• Sümer tapınaklarında rahibeler genel kadın görevi yapıyorlardı. Bunlar Tanrı namına seks yaptıklarından kutsal sayılmış ve diğer kadınlardan ayrılmaları için başları örttürülmüştür. Daha sonraları, İÖ 1500 yıllarında bir Asur Kralı, yaptığı bir kanunun kırkıncı maddesi ile evli ve dul kadınları da başlarını örtmeye mecbur etmiştir. Fakat kızlar, cariyeler ve sokak fahişelerinin örtünmesi yasak; örtünürlerse ceza var. Böylece meşru seks yapan evli ve dul kadınları da mabet fahişeleri düzeyinde saymışlardır.
  • Biz birbirimizle didişirken... Adamlar Jüpiter de 12 küçük ay buluşu yapıyorlar...
    4 tanesinin ismi bile hazır.
    Europa
    Io
    Calisto
    Ganimede
  • 199 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    Bu kitaba neden böyle düşük puan verdiklerini anlayamadım doğrusu. Çünkü tanrıçalar hakkında şu ana kadar okuduğum en ayrıntılı kitaptı. İçinde büyük bir bölümün Lilith'e ayrılmış olmasına karşın birçok uygarlıktaki birçok tanrıçayı ele almış yazar.

    Konya Ovası

    Bilirsiniz ki uygarlık ilk önce Konya, Çatalhöyük'te başladı. Ve tabii ki ana tanrıça tapımının ortaya çıkışı insanlığın uygarlık tarihi ile aynıydı.
    Çatalhöyük kenti devrinin normu içinde çok gelişmişti. Özellikle tarım ileri ölçüde gelişmişti; buğday, arpa, bezelye, bakla geniş ölçüde üretilmekteydi. Çilek tohumlarından şarap yapıyorlardı, yaygın olarak bira tüketiyorlardı. Ve bir de adı bilinmeyen bir ana tanrıçaya tapıyorlardı. Bu ise, tanrıçanın iri göğüslü, geniş kalçalı bir formda resim ve heykellerini yaptıkları için biliniyor. Nerdeyse bütün uygarlıktaki tanrıçalar bu şekilde tasvir edilirdi. Çünkü tanrıçanın cinsel organlarını ön plana çıkarmak; doğurganlığı, bolluğu ve bereketi temsil ediyordu. Konya ovasından sonra diğer uygarlıkta da kadının ön plana çıkması ve tanrıların geri planda kalarak ana tanrıçalara tapınımı görüyoruz.

    Mezopotamya, Sümerler

    İÖ. 3500'de Sümer uygarlığı, dönemin en zengin uygarlığıydı. İnanna adında bir aşk tanrıçasına tapıyorlardı. Bu dönemde tanrıçaların cinselliği daha da ön plana çıkmış, cinselliği kutsallaştırmıştı. Öyle ki tanrıçalarına "Göğün Kutsal Fahişesi" adını vermişlerdi. İşin diğer bir boyutu olarak, fahişelik de kutsal sayılmaya başlanmıştı. Kadınlar çoğunlukta olsa da erkekler de fahişelik yapıyorlardı. İşin ne boyutta olduğunu anlamanız için İnanna'nın verimlilik ayinlerinde okunan şarkılarından biri:
    "Erkek olan kadınlar, kadın olan erkekler;
    Önünden geçer sana selam ederiz.
    Kadın fahişeler, erkek fahişeler, önünden geçer sana selam ederiz."
    Ayrıca güney Mezopotamya'da yapılan kazılar sonucu Sümerler ve İnanna hakkında yazılan tabletlerin bir kısmı İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunuyormuş.

    Babil: Rahibe- Fahişelerin Ülkesi

    Babil'in Hammurabi devrinde kadınlar ikinci plana atılmıştı. Hala tanrıçalara tapınım olsa da Hammurabi yasalarıyla birlikte kadınlar ikinci plandaydı. Birçok tablette yazdığına göre suçların büyük çoğunluğu cadılık ve kadın ihanetidir. Yasaya göre bu sanık kadınlar nehre atılıyor, kurtulursa suçsuz, ölürse suçlu olduğu varsayılıyormuş.

    Babil halkı, Ishtar'ı baş tanrıçaları ilan etmişlerdi. Bu tanrıça aşk ve seksi yönetmekteydi.

    Zaten fahişelerin kutsallaşmasını Sümerler'de görmüştük ama bu dönemde fahişelik, adeta kutsallıktan da öteye zorunluluğa dönüşüyor.
    "Bir adı da Militta olan tanrıçanın tarikatında iki çeşit rahibe vardı:
    a) Kadiştu: El değmemişler
    b) Zermaşitu: Tapınak fahişeleri
    Zermaşitu'lar her gece ünlü Babil Kulesi tepesinde sıra ile beklerler, baş tanrı Marduk, insan kılığında kuleye gelir de bir kadınla yatmak isterse diye nöbet tutardı."

