• Hrant Dink, 19 Ocak 2007 günü genel yayın yönetmeni olduğu Agos gazetesinden dışarı çıktı ve birkaç adım sonra sırtından vurulup can verdi. Birkaç saat içinde Agos gazetesinin önüne on binlerce insan toplandı. Dink’in ölümünden kısa bir süre önce kaleme aldığı son yazısının başlığı Bir Güvercin Ürkekliğine Hapsolmak’tı. Bundan sonra “güvercin” dendiğinde onun adı geldi akla. Her ölüm yıldönümünde, sağlığında onu tanımış, tanımamış binlerce dostu yine Agos’un önünde toplanırken hakkında belgeseller yapılıyor, şarkılar yazılıyor. Işıklar içinde uyu üstat🙏

    Sezen Aksu, Hrant Dink’in ölümünün ardından kaleme aldığı ve taziye ziyaretine gittiğinde Hrant Dink’in eşi Rakel Dink’e bir bölümünü okuduğu Güvercin adlı şiirini besteledi ve 2008 yılındaki Deniz Yıldızı isimli albümünde bu parçaya yer verdi.
    https://youtu.be/-2mcvqv9lCk

    Bir daha açar mı karanfil korkusuz
    Bir daha uçar mı güvercin şehirde
    Yalancı güneşli bir Ocak
    Mübarek cuma gününde

    Gitti cancağızım gitti
    Bitti son İstanbul
    Kaldırımlar zabıt tuttu şahidiz hepimiz
    Her yer tetikti

    Sen de çekip gitme
    Dayan be umudum
    Dön gel, dön gel
    Meydan okur hayat
    Papuç bırakmaz ölüme
    Dön gel, dön gel

    Bir daha yazar mı kalem kanaya kanaya
    Kağıdı da kan tutar, ağaç değil mi soyu
    Ağla, doyasıya ağla
    Aynı denizde çoğalır yüreğin özsuyu

    Gitti cancağızım gitti
    Bitti son İstanbul
    Kaldırımlar zabıt tuttu şahidiz hepimiz
    Her yer tetikti

    Sen de çekip gitme
    Dayan be umudum
    Dön gel, dön gel
    Meydan okur hayat
    Papuç bırakmaz ölüme
    ~Sezen Aksu~
  • 200 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10
    Saramago'nun eserlerini sevmek ve anlamak için Saramago'nun tarzını sevmek zorundasınız. Yazım tarzından dolayı kitaplarını anlayamadığını söyleyen, verdiği mesajları algılamayan ve satır aralarına serpiştirdiği ince mizahı farkedemeyen okurlar işte bu nedenle zorlanırlar. Yıllar önce okuduğum "Lizbon Kuşatmasının Tarihi" adlı romanından sıkılmış, iki kez yarım bırakmış ve üçüncüde zorlanarak da olsa tamamlayabilmiştim. İşte bu nedenle uzunca bir süre Saramago kitaplarından uzak durmuştum. Daha sonra okuduğum "Körlük" ve "Kabil" adlı eşsiz romanlarıyla Saramago okumalarında tekrar başladım; "Filin Yolculuğu" ile devam ediyorum.

    Hangi kitabı olursa olsun (kendi okuduklarımı kastediyorum tabii ki) yazım tekniği nedeniyle başlarda anlaşılması zor olsa da ellinci sayfalardan sonra bu tarza alışıyorsunuz. Çevirmenlerin dipnot kullanmasını çok olumlu buluyorum, kullanılmadığı takdirde anlaşılması daha da zor olacaktı. Bu arada, -hayatın içinde ne kadar işimize yarayacağı tartışmaya açık olsa da- bir sürü yeni bilgi de öğreniyorsunuz. "Filin Yolculuğu" da bunlardan biri. Ben hem tarzına alışkın olduğumdan hem de kitaplarını okudukça artık bir Saramago fanatiği olma yolunda ilerlememden olsa gerek bu kitabını çok severek ve bitmemesini dileyerek okudum.

    Fil Süleyman ve bakıcısının ön plana alındığı romanda binbeşyüzlü yıllarda Avrupa'daki toplumsal yaşamı, dönemin din olgusunu, mistik ve mucize barındıran hikayeler eşliğinde ve mizahi bir tarzla okuyorsunuz. Saramago'ya başlanabilecek kısa bir roman. Hem tarzına alışır hem de başlarda benim yaşadığım sıkıntıları yaşamazsınız. "Körlük" kadar çarpıcı bir roman değil ama son romanı olması açısından sanatının zirvesi bile denebilir. Tekrar okumaları yapıldığında satır aralarında çok daha fazla mesaj yakalanabileceğini düşünüyorum. Kesinlikle çok güzel bir roman olduğunu söylüyorum ama en güzeli olduğunu iddia edebilmem için yazdığı eserlerin hepsini okuyacağım.

