BERNARD LEWİS'İN TÜRKİYE VE ORTADOĞU PLANI....

1997 yılında, Bernard Lewis’in etnisite ve mezhep ayrılıklarını esas alan İslam Dünyasını bölme projesini Dr. Muhammed Umara “Arapların ve Müslümanların Parçalanmasına Dair Siyonist Proje” başlığı altında Mısır’da yayınlan Eş-Şa’ab gazetesinde yayınladı.

Muhammed Umara,“Executive Intelligence Research Project” başlığı altında Pentagon’un yayınladığı dergideki bilgilere dayanmaktadır. Bernard Lewis’in sunduğu proje kısaca şöyledir:

1. Pakistan’daki Belucistan bölgesini İran’ın komşu Belucistan bölgelerine katmak suretiyle “Belucistan” devletinin kurulması,

2. Pakistan’ın kuzeybatısındaki bölgenin Afganistan’daki Peştun bölgesine eklenerek “Peştunistan” devletinin kurulması,

3. İran, Irak ve Türkiye’deki Kürt bölgelerinin birbirine katılmasıyla “Kürdistan” devletinin kurulması,

4. İran’dan Kürt ve Beluci bölgelerin koparılması suretiyle aşağıdaki etnisitenin ışığında İran’ın iç taksimatı gerçekleştirilecektir. Böylelikle aşağıdaki devletçiklerin kurulması sağlanacaktır:
a. İranistan
b. Azerbaycan
c. Türkmenistan
d. Arabistan
Bu dört devletçik İran’ın içindeki devletçikler olarak ortaya çıkacaktır.

5. Irak’ta 3 devlet kurmak
a. Kuzeyde Sünni Kürt Devleti
b. Ortada Sünni Arap Devleti
c. Güneyde Şii Arap Devleti

6. Suriye’de 3 ya da 4 devletin kurulmasını sağlamak
a. Dürzi Devleti
b. Alevi-Nusayri Devleti
c. Sünni Devleti
d. (Kürd devleti)

7. Ürdün’ü 2 yapı halinde ayırmak
a. Bedeviler
b. Filistinliler

(Burada İsrail’in kendisine katacağı Batı Şeria yakasına işaret edilmemektedir.)

8. Suudi Arabistan, krallığın 1933 yılındaki kuruluşundan önceki haline, kabile mozağine, dönüştürülecektir. Böylelikle bu devletlerin Kuveyt ve Bahreyn, Katar ve diğer emirliklerden fazla ağırlığının olmaması sağlanacaktır.

9. Lübnan’ın siyasi coğrafyasının aşağıdaki temeller ışığında yeniden gözden geçirilmesi

a. Hıristiyan bir devletçik
b. Şii bir devletçik
c. Sünni bir devletçik
d. Dürzi bir devletçik
e. Alevi bir devletçik

10. Mısır’ın en az 2 devlete bölünmesi

a. Müslüman Arap devlet
b. Kıpti devlet

11. Sudan’ın güneyinin kuzeyinden ayrılmasını sağlamak suretiyle
a. Güneyde bağımsız siyahi bir devlet
b. Kuzeyde bir Arap devleti kurulacaktır

12. Batı Arap siyasi coğrafyasının yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Böylelikle Berberilere ait dağılım ve kabilelerine bağlılık esasına göre birden çok devletin kurulması sağlanacaktır.

13. Aynı şekilde Araplar, Zenciler ve Araplar ve Zencilerden melezler arasındaki kavgadan hareketle Moritanya’nın yeniden yapılandırılması

Bu proje sayesinde 1916 tarihli Sykes-Picot tekrar gözden geçirilerek din, ırk ve mezhep esaslarına dayalı 30 küsur devlet daha ortaya çıkartılmış olacaktır.

Yusuf K, bir alıntı ekledi.
01 May 00:12

Kalıtımsal açıdan ayrıntılı biçimde araştırılan ilk psikolojik treyt zeka olmuştur. Zeka, zihinsel (intellectual) becerilerin tümü olarak tanımlanabilir. Başka bir deyişle kişinin öğrenmiş olduğu her şey ve şimdiki öğrenme yeteneği bu tanıma girmektedir (Humphreys, 1971). Zeka testleri, bu beceri ve yeteneklerin bir örneklemini ölçen maddeleri içerir. Bireyin böyle bir testten aldığı puan, onun tüm repertuarının bir tahmini olmaktadır. Bu nedenle, zeka puanının, kişinin tüm zihinsel yeteneğinin bir ölçümü olduğu ileri sürülmektedir. Sözü edilen test puanı, zeka bölümü (ZB) (intelligence quotient : IQ) olarak belirtildiğinde, kişinin yeteneği, aynı yaştaki diğer kişilerle karşılaştırabilmektedir.

Psikolojiye Giriş, Clifford T. MorganPsikolojiye Giriş, Clifford T. Morgan
Bir Başak Kadını, bir alıntı ekledi.
22 Nis 21:25

■ Ateşli bir şekilde savunulan görüşler asla iyi bir temele dayanmayan görüşlerdir; gerçekten de şiddetli duygusallık, görüş sahibinin rasyonel kanıtlardan yoksun olduğunun bir göstergesidir. Politika ve din konularındaki görüşler hemen hemen tümüyle aşırı duygusallık ile bağıntılı olan türdendir.

■ Araştırmacıların üzerinde anlaştığı konular vardır. Uzmanların tam anlaşamadığı konular da vardır. Bütün uzmanlar hemfikir olduklarında bile yanılabilirler.

