• İyi insanlar, arada sırada kötü şeyler yapar; kötü insanlar ise, arada sırada bir melek gibi davranır.
  • "... Her zaman yalnızca akıllıca ve güzel sözler söyleyen, ancak aptal olduğunu hissettiğiniz insanlar gibi tıpkı. "
    Anton Çehov
    Sayfa 51 - Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları
  • 64 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Herkese merhaba. Toprak ve Küller Atık Rahimi'den okuduğum 60 sayfalık kısacık bir roman. Yirmi iki dile çevrilmiş, Sovyet işgali altındaki Afganistan'da bombalanmış bir köyden kurtulan Destagir ve torunun hikayesi. Ailenin tüm bireyleri bombalanma sırasında hayatını kaybetmiş. Destagir'in karısı, diğer çocukları, torununun annesi (çok utanç verici bir şekilde, bombalanma sırasında hamamdayken çıplak bir şekilde dışarı fırlayıp ondan sonra ölerek). Sağ kalan küçük torunu ise henüz sağırlığın anlamını bile bilmeden savaş yüzünden sağır kalıyor. Bu konuyu çok iyi bir şekilde aktarmıştı yazar. Nasıl bir travma yaşadığını, dünyanın sessizliğini ve içinin gürültüsünü. Torununun babası yani  Destagir'in oğlu ise 4 yıl önce yaşadığı bir kavgadan dolayı köyün uzağındaki bir maden ocağına çalışmaya gitmiş. Destagir başlarına gelen bu felaketi oğluna haber vermek için torunuyla beraber yola çıkıyor. Yolda, köprüde karşılaştığı karakterler öyle samimi ve sıcak insanlar ki. Sanki gerçekten böyle insanlar yaşıyor gibi hissediyorsunuz. Bekçi Fatih'te ıstırabı, öfkeyi görürken, Mirza Kadir'de yaşamdan kaçmış ve çok uzakta bir dükkanda tüm vaktini okumaya harcayan, Şehname'den alıntılar sunan bilge bir adama rastlıyorsunuz. Kamyoncuda çaresizliği, madenci ustabaşında iyiliği görüyorsunuz. Ve tabi ki Destagir'in savaş yüzünden yaşadığı serapları, çaresizliği iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Torununda ise ifade ettiğim gibi savaşın sağır bıraktığı, ölüleri görmüş küçük bir çocuğa rastlıyorsunuz. Oğlu Murad hiç ortaya çıkmıyor ama kitaba ağırlığını koyan bir karakter olarak sürekli karşınıza çıkıyor.

    Ben bu tür savaşın anlamsızlığını, neler yaşattığını anlatan kitapları çok seviyorum. Sorumluluktan kaçmayan bu yazarları okumaya gayret gösteriyorum. İş bankasının çevirisi gayet iyiydi. Kitabın iç ses anlatım tekniğiyle yazılması da bambaşka bir hava katmıştı kitaba. Mutlaka edinebilirseniz bu kitabı es geçmeyin derim ben.
  • Hz İsa'nın; "insan iyiliğin kölesidir" dediği söylenir. Amenna, insan iyiliğe köledir. Ancak kötülüğe de efendidir. Ve biliyorsun kimse köle olmak istemez. Güçlü olmak ister insanlar, iyi olmak da zayıflık gibi gelir...

    Ha bana sorarsan, benim için iyi de kötü de birdir. Deliye yağmur yağıyor demişler, bana mı yağdı demiş. Banane yani. Benim iyi insan anlayışım metre ile ölçülecek cinstendir: Bir metreye eh! derim, beş metre sıradan bir insana göre iyidir, bir km ise dünyadaki en iyi insandır bana göre. Ne kadar uzak o kadar iyi. Tabi her felsefe ona uygun kafada işlevsel olabilir. Hala insanın, insana ihtiyacı olduğu ilüzyonuna sahipsen zaten; bunlar sana göre değil, ayıkken görülen rüyadan, ancak sille ile uyanılabilir. Sen de uyanırsın umarım.

    Ya bu nasıl felsefe diyen varsa, dur biraz izah edeyim: Şimdi yılanın fıtratı sokmak değil mi. Elini uzatırsan ısırır. Isırılmak istemiyorsan uzak duracaksın. Otur yılanın karşısına on saat izah et, sonra onbirinci saat uzat elini, gene çatal dilini gösterecektir. Fıtratı neyse onu yapıyor yani. Herkes meşrebince davranır. Ve onları değiştiremem. Ne kınarım, ne de severim. Olduğu gibi kabul ederim.

    Neyse işte, kim iyidir? Kim kötüdür? filozof kuruntusudur. İlla her konuda bir fikrimiz mi olması gerekiyor? Ben seyirciyim. Yargıya varmadan seyretmeyi tercih ettim. Bazen, "sen insanları tanıyor musun" diye soruyorlar.
    Cevaben: "tanımamazlıktan" gelmeyi tercih ederim diyorum. Ama sen deme, bozulurum, git kendine tanım bul. :)

