Eskiler imanı, "Allah'ın emirlerine hürmet ve mahluklarına şefkat" olarak hülasa etmiştir. İnsanlara iyilik yaparken, hayvanları da ihmal etmemiştir.
Önceki milletlerden birinde, bir köpeğe su verdiği için cennetlik olan kötü bir kadın ile çok ibadet ettiği halde bir kediyi aç bırakıp ölümüne sebep olduğu için cehennemi hak eden saliha bir kadının hikayesini Hazreti Peygamber (SAV) anlatmıştır.
Çiçek seven bir millet idik. Bahçelerle iktifa etmez; evlere, cam önlerine dikerdik. Çocuğuna bakar gibi bakardı annelerimiz, ninelerimiz. Hatta kerli ferli adamların hobisiydi çiçek yetiştirmek. Ressam, Sultan Fatih gibi ciddi bir şahsiyeti bile elinde çiçekle resmetmişti.
Beyler, sarıklarına çiçek iliştirirdi. Hanımların mezar taşları çiçek motifliydi. Kızlara çiçek isimleri verilirdi. Hasılı çiçek hem etrafı süsler, hem de kalbleri yumuşatırdı. OSMANLI, BİR ÇİÇEK MEDENİYETİDİR.
Eskilerin dünyadan çok ahirete ehemmiyet verdiğini gösteren bir misal de evlerini basit ve konforlu yapıp; mabed ve diğer amme binalarını asırlarca ayakta kalacak şekilde inşa etmeleridir.
Minare kıyamdaki bir mümini, kubbe rükuyu ve mihrab da secdeyi sembolize eder. Bu sebeple Osmanlı camilerinde kubbe, minare şerefesine kadardır. İşte eskilerin günlük hayatı böyle din ile iç içedir.