• 218 syf.
    ·5 günde·9/10
    İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 18. kitap oldu. Bu kitap, görünmezlik fikrinin ilk defa ortaya atıldığı ve işlendiği kitap olarak bilimkurgu alanında son derece önemli bir yere sahip. Zaten kitabın yazım tarihi 1897. Sadece bu iki bilgi bile yazara ve kitaba ciddi bir saygı duymamızı gerektiriyor.

    H.G. Wells, önceki okuduğum Zaman Makinesi adlı kitabında zamanda yolculuk kavramını işlemiş ve zamanda yolculuk yapılabileceği fikrini ilk defa ortaya atmış olan yazardır. Bu kitabında da görünmezlik fikrini ilk defa ortaya atması ve bilimsel açıklamalarla görünmezlik fikrini desteklemesi H.G. Wells'i gözümde bambaşka bir noktaya çıkardı. Gerçekten de anlatımına ve zekasına bir kez daha hayran oldum. Sanırım kendisinin bir bilimkurgu üstadı olduğunu söylemeye gerek yok.

    Yazarımız ile ilgili bir paragraf daha açmak istiyorum. Bunun sebebi ise, diğer bilimkurgu yazarlarına göre farklı olduğunu düşündüğüm bir yönünü sizlerle paylaşmak... Wells, kitaplarında yarattığı karakterlerinin psikolojik tahlillerini son derece başarılı bir şekilde yapabilen bir yazar. Hatta bir ara Stefan Zweig okuyormuş gibi hissettiğimi de ifade etmek isterim. İlk okuduğum kitabı olan Zaman Makinesi'nde "zaman yolcusu" adını verdiği karakterinin psikolojik tahlillerini de bu kitabındaki Görünmez Adam Griffin'in psikolojik tahlillerini de son derece güzel bir şekilde okurun önüne sunmayı başarmış. Bu yönüyle bir takdiri hak ettiğini söylemek gerekiyor.

    Kitap, bir pansiyona gelen ve yazarın "tuhaf adam" diye nitelendirdiği garip bir yabancının karşımıza çıkması ile başlıyor. Bu garip adam tabii ki Görünmez Adam Griffin'in ta kendisi. Ve Görünmez Adam kolaylıkla tahmin edeceğiniz üzere, görünmezlik iksirini bulmuş olan bir bilim adamı. Yalnız, biraz psikopat bir karakter. Mesela babasının intiharına sebep oluyor ve buna dair bir üzüntü duymuyor yahut gözünü kırpmadan hırsızlık yapabiliyor veya insanları terör estireceğine dair korkutabiliyor. Anlayacağınız, tavırları oldukça kaba ve antipatik. Fakat bence Wells'in ana karakterini sempatik göstermek gibi bir amacı da yok. Onun yapmaya çalıştığı tek şey, görünmezlik kavramının olumlu ve olumsuz yönlerini okuyucunun önüne sermek ve bu konu üzerine okuyucunun düşünmesini sağlamak.

    Görünmez Adam, bir bilim kurgu kitabı olması nedeniyle görünmezliği ispatlama amacı güdüyormuş gibi görünse de bence gerçek öyle değil. Zira görünmezliği, ışığın kırılması gibi bir takım bilimsel gerekçelere dayandırsa da, aslında yazar görünmezliğin icat edilebileceğini ispatlamaya çalışmıyor. Onun yapmaya çalıştığı tek şey, görünmezlik tutkusuyla yanıp tutuşan bir bilim adamının, Griffin'in, görünmezliği keşfettikten sonra başına gelenleri, hissettiklerini, sonu gelmez bir çaresizliğe ve trajik bir maceraya sürüklenişini anlatmak.

    Zira, görünmezliğin birçok olumsuz yönleri de var. Şöyle ki; Görünmez Adam'ımız üzerine bir şey giyerse hemen şekil alıyor ve doğal olarak görünür hale geliyor; soğuk havalarda bile üstüne bir şey giyemiyor ve dışarıda çıplak dolaşmak zorunda kalıyor; çamurlu yollardan yürüyemiyor, çünkü ayak izleri hemen belli oluyor; yemek yiyemiyor, çünkü yedikleri dışarıdan bakanlar tarafından midesinde hemen görülüyor... İşte görünmezliğin de böyle olumsuz yönlerini ortaya koyuyor yazar... Ayrıca Görünmez Adam, kitabın başından beri kime güvendiyse hep güveni boşa çıkarılan ve adeta sırtından bıçaklanan biri. Böyle olunca da kitabın sonlarına doğru, öfke dolu ve intikam dürtüsüyle yanıp tutuşan, hissiz bir yaratığa dönüşüyor.

