• Şu anda, denizlerin üzerinde müzikle çalkalanan gemiler var; Avrupa'nın bütün kentlerinde ışıklar yanıyor; Berlin sokaklarında komünistlerle naziler çarpışıyor; işsizler, New York kaldırımlarını arşınlayıp duruyorlar; sıcak odalarda, tuvalet masalarının karşısına geçmiş kadınlar, kirpiklerini boyuyorlar. Ve ben burada, şu ıssız sokaktayım. Neukölln'deki bir pencereden sıkılan her kurşun; götürülen yaralıların her kanlı hıçkırığı; süslenen kadınların her ufacık, şaşmaz el hareketi, adımlarımın her birine, kalbimin her atışına yanıt veriyor.
  • 211 syf.
    ·5 günde·8/10
    Hesse'den okuduğum ilk roman oluyor kendileri...Uzun uzadıya incelensin hemencikkk.. İlk olarak 1919'da basılan fakat giriş bölümü 1960'da eklenmiş bir "bildungsroman"dır.
    (Bildungsroman nedir: Baş karakterin çocukluğundan yetişkinliğine psikolojik ve ahlaki büyümesinin ve karakter değişikliğinin önemli olduğu edebi türdür.) Roman öncelikle "Emil Sinclair" takma adı altında basılmış fakat Hesse sonradan kendini açığa çıkarmıştır.
    Kısaca özet: Emil Sinclair orta sınıfta olan bir evde büyümüş ve "Scheinwelt" denen "Işıklar Dünyası" buna ek olarak "Karanlık Dünya" olarak adlandırılan dünyalar arasında gidip gelmektedir. Sinclair'ın tüm varoluşu bu iki dünya arasındaki mücadelesinden ibarettir. Fakar Sinclair'ın tüm dünyası gizemli arkadaşı Max Demian'ın sınıfına gelişinden hemen sonra değişecektir.
    Kitapta aslında karakterlerin tüm bakış açıları çok önemli bir yere sahip. Felsefik terimler de içerdiğinden ilk okuduğunuzda hemen hemen hiçbir şey anlamıyorsunuz ama sonradan kısa kısa özetlerini ve kitabın baştan sonra yapılan incelemelerini okursanız hiç zor bir kitap olmadığını anlayacaksınız (en azından bana böyle oldu....).
    Kitabın üç teması var. İkiliği kucaklamak, ruhsal aydınlanma ve Demian görüşündeki kadınlar. Bunları açıklamak istemiyorum bunları açıklarsam spoi yemiş olursunuz dhhdhdjdjslk.
    Abraxas Tanrısı olarak bir de sembolümüz var bundan azıcık da olsa bahsedeyim çünkü romanın yarısından fazlası bunun üzerine ve ben baya araştırarak okudum anlayamadığım için...
    Abraxas Gnostik inanışa göre tanrısal ile şeytansal arasında simgesel olarak bir bağlantı kurmak olan bir tanrıdır. Bir büst olarak tasvir edildiğinden, kitapta da aynı formatta anlatılmış. Bir anlamda da iyiyi ve kötüyü temsil etmektedir (Sinclair'ın iki dünya arasındaki git-gel sorunları bu inanışla da bağlantılı.)
    Çok da keyif alarak okumasam da bana ayrı bir bakış açısı kazandırdığından favori kitaplarımdan birisi oldu..Keyifli okumalarcaaaa:)
  • O korku vardı hep çıkılan yolda
    O korkusuzluk vardı
    Suyun su olduğu günden beri akardı
    Biri can verip aydınlatır
    Diğeri boğar ve yakardı
    Yaşamın her dönüm noktasında
    Bir ileri bir de geri
    Atılan adımlar gibi alçalma ve yücelme
    Atılan adımlar gibi
    Büyüme ve küçülmeydi adı
    Biri sevgi olup yapardı
    Diğeri öfke olup yıkardı
    O korku vardı hep çıkılan yolda
    O korkusuzluk vardı

    Geceler güvensizdi
    Gökyüzünde soluklar tükenirken
    Ay sevinçsizdi
    Bir şey vardı sanki hep yarım kalan
    Bir anı ya da bir düş gibi
    Uzak Uçurumlarda sessizce sallanan
    Yıllardan beri canlı tutulan ateşler
    Söndürülürken yüreklerde birer birer
    Kim yakacaktı
    Uğrunda ölünen o büyük ateşi kim
    Daha gün batmadan
    Karartılan günlerin rengini
    Gün doğarken
    Kim haykıracaktı mor bahçelere kim
    Kim ağlayacak
    Kim gülecekti tüm güzellikler adına
    Kim sevecek
    Kim dövüşecekti
    Kim takacaktı ölürken
    Ölümsüzlüğü gül diye yakasına
    Kışın kar açıp
    Çiçek olacaktı buz sarkıtan dallarda
    Yazın güneş açıp
    Gelecek olacaktı ufuklarda kim

