• İslam-demokrasi tartışmalarında demokrasiye yapılan itirazların ana eksenini “hakimiyet” kavramı oluşturmaktadır. Geleneksel İslam siyaset doktrinine göre, hakimiyet Allah’ındır ve kanun koyucu da O dur. Bu anlayışın bize tarif ettiği siyaset teorisi, teokrasidir. Dolayısıyla yöneticiler Tanrı adına O’ndan alınan güçle devleti yönetirler. Oysa Tanrı adına değil, ümmetten alınan yetkiyle ümmetin yönetimi esas olmalıdır. İdeal İslam toplumunda egemenliğin halka ait olması esastır.

    Hakimiyet kavramının daha sağlıklı bir şekilde anlaşılabilmesi için meseleye  Prof. Dr. Ali Bardakoğlu Hoca’nın şu tespitiyle başlamakta yarar var: “Literatürde sıkça tekrarlanan ve naslardan atıfları da bulunan ‘hakimiyetin Allan’a ait olması’ esası, itikadi bir ilkeyi ve bunun uzantısı kozmolojik bir vakıayı ifade ettiği gibi, ‘hakiki kanun koyucunun (şari) Allah olduğu’ fikri de siyasal iktidarın mutlak otoritesini hukukun temel ilkeleriyle sınırlandırmayı ve yasamaya normatif bir güvence, yönetime ahlaki bir sorumluluk getirmeyi hedefler.”

    ***

    İslam’da bir ruhban yapısının olmadığı dikkate alındığında, Allah’la insan arasında bir otoritenin varlığından söz edilemez. Yani hiçbir kişi ya da kurum, siyasal alanda Allah’ın egemenliğinin temsilcisi olduğunu iddia ederek ümmet üzerinde keyfi bir otorite tesis edemez.

    İslam toplumlarının yaşadığı tarihsel tecrübelere bakarak söylemek gerekirse, yüzyıllar içinde farklı yönetim modelleri ortaya çıkmıştır ancak bunların hiçbirisini din referanslı bir devlet olarak tanımlamak doğru değildir. Çünkü gerek Kur’an’da, gerekse Hz. Peygamberin sünnetinde devletin doğasına ilişkin bir tanım bulunmamaktadır. Dolayısıyla oluşan devlet yapıları, doğal olarak her dönemin toplumsal, siyasi ve ekonomik şartlarına uygun hükümet biçimleri olarak ortaya çıkmıştır.

    Maalesef İslam toplumlarında din-siyaset ilişkisi Kur’an’ın evrensel mesajı çerçevesinde değil, geleneksel İslam kültürünün telkin ettiği bir çizgide geliştiği için ‘hakimiyet’kavramı üzerinden teokratik devlet modelleri üretilmiştir.

    Müslüman dünyada demokrasiye karşı gelişen reddiyeci tavrın temelinde de bu anlayış yatmaktadır. Çünkü Kur’an’ın mesajı geleneksel İslam kültürü esas alınarak yorumlanmıştır, bu yüzden de Müslüman gelenek halk egemenliğine yabancıdır.

    Siyasi hakimiyetin insana/halka ait olamayacağını ileri sürenler genellikle, “Kim Allah’ın indirdiği hükümlere göre hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.(Maide:45) ayetini delil olarak göstermektedirler. Oysa Kur’an’da zikredilen pek çok ayetten anlıyoruz ki, Allah’ın yöneticilerden istediği adalet ve hakkaniyetli yönetimdir. Hükmetme gücü olmayanlardan ‘adaletli davranma’istenmeyeceğine göre, Allah siyasi egemenlik hakkını insanlara vermiştir ve onlardan adaletli davranmalarını istemektedir.

    ***

    “Kur’an’a Yabancılaşma Süreci”kitabında Kur’an’da geçen ‘mülk’ kelimesine ‘hakimiyet’ ve ‘hüküm’ anlamı vererek, egemenliğin yalnızca Allah’a ait olduğunu düşünenlerin bulunduğunu belirten Prof. Dr. Ali Akbulut şöyle diyor: “Söz konusu kavramı Mutlak egemenlik anlamında değil de siyasi egemenliğe tahsis edersek, bu durumda insanları idare eden ve yöneten Allah olur ki Kur’an’ın diğer ayetleriyle, hatta bizzat geliş gerekçesiyle çelişir. Hiçbir insanın, Kur’an’ın bir ayetini diğer ayetine aykırı olacak şekilde anlama, yorumlama hakkı ve yetkisi yoktur.”

