• 416 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Bir zamanlar bir televizyon kanalında İsmet Özel ile İsmail Kara epey müddet devam eden bir söyleşi programı gerçekleştirmişlerdi. O mesele de gündeme geldi. Kitaplaşsa iyi olur, denildi. İsmail Ağabey, tedbirli, ihtiyatlı bir insan. Hepsinin video kaydını almış, arşivinde tutmuş. Maalesef o Tv kanalının arşivinde bile yokmuş o kayıtlar. Neyse. Epey müddet kitaplaştırmak için uğraşmışlar, ama telif meselesi yüzünden gecikmiş. Şimdilik kisve-i tab'a bürünmeyi bekliyor. Bekliyoruz, inşallah gün yüzüne çıkar. Umutluyuz. Allah İsmail Kara'ya uzun ve bereketli bir ömür nasip etsin. Yoksa o güzelim konuşmalar da kaybolup gidecek...

    "Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar" kitabının adını ilk defa görüyordum. Cazibesine tutulduğum ve beni esir alan şey başkaydı. Fuat Köprülü bu eserini yayınladığı zaman 29 yaşında imiş. Evet 29 yaşında. Yıl 1919. Dahası var: Kitabı müjdeleyen ilk ihatalı yazıları ise 23 yaşında iken kaleme almış ve en muteber Türkiyat mecmualarında yayınlanmış. Yıl 1913-1914. Hadi bunlar da önemli değil diyelim. Aradan tam yarım asır geçmesine rağmen eser hâla aşılamamış...Başımı kaldırıp uzaklara baktığımda ilk farkettiğim şey; Fatih'in İstanbul'u fethettiği zaman 23 yaşında oluşunun bir menakıp, bir edebiyat olmadığı oldu..." İsmail Kara, Zafer Değil Sefer, s. 23.

    "Kitabın merkezinde Ahmet Yesevi ve Yunus Emre vardı. Anadolu'da yeşeren müslümanlığın iki büyük dil ustası ve mürşidi. Kurucu ve yaşatıcı iki dev...20'li yaşlarda bir Türk müellifi, Türk tarihinin en sıkıntılı ve karmaşık bir devrinde, devasa oryantalistleri hizaya sokarak, gerekirse "hesabını görerek" bütün bu derin vadilerde nasıl bu kadar rahatlıkla ve mahirane at koşturabiliyordu? Osmanlı Devleti'nin tarihten çekilip koparıldığı bir yıl. 1919. Müellif de bu yorgun ve müzmahil devletin bir vatandaşı. Onun da "ölüme yatması" beklenir değil mi? Hayır! O, tarihte yeni bir sayfa açmak, küllerinden dirilmek ve kadere inat köklerinden bir daha neşvünema bulmak peşindedir. Onun için tekrar başa, başlangıç noktasına, ilk mübeşşirlere dönüyor, hem de inkıtasız olarak.." İsmail Kara, Zafer Değil Sefer, s. 24.

    "Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar" kitabı hakkında uzun ve takdirkâr bir yazı yazan müsteşrik Cl. Huart'ın da işaret ettiği üzere; Osmanlı Devleti'nin tam yıkılacağı sırada bu kuvvetli devletin "menşeleri" meselesini araştırmak, ancak "millî bir maksat" ve büyük bir "kurucu iddianın" mahsulü olabilirdi. Gerçekten Köprülü, neticede kitapla yeni bir temel atmış, yeniden büyük bir "devlet" inşa etmişti. Kuşatabilen üzerine kurulup saltanat sürebilir, kendine yer yurt arayan onun tebeası/vatandaşı olabilirdi. Adeta seyyar vatan...Seyyar tekke" İsmail Kara, Zafer Değil Sefer, s. 24.

    "Köprülü'nün hayran kaldığım, gıpta ettiğim tarafları o zaman da vardı, bugün de var. Hususen aşk ve ihtiras haline gelmiş çalışma tarzı, "takip" fikri. Türkiyat sahasını nerede ise "tek başına" sırtlayıp taşımaya azmetmiş "iddiası" ve nihayet yakını kıldığı talebeleriyle olan "münasebetleri"...Osman Turan, Orhan Şaik Gökyay, Abdülbaki Gölpınarlı, Nihal Atsız, Kara Ziya, Pertev Naili Boratav, Halil İnalcık..." İsmail Kara, Zafer Değil Sefer, s. 25.

