• 304 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitabın adı:Her Yerde Kan Var
    Yazarın adı:Ayşe Kulin
    Sayfa sayısı:301

    Üç...adam ...üç adam ellerinde bıçak var ahhhhh ....heryerde kan kan var....

    Sultan Abdülazizin sır dolu ölümü intihar mı etti yoksa öldürüldü mü kimse bilemiyor çünkü ölüm raporu yazmak için gelen hiç bir doktora naaş gösterilmedi Hüseyin Avni Paşa ne dediyse o yazıldı rapora sizce ne olmuştur intihar mı cinayet mi
  • "İntihar mı? Belki. Belki de bir cinayet!"
  • -"Ölüm sebebi intihar mı yoksa cinayet mi?" diye sordum.

    +"Emin değilim," dedi dürüstçe. Beni uçurumun kenarına başkaları itti ama aşağı ben atladım. Bu intihar mı olur, cinayet mi?"

    -Ben de bu sorunun cevabını arıyorum ama bulamıyorum.

    +Bulursan bana da haber ver.
  • 296 syf.
    ·8 günde·10/10
    2019'u bu kitapla bitiriyorum demek ki. Hoşçakal 2019. Güzel bir sene değildin. Ama çok kötü bir yıl olduğunu da söyleyemem. Senelerdir şu sitede ara ara yazdığım şeyleri artık ben de yaşıyorum: bir zamanların küçük evleriyle dolu mahallesi artık neredeyse otuz katlı binaların cirit attığı bir garip yere dönüştü ve işin kötüsü artık apartmanımızın da yıkılacağı kesinleşti. Ailemiz, sevdiklerimiz ve giden nice kedimiz gibi, bizleri de buradan gönderecekler besbelli. Hepimiz oraya gidiyoruz: unutulacağız ve sanki hiç yaşamamışız ve hiç var olmamışız gibi olacak. Bu beni korkutuyor. Ama hep böyle oldu bu. Dodi gideli üç sene oluyor. Oralarda sevdiğimiz onca insan, onca kedi varken...oralarda..Bahçelerde hâlâ kediler var ve hepsinin tek derdi doymak. Oysa aynı dev tekerlek hareket ediyor ve hepimizi teker teker altına alıp unufak ediyor. Onlara eğilip gideceğiz, demek istiyorum, hepimiz, hepimiz gideceğiz güzel pisiler, pisicikler...sırtımıza, yüzümüze vuran şu güzel güneş ışığı bir müddet daha burada...ve sonra, kitapta henry'nin söylediği gibi söylersek, bir anda, GÜM!

    Düşündüm ve bu sene en çok Faulkner'ın Ağustos Işığı'nı okuduğuma sevindiğimi, en çok bu kitabı sevdiğimi anladım. Çünkü hâlâ Joe Christmas'ı ve kitabın dilini düşünüyorum, hatırlıyorum. 2019 Faulkner senesiydi benim için, okuduğum onca kitabına rağmen hiç birisi Ağustos Işığı kadar beni etkilemedi.

    2019 yılının en iyi ikinci kitabı ise Kıyamete Koşanlar Kulübü benim için. Adrian J. Walker'ın kitabı Ben H. Winters'ın Kıyamet Polisi gibi kötü bir şekilde çevrilmiş bu kitabının ruh ikizi aynı zamanda.

    Üçüncü sıraya da Peyami Safa'nın Dokuzuncu HAriciye Koğuşu adlı kitabını koyuyorum.

    Kıyamet Polisi'ne gelirsek.

    Çok ama çok beğendim kitabı. Öylesine ki bir önce okuduğum kitap olan Bu Sayfaların Okuruna Sonsuz Lanet'in yazarı hayatta olsaydı kıskanırdı diye de düşündüm. Çünkü karmaşık ruh hallerini ancak edebiyatla ve edebiyat kokan şekillerde yazarak anlatmaya çalışmak yerine gerçek olabilecek şeyler üzerinden gerçek dünyaya işaret edip burada, bizim durduğumuz yerden bizim gibi insanları anlatabilmek ve bunu entelektüellik hissi vermeden ve ağdalı, zorlayıcı bir dille değil, sade bir dille yapabilmek bence bir maharet ve güzel bir maharet.

