Sevdanın temelinde belki de bu vardı: seçilmiş olmak, ayrıştırılmış olmak. Diğer insanlardan ayrı olarak sana bakılması, senin benimsenmen, senin tercih edilmen ve bu sırrın ortağı olmak...
Aşk, onun çözülemeyecek denkleminde bir bilinmeyendi ve o, bu denklemi çözmek için ne bir çaba sarf ediyor ne de bir merak taşıyordu içinde, sadece görmezden geliyor, varlığını yok sayıyordu...
O gün, o an, geri dönülmez bir şekilde sevdanın çalkantılı sularına, bilinmez bir denize demir atmıştı, evet teslim olmuştu, bu teslimiyet bir yenilgi değil, bilakis varoluşsal bir zorunluluk, derin bir kabullenişti...