• Resûlullah , bu savaşta öldürülmüş bulunan düşman askerlerinin hiçbir şekilde cesetlerinin darbedilip kılıçlanmaması için emir verdi. Sadece şehit düşen Müslümanların değil aynı zamanda düşmana ait cesetlerin de gömülmesi. Resûlullah'ın bir emri ile gerçekleştirilmiştir;
    hiç şüphesiz iki zümre birbirinden ayrı yerlere gömülmüşlerdir. Savaş meydanından ayrılacağı sırada harp esirlerini, her birinin bir esiri muhafaza altında tutabileceği şekilde, Müslüman askerler arasında dağıttı ve esirlere iyi muamele edilmesi hususunu tenbih etti• Esirlerden elbisesiz kalmış olanlara libas verildi• Bu esirler Müslümanlarla birlikte ve eşit şartlarda, yemeğe oturuyorlardı. Öyle vakalar olmuştur ki, muhafız askerlerden bazıları, kendilerini tutamayıp elleri altına verilmiş esirlere karşı gösterdikleri ezalı muameleyi durdurma-
    ları için Resûlullah'ın o derece ciddi azarlarına muhatap olmuşlardır ki kendi nefisleri için birkaç hurma ile iktifa etmeye mecbur
    kalmışlardır• Bizzat Kur'anı Kerim'de yer almış bir emri göre, savaş esirlerinin İslam Hükümeti eliyle yiyeceklerinin ücretsiz olarak temin edilmesi gerekmektedir.
  • Anlaşmanın akdinden bir yıl sonra Resûlullah, uygun görülüp kararlaştırıldığı gibi, sahabileri ile birlikte Mekke'yi ziyaret etmek üzere yola çıktı. Belli mevsimin dışında Ka'be'yi ziyaret etmeye 'Küçük Hac' (Umre) adı verilir. Müslümanların bu ziyareti esnasında Mekke'liler şehri boşaltıp etraftaki dağlara çıkıp sığındılar. Sadece maddi yararlar peşinde koşan ve kaidelere Resûlullah kadar ihtimam göster-
    meyen bir siyasi başkan için, evvelden kararlaştırılan sınırlı zamanı uzatıp bu bir nevi "işgal"i sürdürmek kadar kolay bir şey olamazdı: Bir kere o gayet kuvvetli bir Ordu ile gelmişti, Mekke'liler bütün mal ve mülklerini evlerinde bırakıp gitmişlerdi, bu işgalden sonra Mekke' -
    lilerin dışardan girişecekleri bir hücum, Müslümanların girişecekleri müdafaa harbinden çok daha zor olurdu. Fakat Muhammed A.S.S.
    dünya malına ve insanların maddi alemlerine hükmedip sahip olma şeklinde bir hırs ve tama peşinde koşmuyordu. O, kalpleri kazanma
    ve örf ve adet şeklindeki alışkanlıkları değiştirme şeklinde ilahi bir vazife ile yüklüydü. Kimse Mekke'lilerin bomboş evlerine elini sürme-
    di. Her ne çeşitten olursa olsun şehir ahalisinin hislerini yaralayabilecek herhangi bir tahrik ve kışkırtma vuku bulmadı. Hatta Muhammed
    (a. s. v) , onlarla daha dostane ilişkiler kurmak için çareler aradı. Gerçekten de evvelden kararlaştırılmış bulunan üç günlük ziyaret müddeti tamamlandığında küçük bir Mekke'li hey'et şehre girdi ve Müslümanların artık bölgeyi terketmelerini istedi; Muhammed (a.s.v) onları saygı ile karşıladı, itibar gösterdi ve onlara, bütün Mekke'lilerin davetli olarak katılacakları bir şölen teklif etti. Reddedilmesi üzerine
    de Resûlullah Mekke'den ayrılmıştır.
  • İslam peygamberi sanıldığı gibi, okuma yazma bilmeyen, dönemin görüşlerinden bihaber biri değildir. Kendisi kültürel etkileşimin yoğun olduğu bir meslek yapmıştır ve dönemin görüşlerini Kur'an'a aktarmıştır. O dönemlerde zaten bilinen şeylerin Kur'an'da yazması ve aktarılan görüşün doğru olması Kur'an'ı ilahi yapmaz. Kur'an'dan mucize çıkarılacaksa, bahsi geçen bulgunun o dönemde asla bilinemeyeceği de gösterilmelidir.
    Mehmet Mirioğlu
    Sayfa 227 - Kaynak Yayınları
  • Ardaviraf'ın ruhuyla gerçekleştirdiği bu kutsal yolculuğun ardından anlattıkları, birtakım farklılılarla İslam peygamberi Hz. Muhammed'in miraç yolculuğunda gördükleriyle benzerlik gösterir.
  • 68 syf.
    Diriliş adını verdiği sistemde diriliş erlerine yol gösteren bilgileri barındıran kitabı ile Sezai Karakoç.