■ Politikacılar parti edebiyatlarına uygun olmayan görüşlere ilgi duymazlar; sıradan insanlarsa felaketleri düşmanların entrikalarına atfetmeyi yeğlerler. Sonuçta da insanlar konu ile ilgisi olmayan şeyler için veya o şeylere karşı savaşırlar. Rasyonel düşünce sahibi birkaç kişiye ise, hiç kimsenin hislerine hizmet etmediklerinden, kulak asılmaz.

■ Gerçekler normal zamanlarda sadece kabalık olarak, savaş halinde ise suç olarak algılanırlar.

■ Birbirinin karşıtı katı inanç sistemleri oluşur; bu sistemlere yalnızca aynı ulusal eğilimi taşıyanların inanmaları, bunların yapay olduğunu açıkça ortaya koyar. Ancak bu inanç sistemlerine mantık uygulamak, vaktiyle dinsel dogmalara mantık uygulamanın günah olduğu kadar günahtır.

■ Kendini İngiltere Kralı sanan bir deli ile tartışmanın tehlikeli olduğunu herkes bilir; fakat tek başına olduğu için onun hakkından gelinebilir. Bütün bir ulus bir kuruntuya kapıldığı zaman, savlarına karşı gelindiğinde kapıldıkları öfke tek bir delininkiyle aynıdır; fakat o ulusun aklını başına getirecek tek şey savaştır.

■ 1919 yılında Old Vic’de oynanan The Trojan Women (Truvalı Kadınlar) oyununu seyrediyordum. Büyüyünce ikinci bir Hector olur korkusuyla Greklerin Astyanax’ı öldürdükleri, dayanılmaz ölçüde acıklı bir sahne vardır. Tiyatroda bütün gözler yaşlıydı; seyirciler Greklerin bu gaddarlığını akıl almaz buluyorlardı. Ama orada ağlayan bu insanlar, aynı anda, aynı gaddarlığı Euripides’in bile hayal gücünü aşan bir ölçüde kendileri uyguluyorlardı.

Kısa bir süre önce, ateşkesten sonra Almanya’ya uygulanmakta olan ablukayı uzatan ve Rusya’ya da abluka öngören kararı alan bir hükümete büyük çoğunluğu oy vermişlerdi. Bu ablukaların çok sayıda çocuğun ölümüne neden olduğu biliniyordu; ama düşman ülkelerin nüfusunun azalmasını arzuluyorlardı: çocuklar, Astyanax gibi, büyüyüp babalarının yolundan gidebilirlerdi. Şair Euripides seyircilerin hayalinde aşık’ı canlandırmıştı. Ancak tiyatro kapısında aşık ve şair unutulmuşlardı; ve kendilerini iyi yürekli ve erdemli sayan bu bay ve bayanların siyasal eylemleri deli’nin (çıldırmış katil kişiliğinde) egemenliğine girmişti.

■ İçgüdüsel yapımız iki bölümden oluşur; birisi kendimizin ve çocuklarımızın yaşamını geliştirmeye, diğeri ise rakip gördüğümüz kişilerin yaşamını engellemeye yönelir.

Birincisi yaşama aşkını, sevgiyi ve psikolojik olarak sevginin bir kolu olan sanatı içerir; ikincisi de rekabeti, milliyetçiliği ve savaşı. Geleneksel ahlak birincisini bastırmak, ikincisini yüreklendirmek için her şeyi yapar. Gerçek ahlak bunun tam tersini gerektirirdi. Sevdiklerimizle ilgili davranışlar içgüdüye güvenle bırakılabilir. Akıl kapsamına alınması gerekli olan ise nefret duyduğumuz kişilere karşı olan davranışlardır.

■ İnsan genelde bir düş aleminde yaşar; dış dünyadan gelen aşırı zorlayıcı bir etkiyle bir an için uyanır; ancak çok geçmeden düş aleminin tatlı uykusuna yeniden dalar.

■ İnsan yaşamının fiziksel olarak var olabileceği süre Güneş Sistemi’nin toplam ömrünün çok ufak bir bölümüdür. Ancak insanların birbirlerini yok etme çabalarıyla, bu süre dolmadan da kendi sonlarını getireceklerini düşündüren nedenler var. Dışarıdan bakıldığında insan yaşamı böyle görünüyor.

■ Düşünce dünyasında, kendi fiziksel güçsüzlükleriyle yüzleşmeye hazır olanların açılabilecekleri “engin denizler” vardır. Bütün bunlardan daha önemli olarak da gün ışığını karartan, insanları kavgacı ve acımasız yapan Korku’nun zulmünden kurtuluş vardır. Dünyadaki konumunu olduğu gibi görme yürekliliği göstermeyen hiç kimse bu korkudan kurtulamaz; kendisine, kendi küçüklüğünü görme olanağı vermeyen hiç kimse muktedir olduğu yüceliğe erişemez.

■ Delilikleri pek belirgin olmayan kişilerin irrasyonel tutumları da tedavi edilebilir; yeter ki hastalar kendi kuruntularını paylaşmayan bir hekimin tedavisine rıza göstersinler. Ancak, cumhurbaşkanları, bakanlar, önemli şahsiyetler bu koşulu nadiren yerine getirirler; ve tedavi görmeden yaşamlarını sürdürüp giderler.