    Ben H. Winters da öyle yapıyor: Altı ay sonra bilmem kaç kilometre çapında bir göktaşının dünyaya çarpacağı açıklanınca insanlar gezegen çapında bir delilik yaşıyor: kimisi işi gücü bırakıyor, kimi hiç bir şey olmamış gibi yaşamaya çalışıyor, ve insanların bir çoğu intihar ediyor. Baş karakterimiz Henry Palace ise hayatı boyunca istediği şeyi yani dedektifliğinin henüz ilk yılında sürekli intihar vakalarıyla uğraşıyor ama bir tanesi dikkatini çekiyor: bu bir cinayet olabilir mi acaba? Devletler, kurumlar, ve medeniyet denen şey ağır ağır işlevsizleşirken, herkes kaçınılmaz sonuna doğru giderken geriye iç burkucu ve kitabın arka kapağında yazdığı gibi "hüzünlü bir güzellik" hissi veren resimler, manzaralar kalıyor. Hepimizin topluca öleceği ve hiç bir kurtulma şansının kalmadığı bir zaman diliminde bir adamın cinayeti aydınlatmak ve adaleti sağlamak gayreti de alt üst olmuş her şeyin altında yok oluyor.

    Bu güzel, üzücü eser aynen Kıyamete Koşanlar Kulübü'nde olduğu gibi, kıyamet hissini göz boyayıcı ve dikkat çekici felaket sahneleriyle değil insan ruhlarına yaptığı hasarlarla veriyor. Ölmek istememek, yaşamak istemek ve kaçmak istemek arzusuyla kıyamete beş kala hâlâ para peşinde koşan insanlardan intihar eden bir sürü insana kadar, yazar kıyamet kopsa da kopmasa da değişmeyen çok önemli şeylerin altını çiziyor. İnsan türüne dair karamsar bir bakış bu. Bir çeşit gözyaşı. Ya da belki acıyla çıkan bir inleme sesi gibi. Çaresizlik ve her şeyin sonunun geldiği hissini çok güzel, etkileyici biçimlerde veriyor yazar. Bu yüzden sabahın köründe bitirmeyi başardığım Kıyamet Polisi'ni de bu yılın en sevdiğim dördüncü kitabı seçiyorum.

    Kitabın iki devam kitabı daha var, henüz dilimize çevrilmedi, ama okuduğum kadarıyla ödül de kazanan ilk kitaptan daha fazla beğenilmişler. Anladığım kadarıyla odak noktasını insandan ve onun hasar almış ruhundan uzağa çekmeyecek bir yazarın eserleri olarak onları da okumayı düşünüyorum.

    Kıyamet Polisi bize bizim ölüm günümüzden, ölecek olmamızdan ve bir gün burada olmayacak olmamızdan bahsediyor. Her şey yıkılıyor, yıkılacak. Her şey bozuluyor ve bozulacak. Hepimiz şu an buradayız ama bir gün burada olmayacağız diyor bize. Bunlar on binlerce kez dile getirilmiş kaygılar olsa gerek edebiyatta. Bir yaprağın ölmesi gibi, ağır ağır sararmak ve sonra kaybolup gitmek... diğer yaprakların arasına karışarak. İşte bende bu hissi uyandırdı Kıyamet Polisi.