    Bursalı Mehmet Tahir Bey, "Osmanlı Müellifleri" kitabını yazmasının sebeplerinden birinin, binlerce ulemâ ve fuzelâ yetiştiren Osmanlıları ilim ve irfandan uzak gösteren "garazkârları" susturmak olduğunu belirtir" İsmail Kara, Zafer Değil Sefer, s. 44. İsmail Kara Zafer Değil Sefer
  • Herkese iyi akşamlar, sevgili okurlar canım dostlarım. Gün geçmiyordu ki 1000 kitapta güzel bir etkinlik olmasın. Beni tanıyan okur dostlarım biliyorlardır ki şiiri çok seviyorum. Şiiri eminim siz de çok seviyorsunuzdur, öyle umuyorum. Şiir sevmemek ne mümkün? Şayet sevmeyenler için de bu ilk adım olabilir. An itibariyle şiir kitabı okuma etkinliği başlatıyorum. Cemal Süreya - Özdemir Asaf - Nazım Hikmet Ran - Attila İlhan - Can Yücel - Edip Cansever - Turgut Uyar - Ahmed Arif -Cahit Zarifoğlu - Erdem Bayazıt - Nuri Pakdil - Yahya Kemal Beyatlı - Ümit Yaşar Oğuzcan - Sezai Karakoç - Şükrü Erbaş - Haydar Ergülen - Necip Fazıl Kısakürek - Abdurrahim Karakoç - Orhan Veli Kanık - Melih Cevdet Anday - Oktay Rifat - Nilgün Marmara - Didem Madak - Gülten Akın - Murathan Mungan - Furuğ Ferruhzad - Ataol Behramoğlu - Birhan Keskin - Ah Muhsin Ünlü - Ali Lidar - İbrahim Tenekeci - Sabahattin Ali - Arkadaş Zekai Özger - Adnan Yücel - Yılmaz Odabaşı - Ahmet Telli - A. Ali Ural - İlhan Berk - Metin Eloğlu - Metin Altıok - Muzaffer Tayyip Uslu - Rüştü Onur - Soysal Ekinci - Kaan İnce - İlhami Çiçek - Hilmi Yavuz - Zafer Ekin Karabay - Ahmet Erhan - Ahmet Muhip Dıranas - Ahmet Hamdi Tanpınar - Cahit Sıtkı Tarancı - Mehmet Akif Ersoy - Fazıl Hüsnü Dağlarca - Âşık Veysel -Pir Sultan Abdal - Yunus Emre - Ömer Hayyam - Behçet Necatigil - Yavuz Bülent Bakiler - Ahmet Oktay - Hasan Hüseyin Korkmazgil - Sabahattin Kudret Aksal - Sabahattin Eyüboğlu - Faruk Nafiz Çamlıbel - Rıfat Ilgaz - Salâh Birsel - Ece Ayhan - İsmet Özel - Onat Kutlar - Oruç Aruoba - Sunay Akın - Süreyya Berfe - Ülkü Tamer - Bedri Rahmi Eyüboğlu - Akif İnan - Lale Müldür - Sabri Altınel - Enver Gökçe - Ergin Günçe - Cezmi Ersöz - Nurullah Genç - Orhan Özekinci - Tuğrul Tanyol - Alper Gencer - Hami Öztürk (aramızda) - Güven Turan - Hulki Aktunç - Bahaettin Karakoç - Aslı Serin - Berrin Taş - Hüsnü Arkan - Bedia Tuncer - Hasan Ali Toptaş - Umay Umay - Küçük İskender - Asuman Susam - Orhan Seyfi Orhon - Necati Cumalı - Asaf Hâlet Çelebi - Abdülhak Hamit Tarhan - Cenap Şahabettin - Ahmet Haşim - Behçet Aysan - Kemal Özer - Cahit Irgat - Mahmud Derviş - Nevzat Çelik - Neyzen Tevfik - Nihat Behram - Mahmut Akıncı - Ebubekir Eroğlu - İbrahim Sadri - Federico Garcia Lorca - Sohrab Sepehri - Henrik Nordbrandt - Vladimir Mayakovski - Arthur Rimbaud - Cesare Pavese - Sylvia Plath - Rainer Maria Rilke - William Shakespeare - William Blake - Edgar Allan Poe - Friedrich Hölderlin - Paul Eluard - Pablo Neruda - Pierre Reverdy - Robert Desnos - Yannis Ritsos - José Martí - Bertolt Brecht - Emily Dickinson - Ingeborg Bachmann - Federico Garcia Lorca - Jorge Luis Borges - Louis Aragon - Marcel Proust - Giuseppe Ungaretti - Paul Celan - Samuel Beckett - Charles Baudelaire - Bertolt Brecht - Vergilius - Stephane Mallarme - Christina Rossetti - Nizar Kabbani ve daha nicesi...
    Gelin bir şiir okuma akımı başlatalım. Hatta okunmayan şair bırakmayalım. Hepiniz davetlisiniz :)) Unuttuğum şairler vardır muhakkak aklıma geldikçe eklerim.
    Etkinlik başlangıç tarihi 31 Ocak - bitiş tarihi 28 Şubat
    İnceleme ve alıntılarınızı bırakmak için bkz. ---> #40089701

