• SÖZÜN YÜREĞİ
    Sözlerimin canı olduğunu düşünüyorum.
    Onların beni temsil etme gücü oranında, benim de onlara sahip çıkmam gerektiğine inanıyorum.
    Söylediğim kelimelerin havaya karışmadığından, buhar olup bulutlarla buluşmadığından eminim.
    Kayıtların hiçbir ayrıntı atlanmadan tutulduğuna inancım tam.
    İnsanların kendi kelimeleriyle yargılanabileceğine dair tecrübelerim var.
    Bütün bunları aklımın bir köşesinde tutuyor; konuşurken aklımın o köşesine ters düşmemeye çalışıyorum.
    Sıradan bir gevezelik yapacaksam, bunun sıradan bir gevezelik olduğunu belli ediyorum.
    Sözün de bir yüreği olsun, çarpıntısı duyulsun istiyorum.
    Aramızdaki gelgitler gözümü korkutuyor.
    Neden kelimelerimizi süngüleyip birbirimizi yaraladığımızı anlamıyorum.
    Neden kurgulanmış düşüncelerimizin zehirli sarmaşıklara dönüştüğünü bilemiyorum.
    Aklımın kolları bu yıkıcı ortaoyununu kavrayamıyor.
    Sözlerin hırslarla kol kola dolaşması canımı sıkıyor.
    Ne kadar zamandır böyleyiz hatırlamıyorum.
    Bildiğim eskiden böyle insanlar olmadığımız...
    Sözlerin yürekli olduğu zamanlarda, insanların da yürekli olduğunu bildiğimden insanların yüreksizliğinin sözlerinin yüreksizliğinden anlaşılabileceğini kavramam güç olmuyor.
    Bazen yazıyı rayından çıkaracak kadar üzülüyorum bu duruma.
    Taşıdığımız kimliğin böyle rencide edici tanımları hak etmediğini itiraf etmekten utanıyorum.
    Herkesi ağzından çıkan sözle, yüreğinden çıkan sesi aynılaştırmaya çağırıyorum.
    Herkesi sözünün arkasında durmaya, cümlelerinden kaçmamaya davet ediyorum.
    "İç rahatlığı" ve "kalp temizliği" ön kabullerinden arınmanın ne kadar kaçınılmaz hale geldiğinden dem vuruyorum.
    Çuvaldızları kınlarından çıkarmanın gereğine işaret ediyorum.
    Hesap yapmayı hesap makinalarına bırakmanın büyük bir fazilet olduğu fikrindeyim.
    Herkesi kendi kendisiyle konuşmaya çağırıyorum.
    Herkesi yediği lokmanın muhasebesi ile baş başa bırakıyorum.
    Karanlıkta yürüyen kara karıncadan haber veren yüce iradenin saman altlarında yürüyen sulardan haberdar olmamasının imkansızlığını akıl sahiplerine hatırlatıyorum.
    Bu bilincin, bu satırların yazarınca da hak edilmesini diliyorum.
    Kimsenin sözünün altında kalmayacağı bir dünyanın, daha katlanılabilir bir dünya olacağından hiç şüphem yok.
    Oysa bu yolda gerekli bütün gayreti gösterdiğimizden çok şüpheliyim.
    Sözlerin yürek atışlarını işitmekte zorlanıyorum.
    Can kulağı ile dinlemekle neyin kastedildiğini anlatmanın her geçen gün biraz daha zorlaştığı gün gibi ortada.
    Küçük bir mola vermeli ve düşünmeliyiz.
    Bu baş döndürücü hızla nereye koştuğumuzun cevabını bulmalıyız.
    Kazandıklarımızla eksilttiklerimiz arasındaki uçurumu dengelemeliyiz
    Körlükten, sağırlıktan, yüreksizlikten kurtulmalıyız.
    Dillerimizi zehirli yılanlar olmaktan alıkoymalıyız.
    Korkmamalı, karanlık yüzlerimizi tanımaktan kaçınmamalıyız.
    Canımızdan kelimelere can, cümlelere hayat vermeliyiz.
    Sözlerimizi içimizdeki fıtrî kıpırtıdan türetmeliyiz.
    Onları yüreklendirmeliyiz.
    Bir dağ başında koyunlarıyla söyleşen çobanın yalana ihtiyacı yoktur.
    Yalan, iki insanın yanyana geldiği yerde başlar.
    Oysa biz, iki insan arasındaki doğruyu tesis etmekle görevlendik.
    Her birimizin içinde bir dağ başı, her dağ başında yalnız bir çoban, her çobanda bir yürek barınmalı bu yüzden.
    Ancak hayırla başlayanın hayırla neticelenebileceğini unutmayalım.
    Üç günlük ömrümüzü beş günlük hesaplarla kalabalıklaştırmayalım.
    Sözlerimizin elinden tutalım.
    Hep beraber kendimize gelelim.
    Ve bir daha da oradan hiç gitmeyelim.