■ Yönetmeyi sevenler halk tabakasına koyun sürüsü gözüyle bakmanın onların yararına olduğunu düşünürler

■ İnançlar belirsiz ve karmaşıktır; kesin tek bir olguya değil, birçok ve belirsiz türden olgularla ilintilidirler. Bu nedenle, mantığın sistematik önermelerinden farklı olarak, inançlar doğru veya yanlış gibi iki mutlak karşıt değil, doğru ve yanlışın bir karışımıdır. Hiçbir zaman siyah ya da beyaz değildirler; grinin değişik tonlarını taşırlar.

■ İnsanlar “gerçeği” kendilerinin bildiklerini sandıkları için birbirlerine zulmederler. Psikanalitik açıdan bakıldığında, insanların büyük saygıyla söz ettikleri herhangi bir “büyük ideal”in, gerçekte düşmanlarına eziyet etmek için buldukları bir bahane olduğu söylenebilir.

■ En güçlü tutkularımızdan biri başkalarının takdir ve saygısını kazanma arzusudur. Bugünlerde takdir ve saygı, zengin görünen insanlara karşı duyulmaktadır. İnsanların zengin olmak istemelerinin başlıca nedeni budur. Paraları ile satın aldıkları mallar ikinci dereceden önem taşır. Örneğin, bir resmi ötekinden ayırt edemeyen ve uzmanlar yardımıyla eski ustaların bir galeri dolusu resmini toplamış olan bir milyoneri ele alalım. Aldığı yegane zevk, başkalarının onların kaça mal olduğunu bilmesidir. Halbuki dergilerin Noel sayılarındaki dokunaklı posterlerden daha dolaysız ve daha çok zevk alabilir; ancak o yolla egosu için aynı doyumu elde edemez.

■ Psikanalizden öğrendiklerimize göre şu gerçeği kabul edebiliriz ki, insanların hareketlerinde yöneldikleri amaçlar, bilinçli olarak seçtikleri amaçlar değildir; bu bütünüyle irrasyonel birtakım fikirleri de beraberinde getirir ve insanlara neden öyle yaptıklarının farkında olmaksızın, bu amaçların peşinden gitme olanağı verir.

■ İnsanların çok büyük bir bölümü, belirli bir partinin iktidarda olması durumunda çektikleri sıkıntıların çözümleneceğine gerçekten inanır. Sarkacın salınımının nedeni budur. Bir kişi bir partiye oy verir, ama mutsuzluğu sürer; bunun üzerine de mutluluk ve refahın süreceğine inanılan ütopik dönemi getirecek olanın öteki parti olduğu sonucuna varır. Bütün partilerin büyüsünden kurtulduğunda ise artık ölümün eşiğinde yaşlı bir kimsedir; gençliğinin inancını oğlu devam ettirir ve tahterevalli hareketi böylece sürüp gider.

■ Politikacıların özel becerisi hangi tutkuların en kolay tahrik edilebileceklerini, tahrik olunduklarında da politikacının kendisine ve çevresine vereceği zararın nasıl önleneceğini bilmekten ibarettir.

■ Umabileceğimiz en iyi şey şudur: olabildiğince çoğumuzun, zaman zaman önümüze konulan çekici parti programlarına inanmaktan kesinlikle geri durması, politik kuşkucular olmasıdır.

Eğer siyasal bir partinin sonuçta elde edilecek yarar uğruna büyük zararlara yol açacak bir programı varsa (ki çoğunun vardır), bütün siyasal hesapların belirsizliği göz önüne alındığında, kuşkuculuğa büyük bir gereksinim var demektir. Psikanalitik görüş açısından bakıldığında, bu parti programını gerçekten çekici kılan şeyin o arada açtığı kötülükler olduğundan ve sonuçtaki yararın da “rasyonalize etme” türünden bir şey olduğundan kuşku duymakta haksız sayılmayız.

■ Kendi kuşkuculuğumuz hakkında bile kuşkucu olmalıyız.

■ Akılsızlık ve bilinçsiz ön yargı, çoğu kez, görevi kötüye kullanmaktan daha zararlı olur.

■ Dünya çevresinde yapılacak yolculuk tehlikeli bir yolculuktur. Bir Müslüman, bir Tolstoy yanlısı, bir Bolşevik veya bir Hristiyan bir yerde suçlu durumuna düşmeden veya önemli gerçekler saydığı şeyler hakkında dilini tutmadan böyle bir yolculuk yapamaz. Doğaldır ki bu kural yalnızca güverte yolcularına özgüdür; yoksa kamara yolcuları istedikleri şeylere inanabilirler; yeter ki patavatsızca saldırılarda bulunmasınlar.

■ Eğer düşünce inançlar arası rekabete açıksa, yani bütün inançlar açıkça dile getirilebiliyor ve hiçbir yasal veya parasal çıkara ya da kayba konu olmuyorsa düşünce özgürdür diyebiliriz.

■ William James “inanma arzusu” konusunda öğütler vermiştir. Ben, şahsen “kuşku duyma arzusu”nu öğütlemek isterdim. İnançlarımızın hiçbiri tam olarak doğru sayılmaz; hepsinde en azından bir belirsizlik, bir hata gölgesi mevcuttur.

■ Tarih ders kitaplarında her ulus yalnızca kendini yüceltmeyi amaçlar. Bir kimse kendi yaşam öyküsünü yazarsa, ondan biraz alçak gönüllü olması beklenir; ama bir ulus kendi yaşamını yazarken, övüncün ve aşırı kendini beğenmişliğin artık sınırı yoktur. Benim çocukluğumda okul kitapları Fransızların fesat, Almanların erdemli olduğunu öğretirdi; şimdi tam tersini öğretiyorlar.