    Ben :D
    1. İlker Şirin
    2. C.Asya
    3. Nisa
    4. Büşra A.
    5. https://1000kitap.com/MrRodya
    6. Tutku Petek
    7. Roland Deschain
    8. Gül
    9. EndoplazmikGaripbirKulum
    10. Gamze Özmen
    11. Tuğba Karaca
    12. Ş.K
    13. Zeynep
    14. Elif
    15. Sone
    16. M. YEŞİLMEN
    17. SEYYAH
    18. Azam
    19. sena
    20. Münferit
    21. Betül
    22. Abidin Karabörk
    23. Arzu Kuru
    24. Zeynep
    25. Hakan Arık
    26. Olmayışların Hikayesi
    27. Payîz Baran
    28. Fluffy
    29. H.
    30. #Bibliyofil Muallime#
    31. Ludovica
    32. Sena
    33. Tayfun
    34. Kitap Misafiri
    35. sueda reyyan
    36. https://1000kitap.com/Hissikablelvukular
    37. Hilal
    38. Rûhberûh
    39. Thomas Magnus
    40. inci
    41. BulutlardaHuzur
    42. ~YıldızKelebeğim~
    43. Azize
    44. İlgen Aktürk
    45. KÎMA... (?)
    46. ZümrütGökce
    47. Davy Jones
    48. Nesrin A.
    49. Zarif bey
    50. marie sklodowska
    51. Atakan
    52. N u r b i k e
    53. https://1000kitap.com/kolhas
    54. Grinless Marksint
    55. aslıhan
    56. Özlem
    57. Resul Bulama
    58. Erhan Akın
    59. Ayhan GÜVEN
    60. Ö'mer S'aid S'erpim (Ö'S'S)
    61. Hatciş
    62. Ayşe Karabacak
    63. Potterheadim
    64. Gökhan Hayat
    65. Ahmt
    66. Liliyar
    67. Begonvil'
    68. Turuncu Kum Saati
    69. Hami Öztürk
    70. https://1000kitap.com/ellyf
    71. Z.T
    72. LunaPotter
    73. https://1000kitap.com/flaneur1
    74. Havva Bayram
    75. Pınar yılmaz
    76. Acizvari
    77. sitare
    78. Nur
    79. ~Nefise
    80. https://1000kitap.com/cesi01
    81. Davut ÖRS
    82. Mustafa
    83. Ali Cemâl
    84. Zeynep
    85. Nazan
    86. 'Sena
    87. Umut
    88. https://1000kitap.com/_belirsizlik
    89. https://1000kitap.com/Epeolatry_
    90. https://1000kitap.com/mathiilda 🌼
    91. Melih Durmaz
    92. Tuba
    93. Haruni
    94. Homeless
    95. Uykucu Midilli
    96. Sherlock Holmes
    97. Black Jack
    98. Gülden
    99. Sümeyye Sezen
    100. Ramazan...
    101. Sezen B.
    102. mdh
    103. Davetsiz misafir
    104. tragedy
    105. Hatice
    106. SİYAH KUĞU
    107. Elif
    108. Samet Hızır
    109. Gonca Karakaya
    110. H
    111. Ümran
    112. https://1000kitap.com/Dogabuse
    113. ercanscgn.
    114. Ebru Ince
    115. Canan
    116. MESUT TÜRKKALESİ
    117. https://1000kitap.com/kumguzeli
    118. merve ülkü
    119. https://1000kitap.com/namutenahi_ask
    120. Müjgan 🌼
    121. Çöl Erguvanı
    122. https://1000kitap.com/rihle
    123. Okuma Delisi / Emir
    124. Çiçeklerin Kelebeği 🌼
    125. Zaman Yolcusu
    126. Eylül Türk
    127. Veysel Yılmaz
    128. https://1000kitap.com/tebetebe
    129. €sra D. 🌼
    130. Mehmet Sadık
    131. Eylem Okur
    132. Arzu Kuru
    133. Sıçrayan Midilli
    134. MAKASAPATU
    135. Rukiye Uysal
    136. Nur
    137. Şerife Özdemir
    138. Emine
    139. Güvercin
    140. https://1000kitap.com/MrsRain
    141. Özge Öz
    142. Şizofren Kedi :)
    143. erdemli keder
    144. Kübra
    145. Nalan Kanmaz
    146. Mavi Kelebek
    147. https://1000kitap.com/AhmetBaki
    148. Şennur İpekbayrak
    149. Nur Altnbs
    150. Bilge
    151. Komplike
    152. Filiz Taşcı 🌼
    153. Oya Nur Delen 🌼
    154. özlem 🌼
    155. Murat Ç 🌼
    156. https://1000kitap.com/lagom
    157. Damien 🌼
    158. Ferahnaz 🌼
    159. İshak Kocatepe
    160. https://1000kitap.com/ellyf
    161. Berfin
    162. Şeydanur
    163. Münteha Düzün Sevim
    164.
    165. Deniz
    166. Kerim Köksal Kaya
    167. Hüseyin Mutlu
    168. Meftûn
    169. Özge Çevik
    170. Sonbahar Yaprağı 🌼
    171. https://1000kitap.com/Gizemliolric
    172. Şeyda Gül Akdoğan
    173. Tubalasar
    174. simya
    175. Zelal Taş
    176. Mehmet Emin Gezici
    177. Hayrullah Taşcı
    178. https://1000kitap.com/ElvanM
    179. Su
    180. Zeynep yener
    181. Bir başka güzel
    182. Arzunalbant
    183. Kaderrr
    184. Sanrı
    185. Beyza Akdağ
    186. Emin K.
    187. Ahmt
    188. Şiyar Kendirci
    189. Elif Betül Özcan
    190. Eva
    191. Derya (Bahir) Deniz
    192. Nazlıcan Karaoğlan
    193. https://1000kitap.com/mavigrii
    194. Doğa Balkan
    195. Kadir muzac
    196. Lale-i Nu'man
    197. Nausicaä 🌼
    198. Esra
    199. Leyla Turan
    200. Kırık Kalem
    201. Kerem
    202. °°° Vaveyla °°°
    203. Vedanım
    204. Numan Kılınç (Hiç Yok) 🌼

    Ve pdf ve epub şiir kitapları için bkz. --> #40105047
  • Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesinde bir baba, hastalığa bağlı olarak geçen yıl hayatını kaybeden üniversite öğrencisi oğlunun anısına, yeni öğretmenler yetişmesi için kütüphane kurdu.

    Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü son sınıf öğrencisi İsmet Kahveci, rahatsızlığı sonucu 15 Aralık 2017'de yaşamını yitirdi. İlçeye bağlı Geben Mahallesi'nde ikamet eden baba Mustafa Kahveci, öğretmen olmasını çok istediği çocuğu için mahallelerindeki Geben Şehit Üsteğmen Ahmet Boz Ortaokulu'nda oğlunun adına kurduğu kütüphane düzenlenen törenle açıldı. Andırın Kaymakamı Emre Dündar, kütüphane hizmetinden dolayı aileye teşekkür etti.

    Üniversite öğrencisi İsmet Kahveci'nin isminin kütüphanede yaşayacağını ifade eden Kaymakam Dündar, anne ve babaya davranışlarından dolayı teşekkür plaketi verdi. Abla Müjgan Kahveci ise, kardeşinin adına, sınıf arkadaşları tarafından Van Yünküşak İlköğretim Okulunda da bir kütüphane kurulduğunu belirtti.
    Aile olarak okuduğu okulda bir anısı olması için kütüphane kurmaya karar verdiklerini ifade eden Kahveci, "Kitap temini konusunda bir çok yerden özellikle sosyal medya üzerinden yaptığımız çalışmada, yurdumuzun bir çok yerinden kitap göndermek için arayanlar oldu. Destek olanlar oldu. Hala arayıp kitap göndermek isteyen bir çok insan var. Kütüphanemizi kurduk ve şu an kütüphanede yaklaşık 5 bin kitap var." diye konuştu.

