• 336 syf.
    ·Beğendi·7/10
    #josesaramago 'nun #körlük kitabı ile buradayım!

    Doğrusunu söylemek gerekirse nereden başlayacağımı bilemiyorum. Konuya girmeden önce her zamanki uyarımı yapmak istiyorum. LÜTFEN ÖNCE KİTABI OKUYUN. Filmi sonra izleyin. Filme göre kitabı yargılamayın! Bırakın yazar anlatılanları zihninizde canlandıra bilsin.

    Kitaptan bir alıntıyla başlamak istiyorum: "Göz, belkide insan bedeninin içinde ruh barındıran tek kısımdır."
    O kadar çok şey sığdırmış ki bu cümlenin içine.
    Evettt gelelim kitaba:
    Günün birinde herkesin kör olduğunu düşünün! Kitap tamda bunu anlatıyor. Adı bilinmeyen bir ülkede geçiyor olay ve kitapdaki hiç bir karakterinde adı verilmiyor. Herkesten bir sıfatla bahsediyor yazar. Yaptıkları meslek, fiziksel özellikleri gibi gibi. Örneğin; doktor,doktorun karısı, yaşlı adam, gözlüklü kız...vs. bir başka özelliği ise kitapta sadece nokta ve virgül kullanılması. Diyaloglar arasında bile başka hiç bir noktalama kullanılmamış. Yazar burada ilginç ve bir o kadar da çarpıcı kendine özgü bir tarz kullanmış ve sonuna kadar sıkıntısız okumanızı sağlayabilmiş. Kitap gerçekten üstüne saatlerce konuşmamız gereken kitaplardan.

    Körlükle bir düzenin, insanlığın ve bütün değer yargıların nasıl yıkıldığını gösteriyor bizlere. Kitap bittikten sonra yazar hakkında büyük araştırmalar yapmıştım. İlk kez tanıştığım ve fazlasıyla merak ettiğim biri olmuştu. En çokta kör olup olmadığını merak etmiştim. Çünkü bu kadar mükemmel bir anlatım ve canlandırma yapabilen birinin körlüğü tatmış olması lazım diye düşünmüştüm. Halbuki yazarın kör olup olamamasıyla alakalı değil, tamamen çok büyük bir yazar olmasıyla alakalıydı. (Bu arada yazar kör değil) Kitabın filminide izledim fakat kesinlikle kafamda kurduğumla alakası yoktu. Size sadece kitapla ilgili hayalgücünüzün sınırlarını zorluyor demekle yetinmek istemezdim ama gerçekten oturup konuşulası bir kitap.
    Bitirmeden önce spoi vermeden anlatmaya özen gösterdim ama kitabın kırılma noktası kesinlikle kilise bölümü. o kısıma dikkat ederek okursanız gerçekten anlamış olacaksınız kitabı. Çünkü yazar orada hem kendini ele veriyor hemde ana fikri. Okuyun... Mutlaka okuyun!!!
  • Aveline Lesper... Mutlaka İzleyin... ( Videonun linki en altta)

    Türkiye'de ki İslamcı entelektüeller ile batı hayranı kemalistlerin hepsini toplasanız şu Meksikalı kadının gösterdiği cesareti gösteremezler; bu kadar net ifade edemezler...

    Anlattıklarının sakın ama sakın sadece bir ''çağdaş sanat eleştirisi'' olduğunu zannetmeyin;

    Sadece 25 dakika süren bir konuşma içerisinde kapitalizmi, batıyı , çağdaş sanatı, yozlaşan kültürü, yozlaşan akademiyi, akademinin diktatörlüğünü, sistemin aydınlarını, sahteliği , marketing ve insanlığın geldiği son durumu bir sanat galerisi üzerinden çok sade bir dille özetlemeyi başarıyor...

    Nasıl bir illüzyona tabi tutulduğumuzu, modernizm ve çağdaşlık adı altında nasıl aptal yerine koyulduğumuzu; yazar, çizer , sanatçı ve akademisyen diye bildiğimiz birçok şöhret sahibi insanın birer ''sahtekar' olduğunu cesurca söylüyor

    Ayrıca Aveline Lesper sıradan bir isim değil; kendi alanında çok saygı duyulan bir otorite

    Kapitalizm , küfür ve postmodern soysuzluk insanlığı son sürat bir çürümeye mahkum ederken Aveline Lesper, Kral'ın çıplak olduğunu cesurca dile getiriyor...