  • Sözün Yüreği

    Sözlerimin cam olduğunu düşünüyorum.
    Onların beni temsil etme gücü oranında, benim de onlara sahip çıkmam gerektiğine inanıyorum.
    Söylediğim kelimelerin havaya karışmadığından buhar olup bulutlarla buluşmadığından eminim.
    Kayıtların hiçbir ayrıntı atlanmadan tutulduğuna inancım tam.
    İnsanların kendi kelimeleri ile yargılanabileceğine dair tecrübelerim var.
    Bütün bunları aklımın bir köşesinde tutuyor; konuşurken aklımın o köşesine ters düşmemeye çalışıyorum.
    Sıradan bir gevezelik yapacaksam, bunun sıradan bir gevezelik olduğunu belli ediyorum.
    Sözün de bir yüreği olsun çarpıntısı duyulsun istiyorum.
    Aramızdaki gel-gitler gözümü korkutuyor.
    Neden kelimelerimizi süngüleyip birbirimizi yaraladığımızı anlamıyorum.
    Neden kurgulanmış düşüncelerimizin zehirli sarmaşıklara dönüştüğünü bilemiyorum.
    Aklımın kolları bu yıkıcı ortaoyununu kavrayamıyor.
    Sözlerin hırslarla kolkola dolaşması canımı sıkıyor.
    Ne kadar zamandır böyleyiz hatırlamıyorum.
    Bildiğim eskiden böyle insanlar olmadığımız…
    Sözlerin yürekli olduğu zamanlarda, insanların da yürekli olduğunu bildiğimden insanların yüreksizliğinin sözlerinin yüreksizliğinden anlaşılabileceğini kavramam güç olmuyor.
    Bazen yazıyı rayından çıkaracak kadar üzülüyorum bu duruma.
    Taşıdığımız kimliğin böyle rencide edici tanımları haketmediğini itiraf etmekten utanıyorum.
    Herkesi ağzından çıkan sözle, yüreğinden çıkan sesi aynılaştırmaya çağırıyorum.
    Herkesi sözünün arkasında durmaya, cümlelerinden kaçmamaya davet ediyorum.
    “İç rahatlığı” ve “kalp temizliği” önkabullerinden arınmanın ne kadar kaçınılmaz hale geldiğinden dem vuruyorum.
    Çuvaldızları kınlarından çıkarmanın gereğine işaret ediyorum.
    Hesap yapmayı hesap makinalarına bırakmanın büyük bir fazilet olduğu fikrindeyim.
    Herkesi kendi kendisiyle konuşmaya çağırıyorum.
    Herkesi yediği lokmanın muhasebesi ile başbaşa bırakıyorum.
    Karanlıkta yürüyen kara karıncadan haber veren Yüce İrade’nin saman altlarında yürüyen sulardan haberdâr olmamasının imkânsızlığını akıl sahiplerine hatırlatıyorum.
    Bu bilincin, bu satırların yazarınca da hakedilmesini diliyorum.
    Kimsenin sözünün altında kalmayacağı bir dünyanın, daha katlanılabilir bir dünya olacağından hiç şüphem yok.
    Oysa bu yolda gerekli bütün gayreti gösterdiğimizden çok şüpheliyim.
    Sözlerin yürek atışlarını işitmekte zorlanıyorum.
    “Can kulağı” ile dinlemekle neyin kastedildiğini anlatmanın her geçen gün biraz daha zorlaştığı gün gibi ortada.
    Küçük bir mola vermeli ve düşünmeliyiz.
    Bu başdöndürücü hızla nereye koştuğumuzun cevabını bulmalıyız.
    Kazandıklarımızla eksilttiklerimiz arasındaki uçurumu dengelemeliyiz.
    Körlükten, sağırlıktan, yüreksizlikten kurtulmalıyız.
    Dillerimizi zehirli yılanlar olmaktan alıkoymalıyız.
    Korkmamalı, karanlık yüzlerimizi tanımaktan kaçınmamalıyız
    Canımızdan kelimelere can, cümlelere hayat vermeliyiz.
    Sözlerimizi içimizdeki fıtrî kıpırtıdan türetmeliyiz.
    Onları yüreklendirmeliyiz.
    Bir dağ başında koyunlarıyla söyleşen çobanın yalana ihtiyacı yoktur.
    Yalan, iki insanın yanyana geldiği yerde başlar.
    Oysa biz, iki insan arasındaki doğruyu tesis etmekle görevlendik.
    Herbirimizin içinde bir dağbaşı, her dağbaşında yalnız bir çoban, her çobanda bir yürek barınmalı bu yüzden.
    Ancak hayırla başlayanın hayırla neticelenebileceğini unutmayalım.
    Üç günlük ömrümüzü beş günlük hesaplarla kalabalıklaştırmayalım.
    Sözlerimizin elinden tutalım.
    Hep beraber kendimize gelelim.
    Ve bir daha da oradan hiç gitmeyelim.

    Gökhan ÖZCAN