    İlerleyen zamanlarda kütüphaneyi daha da zenginleştireceklerini dile getiren Kahveci, projeksiyon cihazı, akıllı tahta, sinema ve oyun kültürü gibi etkinlikler için de çalışma yapacaklarını söyledi. Baba Mustafa Kahveci de kütüphanenin oluşumunda emeği geçenlere teşekkür etti.

    Kaynak: AA
  • Her eve lazım olan iki şey...
    Şiirin bizde özel ve ayrıcalıklı bir yeri vardır.
    Öyle ki, Nurettin Topçu, İsmet Özel gibi birçok şair ve yazar; Türkçeyi de, Türk milletini de, hatta Türkiye’yi bile Yunus Emre ile başlatır.

    Süleyman Çobanoğlu’nun da dediği gibi: “İnsanlar ve cemiyetler gibi, diller de din değiştirirler.
    Diller de kelimeyi şahadet getirir.
    Türkçe, Yunus Emre’nin huzurunda diz çökerek Müslüman olmuş bir dildir.
    Hem dinimizi, hem vatanımızı kuran Yunus Emre’dir.”
  • Türk'ün ve Türkçülüğün Şövalyesi Ruh Adam
    Hüseyin Nihal Atsız 🇹🇷


    12 Ocak, Atsız'ın 113. doğum günü. Hep ölüm gününde hatırlanır, anılır, dualar okunurdu. Bense onu doğum gününde hatırlamayı tercih edenlerdenim. Bu sayede tekrar yad etmiş olalım BÜYÜK TÜRKÇÜYÜ.
    Hüseyin Nihâl Atsız, 12 Ocak 1905'te İstanbul'da doğdu.

    Hüseyin Nihâl Atsız, 12 Ocak 1905'te İstanbul'da doğdu.
    İlköğrenimini Kadıköy’deki çeşitli okullarda, orta öğrenimini Kadıköy ve İstanbul Sultanilerinde (İstanbul Lisesi) yaptı. Buradan mezun olunca Askerî Tıbbiye ye yazıldı.

    Atsız, yükseköğrenim çağına gelip Askerî Tıbbiye'ye kaydolduğu çağlarda Türkçülük fikrinin etkisi altına girmeye başladı. Ziya Gökalp'in cenaze töreninin yapıldığı günün gecesi Türkçülük fikrine karşı öğrencilerle kavga ettiği ve daha sonrasında ise aralarında bir takım problemler geçen Arap asıllı Bağdatlı Mesut Süreyya Efendi adlı bir mülazım (teğmen)'a selam vermediği gerekçesi ile 4 Mart 1925 tarihinde 3. sınıf talebesiyken Askeri Tıbbiye'den çıkarılmıştır.
    Bu olaydan sonra üç ay kadar Kabataş Erkek Lisesi'nde yardımcı öğretmenlik yapan Atsız, daha sonraları Deniz Yolları'nın Mahmut Şevket Paşa adlı vapurunda kâtip muavini olarak çalışmış ve bu vapurla İstanbul-Mersin arasında birkaç sefer yapmıştır.

    Bu olaydan sonra üç ay kadar Kabataş Erkek Lisesi'nde yardımcı öğretmenlik yapan Atsız, daha sonraları Deniz Yolları'nın Mahmut Şevket Paşa adlı vapurunda kâtip muavini olarak çalışmış ve bu vapurla İstanbul-Mersin arasında birkaç sefer yapmıştır.
    1926 yılında İstanbul Dârülfünûnu'nun Edebiyat Fakültesi'nin "Edebiyat Bölümü"ne ve İstanbul Dârülfünûnu'nun yatılı kısmı olan Yüksek Muallim Mektebi'ne kaydolan Atsız, bir hafta sonra askere çağrılmış, Atsız askerliğini 9 ay olarak 28 Ekim 1926-28 Temmuz 1927 tarihleri arasında İstanbul'da Taşkışla'da 5. piyade alayında er olarak yapmıştır.

    Ahmet Naci adlı arkadaşı ile birlikte hazırladığı 'Anadolu'da Türklere Ait Yer İsimleri' adlı makalenin Türkiyat Mecmuası'nın ikinci cildinde yayınlanması ile hocası Mehmet Fuad Köprülü'nün dikkatini çeken Atsız, 1930 yılında Edirneli Nazmî'nin divanı üzerinde mezuniyet çalışması yapmıştır ('Divân-ı Türkî-i Basit, Gramer ve Lügati', 1930, 111 s. Türkiyat Enstitüsü Mezuniyet Tezi, no 82). Aynı yıl Edebiyat Fakültesi'nden mezun olmuştur.
    Atsız'ın sınıf arkadaşları arasında Tahsin Banguoğlu, Ziya Karamuk, Orhan Şâik Gökyay, Pertev Nâilî Boratav, Nihad Sâmi Banarlı gibi isimler yer alıyordu.

    Atsız'ın sınıf arkadaşları arasında Tahsin Banguoğlu, Ziya Karamuk, Orhan Şâik Gökyay, Pertev Nâilî Boratav, Nihad Sâmi Banarlı gibi isimler yer alıyordu.
    Mezuniyetinden sonra Edebiyat Fakültesi Dekanı olan hocası Prof. Dr. Mehmet Fuad Köprülü, Maarif Vekâleti’nde Atsız için girişimde bulunarak, Yüksek Muallim Mektebi'ni öğrenci olarak bitirdiği için, liselerde yapması gereken 8 yıllık mecburi hizmetini affettirmiş ve 25 Ocak 1931'de Atsız'ı kendisine asistan olarak almıştır.
    Atsız, yine 1931 yılında Dârülfünûnun felsefe bölümünden mezun olan ilk eşi Mehpare Hanım ile evlenmiş, ancak 1935 yılında ayrılmıştır.

