Esin Elif Durdağ, bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Aşk; çirkinlikte güzelliği, karanlıkta ışığı görmek de­mekti ve ışıklar sönükken önümü göremiyor olsam bile orada bana yol gösterecek bir şey olduğunu bilmekti. Aşk; kendini tersyüz etmek, başka birine teslim etmek ve ona güvenmekti... Sana dokunacağına, seninle ilgilenece­ğine, sana teslim olacağına ama ne olursa olsun ona ver­diklerini asla paramparça etmeyeceğine inanmaktı.

Gözlerindeki Canavar, J. M. Darhower (Sayfa 219)Gözlerindeki Canavar, J. M. Darhower (Sayfa 219)

Melankoli’mayıs
Mesela gece saat iki -tüm ışıklar sönmüş -Bedenin yatağa hapsolmuş -ve kafanı yastığın altına gizlemiş -gözyaşlarını karanlıktan bile -saklıyorsan -yüreğine hasretlik yağmuru yağmaya -başlamıştır -..
-Abiminkaleminden-

Parlak ışıklar altında, sesli bir ortamda kafa dinlemeye çalışmak gibiydi hayat. Çalkantılı ve yorucu

Dışarıdan eve geldiğimde beni incecik bir hoş geldin ile karşılayan,

elimi yıkarken musluktan su içmek için çamaşır makinesinin üstünde sıra bekleyen,

kardeşimle tartıştığımızda bundan rahatsız olup ikaz eden bir miyavlamayla her ikimizin de bacaklarına sürtünerek bizi yatıştırmaya çalışan,

ağladığımda yanaklarımdan akan yaşları pür dikkat süzen,

gece ışıklar kapandığında benimle beraber teklifsizce yatağıma serilip beni taa uçta uyumaya mecbur eden,

bize; ailesine hediye vermek gayesiyle balkonda kaptığı yarasayı evin içine bırakıp kaçan,

tam, çalışma masama oturdum, okuyayım, dediğimde patisiyle kapıyı çalıp kitabımın üstüne oturan,
.
.
fakat daha mühim olanı;

sırlarımı kimseye anlatmayan ve beni saatlerce dinleyeyip gülümseyişlerime sevgi dolu bir göz kısması ile karşılık veren kedimden daha dost, daha can, daha sevgili birini tanımıyorum.

Bazı bazı.

DUA, Sevda Şiirleri - Zeytin Ağacı'ı inceledi.
 19 May 23:31 · Kitabı okudu · 6 günde · 10/10 puan

Yine bir Ahmet Erhan yine bir ben.

"Ve şimdi gece, iki kişilik bu yalnızlık bize artık yeter de artar bile"

Ahmet Erhan'a iki özür borcum var. Senelerdir bıkmadan usanmadan dinlediğim oğul şarkısı ve de Gülşiir'in şarkısını Teoman diye benimseyip geçmişim. Biraz araştırmacı ruhum olsaydı Ahmet Erhan'la seneler önce tanışır ona bu kadar geç kalmamış olurdum. Onu tanımadan sevmişim demek. Sözler bir oğul’un anneye sözleriydi ki ben bir oğul bile değildim ama en çok dinlediğim şarkısıydı. Kan çekiyor dedikleri böyle bir şey sanırım.

Yazmadığım ne bıraktım Ahmet Erhan'a dair bilmiyorum ama ben yine yazarım sayfalarca hele bir de zamanlardan geceyse.

Bu kez farklı bir tarz kullanmış şiirlerde. Bir adam sevdaya kapılmıştı ve bu sevda kalpleri her şiirde bin parçaya bölebilme gücüne sahip olan, aşkla dağlayıp inim inim inletip en derin ücralara acılar salan bir sevdaydı.
Ahmet Erhan'ın sevdasıydı bu.
Yüzü suya dönüşen kadınına olan sevdası. Yaşama ilişkin umutlar arayan bir sevda. Yitik bir ülkeyi korur gibi seven bir adam ve bir deniz kızı vardı.

