• İsmini çok fazla duyduğum fakat bir türlü okuyamadığım kitabı sonunda okudum. Okumak için geç kalmışım. Yazarın anlatımı gayet açık ve net. Lennie ve George'nin başından geçenler anlatılıyor. Kitapda en çok sorguladığım şey şu oldu, insan birine kötülük yaparken aslında iyilik mi yapmış olur?.. Kitabın sonunda bu soru beyin yakıyor. Hala cevabını bulamadım.
  • En uzağa gidebilirsin. Yaşadığın şehri değiştirir, ya da ülkeyi kimsenin içmediği içkiyi içebilir, ismini telaffuz dahi edemeyeceğim bir şehre yerleşebilirsin. Güzel bir çatı katında yaşayabilir ya da matematiksel alanda, bir gökdelenin yirmi sekizinci katında huzuru arayabilirsin. Zor değil. Sevdiğin bir kadın vardı, böyle söylerdin. Hayallerin ve hedeflerin vardı. Benim hedeflerimin imkansız oluşunun aksine gerçekçiydi ve ilerliyordu. Hep doğru zaman değil, şimdi hazır değilim derdi. Huzuru enine boyuna serdiğin ve sır gibi sakladığın güzel fotoğrafların vardı. Ne oldu şimdi hepsine? Zor değil, insanların gözlerini boyayabilirsin. Nihayetinde tapınmak insanın genlerinde var. İnsanlar bir süre sana da tapabilir. Peki, kimsin sen? Bir kadın vardı, gitti. Yak sigarayı, koy rakıyı, aç Müslüm'ü Rakı tek içilmez, masaya birini koy, rolü eski dost; yeni sevgili olsun. Dudakların dudaklarına karışsın, üç şiir yaz, beş şarkı oku. Bu mu hayat? Yanıp sönen ışıklar beni hep rahatsız eder. Saatin çıtırtısı da ve ağustos böceklerinin sesi de öyle. Sessizliğin bir uğultusu var benim çantamda, başımın altına onu koymadan uyuyamam dediğim "kitap" ve içinde birkaç not kimse sormadı neden bu kitap hep çantanda diye bikmadin mi aynı kitabı okumaktan, yok bundan kimene.. Akıl hastalığı nedir, biliyorum. Pençesindeyim ve her gece bununla mücadele ediyorum. Zihnimi kemiren tuhaf bir ağrı, hacmi kötü kokan bir cisim var. Bir insana bakınca hiçbir duygu hissetmiyorum ve öfkeden kuduruyorum. Takıntıları koy bir kenara, alışkanlıklarını cebine sakla. Aynaya bak. Aldığın kaşlarının eğrisine doğrusuna yarıçapına değil, gözlerinin tam ortasına bak. Kim var orada? Cebinde bilmem kaç anahtarın, cüzdanında birkaç düzine insanın hatıra vesikalık fotoğrafı var. bir kişiyi sığdıramadığın kalbine kaçını sığdırdın hakikaten? Evvelki haziranın sonunda, temmuzun başında… Bir Akdeniz şehrinde elimi çekip kaburgalarının üzerine bastırmıştın. Orası ağrıyordu, huzursuzdun, tepiniyordun ve bende bu kadar hasta değildim. Yanıp sönen ışıklarda uyuyamasam da hala saatin sesine tahammül edebiliyordum. Yanımda sen vardın huzurluydum seni o şehirde sevmiştim gecesi bir balkon senfonisi sabahı sensiz bir yolculuk daha..Çok seven bir kadın vardı, reddettiğim de vardı. Her sabah en güzel parfümü sıkıyordum ve fotoğraf makinemle birkaç uğursuzlukta sanat arıyordum. Bulamadım. Bulamayacaksın. Kendini de bulamadın. Bulamayacaksın. Aç gözlerini. Geç aynın karşısına. Bak! Gözaltı torbalarına ya da akan rimeline değil bu sefer kendine bak.
  • Parfümcü de çalışıyordum. Bir gün kapıdan içeriye ufak tefek, yüzü soğuktan kıpkırmızı olmuş bir kız girdi. Kapıdan girerken gözlerini kapatıp ALLAH'ım nolursun hatırlayım, gibisinden bir şeyler söyledi. Buyurun Hoş Geldiniz dedim.Önce bi yutkundu sonra anlattı Ben bi koku arıyorum ama ismini falan bilmiyorum. Acaba bi kaç tane denesek bulabilir miyiz? dedi utna sıkıla. böyle şeyler çok olur dükkanda ben de yardımcı olmak için Tabi,nasıl bir şeydi? Ağır mı? Hafif mi? Şekerli mi? Durdu gözleri doldu.Ağzından zar zor tek bi kelime çıktı. Unuttum.. diyebildi sadece aramaya başladık sonra tek tek, tüm erkek parfümlerini denedi orada. En sonunda birini bulduk .İçine çekmesiyle kokuyu ağlaması bir oldu. O dedi, Onun gibi kokuyor deyip devam etti ağlamaya . Kokusunu unuttum. Ama işte onun kokusu bu buldum işte.Boynunu ne zaman koklasam böyle kokardı.Çok aradım bulamadım. Onu da kokusunu da çok aradım gittikten sonroı. O yok ama olsun en azından kokusunu buldum. Bilmem ne kadar hatırlatır bana onu tüm dünyayı bu kokuyla donatsam yine de bir o etmeyecek, ama elimde kalan tek avuntu işte "dedii.ellerine sıktı kokuyu. Ulan ellerini koklaya koklaya gitti o kız dükkandan. Ben ise olduğum yere çakılı kaldım. Yapmayin be bunu, kimseyi kokunuza muhtaç etmeyin
  • Şimdiye kadar okuduğum Pearl S. Buck kitaplarından bir çok yönden farklılık taşıyan bir kitap. Kitabın üzerinde ismi olmasa, bu kitabın Pearl S. Buck'un kitaplarından biri olduğuna kesinlikle inanmazdım. Yani o derece farklılıklar içeriyor.