■ Eğitimden sorumlu bürokratların gençlerin eğitilmesini arzuladıkları sanılmamalıdır. Tersine, onların sorunları, zihinsel yetenek kazandırmaksızın, sadece bilgi aktarmaktır. Eğitimin iki amacı olmalıdır: birincisi okuma-yazma, dil bilgisi, matematik gibi alanlarda kesin bilgiler vermek; ikincisi de, kendi başlarına bilgi edinmeye ve sağlıklı değerlendirme yapmaya olanak veren zihinsel alışkanlıklar kazandırmaktır. Bunlardan birincisine bilgi, ikincisine de zeka (intelligence) diyebiliriz.

■ Azınlıkların korunmasının yaşamsal önemi vardır. Kurallara en bağlı olanlarımız bile bir gün kendilerini azınlıkta bulabilirler. O nedenle, çoğunluğun zulmünün sınırlanmasında hepimizin yararı vardır. Kamuoyundan başka hiçbir şey bu sorunu çözemez.

■ Yönetici sınıfların olağanüstü dindar olma eğilimleri pragmatiktir: Kurbanlarının talihsizliklerini Tanrının takdiri olarak görmek isterler. Bu durum, asgari özgürlüğe müdahaleye gerekçe bulmayı eski günlere göre daha zorlaştırmaktadır.

■ Aradığımız özgürlük başkalarına baskı yapma hakkı değil; istediğimiz gibi yaşamak, istediğimiz gibi düşünme hakkıdır, yeter ki eylemlerimiz başkalarının da aynı şeyi yapmasını engellemesin.

■ Kendi başlarına bırakıldığında çocukların çoğunluğunun okuma yazma öğrenmeyecekleri, yaşamlarının koşullarına daha az uyumlu olarak büyüyecekleri ortadadır. Eğitim kurumlarının var olması ve çocukların bir ölçüde disiplin altında tutulmaları zorunludur. Ancak, hiçbir otoriteye tam güvenilemeyeceğine göre, olabildiğince az otorite kullanmayı amaçlamalı; eğitimde gençlerin doğal arzu ve güdülerinden yararlanma yollarını aramalıyız. Bu, çoğu zaman sanıldığından çok daha olanaklıdır; çünkü, ne de olsa, bilgi edinme arzusu gençlerin çoğunda doğal olarak vardır.

■ Latince ve Grekçe öğrenmeye zorlanmıştım. Bunu hiç istemiyordum; artık konuşulmayan dilleri öğrenmenin saçma olduğunu düşünüyordum. Yıllar boyu sürecek bu klasik öğrenimden sağlayacağım biraz yararı büyüdüğüm zaman bir ay içinde elde edebilirdim. En zorunlu olan bilgiler verildikten sonra, eğilimler dikkate alınmalı ve öğrencilere sadece kendilerinin ilgi duyduğu şeyler öğretilmelidir.

■ Kötülüklerin kaynağı sistematik bir politik disiplin altına alma uygulamasındadır. Eğitimden sorumlu makamlar çocuklara, dinlerin varsayması gerektiği gibi, ruhları kurtarılacak insanlar olarak bakmıyorlar. Onlar çocukları gösterişli ve heybetli sosyal planlarının hammaddesi olarak görüyorlar; geleceğin fabrika “işçileri”, savaşın “süngüleri”, ya da bunların benzerleri olarak. Her öğrencinin, kendine özgü hakları ve kişiliği olan, başlı başına bir amaç oluşturduğunu göremeyen; onları sadece yapboz bilmecesinin bir parçası, taburunun bir eri, devletin bir vatandaşı sayan kimseler eğiticilik yapmaya elverişli değildir. İnsan kişiliğine saygı her sosyal problemde, ama özellikle eğitimde, bilgeliğin ilk koşuludur.

■ Devlet tarafından eğitilen emekçilere, tutkulu bir askeri sadakat aşılanacaktır. Devletin çocuklar için uyguladığı ödeme tarifesini düşürmek ve diğer ülke insanlarını öldürecek askerleri sağlamak için, kadınlara çok çocuk yapmanın bir görev olduğu öğretilecektir. Devletinkine karşı koyacak ana-baba propagandası olmayınca çocuklara aşılanabilecek yabancı düşmanlığının sınırı da olmayacaktır. Böylece, çocuklar büyüdükleri zaman efendileri için körü körüne savaşacaklardır. Görüşleri iktidar tarafından hoş karşılanmayan kişiler, çocukları ellerinden alınarak devlet kurumlarına gönderilmek suretiyle cezalandırılacaklardır. Böylece, yurtseverlik ve çocuklara karşı insancıl duygusallığın birlikte uygulanmasıyla, toplumun adım adım iki kasta bölünmesi hiç de olanak dışı değildir; üst tabakadakiler evlilik kurumunu ve aile bağlarını koruyacak, alt tabakadakiler yalnız devlete sadakat besleyeceklerdir.

■ Eğer insanlar bir başkasının mutsuzluğu peşinde koşmak yerine kendi mutluluklarının peşine düşmeyi öğrenirlerse, bu beklenti hemen yarın gerçekleşebilir. Bu, uygulanamayacak kadar sert bir ahlak töresi değildir; ama benimsenmesi dünyayı cennete dönüştürebilir.

Sorgulayan Denemeler, Bertrand RussellSorgulayan Denemeler, Bertrand Russell
Cohen, bir alıntı ekledi.
21 Nis 23:03 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Chapter 7
Nothing gives so keen an edge to the intelligence as a passionate suspicion.

