Aykut Örek, Başlangıç'ı inceledi.
09 May 17:43 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Dan Brown'un tüm romanları heyecanlı ve gerilimlidir. Başlangıç romanı da öyle. Diğer kitapların konusuna nazaran bu kitaptaki konu daha ilgi çekici. İnsanlık tarihine ışık tutan varoluş felsefesini inceleyen ve Ateizm, Müslümanlık ve Hristiyanlığın günümüzdeki durumları kitapta ele alınmış. Dan Brown yazarsa o kitabı tartışmaya bile gerek yoktur. Langdon forever

Tertuliano Maximo, Kabil'i inceledi.
25 Mar 14:42 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Okuduğum ilk Saramago romanı, Saramago' nun ölmeden önce yazdığı son romanı.

Kim bilir, belki de Saramago efendisiyle son defa Kabil aracılığıyla hesaplaşıp hoşçakal dedi. Kitabın son cümlesi: "Hikaye bitti, anlatacak başka bir şey olmayacak."

Konusu insanlık kadar eski olan bir hikayeye dayanır. Kitapta geçen "Insanların tarihi, tanrı'yla anlaşmazlıklarının tarihidir; o bizi anlamaz biz de onu anlamayız." cümlesi kitanbın en kısa özetidir.

Devamı spolier içerir.

Adem ile Havva’ nın büyük çocukları olan Habil ve Kabil arasında çıkan bir anlaşmazlık sonucu Kabil kardeşini öldürür. Bu olayla Kabil insanlar arasında ilk kanı döken olur. Kabil ilk katil unvanını da insanlık var olduğu sürece layıkıyla taşımayı garantilemiştir.

Saramago’ nun alaycı üslubuyla yola çıkılan hikayede, Kabil Tanrı tarafından bağışlanır fakat sürgün edilir. Kabil bir bakmışsınız babasının annesinden önceki eşi olan, libidosu yüksek Lilith’ in yatağında, bir bakmışsınız Nuh’ un Gemisi’ nde, Nuh’ un eşiyle ve gelinleriyle harem kurup zevk ve sefa içinde. Kabil, zaman kavramının esnekliği içinde kronolojik sıraya bağlı kalmadan yolculuk eder. Tanrı’ nın sapkın kavimleri masum olup olmayanları ayırmadan (çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek demeden) topyekün yok etmesi gibi bir takım hoş olmayan durumlarla da karşılaşır. Tanrı’ nın Şeytan ile inatlaşıp her şeyden habersiz zavallı insanları nasıl üzdüğüne defalarca şahit olur. Hoş karşılamadığı bu durumları, aman Tanrı duymasın edasıyla da asla gizlemez. Özü sözü birdir Kabil’ imizin. Kötü bir Tanrı portresi çizmekten asla çekinmez.

Kabil en son Nuh’ un Gemisi’ nde insanlığın çoğalmasını sağlayabilecek tüm kadınları öldürürken karşımıza çıkar. Tanrı’ nın verdiği görevi yerine getirip insanlığın soyunu devam ettiremeyeceğini anlayan Nuh’ u da intihara sürüklemiş olur. Bu olaydan sonra Tanrı ne yaptı, ne etti de insanlığın devamını sağladı bilinmez. Belki de bu hikaye esnek olan zaman kavramının bir kıyısında sıkışıp kalmış bir hikayedir. Tanrı bilir!

