• Düşünme fazla, yetinmesini bil azla. Hadi eyvallah. Fiççucu fiççucu...
  • Ondaki Neşe’nin yarısı herkeste olsa gül gibi yaşar giderdik. Ne kavga ederdi insanlar kendi aralarında ne de savaşlar çıkardı bir hiç uğruna.
  • Rica ederim Burak Aksak.
    “…Dizi bitmesine rağmen hala sevgisini bizden esirgemeyen, benim bile unuttuğum sahneleri bana hatırlatacak kadar dizinin takipçisi olan Leyla ile Mecnun seyircisine teşekkür ederim…”
    Böyle demiş Başlarken kısmında Burak Aksak. Ben de ilk kısmını üzerime alındığımdan cevap hakkı doğdu.
    Kitabı ilk aldığımda yarısından fazlasını okudum. Sonra da hemen bitmesini istemediğim için uzaktan bakıştık kendisiyle. Tabi bu bakışma birkaç saat sürdü çünkü iş çıkışı yine kaldığım yerden devam ettim. Yolda yürürken, merdivenlerden inerken, karşıdan karşıya geçerken bile bırakamadım elimden. Bütün bunlara rağmen eve de salimen varabildim.
    İlk baskının günahı olmaz derim hep ama bir eksiklik var dayanamayacağım belirtmezsem. Lütfen değerli yayınevi çalışanları gelecek baskılarda kapağa aşağıda yazdığım uyarı yazısını kocaman puntolarla ekleyebilir misiniz?
    DİKKAT! BU KİTABI TOPLU TAŞIMADA, ÖZELLİKLE AT KAFASI YAŞAMAYAN VE AT KAFASI YAŞAYANLARI ANLAMAYAN İNSANLARIN ARASINDA İKEN OKUMAYINIZ.
    Ben çektim, gelecekte okuyacaklar çekmesin. Evdekiler ve iştekiler alışmış artık okurken gülme krizi geçirmeme, ' fiççiçu,fiççiçu, fiççiçu...' şeklinde ortalıkta dolaşmama fazla aldırmıyorlar. Fakat metrodakiler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
    Kitaba başlarken daha önce diziyi izlediğim için şimdi kitaptan aynı tadı alamazsam korkusuna kapılmadım değil. Neyse ki Burakcım Aksak yine kalemini konuşturmuş. Hem katıla katıla gülüp hem de hüngür hüngür ağladım mı? Evet. Kitap hem dizi ile birlikte hem de diziden ayrı mı? Evet.
    Kitabı okurken eski bir dostla tekrar buluşmuş gibi oldum, diyemeyeceğim çünkü Leyla ile Mecnun'u hayatımdaki eskiler dosyasına koymadım hiç. Diziyi izlediğimden ve müptelası olduğum zamandan itibaren at kafasında yaşıyorum hayatı. En sevdiğim dizi nedir sorusuna vereceğim ilk cevap Leyla ile Mecnun. Böyle dizi kelimesini kullandım ama LİM benim için sadece bir dizi değil. Mecnun karakteri ile o kadar benziyoruz ki bir ara 'Acaba Burak Aksak beni mi anlatıyor, ben ne ara tanıştım ki beni anlatsın' tarzı sorularla beynimi yakıp paralel evren ve silinmiş hafızalar gibi çoook mantıklı(!) teoriler üretmişken Mecnun’un matematiğinin sıfırın altında bir seviyede olduğu benim de matematik sevdalısı bir insan olduğum aklıma geldi de gerçekliğe dönebildim çok şükür.
    Dizinin müptelası olanların kendini kolayca bulabileceği, diğerlerinin 'üff ne var bu kadar abartacak' diyeceği bir kaç örnek vermek istiyorum: Ben bir zamanlar 'İstanbul Hanımefendisi Türkçesi' ile konuşurdum LİM den sonra soru eklerini cümlenin ortasına veya kelimenin tam göbeğine yerleştirmeye başladım. İnsanlarla konuşurken anlamadığım yerlerde 'Neağmiş' 'Nasııılll' demekten kendimi alamıyorum. Kendimi savunma amaçlı kurduğum ilk cümle: Aşkolsun ben öyle bir insan mıyım? Dizinin çekildiği yere gitmeye kalbim dayanmaz ama denizde isem karaya doğru, karada isem denize doğru mutlaka el sallarım. Etrafımda deli olduğumu düşünerek bana bakanları da umursamam. Babama 'İsmail Abiii' diye seslenip, bana seslenenlere 'hooopp' cevabını veriyorum. Para saymak benim için işkence çünkü hep 'yüs,yüs,yüs... ' diye sayıyorum ve saydığım para miktarı kafamdan silinip gidiyor. (Bir diğer sebep saydıklarımın hepsinin 100 lük banknot olmaması) Bunların çoğu istemsizce oluyor, LİM bir virüs gibi sızdı hayatıma ben de çok memnunum durumdan. Hala Bakırköy den beni götürmeye gelmediklerine göre herkes memnun hayatından.
    Diziyi hiç izlemeyenler için eklemek isterim ki Burak Aksak ın LİM hikayesi, tanıtımı okuduğunuzda sanki Fuzuli nin efsanesine saygısızlık gibi görünebilir. İlk okuduğumda ben de 'Bu ne yaa dalga mı geçiyorlar koskoca Fuzuli ve Leyla ile Mecnun aşkıyla' diye düşünmüştüm. Ama absürd komedi bir diziye göre aşk o kadar naif, insan ilişkileri o kadar içten işleniyor ki, yaşadıkları absürt,sıradışı, olağanüstü, gerçekdışı olaylara rağmen karakterler o kadar bizden ve bizim gibi ki kendinizi kaptırıyorsunuz. Burak Aksak da bütün bunları kitaba şahane yansıtmış. Naçizane tavsiyem okutun, okutturun. Ben okudum, ben kahkaha atarak okurken arkadaşın da canı çekti. Böyle böyle yayılacak LİM virüsü. Hep zararlı ve kötü şeyler mi yayılacak dünyaya? Biraz da güzellikler hüküm sürsün dünyada.
    Unutmadan son söz: O gemi bir gün gelecek!