The Burning Secret, Stefan Zweig (Sayfa 42 - Karbon Kitaplar)The Burning Secret, Stefan Zweig (Sayfa 42 - Karbon Kitaplar)

İnternet ve tüm gezegeni kaplayan sohbet ağı ile Bilgi çağının iyice algılanmaya başlandığı bu çağın , Muhiddin arabi ve Mevlana ile ( ki bunların beslendiği kaynaklar *Hz.Muhammed sav ve Hz .Ali kv *
göz ardı edilmeden ) BİLGELİK (=irfan) ÇAĞINA dönüşmeye başladığı
bir vakıa ve insanı tanıma adına bir tesbit yazısıdır :

Beş çeşit zeka ( Quotient )söz konusu
İlk dört çeşit zeka kişinin nasıl olması gerektiği ile ilgili,
beşinci zeka ise ne olduğu ile ilgili;
beşinci zekası olmayan tam anlamı ile insanlık için bir facia aslında :

1.Intelligence ( intelıcıns ) İstihbarii Zekâ ( IQ )
2.Emotionel ( imoyşnel ) Zekâ ( EQ )
3.Physical ( fizigal ) Bedensel Zekâ ( PQ )
4.Social ( soyşıl ) Sosyal Zekâ ( SQ )
5.Conscientious (kanşiençıs )Vicdani Zeka ( CQ )

IQ = özellikleri :
Gelecek planı yapan/ stratejik/ idealist/ sıradışı/ hayalci/ beklenti oluşturan/ kendine inanan/ öz güven yüklü/ zaman ve kar zarar hesabı yapan/
sözcük öğrenen/ yeni düşünce üreten/ sistem adamı…

EQ = özellikleri :
IQ yu , aklı harekete geçiren zekâ ; kendini sergilemek ister/
sabır ve direnç gösterir/ umut doludur/ iyimser cesur / empati kurar/ sinerjik/ iç-dış motivasyınu yüksek/ insanlara güvenir inanır/ espirili/
estetik zevke sahip/ pozitif düşünür ve düşünceyi realite eder…

PQ = özellikleri :
Aklı harekete geçiren EQ yu disipline eden zeka ; iç disiplin sahibi/
zaman yönetimi formasyon özelliğine sahip/ realist/ test eder/
hedefe kitlenir/ risk alır/ takipçi fedakar/ kararlı/ adanmış/
caydırıcı ve kınayıcılardan etkilenmez onları bertaraf eder…

SQ = özellikleri :
IQ su olan EQ sunu disipline eden PQ yu topluma kazandıran , sosyalleştiren zeka ; orkestra şefi/ lider/ şefkatli/ kucaklayıcı/ katalizör/ güven verici / işbirliğine açık/ aile bağları güçlü/ kritik yapan / aktif dinleyici/ çözüm odaklı/ muhatabını ciddiye alan/ topluma dahil olur…

Bu dört zeka dan nasibini alanlar, özellikle üst düzey durumda iseler, 154.000 kişi üzerinde yapılan bir anket sonucu
en çok istenen kabul gören şu özellikleri de kendilerinde barındırmalıdırlar :

Emin, güvenilir kişi- İnsan odaklı- İletişime açık –
vizyon sahibi ( ufku olan ) - titiz- motive edici-cesur…

Şimdi konuyu, tüm bunları değerli kılan VİCDANİ ZEKA ile hemhal edelim . her nekadar dünya literatüründe adı konmamış ( konmuşsa da ben bilmiyorum ) ise de İslam sufi ve alimlerinin dilendirdiği bu zeka türüne sahip olmayan bir kişi yukarıda bahsettiğim dört zeka türüne sahiplikle ancak insanlığa her an zarar verebilecek bir potansiyele sahip olacaktır…

VİCDANİ ZEKA özellikleri :
İç sesini dinler/ dış sorumluluklarının farkına varır/ ahlaki değerlere göre hareket eder/ ilkeli dürüst/ risk alır/ mütevazi/ iddia sahibi/ değerler öncelikli/ ahlaki aklını yürütür/ iyimser ve ihlaslı samimidir/ hesap kaygısı taşır…
Özetle mantıksal zeka(IQ),
duygusal zeka (EQ) ile harekete geçerken,
(PQ) bedensel fiziksel zeka ile disipline olmakta,
(SQ) sosyal zeka ile toplumsal ilişkiye geçmekte ve
(CQ) VİCDANİ ZEKA ile
Allah'a hesap vereceği güne göre hayatını düzenlemektedir.

Psikoloji günlükleri,

İnternet ve tüm gezegeni kaplayan sohbet ağı ile Bilgi çağının iyice algılanmaya başlandığı bu çağın , *İlmin şehri ne ( Hz.Muhammed -sav) girebilmek için İlmin kapısını (Hz .Ali -kv ) çalan ve sabırla açılmasını beklemiş Muhiddin ibnül Arabi ve Mevlana ile Bilgelik (=irfan) çağına dönüşmeye başladığı bir vakıa ve bu vakıaya dahil olma adına kaleme alınmış bir yazıdır :
Beş çeşit zeka ( Quotient ) söz konusu : İlk dört çeşit zeka kişinin nasıl olması gerektiği ile ilgili, beşinci zeka ise ne olduğu ile ilgili; beşinci zekası olmayan tam anlamı ile insanlık için bir faciadır aslında :
1.Intelligence ( intelıcıns ) İstihbarii Zekâ ( IQ )
2.Emotionel ( imoyşnel ) Zekâ ( EQ )
3.Physical ( fizigal ) Bedensel Zekâ ( PQ )
4.Social ( soyşıl ) Sosyal Zekâ ( SQ )
5.Conscientious (kanşiençıs )Vicdani Zeka ( CQ )