Toplumsal Sorunsallar
Toplum olarak yaptigimiz en iyi seylerden biri ki hatta yediden yetmise, kiraathanesinden meclisine: Olup bitmis olaylari elestirip, onlara tepki sunmak.
Farkindaysan, bir seyler tekrar ediyor ve ust uste geliyor. Savaslar, tacizler, cinayetler.. Bundan aylar oncesinde de benzer bir tekrar durumu yasanmisti. Peki n'oldu oradakilere, hatirliyor musun?
O olaylardan belli bir sure once de benzer seyler yasandi, yine sundun tepkini, sonra yine unuttun.
Gundemde de var bazi olaylar, insanlik disi diye tabir ettigimiz hatta!
Ekran karartiyorsun, tepki gosteriyorsun, kufredip, lanet yagdiriyorsun..
Ee, ne degisti? Yasananlar mi degisti, yasanacak olanlar mi? Bence hicbiri.
Bir de diyorsun ki her seferinde: "Ilgili kurum ya da kuruluslar olaya el atsin, cezai yaptirimlar artirilsin.."
Yahu, gozumun nuru, cigerimin kosesi.. Ilgilenmesi gerektigini dusundugun kurum ya da kuruluslar zaten ilgilenmek icin senden bir sey demeni, onlari uyarmani beklemiyorlar. Senin gordugunu onlar da goruyor. Bir seyleri yapacak olsalar coktaaaaan yaparlardi.
Iyi de kardesim, tepkisiz mi kalalim, susalim mi diyorsun biliyorum.
Lafla peynir gemisi yurumez haci! Yillardir tepki gosteriyoruz, kufrediyoruz, kiniyoruz (ki bu konuda cidden basariliyiz.) Ne degisiyor? Hicbir sey.
Degisim bireyde baslar, topluma yansir. Boyle, boyle zincirleme devam eder gider.
Peki, soyle bir donup bakalim topluma. Yine bircok sorunun temel sebebi olan kadin erkek ayrimi hakkinda ne dusunursun bilmiyorum, lakin nacizane fikirlerimi paylasmak isterim.
Biz ayrima taa dogumda basliyoruz. Kizsa, pembe, erkekse mavi! Zaten bu akilli yavrucak saniyesinde kapiyor arada bir "fark" oldugunu. Az daha buyuyorlar, kizin cinsellik kavramlariyla ilgili bir seyler konusmasi bile yasakken, erkek icin neredeyse skor tutuluyor! Oldu mu sana kendini her seyden ustun bir yaratik sanan erkek bir birey. Erkekligi sadece genital bolgeden ibaret sanan bu varlik, onune gelen herkese ve her seye ayni seyi yapabilecegini dusunmeye basliyor. Sonrasi malum! Diyorsun ki hicbir sey degismiyor, hep ayni, hep ayni..
Degismez tabi. Sen ne yapiyorsun degistirmek icin? Bir caban var mi?
Tabi ya, pardon. Kiniyorsun, kufredip, lanet yagdiriyorsun. Ha bir de en onemlisi: "Ekran karartiyorsun." Valla harikasin, bravo! (!) Bu senin yaptigin atesi atesle sondurmeye calismaktan baska bir sey degil. Nefretin altinda yattigi olaylari, ofkeyle bezenmis durumlari yine ayni sekilde nefretle ofkeyle bitiremezsin. Tekrar tekrar soyluyorum: Degisim bireyde baslar. Sen degis, dunya degissin. Ozellikle kadinlar! Biz erkekler biraz benciliz, ogrendigimiz her seyi herkesle bir anda paylasmayabiliriz. Ama siz daha naifsiniz, daha merhametli, daha paylasimci.. En azindan fitratinizda bu var. Lutfen ogrenin, gelistirin kendinizi ve ogretin. Yeni bireyler, sizlerle daha da farkindalik sahibi insanlar olsun. Olsun ki bu ve benzeri olaylar biraz olsun durulsun. Ya da bosver ya, unut dediklerimi. Her olayda oldugu gibi, bu olaylarin da bir hafta suresi var.. Sonra ne mi olacak? Starbucks'ta soguk kahveni, dizilerdeki aglamakli sahneleri, ask acisi iceren sozleri paylasmaya devam edeceksin. Karar senin! Ya degisirsin, ya degistirilirsin. Sürc-i lisan ettiysek affola! Sevgiler, saygilar
M.Y