    Ee o zaman niye bunları yazdım? Valla kendim için yazdım :) Ben kimim ki insanlara öğüt vereyim. Herkes kendi kemalinden sorumludur. Allah yaşama sevincimizi eksik etmesin yeterli.
  • Pek çok insan dünya hayatının geçici ışıltısına aldanıp istek ve arzularının peşinde yok yere tüketir ömrünü. Tıpkı bir yaprak misali savrulur durur yaşam içinde. Bir gün öleceği gerçeğini unutup ölüm sonrası için kayda değer bir hazırlık yapmadığı gibi değersiz ve anlamsız bir şekilde yaşar hayatını. Oysaki ölüm, yaşamın ikiz kardeşidir. Yaşamla birlikte var edilmiştir. Alınan her bir nefesin yarısı yaşam, yarısı ölüm için alınır. Ölüm bize bu kadar yakındır.
  • Böylece çok uzun olmayan bir zaman dilimi içinde hepsi de aynı, ortak ataya sahip insanlar, çevre koşulları son derecede farklı adalara gelip yerleşmişti. Bugünkü Polinezyalı insan topluluklarının hepsinin ilk ataları aslında aynı kültüre, dile, teknolojiye, evcilleştirilmiş bitki ve hayvanlara sahip olan insanlardı. Bu yüzden de Polinezya tarihi insanların çevreye nasıl uyum sağladıklarını incelememize olanak veren doğal bir deney niteliğindedir; dünyanın başka yerleri gibi Polinezya dünyanın farklı yerlerinden gelen çeşitli göçmen dalgalarına maruz kalmadığı için burada insanın nasıl uyum sağladığını anlama çabalarımızı başarısızlığa uğratacak karmaşıklık yoktur.
  • 372 syf.
    ·5 günde·10/10
    'İnsanlar bir vasiyet bırakır değil mi? Benimki şu: Ailemi istemiyorum, cenazeme gelmesin. Hayatımda en çok kötülüğü onlardan gördüm.' (Mağdur Çocuk,2016)
    Bu sözler çocukluğunda uzun bir süre abisinin cinsel istismarına uğramış birinin veda mektubundan. Tekrarlanmasın diye eve girmeye korkan, duyulmasın diye tehdit edilen bir çocuğun umutlarının yok olmasının sonuçlarından.
    Ve bu hikaye kitaptaki onlarca istismar ve tecavüzlerden sadece biri...
    Nasıl toparlayacağımı bilemedim, ama yazmadan da geçmek istemedim. Okurken tüm bu olayların gerçek olduğuna ve ufacık dünyaların bu acılara katlandığına inanamıyorsunuz.
    Çünkü ensest bütün toplumlarda yadırganan ve üstü kapatılan bir insanlık ayıbı. Yapan da dahil kimse böyle bir ayıbı üstlenmiyor. Yetkililerimiz dahi 'Yüzde doksanının müslüman olduğu bir ülkede ensest olmaz' diyerek geçiştirebiliyor.
    Oysa ki bu ülkede 12-13 yaşındaki anneler var. Uğradığı tecavüz sonucu teröre kurban gidip abisi tarafından öldürülen Gülbaharlar* var.
    *2004 yılında Bitlis'te teyzesinin oğlunun tecavüzü sonucu hamile kalıp İstanbul'da doğum yapan, oğlu Umut'a zarar gelmesin diye evlatlık vermek zorunda kalan, sonraki günlerde kardeşi tarafından hastanede öldürülen ensest kurbanı.
    Adına, 'Güldünya Şarkıları' adlı albüm çıkarılmıştır.
    -Peki bir çocuğun istismar edildiği nasıl anlaşılır?
    Olay sonrasında travma yaşamış ve konuşmayan çocuklar veya henüz istismarı anlamayacak kadar küçük çocuklar için Çocuk İzlem Merkezlerinde hekimler resim çizdiriyolarmış. Mesela 3 yaşındaki çocuk bir yetişkini çıplak olarak çizemezken, cinsel istismara uğrayan bir çocukta bu durum ortaya çıkıyor. Bir vakada, çocuk boş kağıda babasını çizip, babasının bacağının ordan bir çizgi çekip onu 'babamın canavarı' diye adlandırmış. Bu tarz durumlarda çocuğun neler yaşamış olabileceği tahmin ediliyormuş.
    -Ensestin dinle bir alakası var mı, bu konulardaki fetvaların doğruluğu ne?
    Kitaptaki röportaj yapılan ilahiyat profesörüne göre;
    'Ensest Nisa/23 göre kesinlikle haram kılınmıştır. Ensestin dine mal edilmesi, dine olumsuz bakan bir kesimin çabasıyla ilişkilendirebilir. Dindar çevrelerde cinsellik dürtüsünün süreklı bastırılmasının en sonunda çarpık şekillerde dışa yanması şekilnde bir analiz olabilir. Fakat Diyanet'in ensestle ilgili yanıtlarında insanın basbayağı nesne gibi alğılandığı ima edilmektedir. Bu arkaik ve skolastik anlayış tarzını artık terketmesi gerekir' denmiş.
    PEKİ ENSESTE KARŞI NE YAPMALI?
    -Çocuklara hayır demeyi öğretmeli ve cinsel eğitim verilmeli gerekirse bir uzmandan yardım alınmalıdır.
    -Cinsellik konusu açıldığında duyduğunuz sorular üzerine terslenmemeli, ki kitapta annesine anlatmaktan korkup yıllarca saklayan kurban örnekleri verilmektedir.
    -Söz konusu dedesi, dayısı, amcası dahi olsa yanlız bırakılmaktan sakınılmalı. Çocuk bu gibi akrabalarından rahatsız oluyorsa nedenini açıklayabilmelidir.
    Çünkü çocuklar yapılan hareketi anlamasalar bile art niyeti sezebilirler.
    -Özel bölgeleri öğretilmeli ve biri sana bu şekilde dokunursa bana söyle diyerekten çocukla yakından iletişim kurulabilmelidir.