    "Sadece tanrının değil; insan erkeklerin de canı "kutsal seks" yapmak isyer diye birçok tapınakta rahibeler erkek tapınıcılarla "kutsal evlilik" oluşturmak için hazırda beklerlerdi." Bu fahişeler kutsal sayılırlardı. Hatta bazı kadınlar kutsallığa erişebilmek için bu tapınaklarda aday rahibe olmak isterlermiş.

    Amaa işin bir de zorunluluk kısmı var ki ne mide bulandırıcı! Tarihçi Heredot'tan bir örnek: “Ünlü tarihçi I-199’da Babil’de her kadının yaşamında bir kere kendini yabancı bir erkeğe vermek zorunda olduğunu anlatıyor. Ve de tapınağın içinde yere gerili iplerle bölünmüş bölümlerde bir sürü kadın oturduğundan, önlerinden erkekler geçtiğinden, beğendiklerinin dizlerine altın para atarak onlarla seviştiğinden de söz ediyor. Ayrıca zengin kadınların bile -özel arabaları ve hizmetçileri ile gelip bekleyebilseler de- bu gelenekten ayrılmadıklarını yazmakta. Heredot’un anlattıklarına bakılırsa, tapımın daha da garip yönü, kadınların seçilmeden evlerine dönemeyeceği. Bu öylesine sıkı bir kural ki, alımlı ve çekici olmayanlar aylarca tapınakta kalıyorlar. Heredot, bekleme süresinin 3-4 yıla dek uzandığı kadınların varlığından bile söz etmekte!”

    “Kaç para verdiği önemli değildir; kadının kabul etmemesi korkusu yoktur; din bunu yasak etmiştir, çünkü bu para kutsal olur. Kadın, kendisine ilk para atanın peşinden gider ve kim olursa olsun geri çeviremez. Birleşmeden sonra, kadın, tanrıçanın gönlünü yapmış olarak, evine döner”. (Heredot, Tarih, I-199)

    Tabii bu olaylara bugünkü bakış açımızla bakmamak gerekiyor. O zamanlar kadınlık cinsellikle, doğurganlıkla birlikte kutsal sayılıyordu; bugünkü gibi çekingenlik, namus ve üslupla değil.
    Peki bu algı nasıl değişti? Kutsal Kitaplarla ve tek tanrılarla birlikte! Tevrat ve İncil’i okumuş her insan, Tanrı’nın Babil’i nasıl lanetlediğini bilir.
    Tek tanrı peygamberleri, tanrıça tapınımını ve cinselliği sapkın ilan etti ve putlarla savaşırken, aslında kadınlıkla savaştı. İnsanların algısı tamamen değişti.

    AY TANRISI İLE GÜNEŞ TANRIÇASININ ÜLKESİ ARABİSTAN

    Evet, Arabistan bile bir zamanlar anaerkildi! Bu kültür İÖ. 1000’lerde varlığını sürdürüyordu.
    Arapların çok eşli olmayı sevdiğini biliyoruz. Ama bu sevginin sadece Arap erkeklerinde olduğu algısı hakim. Halbuki bu dönemlerde erkekler değil, kadınlar çok eşliymiş.
    “Her kadın birden fazla erkekle evlenmesi sosyal yaşamın bir gereğiydi o dönemlerde. Erkeklerin, evlilikle birlikte ailelerini bırakıp kadının ailesine katılmaları ise bir gelenekti. Kadınların arzularının öylesine önemi vardı ki, bir kadının, çadırının kapısını üç gece üst üste doğu yönüne doğru kurmasıboşanmanın gerçekleşmesi için yeterliydi.”

    “İslam öncesinde Arabistan yarımadasında çok tanrılı bir sistemin -ki buna İslam literatüründe putperestlik denir- yaygınlığını görürüz. Bu tanrılar isim olarak çok büyük farklılıklar gösterse de, genelde baş tanrı hep tanrıçaydı. Tanrıça o denli önemliydi ki bu bölgede, güneş ile özdeşleştirilmişti. Adı, “güçlü iyilik ve yardım ışınları gönderen” anlamındaki Dhat Hamym’di. Oysa tanrıça, bin yıllar boyunca, tüm dünya üzerine yayılmış tapım sistemlerinde hep ay ile eş tutulmuştur. Tarihinde ilk ve tek olarak Arap yarımadasında güneş ile sembolize edilmiş, ay tanrısı olmak ise -yine din tarihinde ilk kez olarak- kocasına düşmüştür.”

    Bu zamanlarda Arabistan bolluğun, bereketin ülkesiymiş. Hatta Romalılar onlara “Arabia Felix” yani, “Mutlu Arabistan” derlermiş. Bu gelişmişlik İslam’ın ortaya çıkmasından sonra birkaç yüz yıl daha sürmüş.

