan kurtulmanın bir yolunu mu bulacaktır?
    Kısacık ama insanın yüreğine dokunan bir hikayeydi. Tam bir başyapıt. Basit anlatımıyla her yaştan okuru etkilemesi muhtemel. Çok geç kalmışım okumak için. Tavsiye olunur.
  • Her şeye rağmen gülümsemeye,çiçek açmaya devam et.Kim bilir kimin kalbine dokunacak,kimin ellerinden tutacak o minik gülümsemen?Anlayışla karşıla benliğini.Kimseye uymak değilsin.Bir zorunluluğun yok.Kendini bul ve onu ömrün boyunca sev.Sahip olamadıklarınla mutlu olmayı biliyorsun.Hırs,kalbini kirletir.Azimli ol,azmi tavsiye et.Dünya çok karanlık olduğunda bir umut olsun gülümsemen onlarca aç,yoksul,sevgisiz yaşamış insana.Unutma lütfen,sen sevilmeye değersin.Biliyorum karamsar olduğun zamanlar olacak hayata,kendine karşı.Bunu en aza indirgemeye ne dersin?Dünyadaki tüm kirlenmişlikleri bırak;kalbini temiz tut,benliğine karşı tüm pozitifliklerle yaklaş.Sen,onlar gibi olmak zorunda değilsin.Hatırlat bunu kendine.Umutsuz olma,yaşıyoruz ve öleceğimiz zamanı bilmiyoruz.Ömrümüzü mutsuz geçirmek yerine,umut dolu sabahlara açsak gözlerimizi,sevgiyle yaklaşsak her şeye.Kimsede art niyet aramadan,kalpleri sisli olanlara karşı bir tebessümle kalplerinde küçücük de olsa güneş açtırabilirsin,öyle değil mi?Biliyorum çok yoruldun,belki de içinden yaşamaya dair iyi düşünceler geçmiyor.Ama sakın unutma,çektiğin sıkıntılar,kimseye anlatamadıkların bile şu anki seni oluşturdu.Ve sevgili ben,kalbini koru,kötü anlamda kimsenin seni değiştirmesine izin verme.Kendini bul ve onu doyasıya sev...
  • 241 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Kitabımız kişisel gelişim kitabı ocak ayı içerisinde okuduğum ikinci kişisel gelişim kitabı normalde kişisel gelişim kitapları hoşuma gitmiyor, ilgimi çekmiyor ama ocak ayında okuduğum bu iki güzel eser kişisel kitaplarına olan yaklaşımımı Bi nebze olsada değiştirdi. İnsana çok şey katan birçok şey öğreten bir kitap ile karşı karşıyayız. Kitabımız 71 bölümden oluşuyor bazı bölümlerde hikayeler var. Hikayeler hepsi birbirinden güzel ama en çok etkilendiğim asker hikayeleri her yerde olduğu gibi Türk askerimiz yine cömertliğini, sadakatliğini, yiğitliğini ve yardımseverliğini gösteriyor. Hiç bıkmadan okuyacağınız dili sade, sürükleyici bir kitap. Bence sizde bu kitabı okuyun ve okutturun. Sizinde kişisel gelişim kitaplarına karşı bir önyargınız varsa bu kitapla onu kırın. Okumak isteyen herkese mutlaka tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim.
  • 112 syf.
    ·Beğendi·9/10
    insan niçin yaşar diye sorsak hemen hemen herkesin cevabı birbirine yakındır. İnsan ailesi, anne-babası, eşi, çocukları için yaşar. Daha iyi bir gelecek, daha parlak bir kariyer için yaşar. Hayatta uğruna mücadele verdiği değerleri için savaşıp mağlup olmamak için yaşar. Kimi Allah' a ibadet edip, cennetine mazhar olmak için yaşar. Kimi de onuru, gururu, belki de vatanını korumak için yaşar. " Yaşamak dediğimiz nedir? Sana göre, bana göre? "Göresi" var bu işin." Göresi varsa peki, insan neyle yaşar? Bu soruyu yıllar önce, 19. yy' da pek tanıdık bir isim, kalem erbabı sormuştu. Bugün, 21. yy' da bide biz soralım kendimize. İnsan Neyle Yaşar?


    İnsan hep daha fazlasıyla, doymak bilmeyen bir nefisle yaşar. Bir evi olsun ister, evi olunca çok daha gösterişlisini, lüksünü ister. Para ister, sahip olunca daha da fazlasını ister. Hani 50 kuruşunu kaybeden bir çocuk vardı, yolda ağlıyordu. Çocuğun ağladığını gören amca " Neyin var evlat, neden ağlıyorsun?" diye sormuş, çocukta "50 kuruşum vardı, kayboldu" demişti. Adam çıkarıp vermişti de çocuk bu defa daha çok ağlamaya başlamıştı. " Şimdi niye ağlıyorsun? " diye sorunca, " 50 kuruşumu kaybetmemiş olsam, bununla birlikte 100 kuruşum olacaktı." diye cevap vermişti. İnsan budur işte, doymak bilmez, azla yetinmez, hep daha fazlasını ister. Bu soruyu tanıdığım birçok insana sordum. Neyle yaşacaklar, tabiki parayla. Bu devirde paran olmadan tuvalete bile gidemiyorsun, adam yerine konmuyorsun, paran olmadan hiçsin cevabını aldım. Sonuç olarak insan parayla, mal mülke yaşar, kanaatine vardım. Ama Tolstoy hayır arkadaş para sevdiklerin olmadıktan sonra seni mutlu etmez, insan asıl sevgiyle yaşar diyor. Sevgi diyor, iyi gelelim birbirimize diyor. Evet, para ile, servet ile yaşar insan sanırız ama asıl olan, insanı yaşatan sevgidir, iyiliktir Tolstoy' a göre. Bu kitapla ahlaki değerleri, sevgiyi, yaşama amacını, erdemi sorgulatıyor, dersler veriyor bize de yazar.