    Elimde kitabı gören bir okur arkadaşımın da söylediği gibi: "Saramago kitaplarının içinde hazineler gizlidir ve her kitabında yenilerini keşfedersiniz"

    Işıklar içinde uyu "Yoldaş Saramago"
    İyi ki seni tanımışım...
  • Türk edebiyatının değerli isimleri arasında yer alan, hem siyasi görüşü hem de eserleriyle tarihe damgasını vuran mavi gözlü dev adam Nazım Hikmet Ran, aslında 20 Kasım 1901’de Selanik’te dünyaya gelmiş fakat doğum tarihi nüfusa 15 Ocak 1902 olarak kaydedilmiş değerli üstat, ölümsüz eserleriyle unutulmaz yüce şairimizdir. Doğumgünü münasebetiyle saygı, sevgi ve hürmetle anıyorum Nazım Hikmet Ran'ı. Ruhu şad, melekler yoldaşı olsun. Işıklar içinde uyu üstat.
    Nazım Hikmet'i öncelikle memleket ve aşk şiirleri ile biliyor olsak da şiir dışında roman, oyun ve anılar da kaleme almıştır. Kendisi "romantik devrimci" olarak tanımlanmaktadır.
    Nazım Hikmet Ran, yaşadığı dönemde yazdıkları ile büyük ses getirmiş pek çok şiiri bestelenmiş, şarkı haline getirilmiş ilerleyen süreçte ise siyasi içerikli bazı yazıları ve siyasi görüşleri sebebi ile birçok kez tutuklanarak sürgüne gönderilmiş, ne yazık ki hayatının büyük bir kısmını parmaklıklar ardında geçirmek zorunda kalmış, yurt dışına kaçmış, vatandaşlıktan çıkarılmış ve son yolculuğuna da yurt dışında uğurlanmıştır.
    S. Perse, bir Fransız şair şöyle demiş: “Ozan; insanın görünmez yüzü. Nazım bir ozandı. Büyük insanlığın ozanı: İnsanın, emeğin, doğanın değerini bilen bir sanat adamı. Nazım Hikmet, modern çağın çelişkileri, acıları içinde, sınıf çatışmalarının ve savaşların yoğun yaşandığı bir çağın şairiydi. Onu yaşadığı ve hiç durmadan şiirler ürettiği zamanda kendi ülkesi için tehlikeli (!) ve günümüzde ise onu bir “Türk şairi” olarak değerli kılan şey tam da buydu: Çağının şairi olması.

    Memleketim, memleketim, memleketim,
    Ne kasketim kaldı senin ora işi
    Ne yollarını taşımış ayakkabım,
    Son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
    şile bezindendi.
    Sen şimdi yalnız saçımın akında,
    infaktında yüreğimin,
    Alnımın çizgilerindesin memleketim,
    Memleketim,
    Memleketim...
    ~Nazım Hikmet Ran~
    https://www.youtube.com/watch?v=34jWDQGmOe4
    kendi sesinden...
    CEVİZ AĞACI
    Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
    Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
    Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
    Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
    Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
    Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
    Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
    Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
    Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    işte beni bu muhteşem dizeler, bu şiirler mahvetti, ahhhh...Volkan Konak'ın muhteşem yorumu ile...
    https://www.youtube.com/watch?v=Z3FVn0Ajk4U

    Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin.
    Yorulmuşsundur
    Nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını,
    Ne gül suyum, ne gümüş leğenim var.

    Susamışsındır
    Buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim.
    Acıkmışsındır
    Sana beyaz keten örtülü sofralar kuramam

    Memleket gibi esir ve yoksuldur odam.
    Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin!
    Ayağını bastın odama
    Kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi.

    Güldün
    Güller açıldı penceremin demirlerinde.
    Ağladın
    Avuçlarıma döküldü inciler

    Gönlüm gibi zengin
    Hürriyet gibi aydınlık oldu odam.
    Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin.

    Tahir olmak da ayıp değil
    Zühre olmak da...
    Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
    Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte.
    Yani yürekte...

    Mesela bir barikatta dövüşerek,
    Mesela kuzey kutbunu keşfe giderken,
    Mesela denerken damarlarında bi serumu;
    Ölmek ayıp olur mu?

    Tahir olmak da ayıp değil
    Zühre olmak da...
    Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

    Seversin dünyayı doludizgin,
    Ama o bunun farkında değil.
    Ayrılmak istemezsin dünyadan.
    Ama o senden ayrılacak...
    Yani sen elmayı seviyorsun diye
    Elmanın da seni sevmesi şart mı?

    Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık,
    Yahut hiç sevmeseydi;
    Tahir ne kaybederdi Tahir'liğinden...

    Tahir olmak da ayıp değil
    Zühre olmak da...
    Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil...

    BÜTÜN İŞ YÜREKTE, YÜREKTE...
  • Kardeşim. En büyük yaram oldun. Işıklar içinde uyu.