    İslam toplumlarındaki bir başka sorunlu yaklaşım da halk egemenliğine dayalı bir sistemin, insanı insana kul edeceği gibi yanlış bir kanaatin oluşmasıdır. Oysa tam aksine bireyin özgür iradesine dayalı olan demokratik sistem, insanı yöneticinin kulu olarak değil, özgür ve sorumlu bir varlık olarak tanımlar. Şu bir gerçek ki Müslüman dünyadaki radikaller de, laikler de, sosyalistler de esas itibariyle demokrasiye karşıdırlar, çünkü hepsinin içine doğduğu ve beslendiği kaynak, geleneksel İslam kültürüdür.
    Mehmet Ocaktan
  • Hiç kimse kendi hakimiyeti adına kanun yapmaya hak kazanmamıştır.Bu hak sadece Allah'a aittir.İnsanlar fert ve cemaat olarak bütün uluhiyet ve yasama haklarından,diğer insanlar üzerine hakimiyet kurma girişimlerin-
    den vazgeçmelidirler. Hiçbir ferdin ve grubun kendince yasa yapma ve emir verme hakkına sahip olmasına izin verilmemelidir.
    Ebu'l A'lâ el-Mevdudi
    Sayfa 30 - Özgün Yayıncılık
  • Halkın çoğunluğunun oylarıyla yönetim makamına gelen bu vekillerin ilk işi iddia ettikleri, çok güvendikleri, omuzlarına basa basa yükseldikleri seçmenlerinden koparak kendilerini bağımsız bir otorite olarak ilan etmekte ve ilah tavırları takınmaktadırlar. "Onlar,kendilerini seçimle iktidara getiren halkın 
    menfaatine,insanca yaşamasına uygun yasalar değil; kendi bölgelerine, sınıf menfaatlerine ve şahsi çıkarlarına uygun yasalar yapmaktadırlar."
    Ebu'l A'lâ el-Mevdudi
    Sayfa 36 - Özgün Yayıncılık
  • 64 syf.
    Kitap kısa ve dili anlamak isteyen için gayet anlaşılır bir dil ile okura sunulmuş olmakla beraber Yazar Mevdudi Allah'ın (c.c.), insan için sürekli ve değişmez bir davranış biçimi meydana getirdiğini dile getirmiştir.
    +Bu yasaların insanı esas hürriyetinden mahrum etmediği gibi, zihni kabiliyetlerinin verimliliğini de köreltmediğini,insanın önüne öyle açık ve doğru bir yol çizdip veraseten intikal eden zaafiyet ve cehaletten dolayı tahrip edilmişliğin içinde kendisini kaybetmediğini açıkça dile getirmiştir.
    En önemlisi :
    +İnsan olmanın avantajlı yeteneklerini yanlış amaçlar uğrunda harcamanın yerine, bu dünyada ve öteki dünyada kendisini başarı ve kurtuluşa götürecek olan kurtuluş yolunu takip etmesi gerektiğini söylemiştir,ki bencede en doğrusu budur..
    Bunuda,
    Yazar çok güzel bir örnek ile detaylandırmıştır :
    +Dağcılık için veya benzer bir istekle yolu olmayan dağlara tırmandıysanız, bir tarafta dibi görünmez derin vadiler, diğer tarafta tırmanılmaz muazzam kayalarla sıralanmış dolambaçlı dağ patikalarını bilirsiniz.Bu yolculukta yürüyüşçülerin kayarak uçuruma yuvarlanmamak için kayalara yaslanarak, elleşerek nasıl kendilerini koruduğunu, pür dikkat kesildiğini görmüşsünüzdür.
    Bir de bu korkunç yollarda yapılmış koruyucu barikatları düşünün; vadiye düşmek korkusunu önleyen, düşenleri kurtaran barikatları.
    Bu barikatlar yolcuların hürriyetlerini kısıtlamak için değil,onların uçuruma yuvarlanıp, parçalanmaktan korumak ve hedefe götüren yolu kolaylaştırmak amacıyla yapılmıştır.
    Bu örnekte olduğu gibi,Allah'ın (c.c.)
    koymuş olduğu hudutlardan kastedilen,
    -O'nun bildirmiş olduğu kanunların olduğu
    -Bu ilahi hudutların, hayat yolculuğundaki insanın hangi yöne gideceğini ve insana her virajda ve geçitte rehberlik edip doğru bir şekilde takip edeceği emin yolu gösterdiğini anlatımıştır.
    Ve yine benden bu kadar. Okuyun... Zararı yok.
  • Bir şahıs doğruluk içinde olursa hemen onun tarafını tutmalıyız,aynı şahıs başka bir meselede hata yaparsa ondan ayrılmalıyız.
    Ebu'l A'lâ el-Mevdudi
    Sayfa 58 - Özgün Yayıncılık1994
  • İslam'da her fert Allah'a (c.c.)karşı şahsen mesul tutulmuştur.
    Ebu'l A'lâ el-Mevdudi
    Sayfa 51 - Özgün Yayıncılık-1994
  • İman edenlere Allah (cc.) tarafından ihsan edilen halifelik umumi vekilliktir, sınırlı bir şey değildir. Herhangi bir aile,sınıf ve ırk lehine özel bir yeri yoktur.
    ''Her müslüman kendi kapasitesince Allah'ın (с.с.) yeryüzündeki bir halifesidir."
    Ebu'l A'lâ el-Mevdudi
    Sayfa 48 - Özgün Yayıncılık-1994