    https://www.youtube.com/watch?v=pgF9nate2J0
  • 188 syf.
    İnsanlığın var olmasından itibaren bütün halklarda bir tanrı anlayışı, yüce güç düşüncesi olduğunu görürüz. Kadim(eski) medeniyetlerden bugüne kadar olan zaman çizgisinde geriye doğru baktığımızda insanların birçok farklı Tanrı düşüncesi olduğuna şahit oluruz. İnsanlar zaman zaman güneşe, aya hatta yıldızlara bile yani kısaca doğaya tapma teşebbüsünde bulunmuşlardır. Bu inançların oluşumunu, kaynağını, sebebini incelemeye çalışan bazı düşünürler; insanların, üzerinde hakimiyet kuramadığı varlıkları yüceltmiş olabileceğini söylemişlerdir. Yine geçmişten günümüze baktığımızda insanların bazen bu rotadan ayrıldıklarını, yani peygamberlerin geldiği, inançların belli bir zaman dilimi içerisinde sınırlı sayıda insanda değişime uğrayıp asıl olması gerekene doğru yol aldığını görürüz . Bu doğru yolda olma durumu, insanların; başka bir peygamberin gelmesine sebep olacak kadar inançlarını tahrif etmesiyle son bulur. Başka bir peygamber gelir ve öncekinin anlattıklarını benzer şekilde anlatır içinde bulunulan inancın ne kadar yanlış olduğunu göstermeye çalışır, insanları kıyamet gününün geleceği ile ilgili uyarır, kendisine inananlar dışında o kavimde yer alanların bu dünyada helaka uğramasıyla o dönem kapanmış olur. Bizim inancımıza göre bu peygamberlerden bazılarına kendilerine ait bir şeriat(ilahi emir ve yasaklar) verilmiş ise de (Hz.İsa’ya, Hz.Musa’ya verilmesi gibi) onu anlatmakla birlikte akaid konularında hep aynı şeyleri vurgulamışlar, hep aynı Allah’a inanmaya çağırmışlardır. (Şura suresi 13.ayet)
    Biz bu eserde kendilerine kitap verilen üç peygamber ve kitaplarını inceleyeceğiz. Bildiğimiz üzere Hz.Davud’a Zebur Hz.Musa’ya Tevrat Hz. İsa’ya incil ve Hz.Muhammed’e Kur’an verilmiştir.
    Bu dört kutsal kitabın üçü okuduğumuz bu esere konu olmuştur. İslama ve Müslümanlara göre diğer kutsal kitaplar da Kur’an gibi Allah tarafından gönderilmiştir. Allah emir ve yasaklarını bildirmesi için elçiler seçip zamanın halklarına kitapla beraber göndermiştir. Müslümanlar buna inanmakla birlikte diğer kutsal kitapların zamanla insanlar tarafından tahrif edildiğini bu yüzden de kendilerine inanç konusunda bir referans olamayacağını düşünürler.
    Kur’an ve diğer üç kitap üzerinden durumu değerlendirmek gerekirse şöyle söylenebilir: Kuran ve diğer kutsal kitaplar aynı olaylar hakkında farklı yorumlar, farklı durum değerlendirmeleri yapıyorsa burada Kur’an’ın söylediği mutlak doğrudur. İncil, Tevrat ya da Zebur’un bu konudaki söylemiş oldukları Allah tarafından söylenmemiştir. Kur’an ve İncil üzerinden örnekle bu durumu değerlendirmek gerekirse; Kur’an’a göre Dünya altı günde (Kur’an, Araf 54) yaratılmıştır. İncil’e göre de bu durum bir farkla böyle anlatılmıştır. Tanrı dünyayı altı günde yarattı ve yedinci gün yaptıklarının yorgunluğu ile birlikte o gün dinlendi ve o günü kutsadı. (İncil, Yaratılış 1-2 ) Bazı Hristiyanlara bunu sorduğumda bana, onun bir temsili anlatım olduğunu ve Tanrı’nın o günü insanlara ibadetle geçirmesi için böyle bir anlatımı tercih ettiğini söylemişlerse de beni çok fazla tatmin eden bir cevap olmamıştı. Çünkü bizim inancımıza göre Allah’a böyle fiiller atfedilemez. Kur’an’da şöyle buyurulur: ‘Görmediler mi ki, gökleri ve yeri yaratan, onları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de gücü yeter.’ (Ahkaf 33)
    Eğer bir konu Kuran’da yer alıyor da içeriği ile ilgili pek bilgi verilmemişse İncil ve Tevrat’a o konuya dair sadece doğru olma ihtimali olan bir bilgi olarak bakılır. Nitekim buna örnek olarak da şunu gösterebiliriz. Kur’an’da Hz.İbrahim’in hangi oğlunu kurban etmek için Allah’a sunduğu hakkında bir şey söylenmemiştir. İncil’de ise kurban edilen çocuğun İshak olduğu söylenmiştir. Bazı tefsirciler İncil’in bu konuda söylediklerini doğru kabul edip onun İshak olduğunu dile getirseler bile alimlerin birçoğuna göre genel görüş olarak görülmemiştir. Çünkü kurban edilenin İshak değil İsmail olduğunu söyleyen hadislere güvenmişlerdir ve genel kabul bunun olduğu yönündedir.
