Özgürlük ve belirlenimcilik bir paranın iki yüzü gibidir. Her ikisi de mutlak değildir, bir başka şeye bağlıdırlar. Dünyayı belli bir şekilde görmeye başladığım zaman, yaptıklarım kaçınılmaz bir şekilde bunu takip eder, fakat bilimcilerin kuramları değiştirmekte özgür oldukları gibi ben de kurgularımı değiştirmekte özgürüm.
Bir kadının sürekli “trajik” evlilikler yapması yada bir işçinin sürekli iş yerinde kaza yapması gibi “ tekrarlanan” kazalar, özelikle aynı türden ya da kazaya meyilli biri olmak, kurbanın bir şekilde bilinçsiz olarak olayların gerçekleşmesine katkı sağladığını göstermektedir. Bunlar gerçek kazalar değildir.
Özgürlüğün öznel deneyimi, renk algısı ve acı hissi kadar gerçektir. Zorunlu ve kaçınılmaz olmayan bir karar verme hissidir. İçeriden dışarıya doğru, kişiliğin çekirdeğinden başlıyor gibi görünmektedir. Belirlenimci ekollerin psikiyatristleri bile, iradeye sahip olma deneyiminin ortadan kaldırılmasının, hastalarının tüm zihin-ruh yapısında çöküşe yol açtığına katılmaktadır.
Gördüklerimiz, hissettiklerimiz ve inandıklarımız temelinde seçim yapar ve eylemde bulunuruz. Bir şeyler hakkında yanlış bilgilerimiz varsa, olanı olduğu halde kabul ederek değil, hatalı kavramımıza göre davranırız.