Ama kötü bir illet bozar bozma çiçeği
Şanı makara olur en değersiz otlara.
En tatlı şeyler ekşir kötü işler yaparak:
Ottan çok daha iğrenç kokar çürüyen zambak.
“İşte yolun sonu, kamptayım!” diyordum kendi kendime ikide bir, “Daha, uzun yıllar boyunca limanım burası; böyle dengesiz, böyle hastalıklı duygulara kapılacağım köşem burası… Ama kim bilir? Belki de uzun yıllar sonra, onu terk etme vakti gelir, o zaman da buna üzülürüm!” dedim; insanın kendi acısını sevmeyi isteyerek, bütün mutsuzluk zirvelerinde aslında bir haz olduğunu bilerek, kendi yarasını kasten kurcalama ihtiyacı duymasına kadar varan o kötücül duyguya kapılmadan duramamıştım.
Bir keresinde aklıma şu geldi, eğer bir insanı tümüyle ezmek, yıkmak istiyorsanız, ona en dehşet verici katili bile titretecek türden korkunç bir ceza verecekseniz, o zaman ona kesinlikle, her açıdan yararsız ve anlamsız bir iş vermek gerekir.
İster üç bin yıl, ister otuz bin yıl yaşa, şunu unutma ki kimse yaşadığından başkasını yitirmez ve yitirdiğinden başkasını yaşamaz, bu yüzden en kısa yaşam ile en uzun yaşamın süresi aynıdır. “Şu an” eşit sürer hepsinde, geçmiş olan da öyle olmalıdır, nitekim yitirilen sadece bir andır. Kimse geçmişi veya geleceği yitiremez, öyle ya, insan sahip olmadığı bir şeyi nasıl yitirebilir?