    Hristiyanlara göre Hz.İsa "Her doğan çocuk doğumunun sekizinci gününde vaftiz edilmelidir, vaftizsiz Cennet'e girmek mümkün değildir." demiştir. Müslümanlara göre ise herkes fıtrat üzere temiz olarak dünyaya gelir. ‘Biz insanı en güzel şekilde yarattık.’ (Tin 4)
    Hristiyanlara göre Tevrat da İncil gibi kutsal bir kitap ve kesin olarak doğrudur. Tevrat’a göre Allah’a inanmaya davet eden peygamberler de büyük günahlar işleyebilir. Düşünsenize Davud peygamber komutanının karısıyla birlikte olabilmek için o komutanı öleceği bir savaşa bilerek gönderiyor ve ölümüne sebep olup kadınla zina suçu işliyor. İslama göre ise peygamberler sadece küçük hatalar işlemişlerdir.
    İncil’e göre Rab katliam emri verebiliyor :‘ “Yeruşalim, Kenti'nin içinden geç, orada yapılan iğrenç şeylerden ötürü dövünüp ağlayanların alınlarına işaret koy” dedi. Öbürlerine, “Kent boyunca onu izleyin ve kimseye acımadan, kimseyi esirgemeden öldürün” dediğini duydum. “Yaşlıyı, genci, genç kızı, kadını, çocukları öldürün. Yalnız alınlarında işaret olanlara dokunmayın. İşe tapınağımdan başlayın.” Onlar da tapınağın önünde duran İsrail ileri gelenlerinden işe başladılar. Onlara, “Tapınağı kirletin, avlularını cesetlerle doldurun. Haydi başlayın!” dedi. Bunun üzerine onlar gidip kenttekileri öldürmeye başladılar. “ (Hezekiel 9, 4-6) Kur’an’a göre ise ‘Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın, aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez. Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescidi Haram'ın yanında, onlar savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa onları öldürün. İnkar edenlerin cezası böyledir. Eğer onlar savaştan vazgeçerlerse, siz de bırakın. Unutmayın ki, Allah çok affeden ve çok acıyandır.’ (Bakara 190-192)
    Kur’an’a göre Hz.Lut insanlara eşcinsellikten uzak durmayı, zina edip Allah’ın emir ve yasaklarına uymayı öğütlerken İncil’e göre kızları tarafından kandırılıyor ve onlarla zina ediyor. ‘ Lut Soar'da kalmaktan korkuyordu. Bu yüzden iki kızıyla kentten ayrılarak dağa yerleşti, onlarla birlikte bir mağarada yaşamaya başladı. Büyük kızı küçüğüne, “Babamız yaşlı” dedi, “Dünya geleneklerine uygun biçimde burada bizimle yatabilecek bir erkek yok. Gel, babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla yatalım.” O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Ancak Lut yatıp kalktığının farkında değildi. Ertesi gün büyük kız küçüğüne, “Dün gece babamla yattım” dedi, “Bu gece de ona şarap içirelim. Soyumuzu yaşatmak için sen de onunla yat.” O gece de babalarına şarap içirdiler ve küçük kız babasıyla yattı. Ama Lut yatıp kalktığının farkında değildi.Böylece Lut'un iki kızı da öz babalarından hamile kaldılar. ‘ (Tekvin 19, 30-36)
    Kur’an’a göre Hz.Eyüp sıkıntılara göğüs geren sabır kelimesinin tam karşılığı olan bir insan olarak anlatılıyor. Ama İncil’e göre aynı Hz.Eyüp, Rabbinden gelene isyan eden bir kul olarak göze çarpıyor. ‘Yaşamımdan usandım, ama söyle, niçin benimle çekişiyorsun, hoşuna mı gidiyor gaddarlık etmek…Niçin doğmama izin verdin? Keşke ölseydim, hiçbir göz beni görmeden…’ (Eyüp 2-20)
    İncil’e göre Tanrı’nın oğlu olabilir. ‘ Söz, insan olup aramızda yaşadı. O'nun yüceliğini, Baba'dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğul'un yüceliğini gördük.’ (Yuhanna 1, 4)
    Zebur’a göre Hz.Davud insanlara şöyle sesleniyor: ‘RAB'bin bildirisini ilan edeceğim:
    Bana, “Sen benim oğlumsun” dedi,“Bugün ben sana baba oldum.’ (Mezmurlar 2, 7)
    Kur’an’da ise bu durum şöyle aktarılıyor:’ Onlar, “Rahmân, bir çocuk edindi” dediler. Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız. Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti. ‘

