• (Salih Uyan'dan dikkat çeken bir yazı)
    Geçenlerde ilginç bir araştırma sonucuyla karşılaştım.
    Bu araştırmaya göre iyi bir eğitim ve iş kariyerine sahip olan babaların çocukları, okulda daha başarılı oluyor. Ama annelerin eğitim seviyesi ve iş kariyeri yükseldikçe, çocukların akademik başarısı düşüyor.

    Neden peki?

    Çünkü anne kariyer peşinde koşarken, evde çocuğun peşinden bakıcı koşuyor. Annenin ilgi ve sevgisinden mahrum olan çocuk da birçok şeyden mahrum kalıyor.

    Bu gerçeği herkes kabul etiği hâlde tam zamanlı annelerin sayısı giderek azalmakta. Artık üç dil bilen, üniversite mezunu profesyonel bakıcılar var.

    Ama hiç kendimizi kandırmayalım. Çünkü en kötü anne, en iyi bakıcıdan iyidir. Bebek maması anne sütünün yerini tutamadığı gibi, bakıcı da annenin yerini tutamaz. Adı üstünde, sadece bakar.

    Maksat ders boş geçmesin diye matematik dersine resim öğretmenini sokarsanız ne olur? Öğretmen sınıfa girip, “Serbest çalışın” deyip oturur.

    Ama çocuk yetiştirmek serbest çalışmaya emanet edilmeyecek kadar ciddi bir müfredattır. Annelik de yeri doldurulamayacak tek branştır.

    Bu yüzden mecburi hâller dışında bakıcıya veya kreşe bırakılan çocukların durumu, emanete hıyanet kapsamında değerlendirilmelidir. Matematik dersi görmeyen çocuklar için telafi imkânı vardır belki. Ama çocukken annesini göremeyenler için tren kaçmıştır.

    Tek maaş, çift maaş hesabı yaparken bir şeyi gözden kaçırıyoruz!

    Evde boş geçen derslerin telafisi zor, bedeli en dolgun maaşla bile ödenemeyecek kadar ağırdır.

    Bir elinde laptop, bir elinde kahve

    Yeni doğum yapmış kadınlardan bazıları maddi sıkıntıları sebebiyle çalışmak zorunda. Ve bu da oldukça geçerli bir mazeret. Diyecek hiçbir şey yok.

    Haydi çok önemli pozisyonda olanları da bir kenara ayıralım. Siyasetçiler, akademisyenler, doktorlar vs.

    Ama bazıları var ki, evde çocuk bakmaktansa çalışmayı daha çekici buluyor. Aldığı maaş bakıcı parasını zor karşıladığı hâlde, çocuğunu bir yabancıya teslim edip dışarı koşuyor.

    Peki sebep ne?

    Çünkü bir tarafta şık giyimli, bir elinde laptop diğer elinde kahveyle plazada koşturan bir kadın imajı var. Diğer tarafta kucağında bebekle evde çorba karıştıran kadın.

    Modern dünyanın bize dayattığı dünya görüşüne göre ideal olan resim birincisi. Dünyanın en kutsal mesleği annelik falan diye boşuna kendimizi kandırmayalım. Durum ortada işte!

    Ama inanın, bir kadının ev hanımlığından utanması hepimizi utandırması gereken korkunç bir durumdur. Hele bir erkek eşinin ev hanımı olduğunu söylerken sesini alçaltıyorsa, o erkeğe ev de hanım da fazladır!..

    Kadına şiddet olaylarında da bu zihniyetin rolü var diye düşünüyorum. Çünkü kadına evi hapishane gibi gösteren zihniyet, erkeğe de gardiyan rolünü vermiştir.

    Hâlbuki Türk aile geleneğinde ülkenin huzuru, evin huzuruna bağlıdır. Bizde ev sadece barınak değil, bir sığınaktır.

    Evde bunalan insanın dışarıya sığınma ihtiyacı ise, kapitalist sistemin bize attığı en büyük kazıktır.