IQ = özellikleri :
Gelecek planı yapan/ stratejik/ idealist/ sıradışı/ hayalci/ beklenti oluşturan/ kendine inanan/ öz güven yüklü/ zaman ve kar zarar hesabı yapan/ sözcük öğrenen/ yeni düşünce üreten/ sistem adamı…

EQ = özellikleri :
IQ yu , aklı harekete geçiren zekâ ; kendini sergilemek ister/ sabır ve direnç gösterir/ umut doludur/ iyimser cesur / empati kurar/ sinerjik/ iç-dış motivasyınu yüksek/ insanlara güvenir inanır/ espirili/ estetik zevke sahip/ pozitif düşünür ve düşünceyi realite eder…

PQ = özellikleri :
Aklı harekete geçiren EQ yu disipline eden zeka ; iç disiplin sahibi/ zaman yönetimi formasyon özelliğine sahip/ realist/ test eder/ hedefe kitlenir/ risk alır/ takipçi fedakar/ kararlı/ adanmış/ caydırıcı ve kınayıcılardan etkilenmez onları bertaraf eder…

SQ = özellikleri :
IQ su olan EQ sunu disipline eden PQ yu topluma kazandıran , sosyalleştiren zeka ; orkestra şefi/ lider/ şefkatli/ kucaklayıcı/ katalizör/ güven verici / işbirliğine açık/ aile bağları güçlü/ kritik yapan / aktif dinleyici/ çözüm odaklı/ muhatabını ciddiye alan/ topluma dahil olur…

Bu dört zeka dan nasibini alanlar, özellikle üst düzey durumda iseler, 154.000 kişi üzerinde yapılan bir anket sonucu en çok istenen kabul gören şu özellikleri de kendilerinde barındırmalıdırlar : Emin, güvenilir kişi- İnsan odaklı- İletişime açık – vizyon sahibi ( ufku olan ) - titiz- motive edici-cesur…
Şimdi konuyu, tüm bunları değerli kılan VİCDANİ ZEKA ile hemhal edelim . her nekadar dünya literatüründe adı konmamış ( konmuşsa da ben bilmiyorum ) ise de İslam sufi ve alimlerinin dilendirdiği bu zeka türüne sahip olmayan bir kişi yukarıda bahsettiğim dört zeka türüne sahiplikle ancak insanlığa her an zarar verebilecek bir potansiyele sahip olacaktır…

VİCDANİ ZEKA özellikleri :
İç sesini dinler/ dış sorumluluklarının farkına varır/ ahlaki değerlere göre hareket eder/ ilkeli dürüst/ risk alır/ mütevazi/ iddia sahibi/ değerler öncelikli/ ahlaki aklını yürütür/ iyimser ve ihlaslı samimidir/ hesap kaygısı taşır…
Özetle mantıksal zeka(IQ), duygusal zeka (EQ) ile harekete geçerken, (PQ) bedensel fiziksel zeka ile disipline olmakta, (SQ) sosyal zeka ile toplumsal ilişkiye geçmekte ve (CQ) VİCDANİ ZEKA ile Allah'a hesap vereceği güne göre hayatını düzenlemektedir.

Psikoloji günlükleri,

Film tavsiyesi: Artificial Intelligence: AI (2001)
İçerisinde birçok tür barındıran ilginç bir yapımdı. Filmin başlangıcı izleyiciye bilim-kurgu yönüne ağırlık verilmiş gibi gözükse de bir noktadan sonra bilim-kurgu tarafı, sevgi temasının arka planında kalıyor. Sonu da oldukça farklıydı. Görsel açıdan da iyi bulduğum bir yapım oldu. Spielberg'in yönetmenliğine zaten diyecek sözüm yok. Farklı türde film arayanlara tavsiye ederim, iyi seyirler.

Dipnot: http://www.filimadami.com/...ial-intelligence-ai/ filmle ilgili daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Ahmet Avşar, Kürt Dosyası'ı inceledi.
08 Mar 22:47 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Uğur Mumcu’nun son yazdığı kitap; Kürt Dosyası, ama yarım kaldı, ömrü yetmedi, tamamlayamadı. Kitabı okuduk ve yarım kalmış kitapta geçen konuları ardı ardına sıraladık:

1. “Öcalan’ın 31 Mart 1972’de gözaltına alınması, tutuklanması ancak ardından kuşkulu bir biçimde bu soruşturma dışında tutulup serbest bırakılması.
Fakülte yönetimi tarafından korunması, askerlik hizmetinin ertelenmesi, üstelik devlet bursu verilmesi. 1973’te Mahir Çayan’ın silahlı devrim görüşlerini benimseyen Öcalan’ın PKK’nın ilk tohumlarını atması.

2. 1978’te Öcalan’ın Kesire ile evlenmesi. Kesire’nin, Tunceli isyanlarını bastıran Korgeneral Abdullah Alpdoğan ile ayaklanma sırasında sık sık görüşen ve çevresinde “devlet yanlısı ve CHP’li” olarak tanınan Ali Yıldırım’ın kızı olması.

Ali Yıldırım’dan yola çıkılarak 1938 Tunceli isyanına uzanması. İsyanının bastırılmasında asıl kişilik olarak Korgeneral Abdullah Alpdoğan’ın gösterilmesi ki bu durum, kitabın son sayfalarına kadar uzanmaktadır.

