CEM AKDAG, bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

DALKAVUK

Bir kimsenin üstünlüğünü benimserken insanın kendinden de bir şeyler ortaya koyması genellikle en iyi yoldur.
Söz gelişi , o kimsenin bir düşüncesine mi katılacaksınız , küçük bir noktada görüş ayrılığına katılın; önerisini mi kabul edeceksiniz , bir koşulla kabul edin; öğüdünü mü doğru buldunuz , bir neden daha sürün ileri.
Övgü sözlerini çok kullanmaktan kaçınmak gerekir, çünkü insanın başka yönlerden değeri ne olursa olsun , onu çekemeyenler, bütün değerlerini hiçe sayarak, dalkavuk damgası vuruverirler.

Denemeler, Francis BaconDenemeler, Francis Bacon

Oscar Wilde, yaşadığı çağda değeri bilinmeyen ve sonradan anlaşılan bir diğer önemli yazar. Tıpkı bu durum gibi bende onun kitabını bugüne kadar ne biliyor ne de duyuyordum. Kitaba geçmeden önce yazar hakkında birkaç bilgi vereyim. Oscar Wilde kısa yaşamında yazdığı tek roman Dorian Gray'in Portresidir. Kendisi ayrıca estetikçiliğin mucidi olmasada estetikçilik dediğimizde ilk onun adı gelir aklımıza. Sanat sanat içindir diyen arkadaş budur işte. Ona göre sanatın bi işlevi yoktur, sanat sadece zevk almak veya tatmak için kullanılan bi araçtır. Ne politika, ne etik, ne ahlak... Sanatı sadece yaşattığı güzellikler için kullanırız, der kendileri.
Tıpkı bu düşünceleri gibi Dorian Gray'in Portresi'nde de olaylar böyledir. Sanırım Faustus'tan sonra böyle hayran kaldığım ilk kitap, benim için büyük bir değeri var. Kitabı ayrıca Hulusi Kentmen'in sesinden YouTube üzerinde Sesli Tiyatro olarak dinleyebilir, daha da tatlı hale getirebilirsiniz. En genel haliyle kitap sanatın ölümsüzlüğünü anlatır, ama bu sefer olay farklıdır. Portresi Basil adında bir sanatçı tarafından yapılmış olan genç Dorian bir dilek diler, dileğinde portresiyle yer değiştirmesini ister. Çünkü bilir ki Lord Henry'nin de söylediği gibi, yaşamın en önemli zamanı gençliğidir insanın, ne zamanki alnında hayatın acı kırışıkları gelirse, o zaman pişman olursun. Bu yüzden Dorian keşke portrenin yaşlanıp kendisinin hep aynı kalmasını ister. Aynı zamanda Lord Henry ona göre bir daha ve filozoftur. Bu size değişkenlik gösterebilir çünkü Lord Henry çok konuşur, bazen boş konuşur bu yüzden eleştiririz.Neyse Dorian'ın istediği de olur fakat bundan hep korku duyar. Portre gittikçe yaşlanmakta ve ayrıca Dorian'ın yaptığı kötülükleri yansıtmaktadır. Bundan kurtulması için portreden kurtulması gerektiğini çok çok sonra fark eder. Fakat sorun aslında kendisidir Dorian'ın. Bu yüzden portreyi bıçaklamayı düşünür, ama eğer bu vicdanın kurtulmak istiyorsa portreyi değil, kendini yok etmeli insan, öyle de olur. Çünkü romanda Dorian başta zarif, herkesin taptığı bir tanrı gibi olan genç yakışıklı, centilmen bir adam iken - fark ettiyseniz onu sadece güzelliğiyle tasvir ediyoruz- etrafındakilerin onu kibirlendirmesi onun hatalar yapmasına yol açar. Önce aşık olur ve o kadına kötü davranıp onun intiharına sebep olur ve bundan pekte pişmanlık duymaz. Sonrasında en yakın arkadaşı ve portresinin sahibi olan Basil'i bıçaklayarak öldürür ve bundan da pek suçlu hissetmeyip onu ortadan kaldırır. Yıllar geçer güzelliği hep aynıdır, her yaştan sevgilisi olur ve hala Lord Henry'i dinlemektedir. Portre gittikçe onu çıldırtır ve bir noktada Dorian'ın sonunu getirir, yada kibir mi demeliydim ?