    Bu ve buna benzer durumlar bize gösteriyor ki İncil’e bakış açımız böyle olmalıdır. Kur’an’dan kesin olarak çıkarılan bu ve bu gibi durumlarda İncil’den çıkan sonuçları doğru kabul etmek mümkün değildir. İnancımız gereği o kitaplara inanıyoruz ama şek şüphe olmaksızın tasdik ediyoruz diyemeyiz. Elimizde bulunan bu kitapta buna benzer birçok örnek ve olay anlatılmakta olup benim örnek olarak gösterdiğim durumlar okyanusta bir damla kalır. Kitabı okumanızı ve kendi gözünüzle olayları değerlendirmenizi tavsiye ederim. Yalnız bu ve bu gibi kitapları okumadan önce İslam’ın İncil’de geçen konulara bakış açısını bilip daha sonradan o konulara yönelmek en doğru yöntem olur. Allah’a emanet olun.
  • İnsanlıkta ölmüş, vicdanda, merhamette, yardım etme duygumuzda 😔😔😔😔

    https://twitter.com/...468199521239041?s=09
  • 256 syf.
    ·16 günde·Beğendi·9/10
    Distopik eserlerin BABAsından merhabalar…! Yevgeni Zamyatin’in BİZ’i, bu türün miladı kabul edilir. O yüzden beklentisi çok olan, bu kadar ünlü olmasına rağmen ülkemizde az bilinen bir eserdir. Bu nadide eseri incelerken her zamanki gibi doğaçlama yolunu seçiyorum. Spoiler içermez ama çok şey içerir....!! ve Sonuna kadar okuyunuz... Lütfen...! :))

    İnceleme için şöyle bir kurcaladım ve Dark Tranquillity - Live Damage Konser DVD’sini seçtim.. 2003 yılına gidiyor ve incelemeye hayat veriyoruz…

    Hazırsanız başlayalım..! Aman Kahveyi eksik etmeyin..!

    Kitabı okumaya başladığım andan itibaren birçok distopik ve bilimkurgu filmi zihnimde sahne aldı. Bu türü herkes sevmez çünkü konular farklı işlenir ve giyim kuşamdan tutun da, karakterler, konuşma tarzları mekanlar çok farklıdır. Her veri gözümün önüne geldiğinde kitabın zevki daha da artmaya başladı haliyle. Ben kitabı ikiye ayırdım. İlki anlatılanın ta kendisi, ikincisi ise kitap bittikten sonra Zamyatin’in Son Sözü…

    Şimdi bir bilimkurgu filmi ya da dizisi hayal edin.. Genelde şöyle başlarlar, dünya yok oldu ve yaşam artık bitti. Yeni x bir gezegen bulundu yeni bir koloni kuruldu. Artık insanlık burada hayat bulacak. Geçmişten aldığımız dersler sayesinde, daha farklı bir uygarlık olacağız. Atalarımızın yaptığı o ilkel hataları yapmayacağız, her şey bir kurala tabi olacak, yemek saatinden önce yemeyecek, biz demiyorsak ilişkiye girilmeyecek, ikili ilişkiler kurulmayacak… vsvsvs. Böyle başlayan toz pembe hatasızlık, filmin ortasında bocalar, sonlarında ise farklı tat bırakır ağzımızda. Senaryosuna göre sonu da değişir tabi ki… (En son gözdemiz Yeni Blade Runner'dı)