3. 1938 Tunceli isyanının, 1925’te çıkan Şeyh Sait ayaklanmasının bir devamı olduğunun vurgulanması. Arada çıkan ayaklanmaların incelenmesi.

4. 1925 Şeyh Sait isyanı ile 1938 Tunceli yakalanmasının ardından Kürt Hoybun örgütü ile Ermeni Taşnak partisi işbirliğinin incelenmesi. Bu işbirliği sonucu Ağrı ayaklanmasının çıkarılması. Bu ayaklanmaya İngiliz casusu Lavrence’in yardım etmesi. Ermeni Ruben Paşanın da ayaklanmayı desteklemesi.

5. Tunceli bölgesinin Alevi-Sünni olduğu ve Kürtlerin Türk soyundan geldiğinin tespiti. Çözümün cehaletin yok edilmesi ve taassubun kırılmasında olduğu.

6. Seyid Rıza’nın bölgede güç kazanması. Bölgedeki 347 ailenin mecburi iskana tabi tutulması. Bu amaçla 1932’de iskan kanunun çıkarılması ve kanun ile Aşiret ayrıcalıklarının kaldırılması, Feodal yapının kırılması. 1960’ta ek liste ile 55 ağanın daha Batı’ya gönderilmesi.

İskan kanunu ile Türkiye’ye gelen 247 bin 295 göçmenin Doğu illerine yerleştirilmesi ancak tapu verilmediğinden bunları Batıya geri dönmesi. Dersim ıslahat planının yapılması ancak uygulanamadığı.

7. Fransız ajanlarının Kürtleri isyana kışkırtabilecek faaliyetlerinin olduğu.

8. Bölgenin ıslahı için yapılmış olan planlar ve raporların özeti. 1934 Soyadı kanunu ile ağa, bey, Hafız, Hoca, Molla gibi unvanların kaldırılması. Dersim’in Türk olduğuna vurgu yapılması. Sorunun feodal yapıdan kaynaklandığı. Bazı yörelerde Türklerin Kürt olarak nüfus kaydına alınmış olması. Kürt nüfusunun hızla artması.

9. Kürt ve Ermeni örgütlerinin işbirliği. Fransızların Kürtler için alfabe yapması. Ermenilerin Kürtlere destek vermesi ve Kürdoloji enstitüsü açması, kongre düzenlemesi. Suriye’de 14 farklı ayrılıkçı unsurun Kürtçülük üzerinden işbirliği yapması ve bunlar içinde Nakşiler tarikatının da bulunduğu. Amacın; Büyük Ermenistan ve Kürdistan Ermeni-Kürt birliğini kurmak olduğu, bu birliğin sınırlarının Toroslardan başladığı.

10. Merzifon’daki Amerikan kolejinde silah ve cephane bulunması ve buradaki bir raporda, “Amerikan nüfuzunun Anadolu’da temini için Ermenileri ele almak, Kürt ve Kızılbaş kanı Ermeni kanıdır diyerek bunları Türk camiasından koparıp Ermeni camişasına yamamak” şeklinde bir planın bulunması. Tunceli’de hükümet kurulması meselesinin bir Ermeni casusunun işi olması.

11. Alpdoğan’ın raporu; Doğu’daki sorun cehalettir, feodal yapıdır. Kürtler büyük Türk ailesindendir.”

Amacımız; Uğur Mumcu’nun yarım kalmış kitabını zihinlerimizde tamamlamaya çalışmaktır. Anlamaya çalışıyoruz, özellikle de son kitabını yazarken ne düşündüğünü ve neyi amaçladığını.

Kitapta geçen ana konular budur. Şimdi bu konularla anlatılmak istenen nedir, ona bakalım.

Bize göre yarım kalan kitabın sonu şudur;

1. Öcalan şüpheli bir kişiliktir, Kürdistan projesi için seçilip yetiştirilmiştir.
2. Doğu sorunun temelinde feodal yapı(Ağalar, beyler, şeyhler ve şıhlar) bulunmaktadır.
3. Devlet feodal ağalığı kaldırmaya çalışılmış ancak bu engellenmiştir.
4. Çözülemeyen Doğu sorununu, küresel güçler Kürdistan projesi için kullanarak Cumhuriyet’e karşı halk isyanı çıkarmışlardır.
5. Küresel güçlerin projesi; Büyük Ermenistan ve Kürdistan’dır, yani Sevr projesidir, bu amaçla “Ermeni-Kürt ittifakı” yani “Taşnak-Hoybun ittifakı” yapılmaktadır.

- Peki, ne amaçla yetiştirilmiştir Öcalan?
- Bu açık; Ermeni-Kürt işbirliği yapılarak, içine ne kadar etnik farklıklar varsa konularak, Nakşi tarikatının da desteğiyle “Büyük Ermenistan ve Kürdistan”ın hayata geçirilmesi için.

- Peki, kime karşı?
- İşte bu da açık; Ben Türk’üm diyenlere karşı, Türk varlığı ve kimliği içinde yaşamaktan güç bulanlara karşı, Anadolu’daki Türk kimliğine ve varlığına karşı.

- Peki, kim var bu projenin ardında?
- Bu ise çok açık; İsrail. Strateji İsrail’in, güç ABD’nin, siyaseti ise AB’nin.

Uğur Mumcu’nun son yazdığı makale de, tıpkı kitapta anlatmak istediklerini doğrular niteliktedir.

