Kitabı genel olarak beğendim ve merak duygusunu canlı tutan, akıcı bir kurguya sahip olduğunu düşündüm. Yer yer bazı klişelere rastlasam da bunlar hikâyeden kopmama neden olmadı. Aksine, olay örgüsünün sürükleyiciliği kitabın güçlü yanlarından biriydi. Hatta okurken birçok sahneyi gözümde canlandırdım ve hikâyenin başarılı bir sinema filmine uyarlanabileceği hissine kapıldım.
Dil ve anlatım açısından dikkatimi çeken birkaç nokta oldu. Bunlardan biri, “-ip de” yapısının oldukça sık kullanılmasıydı. Oysa bu kullanım sadece eylemleri birbirine bağlamakla kalmaz; çoğu zaman vurgu, sitem, şaşkınlık veya beklenmediklik gibi ek anlamlar da taşır. Bu nedenle sık tekrar edildiğinde anlatımın tonunu belirgin şekilde etkileyebiliyor.
Dikkatimi çeken bir diğer husus ise bazı bölümlerde anlatıcının kendisini, ancak dışarıdan bakan bir gözlemcinin fark edebileceği ayrıntılarla tasvir etmesiydi. Birinci tekil kişi anlatımında, anlatıcının kendi duruşunu, mimiklerini veya dışarıdan nasıl göründüğünü aktarması bana zaman zaman anlatım perspektifi açısından tutarsız geldi. Elbette edebiyatta bunun farklı kullanım biçimleri vardır; ancak okur olarak bu tercih beni birkaç yerde metinden kısa süreliğine uzaklaştırdı.
Buna rağmen kitap, güçlü kurgusu ve akıcılığıyla bende olumlu bir izlenim bıraktı. Ayrıca yıllardır oyuncu olarak beğeniyle takip ettiğim Buğra Gülsoy’un yazarlık tarafını görmek de benim için ayrı bir deneyim oldu. Genel olarak başarılı bulduğum, keyifle okuduğum ve başkalarına da tavsiye edebileceğim bir kitaptı.