    Arapların bu anaerkil kültürü Kuran’a bile işlemiş. Tapınılan tanrıçaların isimleri kurana girmiş, annelik kutsal sayılmış ve cinsellik, Tevrat ve İncil’de olduğu gibi, yok sayılmamıştı.

    “Bize haber verin Lat ve Uzza’yı. Diğer üçüncüsü olan Menat’ı. Erkek sizin de, dişi onun mu? Öyle ise bu çok insafsız bir taksim. O putlar hiç birşey değil, ancak sizin ve babalarınızın uydurduğu isimlerdir. Allah onlara hiçbir hüccet indirmedi. O kafirler, yalnız zanna ve nefislerin sevdasına tabi oluyorlar. Halbuki kendilerine, Rableri katından doğru yolu gösteren geldi”.( Necm suresi 53:19-23.) Lat, Uzza ve Menat o zamanların tapınılan en ünlü üç tanrıçasıymış. Bunların en ünlüsü ise Uzza imiş.

    “Kurayş kabilesi Uzza Kabe’yi tavaf ederken söyle derlerdi:
    El-lat, el-Uzza ve onların yanındaki üçüncü idol Menat adına,
    Gerçekten de onlar yalvarılması gereken en yüce hanımlardır”. (al-Khalbi, Book of ldols.)
    Hatta İslam gelip, putlara tapımı yasaklayınca Kurayş kabilesinin tepkisi: “Bu yasaklama Kurayş kavmine çok ağır geldi. Ebu-Ubayha (Sa’id ibn-al-’As ibn-Umayyah ibn-’Abd-Shams ibn-’Abd-Manaf), son günlerini geçirdiğini belli eden çok kötü bir hastalığa tutuldu. Ölüm döşeğinde yattığı birgün ebu-Leheb yanına geldi ve onu ağlarken buldu.” (Sira, 231, 233, 276; Taberi, vol. I, 1170-1172; el-Marif, 60-61)

    Tek tanrılı dinler öncesi döneme meraklıysanız, hatta teolojiye meraklıysanız kesinlikle okumanız gereken bir kitap. Ülkemizde bu konularla alakalı yazılmış ve çevrilmiş pek kitap yok maalesef. Üstte de belirttiğim gibi gayet ayrıntılı bir kitaptı.

    İyi okumalar.
  • Toplumsal hiyerarşinin üst basamaklarına bulunan büyük aile reislerinin ölümleri halinde kendileriyle birlikte eşlerinin de mezara koyulması, Yakındoğu'da kölelik dönemi boyunca varlık gösteren bir gelenek olmuştur. Bu geleneğin Hindistan'da uygulanan şekli erkek egemen kültürün kadına yönelik saldırılarının en uç örneklerinden biridir.

    Sati adını taşıyan töre gereğince kadın ölen kocası ile birlikte diri diri yakılır. Kadın, yakılarak, bir yandan önceki yaşamında işlediği günahlardan ötürü kocasının ölümüne neden olduğu için cezalandırılmakta, diğer yandan da erkeğine öbür dünyada hizmet etme şansı(!) yakalamaktadır. Yunanlı yazar Diodoros Sikeliotes'in İÖ. 4. yüzyılda Pencap'ta rastladığı sati, 1829 yılında resmen yasaklanmış olmasına rağmen, Hindistan'ın Madya Pradeş ve Racastan eyaletleri ile orta ve kuzey bölgelerindeki kırsal kesimlerde bugün bile varlık göstermektedir.
    Pervin Erbil
    Sayfa 77 - Arkadaş Yayınevi / Geç Neolitik Çağ, Anaerkil Düzenden Ataerkil Düzene Geçiş (İÖ 3000 Sonrası) / Neolitik Dönem Yasalarında Kadın
  • Tarihin ilk yasa koyucuları Mezopotamya'dan çıkmıştır. Sümer kralları Ur-Nammu (Ur), Şulgi (Ur) ve Lipit İştar (İsin) tarafından verilen kararların birer derlemesi olan ilk yasalar, ünlü Hammurabi yasalarının öncüsü olmuşlardır. Babil kralı Hammurabi (İÖ 1792-50) bunları geliştirerek daha kapsamlı hale getirmiş ve bir stel üzerine yazdırarak kalıcılaştırmıştır. 282 dava ile ilgili yargısal kararlardan oluşan yasa metni aile, ceza ve medeni hukukun yanı sıra, ekonomik yaşama da düzenlemeler getirmektedir.
    Pervin Erbil
    Sayfa 73 - Arkadaş Yayınevi / Geç Neolitik Çağ, Anaerkil Düzenden Ataerkil Düzene Geçiş (İÖ 3000 Sonrası) / Neolitik Dönem Yasalarında Kadın
  • Aşk ağlardı , bende onunla kimi zaman

    Amor piangeva et io con lui tal volta
  • Ne yapmalıyım? Ne önerirsin bana, Aşk?

    Che debb'io far? Che mi consigli,Amore?