Dünya:" İnsan olma "çıkmazı
İnsan insanın hem yarası hem de merhemidir. Acısı, sevgisi, kızgınlığı yani hayata dair tüm duyguları insanlarla karşılıklı yaşarız. Eşteştir tüm duygularımız birbirimize karşı. İnsanın yaratılışından beri bu durum bu şekilde devam etmektedir. Bu devranda böyle sürüp gidecektir. Kabil ile Habil’den başlamıştır bu ikili ruh halleri. Kabil’in yaşadığı kardeşlik sevgisi birden bire haset duygusuna dönüşünce her şey başladı. İmtihan o zaman vuku buldu ahir zamanda. Süregelen zamanda hep bir mücadele güruh oldu bizler arasında.

Bazen insanlardan anlayış, sevgi ya da saygı beklerken, bu olanları düşünürüm de olabilmesi mümkün olmayan şeyleri istediğime inandırırım kendimi. Evet, insan içinde birçok kişi ile yaşıyor sanki. Tek bir karakterden hâsıl olmuyoruz. Nicesi olan karakterler sarıyor bedenimizi de biz emirler ve yasaklar çerçevesinde Kabil olan yanımızı ya da Habil olan yanımızı seçiyoruz. Bu cümleleri yazarken aklıma Sartre’ının şu sözleri geliyor. “ Demek cehennem bu. Hiç aklıma getirmezdim böyle olacağını. Acı, ateş, kızgın ızgara hepsi sizsiniz demek. Ne gülünç şey. Kızgın ızgaranın ne gereği var. Cehennem başkalarıdır.” İşte bu cümlelerde Sartre Kabil olan ruhları yaşamında gördüğü için söylemiştir. Sonra Habil olan yanımız o kesin vakarlı ve inançlı duruşuyla çıkar ve “Tanıştığımız iyi insanlar da rızkımızın bir parçasıdır.” der, ve yaşam bu ikilemde sürer gider.

Zaman git gide sona yaklaştığı için mi bilmem ama birbirimizle olan imtihanımız gün geçtikçe daha çok artmaktadır. Sabır denilen durum sanki zaman aşımına uğramakta. Birbirimize olan tavırlarımızı, anlayış sıkıntımızı etrafı gözlemledikçe de anlayabiliriz aslında. Toplu taşımayı kullananlar bilir birbirimize az olan sabrımızı. Kimsenin kimseye ihtiyacı yok gibi davranarak “İnsanlık ölmüş. ”cümlesinin vücut bulmuş halini görürüz dışarlarda. Her gün yaşarız bu sıkıntılı durumları da Allah kulunun gönlüne ferahlıkta verir kimi zaman. Birbirine yardım eden, güleryüzlü olan insanlarımızı da karşımıza çıkarır. İşte bu noktada biz hayata tutunuruz. Hayata olan inancımız bizi bu noktada yakalar.

Duam şudur ki bu noktadan devam edelim bizler yaşantımıza. İmtihan sayalım tüm yaşanan kötü olanları da hakkıyla bu imtihandan geçenlerden olalım. Evet, dünya hayatı zalim, evet insanlar gerçekten zor. Bunlardan pay çıkararak nasıl olmamamız gerektiğini anlayalım ve ona göre davranalım. Bu cümleler öne nefsime, sonra da tüm bu durumları yaşayanlara, yani fani olan herkese. Bu dünyanın rahat yeri olmadığını tekrar tekrar hatırlatalım kendimize. Yedi Güzel Adamd’da Zarif ne de güzel dua etmiştir aslında… Bizlere de, “âmin” demek düşüyor.

“Kalbinde cennet taşıyan insanlar var;

Bulundukları her yere huzur veren hassas, kırılgan, içten, samimi, yüreği güzel insanlar var.

“-Allah bizi o özel insanlarla karşılaştırsın.”

