Kendi gölgeni ararken bile ilham oluyorsun bana.
Ayak seslerini duyuyorum kafa karışıklığını neyi ne kadar sevebileceğini ve nasıl vazgeçtiğini görüyorum. Hissizleştirildiğini bir köşede seyrediyorum.
Kızgınsın ama küsemiyorsun da hayata.
Uzun, tozu dumana katılacak ince yollarda yolculuk yapmak niyetin.
Neyi anlatmak istiyorsun bu kadar da içinde ki değirmende öğütüp un ufak ediyorsun.
Hangi şehir sana ait hangi sokağın kaldırımları adımların.
Biliyorum bir kaç saat arayla aynı caddeden yürüyoruz.
Biz saatleri tutturamıyoruz. Benim kahveyi tutturamadığım da olur.
Baştan aşağı bir hırkanın örülmüş tüm ilmekleri gibi tek tek gözden geçiriyorsun hayatını.
Başa sarıp tekrar tekrar okuyorsun kafanda.
Hangi özne hangi yüklemine nokta koydurdu ki sen yarım kalmış bir hikayenin yasındasın.
En çok da nefret edemeyişine hayret ediyorum.
Sevmekten vazgeçerken nefret dolar ya insana sana özlem doluyor.
Renkli balonları, içinin oflamalarıyla doldurup doldurup göğe bırakıyorsun.
Ben ise dokunamıyorum.
Aynı yıldızlara dalıyor gözlerimiz aynı bulut ıslatıyor omuzlarımızı ve aynı şehrin kargaşası ağrıtıyor başımızı.
Belki de aynı lokantanın aynı bardağından su içmişliğimiz bile vardır.
Aynı çiçekcinin papatyalarını gözlerimizle sevmişliğimiz.
Hangi ihtimal sevmez beni ve seni.