    Görünmez Adam, H.G. Wells'in okuduğum ikinci kitabıydı ve Zaman Makinesi'nde olduğu gibi yine beni kendisine hayran bırakmayı başardı. Son derece beğendiğim ve tavsiye ettiğim bir eser oldu. Görünmezlik fikri üzerine bir kere daha düşünmemi sağladı. Daha fazla ilginizi çekmesi için düşündüren bir soruyla yazımı sonlandıracağım. Çünkü görünmezlik üzerine biraz düşünmenizi istedim...

    Görünmez bir insan olsaydınız ilk yapacağınız şey ne olurdu ve bunu yaptığınızda vicdanen rahatsız olur muydunuz?
  • 510 syf.
    Hasan SABBAH; 11 yüzyıl İran topraklarında hüküm sürmüş, zekası ile insanları etkileyen bir zındık mı mümin mi onun kararını tarihin kendisi versin. Kader güzergâhında at koşturan Üç büyük arkadaş; biri şair gök bilimci Ömer Hayyam, diğeri bulunduğu coğrafyayı ve zamanı etkileyen ve siyasetin kalbini avuçlarında taşıyan Nizam-ül Mülk ve zekâsı ile kararlılığını bilemiş, keskin bir hançer gibi merhametsizliği ile kalpleri titreten; kader güzergâhının son yolcusu Hasan Sabbah.

    Hasan Sabbah’ın Sultan Melik şah ve Selçuklunun baş veziri olan Nizam-ül Mülk ile ters düştükten sonra sürgün edilmesi ile intikam tohumları düşer Sabbahın yüreğine. Kadim zamanlarda pers topraklarında hüküm sürmüş olan Deylem Krallarından kalma Alamut kalesini ele geçirir Hasan intikam almak için. Alamut ki adına kartal yuvası denmekte. Sabah; İsmaili öğretisini yayarak kendisine taraftar toplamakta büyük hesaplaşmaya hazırlanmaktadır. Dünya görüşü engin bir denizin ufku kadar geniş olan Sabbah gezdiği, gördüğü, gözlemlediği kültürler, okuma araştırma merakı sayesinde zekasını ölümcül bir silaha dönüştürmüştür. Din ve biraz da ilim sayesinde insanların en büyük silah olabileceğini keşfetmiştir. Dini öğretisi sayesinde kendine koşulsuz itaat eden kitleleri, biraz haşhaş biraz ve çokça da Kuran bilgisi ile ölüme gülümseyen Fedailer haline dönüştürür. Kitapta anlatıldığı gibi yeni bir nesil yaratmış. Kitabı okurken Karl Marx’ın “ Din toplumun afyonudur. “ sözü ister istemez aklıma geldi. Çünkü fedailerini cennet vadi ile ölüme gönderiyor Sabbah. Alamut ile lgili birçok hikâye dinledim birkaç kitap okudum. Ancak Fedailerin Kalesi Alamut bana göre dinlediğim okuduğum kitapların kaynağı. En kapsamlı anlatan tarihi roman. Okurken binli yıllarda geziniyor insan. Tabi konu ilgi çekici olduğu ve üzerinden yüzyıllar geçtiği için artık hikayeleşmiş bir devir. Ve bu sebeple diyorum ki ; “tarih canlı bir organizma gibi görünse de ölümlüdür, ancak ve ancak efsanelerde yaşar.”
  • Ben senin için yaptıklarımın bir kısmını seni çok sevdiğim için, bir kısmını da senin beni çok sevdiğini bildiğim için yaptım.
  • Seni günlerce, aylarca hatta yıllarca bekleyebilirdim. Oysaki sen, tutsağı olduğun zifiri karanlığın içine gömülmeyi tercih ettin.
  • Her insan içinde karanlık bir yolcu taşır. O yolcuyu ilk durakta indirmezseniz, hayat tehlikeli bir labirente dönüşür .
  • Vicdan kontrolü ele aldığında, yaşanan içsel muhasebe, normal bir insanı kötülük yapmaktan alıkoyar. Vicdan, öze dönüş, kendi
    benliğine çekilmedir. Kişinin kendisine özeleştiri yapmasıdır. Yaptığı doğru ve yanlışlarını ortaya koyabilmesi, yanlışları için pişmanlık duyabilmesidir. Bunu gerçekten yapabilen kişiler ancak umut vadedecek bir geleceğe doğru yol alabilir.