‘’Ve şimdi gece, soluğumu verdim içime’’ Şairin kalbini seyretmeye koyuldum. Sanki zifiri karanlıkta bir deniz kenarı gibiydi. Dalgaların taşlara vuruşundaki fısıltıları duyuluyordu sadece ayaz bir havada. Uzandım o yürekteki acının ateşini almak istedim. Yakmıştı ellerimi ve küllenmiyordu yalnız bir adamın umutsuz aşkı. Sevda buydu işte tıpkı gülşiir'de anlattığı gibiydi.

Ve gülşiir, gülsün şiir, gülüm şiir
Adına gül demişti oysa, oysa şiir hiç gülmemişti. Güldürmeyip ağlatan şiirdi. Aklımın almadığı bir yerlerde var olmayan birileri olmasa bile varmış gibi hissettirdi. Hem seviyor hem nefret ediyordum işte. Benim yıllardır yaşadığım duyguydu bu. Sanırım Ahmet Erhanı çekici kılan işte bu dizelerdi.

Dünyanın ölümünü görüyordum şiirin dizelerinde. Karanlık bir bozkırda ışıklar içinde akan bir tren kadar yalnızdık ve bu yalnızlık yetiyor artıyordu bile. Acı çekiyorduk. Yaşımız acıların yaşıydı. Acı neydi; bir beşikle, bir darağacının aynı ağaçtan yapılması değil miydi acı? Bir yaşamın doğuşu ve bir zoraki ölüm. Acı her yeri sarmıştı. Her aşktan böyle bir şiir kalır mıydı hepimize? Çarpar mıydı soluğumuz bir aşkın yıkık duvarlarına, eser miydi rüzgar sevdanın hüznünü dağıtmak istercesine.

Ve bir baba için

Ben baba acısı bilmem ama babamın acısını bilirim. Taşırım hüznünü. Her baba deyişimde gariplenirdi. Evet konuşurduk babamla iki bilge gibi. Karşılıklı bakışarak. Bazı şeyleri kavrayamasam da dinlerdim.
Nedir baba demek eksiği nasıl bu kadar hissedilir diye sordum.

Erkekler aslında çok güçsüzdür kızım. Tek güçlerini arkalarında dağ gibi hissettikleri babalarından alırlar. Babalarına güvendikleri için güçlü hissederler kendilerini demişti. Tıpkı Ahmet Erhan'ın dediği gibiydi işte "tökezlersem kaldır beni baba." Ve günden sonra babasız çocuklara baba olmak isterim. İmkansız olsa da.

Son olarak oğul.
Dünya sandığım bahçenin ayrık otları ve dikenlere büründüğünü gösteren şiir.

Yine abarttım değil mi? Siz okumayın Ahmet Erhan şiirine özel bir ruh vermek gerek. Veremeyen bilemez.

Başlangıç.. - Sait Faik ile AZİZ NESİN -
Gazete ile kapadığı pencerelerin arasından sızan ışıklar ,kırmızı perdelerin üzerinde dans etmeye başladı sokak kapısını açtığında esen rüzgarlarla odayı doldurdurup .. Masanın üzerinde kızıl karanlıklar dans ediyordu şimdi gaz ocağı üzerindeki çaydanlığın üzerine kırmızı kırmızı gölgeler düşürerek...Bir yeni güne, bir çileli bitmez güne daha başlamıştı .. Halbuki dün gece gittiği ermeni meyhanesinde ne kadar da mutluydu .. Şimdi o mutluluktan geriye eser kalmamış , közler küle günler de düne dönüşmüştü dimağsında ..Niçin üzülüyordu ki ? Her akşamdan kalma günün sabahına böyle uyanmıyor muydu ...Gelmesin diye zihninin katranla sıvanmış dehlizlerine kovaladığı anılar, her sabah onu iğneleyip uyandırmıyor muydu tam da uyanmak üzereyken ? Gün içinde unutucam diye sokağa her adım attığında , bilinçaltında canla başla çalışan bir mekanizma yok muydu sürekli kendisini tedirgin edip , "ben de buradayım" diyen.. Evet o hep oradaydı .. Terk edildiğinden beri oradaydı ..Belki de olacakları önceden bilip valizleriyle yerleşmişti gitmemek üzere.. Ne zamandır misafir olarak ağırlanıyordu zihninde bilinmez ama varlığı yapılan sorguları ortadan kaldıralı çok olmuştu .. En azından kendisi hatırlamıyordu ne zaman merhabalaştıklarını..