    Pearl S. Buck, genelde Çin'i konu olarak seçerdi ama bu kitapta konu Hindistan. Yine Pearl, kitaba fırtına gibi bir başlayışla başlar ve süper bir akıcılık ve sadelikle devam ettirirdi. Burada başlarda konu çok yavaş ilerliyor, hatta zaman zaman sıkıcı bir hal bile alıyor. Ancak üçüncü bölümle beraber akıcılık ve sürükleyicilik artıyor ve kitabın sonuna kadar öyle devam ediyor.

    Kitabın konusuna gelince, kitapta Amerikalı çok zengin bir ailenin dört kuşak süren Hindistan macerası anlatılıyor. Tabii ki o dönem Hindistan'ındaki sosyal ve siyasi yapısal durumların beraberinde olaylar kurgulanarak, bize aktarılıyor. Yani yine dramatik bir hikaye okuyoruz.

    Kitabın orjinal ismini maalesef bulamadım. Ama Türkçeye çevrildiği ismi ve orjinalinin farklı olabileceği düşüncesiyle, isimle konu arasındaki bağlantı hakkında yorum yapmak istemiyorum. Çünkü eğer orjinali de aynı ismi taşıyorsa yazara sorulması gereken soru ''Hangi aşkı bulamadılar ? '' sorusu olacaktır. Çünkü kitapta bizim anladığımız tür aşkların yanı sıra bulunan veya bulunamayan başka aşklardan da söz edilmektedir. Örn: ilahi aşk, tüm insanlara ayırt etmeden duyulan aşk, bulunup da maalesef çeşitli sebeplerle kaybedilen aşk...vs.

    Ben, kitabı, başlar da biraz sıkıcı gelse de , dönemin Hindistan'ını tarif etmesi, çeşitli aşkları ve duyguları harmanlaması, insan yapısıyla ilgili psikolojik ve sosyal içerikli mesajlar vermesi , özellikle son bölümlerindeki sürükleyiciliği ve sürpriz finali nedeniyle okunabilecek kitaplardan biri olarak değerlendiriyorum.
  • Gabriel Garcia Marcuezle'nin bu kitabı, aşk romanlarını sevenler için; konu açısından sıradanlığa sahip olmasına rağmen egzotik bir hali var denebilir.
    Kitapta, yaşlı birinin gerçek bir aşkı bulmasından bahsediyor. Bu karakterimiz doksan yaşına kadar genelevlerin müptelası olan biri. Bu yaşına kadar aşkı hayatına sokmayan veya sokmak istemeyen biridir.
    Çok detay vermek istemiyorum:
    Bir genç kıza Delgadina ismini verir ve onunla yaşadıkları sayesinde, romantizmi, aşkı, mutluluğu, kıskançlığı... tanır.

    BU eser, akıcı ve basit bir anlatım tarzıyla yazılmış.
    Sosyolojik içeri olan bir kitap zannederek okudum ama umduğumu bulamadım ya da vardı ama ben fark edemedim.
    Konu içeriği, aşk ve romantizm... olan kitapları sevenler için sanırım iyi bir kitap ama sosyal, tarihsel, siyasal... mesajları olan kitapları seven okurlar için bu eser "okunması sıkıcı olmasa da gereksiz gelebilir"

    Saygılar...