    Atsız, yine 1931 yılında Dârülfünûnun felsefe bölümünden mezun olan ilk eşi Mehpare Hanım ile evlenmiş, ancak 1935 yılında ayrılmıştır.
    Atsız, 15 Mayıs 1931'den 25 Eylül 1932 tarihine kadar Atsız Mecmua'yı çıkarmaya başladı. Mehmet Fuad Köprülü, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan gibi edebiyat ve tarih bilginlerinin de içinde bulunduğu bir kadro ile yayın hayatına atılan bu Türkçü ve Köycü dergi, devrinde ilim, fikir ve sanat alanında çok tesir yaratan Türkçü bir çığır açmış, âdetâ Cumhuriyet devri Türkçülüğünün öncüsü olmuştur.
    Atsız, kendini tanıtmaya başlayan ilk yazılarını "H. Nihâl" imzasıyla, hikâyelerini de "Y.D." imzasıyla, bu dergide yayınlamaya başlamıştır.

    Atsız, kendini tanıtmaya başlayan ilk yazılarını "H. Nihâl" imzasıyla, hikâyelerini de "Y.D." imzasıyla, bu dergide yayınlamaya başlamıştır.
    1932 Temmuzunda Ankara'da toplanan Birinci Türk Tarih Kongresi esnasında, Prof. Dr. Zeki Velidi Togan'a Dr. Reşid Galib'in yaptığı eleştiriler üzerine Atsız, içerisinde ikinci eşi Bedriye Atsız ile Pertev Nâilî Boratav'ın da bulunduğu 8 arkadaşı ile, Dr. Reşid Galib'e "Zeki Velîdî'nin talebesi olmakla iftihar ederiz" diyen bir protesto telgrafı çekmiş ve bu telgraf üzerine de Reşid Galib'in tepkisini üzerine çekmiştir.
    19 Eylül 1932'de Reşid Galib, Maarif Vekili olmuştu. Kısa bir süre sonra da Mehmet Fuad Köprülü'nün dekanlıktan ayrılması üzerine Edebiyat Fakültesi Dekanlığı'na vekâleten bakan Ali Muzaffer Bey asâleten tâyin edilmiştir.

    19 Eylül 1932'de Reşid Galib, Maarif Vekili olmuştu. Kısa bir süre sonra da Mehmet Fuad Köprülü'nün dekanlıktan ayrılması üzerine Edebiyat Fakültesi Dekanlığı'na vekâleten bakan Ali Muzaffer Bey asâleten tâyin edilmiştir.
    Reşid Galib, Atsız Mecmua'nın 17. sayısındaki 'Dârülfünûn'un Kara, Daha Doğru Bir Tabirle, Yüz Kızartacak Listesi' adlı makalesi nedeniyle Edebiyat Fakültesi Dekanı'na baskı yaparak, 13 Mart 1933 tarihinde Atsız'ın üniversite asistanlığına son vermiştir.

    Üniversiteden çıkarılmasından birkaç gün sonra Atsız, Edebiyat Fakültesinin Dekanını Tokatlıyan Otelindeki bir çayda yakalayıp yüzlerce kişinin önünde tokatlamıştır. Atsız'a bu hadise için hiçbir şekilde tepki gösterilmemiştir.
    Üniversite asistanlığından çıkarılan Atsız, Malatya Ortaokulu'na Türkçe öğretmeni olarak tayin edilmiştir, Malatya'da kısa bir müddet (8 Nisan 1933-31 Temmuz 1933) Türkçe öğretmenliği yapan Atsız, Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine tayin edilmiştir. Atsız'ın Edirne'deki edebiyat öğretmenliği de 3-4 ay kadar kısa bir müddet devam etmiştir. (11 Eylül 1933-28 Aralık 1933).

    Üniversite asistanlığından çıkarılan Atsız, Malatya Ortaokulu'na Türkçe öğretmeni olarak tayin edilmiştir, Malatya'da kısa bir müddet (8 Nisan 1933-31 Temmuz 1933) Türkçe öğretmenliği yapan Atsız, Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine tayin edilmiştir. Atsız'ın Edirne'deki edebiyat öğretmenliği de 3-4 ay kadar kısa bir müddet devam etmiştir. (11 Eylül 1933-28 Aralık 1933).
    Atsız, Edirne'de iken Atsız Mecmua'nın devamı mahiyetindeki aylık Türkçü dergi Orhun'u (5 Kasım 1933-16 Temmuz 1934, sayı 1-9) yayımlamıştır. Orhun dergisinde, Türk Tarih Kurumu tarafından çıkarılan ve liselerde ders kitabı olarak okutulan dört ciltlik tarih kitaplarında bulunduğunu iddia ettiği yanlışları ağır bir şekilde eleştirdiği için 28 Aralık 1933'te bakanlık emrine alınmıştır ve Orhun dergisi de 9. sayısında Bakanlar Kurulu kararı ile kapatılmıştır.

    Dokuz ay bakanlık emrinde kalan Atsız, 9 Eylül 1934 tarihinde Kasımpaşa'daki Deniz Gedikli Hazırlama Okulu'na Türkçe öğretmeni olarak tayin olunmuştur.

    Şubat 1936 tarihinde ikinci eşi olan Bedriye Hanım ile evlenen Atsız'ın bu evlilikten 4 Kasım 1939 tarihinde Yağmur Atsız ve 14 Temmuz 1946 tarihinde de Buğra Atsız adlı iki oğlu olmuştur. Atsız, ikinci eşi Bedriye Atsız'dan da Mart 1975 tarihinde ayrılmıştır.
    Atsız, Kasımpaşa'daki Deniz Gedikli Hazırlama Okulu'nda Türkçe öğretmeni olarak 4 yıl kadar çalışmış ve 1 Temmuz 1938 tarihinde bu görevinden ihraç edilmiştir.

    Atsız, Kasımpaşa'daki Deniz Gedikli Hazırlama Okulu'nda Türkçe öğretmeni olarak 4 yıl kadar çalışmış ve 1 Temmuz 1938 tarihinde bu görevinden ihraç edilmiştir.
    Bunun üzerine Özel Yüce-Ülkü Lisesi'ne geçen Atsız, burada 1937 yılından 1939 yılının Haziranının sonuna kadar edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Atsız, 19 Mayıs 1939 ile 7 Nisan 1944 tarihleri arasında yine özel bir lise olan Boğaziçi Lisesi'nde edebiyat öğretmenliğinde bulunmuştur.