Derya (Bahir) DENİZ, bir alıntı ekledi.
16 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Ben böyle demek istememiştim. Ancak, her şey birse, o zaman iyi ve dürüst bir insanin hiçbir değeri kalmaz. Maviyle sarı, iyiyle kötü arasında bir fark yoksa, o zaman iyilik diye bir
sey de yok demektir. O zaman herkesin ormanda yaşayan bir hayvandan ne farkı kalır, o zaman herkes kendi doğasının gereğini yapar, ne üstün bir hizmet ne de suç oluşturan bir eylemden söz açılabilir."

Knulp, Hermann Hesse (Sayfa 49)Knulp, Hermann Hesse (Sayfa 49)
Pınar, bir alıntı ekledi.
25 May 21:29

Büyüklüğü, sorumluluğu yüklenişinden geliyor insanın: yoksa, etimizin, kemiğimizin ne değeri var?

Bağlanma, Nuri Pakdil (Sayfa 29)Bağlanma, Nuri Pakdil (Sayfa 29)
CEM AKDAG, bir alıntı ekledi.
25 May 18:02 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Bir insanın pul biriktirir gibi deneyim biriktirmesinin
hiçbir değeri yoktur.

Çatıdaki Pencere, José SaramagoÇatıdaki Pencere, José Saramago
Dervişmisali, bir alıntı ekledi.
25 May 15:18

Her kap içindekini sızdırdığı gibi insanın değeri de sözlerinden anlaşılır. Unutma ki insanoğlu aslını ve cibiliyetini uzun süre gizleyemez, eninde sonunda meydana çıkarır.

Tutiname, Süleyman TevfikTutiname, Süleyman Tevfik
İsmail | Synergy, İsrail Siyasetini Oluşturan Efsaneler'i inceledi.
24 May 22:23 · Kitabı okudu · 16 günde · 8/10 puan

Son yüzyıl içinde Hitlerin Yahudi soykırımı yaptığını çoğumuz duymuşuzdur. Efendim gaz odaları, ceset yakma fırınları, toplu biçimde ateşte insanları yakmalar filan. Resmi veya adına ne derseniz deyin, işte o rakamlara göre 6 milyon Yahudi insanı soykırıma uğramıştır. Peki bu ne kadar doğrudur? Meşhur Auschwitz toplama kampında yaşananlar gerçek midir? Çekilen bazı fotoğraflar ve sonrasında yapılan dram filmleri bu soykırım iddialarını daha da güçlendirerek insanlığa fayda mı zarar mı veriyor? Fransız Yazar Garaudy, bu soykırım iddialarına tarihi belgelerle değiniyor. Hem de büyük bir titizlikle. Nitekim Fransa'da yayınladığı kitabı yasaklı duruma düşüyor ve kitabını bazı ülkelerde basmak zorunda kalıyor. Çünkü eserinde değinmiş olduğu esas konu, katledilen Yahudi insanların üzerinden prim yapmaya çalışan Yahudi lobisi. Nazi Almanyası döneminde yüzbinlerce insanın özellikle Yahudilerin kamplarda veya bazı şehirlerde eziyet görmesi, öldürülmesi, birtakım zengin Yahudilerin, bugünkü İsrail'e göç adı altında yerleşerek, büyük güce(İsrail'e), bir medeniyetin temelleri atılma şansını veya sebebini oluşturmuştur.

Öncelikle kitapta dikkatimi çeken Gaz odaları konusu. Birkenau'da bulunan 46 adet fırın günde 4400 ceseti yakıyormuş. Lagace adlı bir kişi de, bu fırınların teknik özellikleri bakımından günde en fazla 150 gibi bir ceseti yakacağını söylüyor ve 4400 sayısı iddiasını imkansız ve saçma buluyor. İşte bu türden açıklamarla yazarımız derinlere iniyor ve belgelerle sunum yapıyor. Gaz odalarının fotoğrafı dahi olmadığını, ileriki yıllarda Yahudilerin birkaç kopyasını yaparak insanlığa bir dram sahnesini sergilediğini bahsediyor. Tabii asla red etmiyor. Çoğu insanın gerçekten zulüm gördüğünü, ağır işlerde çalıştığını, tifüs ve koleradan yaşamlarını kaybettiğini bir bir açıklıyor. Tabii ilerili yıllarda Nuremberg Mahkeme ve diğer kuruluşlar, ölenlerin sayısının 6 milyon değil de, 1 milyondan biraz fazla olduğunu açıklamışlardır. Peki azımsanamayacak bu 5 milyon sayısı nereden çıktı?