Her zaman yaptığı gibi odayı havalandırdıktan sonra çayın altını yaktı .. Önceleri , onunla beraberken sıcaklığıyla beraber uyandığı sabahların aksine uzaktan gelen martıların çığlıkları şimdi şarkı söylemiyor da ciğerini söküyordu sanki ..Anadolu paketinin içindeki son sigarayı da yaktı çayın demlenmesini bekleyemeden .. O yakmasaydı , zihnindeki huzursuzluk yakıp kül edecekti kendisini kim bilir .. Derin derin iki fırt çekti ölesiye aç karına ..Demlediği çaydan kendisine bir bardak doldurdu.. Her yaptığı işle , her söylediği sözle kendine bir milat belirliyordu ondan kurtulmak ,unutmak için kendince ama davranışları , düşünceleri ve söylemleri her nasıl oluyorsa o miladın setlerini yıkıyordu istemsizce.. Unutmak ne zormuş diye düşündü daha günün ilk saatlerinde beyni anılarla cayır cayır kavrulurken ..Tek göz odasında baktığı her yerde ondan bir anı vardı.. Elinde tuttuğu çay bardağını bile bir zaman olmuş "O" doldurmamış mıydı ? Odasında alabildiğine hersey "O" na bulanmıştı...

Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
19 May 14:09

Bir Gemi
"Bir gemi yol almakta
Anadolu’nun kuzey kıyılarından
Al dağların yücesi vururken mor denize hey
300 yıllık bir uyku mu ne?
Derinlere neler neler dalmakta
Bir gemi yol almakta
Dalgalar engebelere benzerken
Köylerde, küçük ilçelerde tek tük ışıklar
Yüreklerin bu sonsuz aydınlığını
Kimdir sonsuzluktan salmakta

Bir gemi yol almakta
Mavi almakta, yıldız almakta
Gelecek almakta hey
Büyürken soluğu gemidekilerin
Samsun’a doğru bir yas azalmakta…"

Samsun’dan Ankara’ya, Fazıl  Hüsnü  DağlarcaSamsun’dan Ankara’ya, Fazıl Hüsnü Dağlarca
Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
19 May 00:23 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"Siper"
"Ölüm düğmesine bastığı zaman ,çok defa arkada ..cok uzakta birtakım göğüsler üzerinde elmas ,altın veya gümüş ışıklar yandığı görülürdü .. "

Zeytindağı, Falih Rıfkı Atay (Sayfa 104)Zeytindağı, Falih Rıfkı Atay (Sayfa 104)
Ali KARAYAZI, bir alıntı ekledi.
19 May 00:15 · Kitabı okuyor

Yazdıkların şiir değilse kalsın
Cennetse sevdan çık dışarı
Solgun ışıklar
Sessiz ağaçlar parklarla
O cümbüş gecesini de tak peşine
Yazdığın şiir değilse bırak bunları kalsın...

Şiirler, Cahit ZarifoğluŞiirler, Cahit Zarifoğlu
Gülcan Beydilli (Küçük Şair), bir alıntı ekledi.
18 May 11:01 · Kitabı okudu

Bir yanıp bir sönen ışıklar gibiyim 
Yumruk kadar yüreğimde sen varsın 
Kutsal kederler içinde seninleyim artık 
Sarı badanalı evlerde başbaşayız 
Bütün duvarlara gölgen vurmuş 
Kokun sinmiş bütün perdelere 
Kapılarda parmakların beyaz beyaz 
Sokaklarda ayaklarının izi 
Ben bu sokaklarda ölsem 
Kaldırımlar çekmez ağırlığımı 
Söylesem aşkımı asırlar boyunca 
Bu iki yüzlü insanlar anlamaz beni 

İki Kişiye Bir Dunya Sahibini Arıyan Mektuplar, Ümit Yaşar Oğuzcan (Sayfa 33)İki Kişiye Bir Dunya Sahibini Arıyan Mektuplar, Ümit Yaşar Oğuzcan (Sayfa 33)