Dünya klasiklerinin en iyi kitaplarından olan ve Charles Dickens’in en popüler kitabı olan iki şehrin hikayesi: Tarihî bir roman özelliği taşır. Yazar, romanda Fransız İhtilali’nin diğer yüzünü göstermeye çalışmıştır. İhtilal öncesi ve sonrasında burjuva ve aristokrasi arasındaki kanlı çatışmaları ele almıştır . Fransız ihtilali ile birlikte binlerce masum insanın başı o zamanda meşhur idam aleti olan giyotin ile kesildi alkışlar eşliğinde.
Kitabın konusu o dönemde ki adaletsizliği yobazlığı ve yargı mahkemelerin adaletsiz bir şekilde insanları yargıladığı dönemi bütün gerçekliği ile ele almış.
Beni en çok etkileyen kısım kesinlikle giriş cümlesi : Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece 'daha' sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.
Kitap tesadüfen bir gemide karşılaşılan Lucia Manette ve Charles darnay’ın aşk hikayesini de çok güzel anlatmış . Bu kadar güzel bir kitabın sonunu da çok güzel bitmesi beni çok mutlu etti:) Biraz spoi verdim ama dayanamadım.Kitabın diline değinecek olursak çok akıcı ve şiirsel bir dille harika bir kitap yazmış yazar. Uzun zaman etkisinden çıkamadım diyebilirim…. Herkesin okumasını tavsiye ettiğim muazzam bir kitap ..