    Benim yakınlık kurduğum film ise Tom Cruise’un Azınlık Raporu filmi. Bu filmde suçlular, suç işlemeden bilgisayara bağlanmış üç kahin tarafından olasılıklar hesaplanarak belirlenir. Ve bu raporu alan ekip, olaya zamanında müdahale ederek, yaşanacak olan cinayetin ya da suçun önüne geçer. Lakin bu tarz durumlara insan eli değdiği için iş değişir. Ayrıca kahnlerin kararları bir olayın gerçekten olup olamayacağı ihtimalini tam olarak belirleyemez. İnsan her zaman kendisini etkileyen ve seçeneklerini değiştirebilen ruha sahiptir. Ne yapacağı kestirilebilir gözükse de bilinmez bir yapıdır. Bizim eserimizde her şeyi alt üst eden şey tamamen RUH. Ne olursa olsun, ister yapay zeka olsun, ister başka bir şey olsun. İnsani bir dokunuş ya da insandan bir etken var ise, o bir yolunu bulup, insanın o duygusal yapısını ortaya çıkarır ve devrime, karşı devrim uygular. Bu filmi izlediyseniz, hikayenin nasıl geliştiğini ve sonuçlandığını biliyorsunuz zaten. İzlemediyseniz ve bu tarz kitap ve konular seviyorsanız acilen izleyin. 2001 Yapımı olmasına karşın, asla hissettirmeyecek bir teknolojik kurgu ile yapılmıştır. Şimdi konumuza yani kitaba dönelim…

    BİZ!! Yapmayız, Onlar yaptırırlar!
    BİZ düşünemeyiz, Onlar Düşünürler!
    BİZ hissetmeyiz, Zaten ne yapacağımız bellidir!
    BİZ fikir yürütemeyiz, kurallar bellidir!
    BİZ yazamayız, fikirler yasaktır!

    Duygudan yoksun, kişilikten uzak, insani değerden mahrum bir yapıdır BİZ…
    Tek Devlet… Bir integral inşa ediyor. Bu inşa edilen şey, tek çizgi, tek düşünce üzerinedir. D-503 ise bu yapıyı inşa eden Tek Devletin matematikçilerinden biridir. D-503’ün yazdıkları sayesinde, Zamyatin BİZ’i, BİZ’e ulaştırıyor. Bir kart al, akşam seçtiğin kişi ile birlikte ol.. Tek Devletin istediği saatte, istediği zamanda, istediği şekilde…. Devlet ister sen yaparsın.

    Günümüz Dünyasında ki Devletler ve Toplumlar şu davranış şekillerine sahiptirler;

    İstediğini giyemezsin,
    Düşünce özgürlüğü vardır ama düşünceni söyleyemezsin,
    Yanlışa yanlış diyemezsin,
    Özgür bir yaşam seçemezsin,
    Para kazanmak zorundasın, yoksa yaşayamazsın,
    Adalet kavramı karşına çıkar ihtiyacın olduğunda bulamazsın,
    Kendi tanıdıklarını kayırırlar,
    Seni ayırırlar,
    Güçlü ile güçsüz ayrımı vardır, güçsüzsen ezilirsin,
    Eski şeyler giyersen ayıplanır, yeni şeyler giyersen sevilirsin,
    İyi bir işin varsa gözdesindir, iyi bir işin yoksa fakirsindir,
    Devletine bağlı olman sana yetmez, devlet sana bağlı değildir, devlet çoğula bağlıdır. Çoğul ses çıkarmazsa TEKİL tek başına ölür gider. Yeni bir çoğul doğar ve tekiller yine ölür gider.. Ne demişler Devlet bir sobadır...!

    BİZ’e ait Tek Devlet tüm bunları kaldırır… Seni tek tip bir hayata mahkum eder. Ne yiyeceğine ne giyeceğine karar verir. Dışarıda ne kadar kalacağına, kiminle ilişki kuracağına, ne zaman yatıp ne zaman kalacağına karar verir! Tek Devlet seni sen olmaktan alıp, Sen olmayan bir makineye dönüştürür. Özünde ki Ruhu parçalar ve seni düşünemeyen bir varlık adında ki yokluğa dönüştürür…!

    1920’lerde yazılmış bir kitaba göre oldukça yüksek seviyede ironi ve bilimkurgu içeriyor. Düşünemeyen toplumu himayesine almış bir devleti temsilen anlatılan hikaye günümüzde hala geçerliliğini koruyor. Yapılan bir çok filme alt yapı sağladığını söylersem yanlış bir tespit yapmış olmam. Tam olarak nokta atışı bir tespit olur. Bu kitabın ardından bir çok distopik eser çıkmıştır. Hatta yazarları, örnek olarak BİZ’i göstermiştir. Bunların en başından Ursula Le Guin ve George Orwell var. BİZ yüksek seviye de önemli bir eserdir.