Âmin…

Bet, bir alıntı ekledi.
 23 Oca 19:11 · Kitabı okudu · 10/10 puan

-bence- tıp fakültesi hastanelerinin durumları..
Üstadı âzamlar sadece 'enteresan vaka'lar ile ilgilenirdi. Yani hasta yakınlarının anlayacağı dille 'ümitsiz hasta'lara bakarlardı. bilim bu demekti. böyle, ölüme yakın talihli hastaların çevresinde asistanlardan, mütehassıslardan meydana gelmiş kutsal bir daire bulunurdu. ve bu 'enteresan vaka'dan, bütün insanlık için mutlu bir sonuç çıkarılırdı. bilim bu demekti. bütün bilimlerin anasını matematik de böyle buyurmamış mıydı: üç ile beş değil x ile y çözüme gidilebilirdi ancak. ve x ya da y değilsiniz, kimse yanınıza bile uğramazdı. böyle önemsiz vakanlarla ancak pratisyen hekimler uğraşırlardı belki; yani, üstatlar için normal hastalar kadar önemsiz kişiler. enteresanvakalar ise el üstünde dolaştırılırdı.

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 199 - undefined)Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 199 - undefined)

İnsan olmak, iyi olmak, insanlık, sevgiyi taşımak yüreğinde, umut etmek, hayal etmek, gerçeklerle karlı karşıya gelmek,dokunma duyusunun gerekliliği, ihanet, fedakârlık, düzenli yaşam,vefa, iyilik, kötülük, istekler, duygu ve ölüm…
Bir çok duygu ve durumları bu eserde satır aralarında hissedebilirsiniz.

Nicelik ve nitelik karşılaştırmasında elbette niteliği öne çıkar.
Ancak bir Tolstoy hayranı olarak,şu yorumu katmak isterim;Tolstoy,böyle bir eseri daha nitelikli halde,ruha daha çok haz vererek işlerdi.

Romandaki duygu ekseni;sevgisizlik.
Her insanın,başka bir insana hatta varlığa ihtiyaç duyması.
Ve en önemli duygu;dokunmak...

Virginia Satir'in ifadeleriyle;
"Ayakta kalabilmek için günde dört kez kucaklanmaya ihtiyacımız var.
Başarılar elde edebilmek için günde sekiz kere kucaklanmaya ihtiyacımız var.
Büyümek içinse günde on iki kere kucaklanmaya ihtiyacımız var."

mehmet rauf güler, bir alıntı ekledi.
17 Oca 22:01 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Zamanın Dilini Kavramak
İnsanlık bütün yönleriyle etki altına alınıyor, sömürülüyor. Her anı, durumu ve bütün hayatı boyunca. En basit bir durum, gün, olay anında çıkara devşiriliyor, alet ediliyor... Batı düşünüşlüler sıradanlıklardan kurtulmak adına sürekli yeni günler ihdas ediyorlar. Anneler, babalar, sevgililer ve doğum günleri gibi. Bunlar bir ritüele dönüşüyor. Bununla kalınmıyor özellikle tüketim gücünü oluşturanlar anında bunları lehlerine devşiriyorlar. Günleri de tüketim aracı hâline getiriyorlar.
Her nesne ve durumda olduğu gibi roman, piyes, müzik sanatın bütün alanları da birer araca dönüştürülebiliyor. Sanat eseri seçkinlik ve üst dildir. Fakat kapitalizmin sömürü çarkı anında bu alanlara el atıyor. Nesne ve durumları pazarlama aracı hâline getiriyor bundan büyük çıkarlar devşiriyor. Romanı roman olmaktan çıkarıyor. Hiçbir değeri olmayan bir eser anında gündeme oturtuluyor milyonlarca insan onun değersizliğinin bilincinde olmadan saldırıyor alıyor...
Bugünün insanlığının geleceği de ipotek altında ve borçlu. Bu, kimi zaman bir insan teki için yeterli olmuyor. Çocuklarına ve torunlarına kadar borçlanılıyor. Tüketim için aşırı derecede sömürü gerekiyor. Küçükten büyüğe doğru bu hızlı bir akım hâlinde insanlığı etkiliyor.