    Kreşten huzurevine

    Kadın günün büyük zamanını çalıştığı şirkete adarken sıkıntı yok. Ama ev hanımıysa, kendisini evine ve ailesine adamışsa kötü, öyle mi?

    Ama biz kadınları iş hayatına kazandırmak istiyoruz. Kadınlar evden çıkmalı. Erkek hegemonyası, eşitlik falan filan…

    İyi, güzel de çocuğun altın değerindeki yıllarını kaçıran annelerin, çalıştıkları şirkete sağladıkları katma değer kimin umurunda?

    Çocuk evde yabancı bir kadının kucağında annesini özlüyor. Anne dışarıda çalıştığı şirketin satışlarını nasıl artırırım diye düşünüyor.

    Çocuğunun karakter gelişimini ihmal eden bir anne, ülkenin gelişmesine katkı falan sağlamasın bir zahmet! Daha çocuğunun altını değiştiremeyen bir anne, dışarıda neyi değiştirebilir ki Allah aşkına?

    Bu arada kadını evinden çıkarmak için teşvik üstüne teşvik veren Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, çalışma ve sosyal hizmetlerle ilgilendiği kadar aileyle de ilgilense iyi olur.

    Çünkü ailenin ihmal edildiği toplumlarda kreşte başlayan yolculuk huzurevinde son bulur.
  • Bir Derviş, gökyüzünü izler ve şöyle der:
    *
    Ey Allahım!
    *
    Senin zindanının çatısı bu kadar güzel ise,
    O zaman Senin bahçenin çatısı ne kadar güzeldir?
    *
    Feridüddin Attâr
  • الكيس من دان نفسه و عمل لما بعد الموت، والعا جز من اتبع نفسه هواها وتمنى على الله الاماني.

    Akıllı kimse nefsini hesaba çekip ölümden sonrası için çalışan kimsedir. Âciz ve ahmak ise nefsini heva ve heveslerine uyduran, Allah'tan olur olmaz boş şeyler temenni eden kimsedir.
  • Resûlullah şöyle buyurdu: “Edepsizlik ve çirkin söz, girdiği şeyi çirkinleştirir. Haya ise girdiği şeyi güzelleştirir.” (Tirmizi, Birr 47)

     
  • Seni sevmek..
    Evet haklısın, kötü kızım.
    Suçluyum seni sevdiğim için
    Gece gündüz benim olman için ettiğim dualar
    Bir gecede olsa, rüyama girmen için
    Dilek ağacına bağladığım umutlar
    Döktüğüm gözyaşları sana olduğu için suçluyum ben...
    Hep terkedildiğim için
    İstenmesemde senden kopamadığım.
    Her türlü sözlere maruz kaldığım
    Ve sana güvendiğim için suçluyum ben...
    Doğru.. zaten sen hep doğruyu söylersin
    Bir çocuk ne anlar sevmekten?
    Ne anlarki sevgi uğruna ölmekten
    Ne anlar yaşam nedir,dünya ne?
    Herşey tozpembedir onun gözünde
    Hep umut vardır o küçük yüreğinde...
    Karanlıkta aydınlık hisseder
    Olmayacak sevdaya olur der..
    Ben de çocuğum ve cezalıyım...
    cezam sevilmemek
    Tek suçum ise seni be canım seni sevmek.
  • Bazınız korktugu için çocuk resmi ekledi ise bilmem ama çocuklari sever büyükleri hiç sevmez 45 50 ve 60 yaşlarını
    Kime uzun ömür verirsek, biz onun gelişmesini tersine çeviririz.
  • * Allahü teâlânın feyzleri, nimetleri, ihsanları, yani iyilikleri, her an, insanların iyisine, kötüsüne, herkese gelmektedir. Herkese mal, evlat, rızk, hidayet, irşad ve selamet ve daha her iyiliği fark gözetmeksizin göndermektedir. Fark, bunları kabulde, alabilmekte ve bazılarını da almamak suretiyle, insanlardadır. Âyet-i kerimede mealen buyuruldu ki:
    (Allah, kullarına zulüm etmez, haksızlık etmez. Onlar, kendilerini azaba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleri ile kendilerine zulüm ve işkence ediyorlar.) [Nahl, 33]

    Nitekim güneş, hem çamaşır yıkayan adama, hem de çamaşırlara, aynı şekilde, parlamakta iken, adamın yüzünü yakıp karartır, çamaşırlarını ise beyazlatır.