    Kitabı herkese öneriyorum.
  • 664 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    DIKKAT DIKKAT BU BIR KITAP ONERMESI DEGILDIR!
    Evet yanlış okumadınız bu kitabı asla ve asla önermiyorum! Neden mi ? Aşağıda sıralayacağım insaalah.
    Kitabımız toplamda 682 sayfa. Kitapta işkence görmüş ailesi yok olmuş ve ona sahip çıkan 3 erkekten bahsediyor. Buraya kadar herşey normal sayfa sayısı bile. Işte film bundan sonra kopuyor.
    Öncelikle karakterler diyelim o zaman.
    Kızımız işkenceden sonra bu üç adamın yanında yaşıyor. Baba savcı düşmanları tarafından öldürülüyor fakat yurdum polisi hiçbirşey bulamadan bu adamlar onu buluveriyorlar. Adam dediysem lafın gelişi,zira kendileri istanbulun bilindik mafyalarından ,tv'ler ,magazinler felan hep peşinde yani. Bu adamlar birini gözlerini kirpmadan öldürecek kadar gaddarken, kızı el üstünde tutuyorlar ve bu da onlar melek(!) Yapıyor
    Hatta kitabın bir yerinde ana karakter için kızımın ettiği dua "allahım ne günah işledi bu adam " oluyor. Neyse bunlar yıllarca aşıklar ama kızımız o kadar aptal ki ne laflardan ne adamın tavrından bunu anlamıyor herkes bildiği halde . Bak bak bak. Kitabın yarısında açılıyorlar birbirlerine ve ondan sonrası tam bir +18 . Bunu söylemem gerekiyor ki hemen hemen her sayfada onların cinsel hayatları anlatılmış! Çünkü aşıklar birbirlerine. (!) Zaten aşkta böyle anlatilmaliydi!
    Ayrıca her yemekte alkol mu dersin, ulu orta kadın dövmek mi dersin, küfürler mi dersin, sevdiği gidince intihar edenler mi dersin. Edebi değerini saymıyorum bile. Ilk kez bir kitap okurken midemin bulandığını hissettim.
    Enç ok üzüldüğüm nokta ise binlerce gencimizin bu kitabı alık alık okuyup burda ki gibi bir aşk istemesi !!! Evet araştırdığım ve bütün yorumlar bu yönde. Benim gibi düşünen bir elin parmağını geçmez.
    Yabancı yazarlarla karşılaştırılmış. Onca yabancı yazarın kitabını okudum ben böyle rezillik ve cinsellik kokan bir kitap daha okumadim. Kitabın tamamı +18 ,insanlar imza için sıraya girmiş. Ve bu kitap nasıl basıldı anlamıyorum.
    Bu arada yazan ergen birisi değil, bildiğin 40 yaşlarında bir ablamız!
    Kusura bakmayın ama kimse artık neden cinayetler, kadın şiddeti çoğaldı diye kendini yemesin. Böyle kitaplar çıktığı ve böyle alık alık okunup imrenildigi sürece bitmez cinayet.
    Lütfen artık her eli tutan kitap yazmasın en azından beynini kullansın artık.
  • Ülkemizdeki edebiyat seviyesinin toprak altına inmesinin sebebi olarak 2 türü gösterebilirim:

    1-Ergen aşk romanları
    2-Kişisel gelişim kitapları

    Bence öncelikle bu ülkenin çocuklarındaki aşk açlığını önlemek istiyorsak ergen aşk romanlarını toplatıp geri dönüşüme atmamız lazım. Okuyup okuyup "ben de kime abayı yaksam acaba" diye aranıyorlar ondan sonra hüzün, hüsran, intihar, cinayet türlü saçmalık.

    Kişisel gelişim her ne ise onu da bir anlamak lazım. Kişisel olarak gelişmediğini, eksik kaldığını düşünüyorsun ve senle son derece alakasız bir hayat yaşayan birinin yazdıklarıyla tamamladındığını hissediyorsun... Olaya gel! Hiç mi etrafında bir insan yok akıl alabileceğin. Kendin ibret alamıyor musun? İlla birilerinin yazdığı "önce kendinle barış sonra herkesi affet" tarzında satırları mı okuman gerekiyor (zaten başka bir bok da yazmıyorlar) ??? Bu mudur yani bu kadar mı gerizekalısın?

    Şu iki kitap türünü kitapevlerinden jiletle kazımazsak ben bir sonraki neslin çok daha embesil olacağına inanıyorum şekerim. Kendim için bir şey istiyorsam iki gözüm önüme aksın ayol nesiller eriyip gidiyor!!! Bir nesli yok etti bu kitaplar bir nesil daha gitmesin!
  • 186 syf.
    ·21 günde·Beğendi·10/10
    Herkese merhaba! Bugün çok sevdiğim yazar olan Agatha’nın kitabıyla geldim karşısına. Kendisi polisiye deyince ilk akla gelen isimlerden.
    Kitabımız ünlü dişçinin bir anda intihar etmesiyle başlıyor. İşin ilginç yanı dedektifimiz Hercule Poirot’un sabah aynı dişçiye gitmesi ve dişçimizin gayet mutlu birisi olup, intihar etmeye bir sebebi olmamasıdır. Hercule Poirot tabi ki bunun peşini bırakmaz ve olayı sahiplenir. Kitabımız bu sayede başlar. Acaba intihar mı? Cinayet mi?
    Son derece sürükleyici bir kitaptı. Kısa olduğu için bir günde bitirebilirsiniz bile. Puntoları ne çok büyük ne de çok küçüktü. Gözlerini yormuyordu.
    Bu arada Agatha klasiği olarak tabi ki tekerleme üzerinden gidildi ve son sayfasına kadar tahmin edemedim hiçbir olayı. Eğer sizde polisiye seviyorsanız mutlaka listenize bu kitabı eklemelisiniz. Keyifli okumalar.