Adaleti Ayakta Tutmak, Ali Haydar Haksal (Sayfa 106 - MGV Yayınları)Adaleti Ayakta Tutmak, Ali Haydar Haksal (Sayfa 106 - MGV Yayınları)
Li-3, bir alıntı ekledi.
27 Kas 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi

Bugünlerde basın toplantıları yapıyorum, gazetelere demeçler veriyorum, mitinglerde konuşuyorum. Ama yazık ki açlık grevindeki kişilerin durumları hiç değişmiyor. Açlıktan ölecekler. Ben ne yapayım şimdi? Bir şeyler, bir şeyler yapmak gerek. Böyle durumlarda, dünyamız zor günler yaşıyor, her yazarın böylesi eylemlere katılmalarını istiyorum. Katılmayanları suçluyorum. Asıl bu yazarları, sizin örnek olarak verdiklerinizi, ağızlarıyla kuş tutsalar da insanlık onları kusacaktır.

Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor, Yaşar KemalYaşar Kemal Kendini Anlatıyor, Yaşar Kemal

İki ucu paradokslu değnek/Ertan YAVUZ
Çok eski zamanlarda; beşeriyet bedenine sarınmış, insanlık ruhunu henüz keşfedememiş, sadece temel ihtiyaçlarını karşılamak için çabalayan bir anlayışın oluşturduğu irili ufaklı topluluklar varmış. Bir araya geldiklerinde dil denilen iletişim aracının varlığının henüz ne olduğu konusunda bir fikri olmayan ve konuşma organlarının da gelişmediği çağlar...

Herkesin bir işinin olduğu ama iş kavramının yapılması zorunlu eylemlerden çok yaşamak için gerekli bir ön koşul olduğu zamanlarda erkekler yiyecek arama, avlama ve o yiyeceği mağarasına taşıma görevini üstlenirken, kadınlar yiyecek arama, toplama, erkeğin getirdiği avın etlerini parçalayarak bir kısmını saklama ve kalanını yaşamın devamını getirebilmek için yemek yapma ve avlanan hayvanin derisini kemik ya da geyik boynuzundan yapılmış iğnelerle dikerek soğuktan korunmak için giysiler yapma işi ile ilgilenirlermiş.

Avcı her zaman tetikte olmazsa yakalama şansını kaybedeceği avını takip ederken bir taraftan da “ava giden avlanır “ paradoksunu yaşayıp yaşadığı bu çelişki ile farklı planlar yapma eğilimine girerdi sanırım. İnsan ilk insan olsa da karşıt düşünceler silsilesi her daim var anlaşılan..

Hancı kadında da durum pek farklı olmasa gerek. Yiyecek ve giyecek sorumlusu olan kadın aynı zamanda soğuk bir buzul çağında bir mamuta yem olmadan yiyecekle birlikte mağaraya dönecek olan erkeği bekler bir yandan da dönmeme ihtimalini düşünerek o da kendini başka bir paradoksa sokardı sanırım. Dilin icat edilmeyip kendini ifade edememeyi de buna eklersek, yaşanılan bu zihinsel karmaşanın daha da fazla olacağı pek muhtemel...(dönem itibari ile aralarındaki iletişimin mimik ve jestlerle olma ihtimali, bulunan kalıntılar ve çalışmalar doğrultusunda ki tahminlerdir)

Binlerce yıl önce yaşayan insansıların duygu durumları ve davranışları günümüzden bir hayli farklı olsa da yaşadıkları çelişkiler ve bu çelişkiler karşısında takındıkları tavır pekte değişmemiş gibi..

Nasıl mı?

Şöyle;
Günümüz erkek ve kadını modernize edilmiş bir hayatın medeni birer vatandaşı olsa da içgüdüsel ve arkaik olarak bağlı bulunduğu klana veya ilk insan prototipine çok benzemektedir. Temel ihtiyaçlar konusunda değişen pek bir şey olmadığı gibi bu ihtiyaçların giderilmesi için yapılan çalışmaların da değişmediği. Evet belki erkek avcıların mamut avlamaya gitmediği ya da kadın hancıların mağaralarını beklemediklerini söyleyebiliriz. Ancak yapılan eylem ne olursa olsun yaratılış gereği ikicil (düalist) olan insan kendini olmazsa olmaz bir paradoksa sokar.

