“Trajedi, kaderle iradenin savaşıdır."
diyor Sadettin Ökten.
İnsan, bazen ömrünün bir menzilinde kaderine karşı iradesi ile mukavemet etmeye koyulur ve bunun uğruna derin bir mücadele verir. Gönlünün yahut aklının arzuladığı ihtimal uğruna, kaderin önüne koyduğu hakikati kabullenmek istemez; onu eğip bükmeye, kendi muradına göre şekillendirmeye çalışır. Bu çetin mücadele, insanın iç âleminden başlayıp dış dünyasına kadar uzanan bir kasırga gibi eser; ruhunu sarsar, zihnini yorar ve nihayetinde onu bambaşka birine dönüştürebilir.
Lakin o kasırganın tam merkezinde insan, kendisini derin bir sualin eşiğinde bulur: İrade, kader karşısında galip geldiğinde gerçekten hayırlı olanı mı elde etmiş olacaktır? Yahut direnmekten vazgeçip kaybetmeyi göze aldığında, uzun vadede kendisi için daha münasip olan nasibini mi kabul etmiş olacaktır? Zira kimi vakit arzuladığımız kader, hakikatte muhtaç olduğumuz kader olmayabilir…