    Atsız, Boğaziçi Lisesi'nin Türkçe öğretmeni iken Basın ve Yayın Genel Müdürü Selim Sarper'in de teşvikiyle Orhun dergisini (1 Ekim 1943-1 Nisan 1944, sayı:10 ile 16 arası, 7 sayı) yeniden yayınlamaya başlamıştır.
    1944 Irkçılık-Turancılık Davası

    1944 Irkçılık-Turancılık Davası
    II. Dünya Savaşı sürerken Türkiye'de komünist faaliyetlerin arttığını düşünen Atsız, Orhun'un Mart 1944'te yayınlanan 15. sayısında, daha önce 5 Ağustos 1942 tarihli meclis konuşmasında "Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir." diyen devrin Başbakanı Şükrü Saracoğlu'na hitaben bir açık mektup yayımladı.

    Atsız, Nisan 1944'te yayımlanan 16. sayıda, Şükrü Saracoğlu'na hitaben ikinci açık mektubunu yayımlayarak Ahmed Cevat Emre, Pertev Nâilî Boratav, Sabahattin Ali ve Sadrettin Celâl Antel'in Marksist faaliyetlerde bulunduklarını ve Millî Eğitim Bakanı'nın "komünistleri kolladığını" ileri sürerek devrin Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel'i istifaya çağırdı Bu ikinci açık mektup, Türkçü çevreler içinde büyük bir galeyana sebep olarak başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok şehirde, antikomünist gösterilere yol açtı. Bunun üzerine Hasan Âli Yücel, 7 Nisan 1944'te Atsız'ın Boğaziçi Lisesi'ndeki edebiyat öğretmenliğine son verdi.
    Orhun dergisi de Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden kapatıldı.

    Orhun dergisi de Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden kapatıldı.
    Sabahattin Ali'nin arkadaşı ve Atsız'ın da yakın arkadaşı olan Ankara Musiki Muallim Mektebi Müdürü Orhan Şaik Gökyay'ın arabuluculuğuna rağmen dava açmak zorunda kaldı. Aleyhine dava açılan Atsız, trenle Ankara'ya gitmiş ve Türkçü gençler tarafından istasyonda karşılanarak bir otelde misafir edildi.

    Hakaret davasının 26 Nisan 1944 günü yapılan ilk oturumu olaylı geçti. Bunun üzerine 3 Mayıs 1944 tarihinde yapılan ikinci oturuma üniversite öğrencileri alınmamış, bu yüzden de öğrenci gösterileri olmuş ve yüzlerce kişi tutuklanmıştır. Davanın 9 Mayıs 1944 günü yapılan karar oturumunda, Sabahattin Ali'ye "vatan haini" dediği için 6 aya mahkûm edilen Atsız'ın cezası hâkim tarafından "millî tahrik" gerekçesi ile 4 aya indirilmiş ve 4 aylık bu ceza da ertelenmiştir. Atsız, cezasının ertelenmesine rağmen 9 Mayıs 1944 tarihinde mahkemenin kapısından çıkarken tevkif edilmiştir.
    19 Mayıs 1944 törenlerinde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Atsız ve arkadaşlarını ağır şekilde eleştiren nutkunu söylemiş ve bu nutuk üzerine de Atsız ve 34 arkadaşı İstanbul 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanmaya başlanmışlardır.

    19 Mayıs 1944 törenlerinde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Atsız ve arkadaşlarını ağır şekilde eleştiren nutkunu söylemiş ve bu nutuk üzerine de Atsız ve 34 arkadaşı İstanbul 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanmaya başlanmışlardır.
    Aralarında Alparslan Türkeş gibi subay, üniversite profesörü, öğretmen, doktor ve üniversite öğrencilerinin de bulunduğu sanıklar, sorguya çekilmişler; Atsız dahil sanıklar, daha sonra tabutluk diye adlandırılan hücrelerde işkence gördüklerini belirtmişlerdir. 7 Eylül 1944 günü yargılama başlamış, 'Irkçılık-Turancılık davası' adı verilen ve haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam eden mahkeme, 29 Mart 1945 tarihinde sonuçlanmış ve Atsız 6 yıl 5 ay hapse mahkûm olmuştur.

    Atsız, bu kararı temyiz etmiş ve Askerî Yargıtay, 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nin kararı esastan bozmuştur. Böylece Atsız, bir buçuk yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra, 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilmiştir.

    5 Ağustos 1946 tarihinde 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nde tutuksuz olarak başlayan Atsız ve arkadaşlarının davası (bu dava Kenan Öner-Hasan Âli Yücel davası adı ile tanınmıştır)[kaynak belirtilmeli], 31 Mart 1947 tarihinde sonuçlanmış ve 29 oturum devam eden mahkemede bütün sanıkların beraatına karar verilmiştir.[12][13] Bu dava ile ilgili Hayri Yıldırım tarafından 3 Mayıs 1944 Irkçılık Turancılık Davası adında bir kitap yazılmıştır.
    Dava Sonrası

    Dava Sonrası
    Nisan 1947'den Temmuz 1949'a kadar kendisine iş verilmeyen Atsız, Ekim 1945-Temmuz 1949 tarihleri arasında geçinmek için kitaplarından bazılarını satmak zorunda kalmıştır. Bir müddet Türkiye Yayınevi'nde çalışan Atsız, Türk-Rus savaşlarının özeti olan "Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir" adlı kitabını da Sururi Ermete adlı şahsın adı ile yayınlamak zorunda kalmıştır.

    Atsız'ın sınıf arkadaşlarından Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu Millî Eğitim Bakanı olunca, Atsız'ı 25 Temmuz 1949'da Süleymaniye Kütüphânesi'ne "uzman" olarak tayin etmiştir.