Aldığı elbiseden beklediği insana, yaptığı işten yediği yemeğe kadar çelişkiler girdabına kendini bir şekilde sokan ve yaşadığı bu duyguları normal üstü normal sayan yine kendisidir. Kızına arkadaşlarıyla sinemaya gitmesi için izin veren annenin daha bir saat geçmeden “nerede kaldı bu ”diye evhamlanması, sabah işe giderken her şeyi kontrol edip evden çıkan adamın işe geldiğinde kendini acaba ütüyü diye başlayan bir cümleyi düşünürken bulması, keşke o kırmızı ayakkabıyı alsaydım paradoksu ...

On binlerce yıl önce günümüzden farklı bir konformizme sahip olan kişilerin, ortopedik yatak yerine toprağın biraz eşilerek oluşturulduğu ortadelik yatakları, ısınmak için ateşi geçmiş külün serildiği külşafları, üstlerine örtmek için tüyleri uzun ve derisi kalın mamut yorganları vardı. Ama aynı gökyüzüne bakıp yıldızları ve ayı gördüğünde insanlığın var olduğu günden beri en elzem düşünce olan “5N1K”yı kendilerine sormuş olma ihtimalleri ve bu sorulara alamadıkları cevapları onlarda da çeşitli paradokslara neden olmuş olacak ki sonra ki bizler
Aynı soruları ve verilemeyen cevapları ima eden
İki ucu paradokslu değneği bulmuşuz .

Ne mutlu bize tutalım bakalım..;)

Buğra Acar, Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca'yı inceledi.
03 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 12 günde · Puan vermedi

Bi başladım ki ardı arkası gelmeyen sayfalar, duygu durumları ve dünya ahiret boyunca yetecek ders niteliğinde mesajlar ile doluydu. Çevirdikce okudum, okudukça sevdim ve de sevdikçe çevirdim sayfaları. Türk Edebiyatı Tarihinde gelmiş geçmiş en büyük ustalardan birinin eseriyle karşınıza çıktığını anlıyorsunuz, okudukça. Allah'ım sen ne büyüksün dedim. ( Belki de abartı ama duygu durumu buydu bende oluşturduğu) . Seni tanıdığıma seni okuduğuma çok mutluyum #yasarkemal hoca!..

Şimdi methiyeden sonra bahsedecek olursak kitaptan ilk evvel #georgeorwell #hayvanciftligi gibi hayvanları konuşturan bir kitap. Ama ne kitap! fil bazında neden fillen bahsettiğini ve karinca bazında neden karincadan bahsettiğini sayfaların büyüsüyle anlıyorsunuz. Neden aslan kaplan kaplumbağa kurbağa değil. Belki de olabilirdi. Ama olabilecek en iyi seçimlerle en net oluşumu gerçekleştirmiş bu kitapta usta.

Satranç tahtasında kareler ve taşlar üzerinden adım adım şah mat yapmak için planlar kurarsiniz ve adımlarona göre belirlenmiştir, usta burada onu yapmış adeta. Doğal hayatta sürüp giden yaşamı alt üst olunmasiyla başlar ve ardı arkası kesilmeyen olaylar süregelmiştir. Ne söylenirse spoiler olacağından üstü kapalı olarak anlatmak gerekirse insanlık tarihinde devam eden hayat nasil berrak ise paranın da elde edilmesi ile nasıl kömür karasına dönüştüğünü görüyoruz. Emeğin ne kadar ucuz ve itaat etmek ne denli çıkmaz! Onu da görüyoruz.( Sanırım bu genel durumu net açıklayacaktır )

Okumadiysaniz eğer kesinlikle alıp okuyun derim ben.