    Bir yıldız vardır hani
    Bütün yıldızlar içinde der Homeros
    Ne kopmuştur hiç bir zaman
    Kök saldığı kutsal yerinden
    Ne de boyun eğmiştir
    Ölüm kuşan hiç bir karanlık önünde
    Nasıl susulursa
    Bin yıllık zamana karşı okyanus dilinde
    Aynen öyle parlamıştır
    Tüm gecelerin gökyüzünde
    Aynen öyle

    Notaların tören tören canlanıp
    Dile geldiği günden beri
    Hiç bir senfoni bulamadı bu sesi
    Bulamadı sarayların görkemli sütunlarında
    Hiç mi hiç bestelenmeden
    Ve seslendirilmeden yaşandı zindanlarda
    Hücreler senfonisiydi adı

    Yaylı sazlar: Demir parmaklıklar
    Ve demir kilitli demir kapılar
    Vurmalı sazlar: Taş duvarlar
    Ve taş katılığında kör baskılar
    Üflemeli sazlar: Şafakta idamlıklar
    Ve direnen tutuklular
    Erkekler kadınlar duvarlar ve ufuklar
    Yıldızlar içindeki o yıldızın
    Ölüme ve ölümsüzlüğe doğru
    Akışıyla başlıyordu hep birden uçuşarak
    Ardından diğer bütün notalar
    Ki maviliklerde süzülen kuşlar
    Kurtuluş savaşında
    Kurşuna ve saza vurulan türküler
    Fransız ihtilalinde
    Sürgüne ve giyotine gidilen marşlar
    Ve bir nice kızıl meydanda
    Yankılanan uğultular - uğultular
    Sonra güneşe gönderilen
    Özgürlük renkleri peş peşe
    Ve fethedilerek
    Ağızdan öpülen enginler - enginler

    Ey halkımın demir kazık dediği
    Yıldızlar içindeki soylu yıldız
    Varsın onlar söndü bilsinler seni
    Bulutları delerek saldığın ışıklar
    Ki bin renkli gelenek üzre
    Balkıyıp çoğalıyor şimdi
    Susmayan bir hücreler senfonisinde

    Kentlerin en yumuşak sessizliğinde
    Bildiriler düşüyor artık
    İnsanların yüreğine yağmur taneleriyle
    Gök gürlemeyince yer gülmez
    Gök gürlemeyince yer gülmez diye
  • 94 sene önce bugün Türk şiirinin duayen isimlerinden Ümit Yaşar Oğuzcan Tarsus'ta dünyaya geldi. Hayatının daha ilk yıllarında acıyla tanıştı, hayat onu çok geçmeden dönüşeceği insana hızla çevirmeye başladı. Eskişehir Ticaret Lisesi'ni bitirip bankacı olsa da şiir onun hayatında en önemli olan şeydi ve şairliğini bütün sıfatlarından önce tuttu. Aşk, sevgi, kadınlar hakkında yazdığı şiirlerine oğlu Vedat'ın intihardan sonra ölüm, acı, yalnızlık temalarıyla devam etti. Bir "Acılar Denizi" yarattı. Yazdığı şiirlerle de hepimizi o denizde boğdu.
    "Beni okuyabildiğin gün
    Bir mezar taşı olmadığımı anlayacaksın"
    (Hiyeroglif, Şiir Denizi 1 sayfa 319)
    Satırları ile tanıdım onu ve bu sekiz kelimelik şiir hayatımı değiştirdi. Hemen kitabı alıp okudum, her şiirde daha da hayran oldum, ne kadar büyük bir şair olduğuna şahit oldum. İşlediği her temayı insanın içine de işleyen samimi, çarpıcı ama sade dili az rastlanır türden. Şiirlerini okurken kah güldüm kah ağladım ama hepsinde içimde bir sıcaklık hissettim. En sevdiğim şairlerden biri ve daha çok eserini okudukça daha çok hayran olup daha çok seviyorum. Hayatımı baştan sona değiştiren, şiire ve edebiyata bakış açımı değiştiren, "Neden aynı dönemde yaşayamadık?" dediğim o büyük üstad 94 sene önce bugün doğmuş, şiirleriyle insanların hayatlarında silinmeyecek izler bırakacak hayatına gözlerine açmıştı.
    Bu dünyadan bir Ümit Yaşar Oğuzcan geçti, iyi ki de geçti. İyi ki yazdı, biz de iyi ki okuduk. Türk şiirine kattığı her şey için sonsuz teşekkürlerimi sunuyor, ışıklar içinde uyumasını temenni ediyorum.
    Doğum günü kutlu, şiirleri sonsuz olsun!
  • Oysa pencerelerden sarkan ışıklar bile
    Herbiri başka başka
    Acılar başka başka
    Her günkü sözler, her günkü konuşmalar
    Aynı plaklarda aynı şarkılar
    Tutmuyor hiç birbirini
    Ve
    Mutluluk
    Bir kibrit çöpü ne kadarcık yanarsa.