    Bir müddet bu vazifede çalışan Atsız, Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra 21 Eylül 1950'de Haydarpaşa Lisesi Edebiyat Öğretmenliği'ne tayin olmuştur.

    4 Mayıs 1952 tarihinde Ankara Atatürk Lisesi'nde vermiş olduğu "Türkiye'nin Kurtuluşu" konulu bir konferans üzerine Cumhuriyet gazetesi, Atsız'ın aleyhine haberler yayımlamıştır. Hakkında bakanlık tarafından soruşturma açılan Atsız'ın konuşmasının bilimsel olduğu tespit edilmiştir. Fakat Atsız 13 Mayıs 1952 tarihinde Haydarpaşa Lisesi'ndeki edebiyat öğretmenliği görevinden "muvakkat" kaydı ile alınarak yine Süleymaniye Kütüphânesi'ndeki görevine tayin edilmiştir.
    31 Mayıs 1952 tarihinden itibaren emekliliğini istediği 1 Nisan 1969 tarihine kadar Süleymaniye Kütüphânesi'nde çalışan Atsız'ın en uzun süreli memuriyeti bu kütüphânedeki memuriyet olmuştur.

    31 Mayıs 1952 tarihinden itibaren emekliliğini istediği 1 Nisan 1969 tarihine kadar Süleymaniye Kütüphânesi'nde çalışan Atsız'ın en uzun süreli memuriyeti bu kütüphânedeki memuriyet olmuştur.
    Atsız, 1950-1952 yıllarında yayımlanan haftalık Orkun dergisinin başyazarlığını yaptı. 1962'de kurulan Türkçüler Derneği’ nin genel başkanlığını üstlendi. 1964'ten vefatına kadar Ötüken dergisini yayımladı.

    Devrin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Gaziantep'e giderken bir işçinin kendisine "idareciler Araplara toprak veriyorlar, biz Türklere vermiyorlar" sözlerine karşılık, "Türk topraklarında yaşayan herkes Türk’tür." demiş; Atsız bunun üzerine, Ötüken'in Nisan 1967'de yayınlanan 40, sayısından itibaren "Konuşmalar, I" (Sayı 40), "Konuşmalar, II" (Sayı 41), "Konuşmalar, III" (Sayı 43), "Bağımsız Kürt Devleti Propagandası" (Sayı 43), "Doğu Mitinglerinde Perde Arkası" (Sayı 47) ve "Satılmışlar-Moskof Uşakları" (Sayı 48) adlarıyla yayınladığı seri makalelerinde, Marksistlerin Doğu bölgelerinde gizli çalışmalarda bulunduklarını iddia etmişti. Bu makaleler hakkında savcılıkça soruşturma açılmış fakat Atsız'a hiçbir suçlamada bulunulmamıştır.

    Ancak bu yazılar üzerine, Ankara sokaklarında Atsız aleyhine hazırlanmış, ayrılıkçılığı ilan eden bildiriler dağıtılmış[kaynak belirtilmeli] ve aynı günlerde Adalet Partisi Diyarbakır senatörlerinden biri, Senato kürsüsünden Atsız aleyhine ağır bir konuşma yapmıştır.
    Hasan Dinçer'in Adalet Bakanı olduğu dönemde, bakanlık tahkikat açmış ve Atsız mahkemeye verilmiştir. Davanın devam ettiği 6 yıl içerisinde 12 Mart (1971) muhtırası verilmiş ve arkasından sıkıyönetim ilân edilmiştir.

    Hasan Dinçer'in Adalet Bakanı olduğu dönemde, bakanlık tahkikat açmış ve Atsız mahkemeye verilmiştir. Davanın devam ettiği 6 yıl içerisinde 12 Mart (1971) muhtırası verilmiş ve arkasından sıkıyönetim ilân edilmiştir.
    Uzun duruşmalardan sonra mahkeme, Ötüken'in sahibi Atsız'ı ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mustafa Kayabek'i on beşer ay hapse mahkûm etmiştir. Mahkeme başkanının karara katılmadığı ve 2-1'lik ekseriyetle verilen bu karar, temyiz edilince Yargıtay tarafından bozulmuştur. Fakat aynı mahkeme 2-1'lik kararda ısrar edince, Yargıtay kararı onaylamıştır. Atsız ve Mustafa Kayabek "Tashih-i karar" isteğinde bulunmuşlar ancak bu istekleri mahkemece kabul edilmemiştir. Böylece mahkûmiyet kararı kesinleşmiştir.

    Kronik enfarktüs, yüksek tansiyon ve ağır romatizmadan rahatsız olduğu için Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne yatan Atsız'a, Haydarpaşa Numune Hastanesi tarafından "cezaevine konulamayacağı" kaydı bulunan rapor verilmiştir. Ancak 4 aylık bir rapor Adlî Tıp tarafından kabul edilmemiş ve "reviri olan cezaevinde kalabilir" şeklinde değiştirilmiştir.

    Bunun üzerine infaz savcılığı 14 Kasım 1973 Çarşamba günü sabahı Atsız'ı evinden aldırarak Toptaşı Cezaevi'ne sevk etmiştir. 40 kişilik adi suçlular koğuşuna konulan Atsız, bir müddet sonra reviri olan Sağmalcılar Cezaevi'ne nakledilmiştir.
    Atsız, kesinleşen 1.5 yıllık cezasını çekmek için hapse girince, üniversite hocaları ve öğrencilerinden oluşan bir grup Cumhurbaşkanı'na başvurup Atsız'ın affını istemiştir.

    Atsız, kesinleşen 1.5 yıllık cezasını çekmek için hapse girince, üniversite hocaları ve öğrencilerinden oluşan bir grup Cumhurbaşkanı'na başvurup Atsız'ın affını istemiştir.
    Atsız, suç işlemediğini belirterek bizzat af talep etmediği halde, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, kendi yetkisini kullanarak Atsız'ın cezasını affetmiştir.