Şimdi de İsrail ve Filistin konusu hakkında eser ve yazarın bağlantısından biraz bahsedeceğim; Bazı Yahudi kesimlerinin açıkça söylediği bir metin vardır: '' Bizim gelip yurtlarını ellerinden alıp dışarı attığımız anlamda değil ama gerçekten var olmadıkları için Filistin halkı biye bir halk yoktur.'' Aslında bu söz ne kadar açık ve nettir. Yani İsrail Filistin yok olup kendileri tamamen hakim oluncaya kadar kimseyi dinlemeyecektir. Bu savları gerek Dünya politikalarında izlediği güç gösterisi, gerek Abd Başkanlarının Yahudi lobisine itaatleri manasında değerlendirebiliriz. Bu kitabı okudum, gerçekten şok oldum bazı yerlerde. Mesela 1967 yılında İsrail Golan Savaşı bahanesi için ABD gemilerini bombalıyor. Hem de bile bile. İşte vaad edilmiş topraklar için dolarlarının gücüne sığınan İSrail kardeşini vuruyor ve kimsenin aklı almıyor. İşte burada Yahudinin ne şeytani bir güçte olduğunu anlıyoruz.
Tabii bununla bitmiyor. Malum kampta bulunan ateş çukurları diye bahsedilen yerlerin birer bataklık olduğu ve buralarda bu ateşlerin yakılamayacağı tespit edilştir. Bir de edebiyat yönü var ki, burada da karşımıza Yahudiler çıkıyor. #29614705

Aslına bakarsanız İsrail Devleti, ne Yahudileri ne de tüm ırkları düşünüyor ve de onlara saygı duyuyor. Tamamen vaad edilmiş topraklar ve üstün ırk inancı ile hareket ediyorlar. Bu uğurda önlerine kim çıkarsa hem ekonomi hem askeri güç kullanacağı çok bariz. Dünyaya bakıyorum da kimsenin gıkı çıkmıyor. Çünkü her yönüyle 'gizli'/ 'lobi' bir güç var ortada. İnancımdan dolayı derim ki Allah ve yolundan ayrılırsak bizler de bu lobinin kölesi olacağız ve oluyoruz da. Soykırım hiçbir zaman iyi değildir ve ölü sayısının rakamsal değeri olmasa da bu sayıların abartılması da tarihi açıdan asla hoş karşılanmaz. Ve genel olarak bakmak lazım. Bir yandan Nazi katliamlarını unutmayacağımız gibi, bir yandan da Dresden, Hiroşima ve günümüz Halepte yaşanan katliamları da unutmamalıyız. Yahudi insanlarının yasını tutan zihniyet, Suriye'de ve diğer ülkelerde acımasızca yitip giden canları, öldürülen bebekleri ve yine gaz odası mantığıyla hareket eden kişiler, fosfor ve klor gazlarıyla can çekişip ölen onbinlerce insanın da yasını tutacak mı?

Kaan Çeribaş, Fahrenheit 451'i inceledi.
24 May 13:09 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 7/10 puan