    “Amentü”ben inandım, iman ettim anlamı taşımaktadır. Bu inanç temellerini atmak için Müslümanlara seslenir, en başta da kendisine.
    “Kendim bir diriliş eri olduğuma inanıyorum” diyerek başlar. Ve devam eder:

    “Bedenimin, maddi vücudumun, benliğimin özü olan ruhumun bir aleti, bir kemanı, bir silahı, bir donanımı olduğuna inanıyorum."

    Bir ruh anlayışına sahiptir. İnsan ruhunu beslemenin fizik ve fizik ötesi için gerekliliklerini anlatır. Bu ruh toplumun en küçük yapısı insandan aileye ve topluma kadar etki alanını geniş bir perspektiften inceler. Tarihi Hz. Muhammed’den almaz ilk insana kadar dayanaklandırmak gerektiğini Kur’an’ın da bu konuda bilgi verdiğine denir. Olması gereken toplum düzenini anlatmak için bilinmesi gereken çok şeyin olduğunu ve bu yolda her Müslüman ferdin yapması zorunlu olan şeylere değinir. Okumak, gelişmek, kültürün temlerini çağdaş seviyelere yükseltmek gerkliliğinden söz eder. Dinlerden, kominizimden, sağ ve sol olmaktan bahseder.

    “Düşünmeyi buyuran Kur’an’dır.”

    “Doğuyu Batıyı bilmeliyim. Eski uygarlıkları derinlemesine incelemeliyim. Yükseliş ve düşüşlerin sebeplerini derinden derine araştırmalıyım. Allah’ın insanoğluna en büyük nimeti olan İslâm inanç ve medeniyetine mensup olan bir toplum, nasıl olur da bugünkü acıklı duruma düşer? Bunun mutlaka bir veya bir çok sebebi vardır. Bunu bilmeliyim. İşte bütün bu konuları incelemekte ilim benim rehberim olacaktır.”


    İlmi rehber edinir. Bilim, sanat, şiir, düşünce… gibi konularda hayata dair her alanda sosyal, pisikoloji, kültürel alanlarda insanın işinin ehli olmasını ve bu uğurda çaba göstermesi gerektiğini Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve bütün sahabelerin hayatındaki ilmi donanımlarıyla hareket etmelerini örnek vererek değinir.

    Bunun için herkesin elini taşın altına koyması gerektiğine diriliş hareketinin gerekliliğindeki rollerine değinir. Dirilmeyi cihadcılık üzerinden anlatır. Cihadcılık denilince sürekli bir savaş, kan ve bir inanış empozesi akıllara gelse de yazar bu konuda İslamı’ın yanlış bilinen yönlerine değinir. Cihadcılık konusunda İslamı soyutlaştırarak açıklamalarda bulunan Fransız Oliver Roy’da bu konuda dine karşı dinin çok kullanıldığına değinmiştir. Merak edenler yazarın fikirlerine bakabilirler. Sezai Karakoç’ta cihadcılığa bakmamız gereken en geniş pencereyi böyle anlatıyor.