    [Bunun gibi, elmaya ve bibere aynı şekilde parladığı halde, elmayı kızartınca tatlılaştırır. Biberi kızartınca acılaştırır. Tatlılık ve acılık hep güneşin ışıkları ile ise de, aralarındaki fark, güneşten değil, kendilerindendir. Allahü teâlâ, bütün insanlara çok acıdığı için ve bir ananın yavrusuna olan merhametinden daha çok acıdığı için, dünyanın her tarafındaki, her insanın, her ailenin, her cemiyetin ve milletin her zamanda ve her işlerinde nasıl hareket etmeleri lazım geleceğini, dünyada ve ahirette rahat etmeleri ve seadet-i ebediyyeye kavuşmaları için, işlerini ne yolda yürütmeleri ve nelerden kaçınmaları lazım geldiğini, Peygamber efendimiz vasıtasıyla bildirdi.]

    İnsanların, ahiretteki nimetlere nail olmamaları, Ondan yüz çevirdikleri içindir. Yüz çeviren, elbette bir şey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, Nisan yağmuruna elbette kavuşamaz. Evet, yüz çeviren birçok kimsenin, dünya nimetleri içinde yaşadığı görülüp, mahrum kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlara dünya için çalışmalarının karşılığını vermektedir. Yalnız dünya için çalışanlara verdiği dünyalıklar hakikatte azap ve felaket tohumlarıdır. Mekr-i ilahi ile, istidrac olarak, yani Allahü teâlânın aldatarak, nimet şeklinde gösterdiği musibetlerdir. Böyle olduğunu Müminun suresinde bildirmektedir.

    Kalbleri [gönülleri] Hak teâlâdan yüz çevirenlere verilen dünyalıklar, hep haraplıktır, felakettir. Şeker hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir.

    * Rızk tamam, ona Allahü teâlâ kefil ama çalışmak ibadettir. Çalışan Allah’ın sevgilisidir. Çoluğuna çocuğuna, namusuna ırzına sahip çıkabilmek için rızkını kazanmaya çalışana Allahü teâlâ ihsanda bulunur. Bir gün Peygamber efendimiz aleyhisselam eshab-ı kiramla sohbet ederken bir genç acele ile yanlarından geçti. Eshab-ı kiram dediler ki, keşke gelip dinleyip bir şeyler öğrenseydi, dünya için bu kadar koşuşturmasaydı. Peygamber efendimiz hemen müdahale edip, (Öyle söylemeyin, eğer helalinden rızkının, çoluk çocuğunun nafakası peşinde ise yaptığı ibadettir, Allah yolundadır) buyurdu.

    * Yumuşak olun. Sertliğin hiçbir yerde ve hiçbir kimseye karşı faydası yoktur.

    * İmanı muhafaza etmek için, imanı gideren şartları iyi bilmek lazım. İman kalbde olur. Kalbin 40 tane hastalığı var. İnsan bu kırk tane hastalığı öğrenmezse kalbi nasıl tedavi edecek. İnsan kalbinin hastalığını bilmezse nasıl tedavi etsin. Evet kalbimizin hastalığı var. Allahü teâlâ onu Kur’an-ı kerimde açık ve net olarak bildiriyor. Bu hastalık dünyaya düşkünlüktür. Peygamber efendimiz, (Dünyaya muhabbet bütün kötülüklerin başıdır) buyuruyor.