Yine distopik bir eser.
Yine günümüz insanlarına -bize- bir uyarı mesajı niteliğinde bir eser !
..
Günümüz dünyasında giderek eğlence, gösteriş kendine daha çok yer buluyor. İnsanlar hazıra daha çok alisiyor ve üretmeden bir ömür geçirip gidiyorlar. Bir süre sonra üreten insanlara da vermeleri gereken değeri vermeyip onları aşağılamaya, gereksiz görmeye başlıyorlar. Günümüz insanın tek derdi daha çok eğlenmek olmaya doğru gidiyor. İşte Fahrenheit 451 bu karamsar tablonun en feci bir hal aldığı zamanlarda geçiyor. İnsanlar kendi istekleriyle sadece eğlenmek istedikleri için her türlü sıkıntı ve kederden uzaklaşarak kendilerini sadece eglendirecek bir devlet yapısı istemişlerdi ve bunu da basarmislardi. Ve zamanı geldiğinde düştükleri bu gafletten kendilerini kurtaracak yegane güç olan kitaplara da düşman olmuşlar ve onları her buldukları yerde yakmaya girismisler. Zamanında yangınları söndürmek için kurulan itfaiye teşkilatı artık kitaplari yakmak için vazifelendirilmistir. Hikâyemiz de bu itfaiyecilerden Guy Montag'in hikayesi. Bir gün Clarisse adında yaşi genç ama ufku açık bir kızın sohbetleri neticesinde Montag'in gözleri açılır, içinde bulundukları dünyayı sorgulamaya başlar. Ve haliyle otoritenin en hoşuna gitmediği şey de sorgulayan insanlardır. Bundan sonra Montag'in başı derde girer.
..
Distopik eserler her zaman ilgimi çeker. Girişte de dediğim gibi her distopik eser günümüz insanına bir uyarı mesajıdir. Fahrenheit 451 de güzel bir uyarı mesajı. İyi okumalar

Fırat Mişe, bir alıntı ekledi.
24 May 00:32 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Bir insanın değeri verdiğiyle ölçülür, alabileceğiyle değil."

Dünyamıza Bakış/Seçme Denemeler, Albert EinsteinDünyamıza Bakış/Seçme Denemeler, Albert Einstein
Pavel Fyodoroviç Smerdyakov, Budapeşte'de Bahar'ı inceledi.
 23 May 22:45 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Ferenc Karinthy ile tanışma şerefine eriştim, Budapeşte'de Bahar sayesinde. Kıyıda köşede kalmayı bile hak etmeyen onlarca kağıt israfı varken, böyle bir eserin hak ettiği değeri görememesi beni pek de şaşırtmadı. Dünyanın düzeni böyle herhalde! Schopenhauer'in bu duruma uygun bir alıntısını paylaşmak isterim: "Ahmaklar için yazanlar her zaman karşılarında geniş bir okuyucu/izleyici kitlesi bulurlar."

İnsanlarla yeteri kadar uğraştıktan sonra, daha önce hakkında yazılan bir şey olmadığı için eserin özet niteliğinde içeriğinden bahsetmek istiyorum bu paragrafta. Olur ki eseri okumayı düşünecek olan bir okuyucu, konusu hakkında kaba da olsa bilgi sahibi olsun. Yakın tarihin en acımasız olayına gidiyoruz. İnsan onurunun ayaklar altına alındığı, insanın kendisine en uzak olduğu bir zaman dilimine; İkinci Dünya Savaşı'na. Budapeşte'deyiz. Tuna'nın kıyısında. Sesler geliyor, ancak duyduğumuz sesler hoş bir musiki sesi değil; görüyoruz ancak göz alabildiğince doğal ve güzel değil olan doğayı değil; yürüyoruz ancak güzel bir bahar akşamında yürümeye müsait bir yerde değil; koşuyoruz ancak sağlığımız için değil; yaşıyoruz ancak yerin üstünde değil; evler var ancak yaşamak için değil; gökyüzüne bakıyoruz, güneşi görmek için değil; yıldızları göremiyoruz izinli değil; korkmuyoruz yaşlanmaktan, yaşam belli değil... Böyle bir atmosferin içine bırakıldığınızda neler hissedebileceğinizi görmek isterseniz buyurun. Yazar en ön sıradan biletinizi almış...

'La Vita E Bella' filmini izlemiş okuyucuların anımsayacağı bir olayın aynısının burada cereyan ettiğini görüyoruz. Cümleyi aktarıyorum: "Yahudi olmayan kadın, kocası ile birlikte nereye götürülürse gitmiş, kendiliğinden yakasına sarı Yahudi yıldızı takmıştı..."

Bir şeylerini paylaşamayan insanların hüküm sürmediği bir dünya dileğimle...