    “Çağımızda cihadın sadece cephede savaşmak olmadığını bilecektir diriliş eri.. Ekonomi ve kültür savaşları da cihadın zaruri bölümleri ve kesimleridir. Peygamberlerin ve velilerin aynı zamanda çok defa meslek pirleri olduğunu bilen ve bu geleneğin özüne inen diriliş toplumunu kurarken ekonomi ve kültüre hayatlarını adayan kahramanlar olacakları açık ve gerçektir”


    Din insana gidilecek yolda rehberdir. Bu rehberliği işinin ehli ilim adamlarıyla yapmak bize ve Müslümanlığa kazanç sağlayacaktır. İslam ve Müslümanlık üzerine sayısız anlatımların olduğu bu zamanda İslam ehlinden olanların daha çok ilimle donanıp Oku! emrinin gerekliliğini kavramaları gerekmektedir. Bu konu için gerek sanat gerek edebiyat kullanılmalı bilimin her alanında çağdan geri kalınmamalı bunu göstermelidir.


    "Allah’ın Elçisi Muhammed(sav)" filmi için Türkiye gelen ve bir röportaj veren filmin yönetmeni İranlı yönetmen Mecid Mecidi film hakkında çok eleştirildiğini ama çağın gerekliliği olarak sanatı kullanmanın İslamı ve Peygamberi(sav) tanıtmanın bu alanlarda etkileyici olacağına değinirken bir örnek verdiğini anımsıyorum. Hiristiyanlar Hz. İsa hakkında 200, Yahudiler Hz. Musa hakkında 120 ve Hintliler Buda hakkında 42 film çektiler. Kendi inançlarının insanlığa tanıtımı için edebiyat, sinema… gibi alanlarda insanların ulaşabileceği platforumlarda çokça gözler önüne serildiğine değinirken Hz. Muhammed(sav) hakkında sadece 2 filmin olduğunu ifade etti. Peygamberimiz'in merhamet yönünü filimde ön plana koymak istediği ifade ederken daha birçok özelliğine değinerek görsel gücün faydalarını kullanmayı gerekliilik gördüğünü ifade etti. Kendisinin belli bir kesimi tuttuğu bu yönde filmi çektiğini söyleyenlere karşı tüm dünya Müslümanlarını daha iyi yapımlar için sahaya davet ederek sözlerini bitirmişti.

    Sezai Karakoç’un çağın ritmini yakalama çağrısı çeşitli sanat dallarını hatırlatırken bu bilgi aklıma ilk gelen şey olduğu için değinmek istedim. Gerçekten ritim konusunda zayıf bir halkada olduğumuz aşikar.

    İslam alanında gerçek bir diriliş eri olmak isteyen ve İslamı daha iyi anlamak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap. Sezai Karakoç’un “Diriliş”adlı dergisinde yazdığı yazılardan derlenen yalın sade ve net bir anlatımla dolu dolu bir eser. Alıntılamak için seçici davransamda bütün kitabı alıntılamak için her sözcükte ayrı ayrı kıymetler barındıran bu eseri okumanız açısından fikir oluşruracak kadarına yer verdim alıntılarda ve incelememde. Her okur gibi bende başucu yapılacak bir eser olduğu kanaatindeyim. Okumakta geç kalamamanızı öneririm.

    Keyifli okumalar!
  • "Bakın, Hâfız Ali, Konya halkını ziyafet verir oldu... Verdiği ziyafet nedir?... Çorba, yemek, bal, baklava... Birkaç saat sonra erir yenmemiş gibi olur. Bir zaman sonra da unutulur gider."

    "Hafız Ali onlara manevi ziyafet veriyor on kişiye, elli kişiye değil, yüzlerce binlerce kişiye Kur'an ziyafeti veriyor... Kur'an ziyafeti ile onların ruhu doyuyor, aklı aydınlanıyor, imanları kuvvet kazanıyor."

    "Böyle hafızı Kur'an'ları ben medhetmişim ne çıkar! Onları İslam'ın peygamberi medheder. Bu ümmetin en şereflileri kimlerdir biliyor musunuz? Kur'an hafızı olanlardır..."
  • İnsan topluluklarından pek az kimse ilahiyatın mücerret meseleleriyle alakalanmakta fakat toplumun hemen hemen bütünü, atalardan beri gelen örflerden bir sapma ve bu adetlerde bir yenilik hareketi başlatılmasına karşı ayaklanmaktadır.