Çok tavsiye aldığım için okuma gereği duydum . Bir pandemi halini anlatıyor. İlk basta gerçekten heyecanlaniyorsunuz kitap sizi içine alıyor ama bir süre sonra sürekli aynı şeylerin betimlenip anlatılması sıkıcı bir hal almaya başlıyor. Kitabın ortalarından sonra artık hadi bir şey olsun diye bekliyorsunuz . Sürekli aynı senaryo farklı şekillerde betimlenip anlatılıyor. Açıkçası sonuna kadar zor dayandım okudum . Beklentimin altında kalan bir eser oldu .
Merhaba değerli okurlarım; Benim sayfamı yakından takip edenler çok iyi bilirler ki burayı kitap incelemelerinden ziyade daha çok alıntı ve ileti şeklinde kullanıyordum.Ama daha sonradan farkettim ki okumuş olduğum veya okuyacağım kitaplar hakkında inceleme yazmak belki de bir kişinin daha o kitabı okumasına vesile olur.Ve bugün karşınıza belki de benim okuma alışkanlığı kazanmama vesile olan bir kitapla karşınızdayım.AKLINDAN BİR SAYI TUT. Evet belki de şu an en azından benim gördüğüm kadarıyla polisiye kitaplar pek yaygın değil.Ama bana göre eğer sürükleyici bir kitap okunmak istenirse kesinlikle tavsiye ederim.Karakterleri zihinde sanki siz olayın içindeymiş gibi bir his bırakıyor.Ve galiba okuyucu da polisiye hikayelerin sevilmesinin en önemli yanı da bu.Bir katilin karda yürüyüp iz bırakmadan işini halletmesini çok çok iyi anlatan bu kitabı hayat merkezime koyup olay hikayelerini sevmeye devam edicem galiba.Roman yazarımızın bu seri de ki diğer kitapları gibi bu ilk kitabının okunmasını şiddetle tavsiye eder siz değerli okurlarımdan nacizane yorumlarınızı beklerim.Bol kitaplı günler :)))
Okuduğum ilk polisiye roman, gerçekten çok sürükleyici ve güzel bir kitap.. İnceleme de gayet başarılı, isteğiniz gibi daha çok kişinin okumasına vesile olmanız dileğiyle. :)
Bazen bazı kitapların sizi zihinsel olarak yorduğunu hissedersiniz. Belki dilinden belki de içeriğinden. Bazen de kısa süre içinde çok fazla kitap okumuşsunuzdur ve biraz dinlenmek istersiniz. Ben de kitaplar arası ne zaman soluklanma ihtiyacı hissetsem, kitaplarıyla kısa bir mola verebileceğim yazarla tanıştım. Stefan Zweig..
Genellikle uzun olmayan öykülerinden ve yalın, akıcı dilinden dolayı olabilir. Bunun dışında yazılarında tam olarak ifade edilemeyen ama insana dokunan bir şeyler var.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nda da olduğu gibi..
"Sana, beni asla tanımamış olan sana."
Mektup bu cümleyle başlıyor. Basit, kısa bir cümle gibi. Ancak o cümle aşık bir kadının acısını, hayal kırıklığını ve öfkesini içinde barındırıyor. Kadın tarafından belki de en acısı mektup sona erdiğinde bile sevdiği adam onu tam olarak bilemeyecek-tanıyamayacak.
Çocukluk aşkını neredeyse saplantılı diyebileceğimiz bir şekilde yetişkinliğe kadar kalbinde taşıyan bir kadın. Adamı gördüğü ilk günden itibaren hayatı 'O' oluveriyor. Onun için akıllı, onun için güzel ve onun için yetişkin bir kadın olmak istiyor.Her şey, ondan haberi olmayan sevdiği adam için. Bazen onun yüzünden acı çekiyor bazen de küçük düşüyor. Aşkından ise asla vazgeçmiyor.
Kısacık ama aşk hakkında düşündürecek bir kitap.
Aşk nedir? Tek taraflı aşk yaşanabilir mi? Ve bu 'aşka', gerçek aşk diyebilir miyiz?
Siz de küçük bir mola ihtiyacı hissederseniz çekinmeden Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nu okumaya başlayabilirsiniz. :)
Öncelikle başlığı merak ediyorsunuzdur. Bu cümle 4 yaşında bir kızın, ablasının öğretmenine kurduğu cümle. Olayı kısaca özetleyeyim size.
"-Sana dondurma almamı ister misin?