    Ona göre; insan ahlakla, sevgi, dürüstlük gibi erdemlerle yaşar. İnsan severek, sevilerek, sevgi umarak yaşar hep. Annesinin kendisini sevmediğini düşünen çocuk annesinin sevgisi, aşık olan biri maşuğunun aşkı için ağlar, bu sevgiyi kaybetmemek için yaşar. Ve Tolstoy' a göre sevgi sadece insana karşı değil bütün varlığa ve varlığı var edene de olmalı. İnsan hep bir umutla yaşar. Bir iş bulma umudu olur bu bazen, bazen birini sevme, sevilme onunla mutlu olabilme umudu olur ya. Sevgiyle, umutla, huzurla, anne-baba,eş, ahbapla yaşıyor insan. İnsan bir hal çaresi, yolu bulunur diyerek yaşar. Sıkma canını, hallederiz ya diyerek, değer verdiği insanın yanında olarak, birlikte yokluğun çaresini arayıp şükrederek, kanaatle yaşar. Hayallerine ulaşmak için çıktığı engebeli, zor yolda, takati kesilince yol üstünde içtiği bir su ve bir nefes molayla yaşar. Bakışlarla yaşar insan. Kucağına aldığı bebeğe merhametle bakarken, otobüste yerini verdiği yaşlı amcanın yüzündeki mutlulukla mutlu olurken, eski bir dost yüzünü özlemle seyrederken, bir baba, korkmasına rağmen dürüstlüğü bırakmayan, yalan söylemeyen, doğrudan vazgeçmeyen çocuğuna gururla bakarken yaşar. Ansızın çekip gitmelerle de yaşıyor insan. Şaşkınlıkları, bakakalışları, tutunamayışlarıyla da yaşıyor. Reddedişleri ya da kabul ettikleriyle yaşıyor. Dünü, bugünü, yarını, bilineni ve bilinmeziyle yaşıyor insan. Kimi sevgiyle yaşıyor, kimi hırs, tutku ve nefretle. Bazen korku bazen ümitle yaşıyor insan... Kısacası insan paradan önce duygularıyla, seçimleriyle, inancı, ahlakı, bakış açısı ve yüreğiyle yaşıyor.


    Tolstoy da bu kitapta insanın neyle yaşadığını, okunması çok kolay, yalın, ders verici, sorgulatan 6 hikayeyle soruyor, cevaplıyor. Tolstoy' u duymayan, bilmeyen bir okur yoktur sanırım. Klasikler içinde en farklı olan, bakış açınızı değiştirebilen en özel yazarlardan. Tolstoy insan hakkında yazar, insan hakkındaki hemen hemen her konuya değinir. Bunu yaparken de çok özel bir bakışla, çok hümanist, insancıl bir bakış açısıyla yaklaşır konuya. Benim çok beğendiğim ve hiç sıkılmadan defalarca okuduğum bir kitap.


    İnsan Neyle Yaşar bundan 2 asır önce yazılmış olduğu halde hikâyelerin özündeki duygular insanoğlunun varoluşundan beri süregelen duygular ve bu yüzden aradan asırlar, binlerce yıl geçse bile evrenselliğini koruyabilecek, her çağa, her okura hitap edecek, payidar kalacak bir eser. Son olarak kitabı İş Bankası Yayınları ' ndan tavsiye ederim yine. Şimdi her klasikle ilgili incelemesinde İş Bankası' nın reklamını yapıyor diyeceksiniz. :) Ama gerçekten klasikleri en iyi çeviren ve neredeyse tam metin veren tek yayınevi İş Bankası Yayınları.
    Çünkü diğer yayınlar 3, 4 ya da 5 öyküyü verirken, bu yayın 6 öyküyü de yayımlamış. Sadece bir gününüzü ayırarak okuyabilirsiniz...
  • 112 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Gerçekten hakikatin farkına vardıran bir kitap. Az sayfa olması kesinlikle yanıltmamalı. İçeriği o kadar dolu dolu ve derin manalar içeriyor ki gerçekten insana yaşantısını düşündürüyor. Ne yapıyorum ,nefsimi dünyevi olarak ne kadar besliyorum? Bunları sorgulatıyor. Kesinlikle okunmasını tavsiye ettiğim bir kitap