    22 Ocak 1974'te Bayrampaşa Cezaevi'nden tahliye edilen Atsız, 1.5 yıllık cezasının 2.5 ay kadarını cezaevinde geçirmiştir.

    İbnülemin Mahmut Kemal İnal'ın tarifi ile "Atlıyı atından indirecek derecede şiddetli yazılar yazan" Atsız, ateşli ve keskin bir üslûba sahip idi.
    Ölümü

    Ölümü
    Atsız, 1975 yılının kasım ayının ortalarında hasta olduğundan şüphelenmiş, ancak yapılan muayene ve testler sonucunda bir hastalık bulunamamıştır. 10 Aralık 1975 Çarşamba gününün akşamı kalp krizi geçirmiş, gelen doktor enfarktüs olduğunu anlayamamıştır. Ertesi akşam Atsız yeni bir kriz geçirmiş, 11 Aralık 1975 Perşembe günü vefat etmiştir.

    13 Aralık 1975 tarihinde Kurban Bayramı'nın ilk günü Kadıköy Osmanağa Câmii'nde Kılınan ikindi namazını müteakip Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.[14]

    Osman Ağa Camii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra İmam'ın ''Merhumu nasıl bilirdiniz?'' sorusuna Fethi Gemuhluoğlu yüksek sesle: ''Bu musalla taşı, Atsız kadar gerçek bir er kişiyi az görmüştür, hoca efendi!'' demiştir.
    Siyasi görüşleri

    Siyasi görüşleri
    Nihal Atsız, çocukluk döneminde Osmanlı İmparatorluğu'nun son birkaç yılına, gençlik döneminde ise Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarına tanıklık etmişti. Yaşadığı dönemde yükselişe geçmiş olan Türk milliyetçiliğinin etkisi altına girmiş ve bu fikir akımının sıkı bir savunucusu olmuştur. Atsız, kendisini Türkçü, milliyetçi ve Turancı[16] olarak tanımlamıştır. Türkiye'de 1960'lı ve 1970'li yıllarda çokça destekçi bulmuş olan sosyalizm akımına ve İslamcılığa şiddetle karşı çıkmıştır ve bu akımların karşısında bulunmuştur. Yaşamı boyunca sol görüşlü kimseler tarafından kendisine pek çok kez "faşist" olduğu suçlamasında bulunulmuştur fakat Atsız kendisinin bir faşist olmadığını, yalnızca bir Türkçü-Turancı olduğunu yinelemiştir. Türk-İslam sentezini savunan Ülkücülerle ortak çalışmada bulunmamıştır. Öz Türkçülüğün savunucusu olmuştur.

    « Hakkımda türlü türlü sözler söyleyen insanlara ve hakiki fikrimi soranlara şunu söylemek isterim ki ben ne faşistim, ne demokratım. Ben, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeye tenezzül etmeyecek kadar millî şuur ve gurura malik bir Türk’üm. Siyasi, içtimai mezhebim Türkçülüktür. »
    Gençliğine ait bir fotoğrafındaki saçlarını tarayış biçiminden dolayı Adolf Hitler'e özendiği iddiasında bulunan kimselere yanıt olarak şunları yazmıştır:

    Gençliğine ait bir fotoğrafındaki saçlarını tarayış biçiminden dolayı Adolf Hitler'e özendiği iddiasında bulunan kimselere yanıt olarak şunları yazmıştır:
    « ...Hamit Şevket bunları biliyor mu? Bilmiyorsa benim Hitlerizme tabi bir adam olduğuma nereden hükmeder? Saçlarım benzermiş... Bu ahmakça iddia yıllardan beri birçok budalalar tarafından aleyhimde delil gibi kullanıldı. Hatta evimde Hitler'in resminin asılı olduğu bile söylendi. Ben, dışarıdan gelmiş hiçbir fikri kabul etmeğe tenezzül etmiyecek kadar millî gurur ve şuura sahip olduğumu, içtimai mezhebimin Türkçülük olduğunu vaktiyle yazarak ilan ettim. Daha ne yapabilirim? Saçım Hitlerinkine benziyormuş diye beni Hitlerci sanacak kadar budalalık gösteren binlerce, belki onbinlerce zavallıya ayrı ayrı mektup yazamam ya... Hamit Şevket asla unutmasın ki bu vatana bağlılıkta kendisini benimle bir tutamaz. Çünkü ondan fazla olarak ben bu toprağa ecdadımın kanı ve hatırasıyla bağlıyım. »
    Atsız, parti fanatizmine karşı çıkmıştır. Ona göre, bir ülkü sahibi olmayan siyasi partiler Türkçülüğe hizmet etmeyeceklerdir çünkü siyasi partilerin varlığı kalıcı değildir. Fanatiği olunabilecek şey, fikirlerdir; partiler değildir. Bunu Türkçülük ve Siyaset adlı makalesine açıklamıştır.

    Atsız, parti fanatizmine karşı çıkmıştır. Ona göre, bir ülkü sahibi olmayan siyasi partiler Türkçülüğe hizmet etmeyeceklerdir çünkü siyasi partilerin varlığı kalıcı değildir. Fanatiği olunabilecek şey, fikirlerdir; partiler değildir. Bunu Türkçülük ve Siyaset adlı makalesine açıklamıştır.
    « Partilerde ülkü yoktur. İktidara geçmek veya orada kalmak için en aşırı tavizlerden çekinmezler. »

    « Türkçüler bugünlük ancak Türkçü karakteri olan partileri tutarlar. Türkçülük’ten sapan veya taviz veren hiçbir parti Türkçüler’ce tutulmaz, tutulamaz. Türkçülüğün ne olduğu açık, seçik ortada bulunduğu için bugünkü tutumları ile hiçbir parti Türkçü değildir.
  • Göçtü kervan kaldık dağlar başında. (yunus emre)
    **
    İsmet Özel'in sesinden

    https://youtu.be/4hsuCQ65FbM