İrem

Müziği sessizlikten doğup sessizliğe döner.
10/10
·80 syf.··
2026 14. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 15:48
Eric-Emmanuel Schmitt’in okuduğum ikinci kitabı. İlki Mösyö İbrahim ve Kuran’ın Çiçekleri’ydi. Kitapların dili sade ama verdikleri mesaj etkileyici bence. Her ikisi de ‘Görünmeyen Döngü’ serisine ait ve serideki kitaplar farklı inançlar üzerinden insanın anlam arayışını ele alıyor. Bu kitapta da müziğin ruhla kurduğu ilişki taze bir piyano öğrenicisi olduğum için bende ayrı bir yere dokundu. 9 yaşındaki Eric’in evlerindeki piyanoya olan bakış açısı, hayranlık duyduğu teyzesinden Chopin bestesi dinlemesiyle değişiyor ve Chopin onda zamanla bir tutkuya dönüşüyor. 20 yaşına geldiğinde bir şeylerin eksik olduğu duygusuyla piyano eğitmeni Madam Pylinska ile tanışıyor ve alışılmadık bir eğitimden geçiyor. Piyano çalmayı değil de önce sessizliği dinlemeyi, doğayı hissetmeyi, kalbinin ritmini bulmayı öğretiyor Madam ona. Bu noktada zihnimde şu soru yankılanıyor:”Sanat öğrenilen bir şeyden çok yaşamın bize hissettirdikleri midir?” Kitabın müzik teması üzerinden verdiği mesaj açık aslında: “Günlük hayatta da kimi zaman sonuçlara odaklanırken hayatın asıl anlamını kaçırabiliyoruz. Oysa bazen durup önce dinlemek gerekiyor; kendini, müziği, hayatı.” İçsel yolculuk temalı metinleri sevenlerdenseniz yazarın diğer kitaplarına da göz atabilirsiniz. Keyifli okumalar diliyorum.
Madam Pylinska ve Chopin’in SırrıEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 2025504 okunma
Reklam
Kurtulmak için önce bağımlı olduğumu kabul etmem gerekiyordu.
10/10
·440 syf.··
2026 13. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 00:10
Hani bazı kitaplar sadece kendini okutmaz geçmişinizle de yüzleştirir ya sizi öyle bir kitap. Uzun cümlelerine tezatlık oluşturacak akıcılığı da cabası. Eleştireceğim tek yanı sonlara doğru tekrara düşen bölümleri. Karakterler her birimizin hayatında var olan kendimizden parçalar bulabileceğimiz insanlar. Bu denli empati yaptığım için belki de karakterlerimize bolca sinirlendim. Hikayesini Şehnaz’dan dinliyoruz. 30 yılını verdiği kendinden yaşça büyük, narsist bir adam olan E. ve onu kaybetme korkusu yüzünden kendi olamadığı bir yaşam Şehnaz’ınki. Aşk değil de bağımlılık olduğunun farkında ama farkında olmak istemiyor. Şehnaz’ın E. ile ilişkisi, aslında kendi varoluş mücadelesinin en kırılgan noktalarından biri. Hayatındaki baba figürü eksikliğinin bir dışavurumu. Şehnaz, annesi Ayhan Hanım, anneannesi Şehbal Hanım ve büyükanneannesi Esme…Dört kuşak üzerinden kadınların nesillerdir bu hayattaki varolma çabaları da anlatılıyor. Her bir kadın Osmanlı’dan günümüze bir dönemi temsil ediyor ve içinde bulundukları topluma da ayna tutuyor. Annesinin uyurgezer bir gecesinde söyledikleriyle altüst olan hayatı ben olduğumu sandığım kişi miyim dedirtiyor insana. “İnsan yaşadıklarını korktuğu için unutur ya da utandığı için.” diyor yazarımız. Unutmak istediklerimiz onları inkar edince gerçekten unutuluyor mu peki? Yoksa bilinçaltımızda sinsice bir gün gün yüzüne çıkmayı mı bekliyor? Nesillerdir kadınların benzer sancılar çekmesi annelerimizden bizlere genetik bir miras mı? Ayfer Tunç’un eşsiz anlatımıyla sanki siz de içindeymiş gibi hissedeceğiniz türden bir roman. Keyifli okumalar dilerim.
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20266,8bin okunma