    Şimdi gelelim konunun işleniş, anlatılış ve hissediliş şekline. Öncelikle şunu söyleyeyim, uzun cümlelerde kaybolacak çok okur var ve sıkılma ihtimimalleri yüksek. Çünkü adı üzerinde türü distopya. Hayalinizin ve düşünce yapınızın oldukça geniş olması gerekmektedir. Karakterlerin adları, bir çok bilimkurgu filminden aşina olduğumuz şekilde kısaltmalar ve rakamlardan oluşmaktadır.

    Yaptığımız her şeyin yasak ve kontrol altında olduğunu, kendi irademiz ile yapamadığımızı hayal edin. Ne hissederdiniz? Okurken bile canınız sıkıldı biliyorum. Bazı arkadaşlar daha iyi diyecek olmasın, insan zincir altında yaşayacak olursa çıldırır, delirir.. İnsanın ruhu bilinç ile yaşam bulur. Özgürlük insanlığın en temel ihtiyacı ve ruhunun gıdasıdır.

    İncelemnin başında da dediğim gibi kitabı ikiye ayırdım demiştim. İlki kitabın konusu yani kendi ana teması, bir de Zamyatin’in son sözü…

    Açıkcası kitabı beğendiniz ya da beğnmedniz.. Bir şekilde sonuna geldiğinizde sizi harikulade bir anlatımla, son bir gerçeklik süslüyor. Ve o on sayfa size ilaç gibi geliyor. Eğer kitabı yarım bırakmaya yani yüzüstü bırakmaya eğiliminiz varsa hemen bu son söz kısmını okuyun. En azından ana fikrin ve yazarın kendi dilimiz ve dünyamızdan, kendi ruhsal bilginliğinden yararlandırdığı bir sahneye kavuşmuş olursunuz. Açıkcası kitabın beni en çok sarsan ve kendisine hayran bırakan kısmı bu. Çünkü 2018 Yılındayız ve bir çok film / dizi izliyoruz. Artık bu düşünce yapıları 1920’lere ait bu kitaptan alınıp, çoktan yenilip içilmiş ve haliyle suyu sıkılmıştır. Bu son söz, Zamyatin'in bize sunduğu sarsıcı bir finaldir.

    İncelememi toparlayayım.. Yine uzunca yazdım sanırım.. Bu kadar okuduysanız öncelikle teşekkür ediyorum.

    HÜR doğduk, HÜR yaşayamadığımız dönemlerimiz oluyor, olacaktır. İnsanı kontrol eden Devletler, insanı özgürlük adı altında, tam tersi tutsak yaşatmaktadır. Aslına bakarsanız, özgürlük dediğimiz şey ilk insanların tattığı duygu ve yaşam şeklidir. Özgürlük budur. Bizim özgürlüğümüz ise, okuduğumuz kitaplar, gezdiğimiz sokaklar, giydiğimiz marka giysiler, taktığımız saatler/gözlükler, yaptığımız saçlar, bindiğimiz arabalar, yaşadığımız evler, zamanı geberttiğimiz avm'ler… Bizim özgürlüğümüz bu ve benzeri türevlerin çeşitleridir. Ama ilk insanların özgürlüğü gerçek özgürlüktür.

    Biz Tutsak özgürleriz.. Bunu unutmayalım. Bu özgürlük, kitabın ana temasına baktığımızda toz pembe bir güzelliktedir. Kendi kontrolümüzün dışında yaşayacağımız bir dünya, BİZİ, BİZ olmaktan çıkarır…

    İnsan, ona dayatılanı bilmeli, anlamalı, düşünmeli, fikir beyan edebilmeli, her şeye evet veya hayır yerine böyle olsa, şöyle olsa diyebilmelidir. İnsan düşünür… Düşünen insan üretir.. Üreten insan gelişir.. Gelişen insan neye ihtiyacı olduğunu bilir.. Bilinçli insan gerçek toplumu oluşturur.

    Dayatılan değil, düşünebilen insanlar olun.. Sorgulayın, İtaat etmeyin.!!

    BİZ olmak istiyorsak, Tutsak bir yaşam sürmeyin…!

    İnanmayın yalanlara, kafanızın içindeki organı kullanın! ve üstelik, BEDAVA...!

    Kesinlikle okuyun ve düşünün.. Herkese İyi okumalar dilerim…..!