Irak kuzeyinde kurulması planlanan Kürt devletinin ardında İsrail’in bulunduğunu yazmaktadır Uğur Mumcu çünkü Barzani’nin MOSSAD ile bağı vardır[1];

“Ortadoğu’nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişki MOSSAD-Barzani ilişkisidir. MOSSAD, İsrail’in gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı? Barzani’nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, “Hayır olmadı” diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu. MOSSAD’ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney’de yayınlanan “Israel’s Secret Wars-A History of Israel’s Intelligence Services” adlı kitapta sergileniyor.”

Uğur Mumcu yazısında Barzani’nin CIA-MOSSAD ile bağlantılı olduğunu ve her ay düzenli para aldığını açıklıyor;

“Bu kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor. Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da incelendiği yazılıyor. Kitapta 1967 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra, MOSSAD’ın Kürtlerle ilişki kurduğu (sh.327), Mısırlı ünlü gazeteci Hasan el-Heykel’in İsrailli subayların Kürtler aracılığıyla Irak’tan radyo bağlantıları kurduğunu 1971 yılında açıkladığı anlatılıyor. 1969 yılı Mart ayında Kerkük petrollerine yapılan saldırının da İsrail tarafından yapıldığı açıklanıyor.

1972 yılında imzalanan Sovyet-Irak Dostluk Antlaşması’ndan sonra İran Şahı ABD Başkanı Nixon ile gizli görüşme yapıyor;

Bu gizli görüşmeden sonra CIA tarafından “Kürdistan Demokratik Partisi”ne üç yıl içinde 24 milyon dolar gönderiliyor. Barzani’nin Irak rejimine karşı ayaklandığı yıllarda, ABD-İsrail-İran üçlüsü bu ayaklanmayı destekliyor. Barzani-ABD ilişkileri, ABD Dışişleri eski bakanı Henry Kissinger eliyle yürütülüyor. MOSSAD-Barzani ilişkileri de İsrail’in Tahran’daki askeri ateşesi Yaakov Nimrodi (MOSSAD Ajanı) aracılığı ile gerçekleşiyor. Nimrodi’nin üstlendiği görev ilginç: Nimrodi Sovyet silahlarının Barzani’nin eline geçmesinde rol oynuyor. (sh. 328-329) Kitapta, MOSSAD’dan Kürtler’e 50 milyon dolar para verildiği, ABD kaynaklarına dayanarak açıklanıyor. (sh.328)”

Barzani MOSSAD ilişkisi sıradan bir ilişki değildir, görmezden gelinemez. İsrail’in planlarıyla bire bir örtüşmektedir.

İsrail “Yahudi Kürdistan” projesiyle de örtüşmektedir.

Mumcu’nun öldürülmesinden bu yana tam 17 yıl geçti. Bugün bizim çözmeye çalıştığımız ABD-AB-İsrail küresel üçlüsünün küresel planlarını, inanıyoruz ki Mumcu çözmüştü hem de yıllar önce.

Mumcu’nun susturulmasıyla medya da susturuldu, çünkü Uğur Mumcu’nun o günlerde haykırdıklarını şimdilerde anlatan olmuyor hiç.

PKK’yı kuran kim?

PKK’yı kimin kurduğunu öğrenmek için PKK’nın hangi tarihte kurulmuş olduğuna bakmamız gerekiyor.

Ne zaman kuruldu? 27 Kasım 1978.

Bu tarihin bir önemi var mı, yani neden bu örgüt bu tarihte kuruldu? Uğur Mumcu’dan dinleyelim;

“Hoybun Kürt örgütü bir bildiri yayınlayarak “Kürt ulusunun özgür ve bağımsız yaşama isteğini dile getirdi. Bildiri ayrıca Ermeni-Kürt dayanışmasına da vurgu yaptı. Ermenilerle Kürtler anlaşmıştı. Ermeniler, büyük bir kısmı Kürtlerin devlet kurmak istedikleri topraklar üzerindeki haklarından vazgeçecekler, Amerika ve Avrupa’da Kürtler lehine propaganda yapacaklardı. 1925’te Marsilya’da toplanan sosyalist enternasyonalde, Ermeniler Kürt bağımsızlığını savunan bir bildiri yayınladılar.”

Uğur Mumcu’yu öldüren, sizce kimdir?
Cevap: Mumcu’nun yazdıklarıyla ortaya çıkarılmaya çalışılan Ermeni-Kürt ittifakı ile bu ittifakın silahlı gücü PKK, her iki projenin mimarları ve bu mimarların içimizdeki siyaseti ile köstebekleridir.

Biraz uzun oldu ama ihaneti anlatabilmek kolay değil…

BUGÜNLERDE YAŞADIKLARIMIZLA BİRE BİR ÖRTÜŞTÜĞÜ İÇİN, UĞUR MUMCU'NUN BİZE NE
ANLATMAK İSTEMİŞ OLDUĞUNA DİKKAT ÇEKMEK İSTEDİM...

__________________________
[1] Uğur MUMCU, MOSSAD-BARZANİ, Cumhuriyet, 7 Ocak 1993.

Erdal Sarızeybek

Uğur Mumcu ( Cumhuriyet, 7 Ocak 1993)
MOSSAD' ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney'de yayınlanan "Israel 's Secret Wars-A History of Israel's Intelligence Services" adli kitapta sergileniyor. Kitap, İngiliz The Guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington'daki Brooking Enstitüsü'nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış. Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor.
Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da incelendiği yazılıyor.