• İzmirde yaşayan felsefe okurunun kaçırmaması gerektiğini düşündüğüm bir kongre.

    Konak Belediyesi - Felsefeciler Derneği İzmir Şubesi

    6. Felsefe Öğretmenleri Kongresi


    23 Şubat 2019 Cumartesi

    Saat: 9.30 Açılış
    10.00-11.30
    Prof. Dr. Adnan Gümüş (Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Felsefe Grubu Eğitimi )
    "Değer, Din ve Hümanizma Çelişmesi Bağlamında Cumhuriyet Dönemi Felsefe Grubu Eğitimi Anlayışlarının ve 2023 Vizyon Belgesinin Değerlendirilmesi"

    Ara

    Saat: 11.45-13.00
    Prof. Dr. Zeynep Direk (Koç Üniversitesi Felsefe Bölümü)
    "Etiği Nasıl Öğrenmeli "

    Ara 

    Saat: 14.00-15-30
    Prof. Dr. Hakan Çörekçioğlu (Dokuz Eylül Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü )
    “Rönesans Felsefesi: Düşüncenin Geçmişe Dönüşü” 

    Ara

    Saat: 16.00-17.30
    Prof. Dr. Kubilay Aysevener (Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü)
    “19.yy Düşüncesinin Ana Hatları”

    Saat: 17.45-18.45
    Doç. Dr. Özlem Duva (Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü) (Atölye çalışması)
    "Farklı Disiplinlerde Felsefenin Kullanımı"

    24 Şubat 2019 Pazar

    Saat:10.00-11.30
    İstanbul Şubesi Öğretmen Sunumu

    Ara

    Saat:11.45-13.15
    Ar.Gör. Cenk Özdağ (ODTÜ Felsefe Bölümü), Ar.Gör. Oğuz Akçelik (ODTÜ Felsefe Bölümü)
    "Eleştirel Düsünme ve Analitik Çözümleme"

    Ara

    Saat: 14.00-15.30
    Ankara Şubesi Öğretmen Sunumu
    “Lise Müfredatı ve Felsefe Ders Kitapları İncelemesi”

    Ara

    Saat: 16.00-17.30
    İzmir Şubesi Öğretmen Sunumu
    Selin Tunçel (İTK Felsefe Öğretmeni), Nurşah Yılmaz(TED İzmir Koleji felsefe Öğretmeni)
    Çocuklarla Felsefi Sorgulama Uygulamaları

    Ara

    Saat: 17.45-18-45
    Değerlendirme ve Sonuç Toplantısı
    Kapanış

    http://www.konak.bel.tr/...QQdDgtGhgBWpFxdXfp7I
  • 185 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Rüzgarlı pazar.. Yaşam mücadelesi veren, en büyük amacı eve ekmek parası götürmek olan garibanların pazar da kesişen hayat hikayeleri.. Her birinin ayrı ayrı yaşadığı zorluklar, umutsuzluklar, beklentisiz süren yaşamlarının yanı sıra birbirlerine sahip çıkmaları, çıkarsız sevgileri, azimleri...
    İçim burkularak ve de çok severek okudum..
    İstanbul da, gerçekten rüzgarlı pazar diye bir yer var mı merak ettim.
  • Akademik danışmanlık ya da tez danışmanlığı adı altında oluşan 'tez yazım sektörü' patlama yaptı. Üniversitelerdeki lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yönelik ‘naylon’ tezlerin ücretleri 3 ile 20 bin TL arasında.

    Habertürk'ten Yusuf Doğan'nı aktardığına göre, kayıt dışı olduğu için büyüklüğü tam olarak bilinmese de sürekli artan özel üniversitesayısı ve mezuniyet için tez yazma zorunluluğu, sektörü günden güne büyütüyor. Özellikle özel üniversitelerin etrafındaki kırtasiyeler ve fotokopi merkezleri bu işin merkeziyken, sektör artık internet ortamına kaymış durumda.

    Gazete, üniversitelerde tez yazımı, ödev ve proje hazırlanması konusunda hizmet verdiğini duyuran yüzlerce siteden 3'üyle bağlantıya geçerek sektörü araştırdı. E-posta aracılığıyla iletişim kurulan 3 site de 1 saat içinde dönüş yaptı. Kendilerini 'tez danışmanlığı şirketi' olarak tanımlayan kişiler, ilk etapta yüz yüze görüşme talebimizi reddedip tezin aşama aşama mail aracılığıyla tamamlanacağını, gerekirse son aşamada yüz yüze görüşebileceklerini söyledi.

    AKADEMİSYENLER DE VAR
    'Yeni Medya Bağlamında Türkiye'de Yazılı Basın' konulu, 80 sayfalık gazetecilik yüksek lisans tezi yazdırmak istediğimizi söylediğimiz 'tez danışmanı', alanlarına göre özel bir ekipleri ve veri tabanları olduğunu, çalışma gruplarında akademisyenler de bulunduğunu ifade etti. Ardından, veri tabanı taraması yapacağını ve detayları görüşmek için arayacağını bildirdi.

    Yaklaşık 1 saat sonra arayan tez danışmanı, tezin 2 ayda teslim edilebileceğini, 3 aşamada yazılacağını, bedelinin sayfa başı 40 TL'den olmak üzere 3 bin 200 TL olduğunu kaydetti. Görüşülen ikinci siteden diğer tez danışmanı da benzer bir süreçten sonra aynı tezi 3 bin TL'ye yazabileceklerini belirtti. 3. tez danışmanlığı sitesi ise tutarın ortalama 2 bin 750 TL olduğunu, yazım süresi boyunca fiyatın bir miktar artabileceğini hatırlattı. Bu aşamadan sonra ise bu merkezlerin indirim mesajları gelmeye başladı. Sadece görüşüp fiyat sorulan bir başka yer ise fiyatın pahalı bulunduğu söylendiğinde, normalde tez yazdırmanın yasak olduğunu, kendilerinin yasal olan tez danışmanlığı hizmeti verdiğini ve bunun için de fatura keseceklerini, indirim yapamayacaklarını dile getirdi.

    FİYATI NELER ETKİLİYOR?

    Üniversite
    Üniversite sınavı yılda birkaç kez yapılacak
    Görüşülen kişiler ve internet sitelerine göre tezlerin sayfa fiyatı konusuna ve kapsamına göre değişmekle birlikte lisans için 15 TL, yüksek lisans için 30 TL'den başlıyor. Lisans tezleri ortalama 2-3 bin TL. Yüksek lisansta fiyat 3-101 bin TL arasında değişebiliyor. Doktora ve doçentlik tezlerinde ise 5-20 bin TL'ye kadar çıkabiliyor.
    Tezin son fiyatını etkileyen unsurlar arasında, anket çalışması, çeviri, yabancı kaynak kullanımı ve teslim süresi bulunuyor. Son fiyatı pazarlık yeteneğiniz belirliyor. Sözel bölümler için tezler, sayısal bölümlere göre biraz daha ucuz yazılabiliyor. En pahalı tezler ise zorluğu ve uzun zaman alması nedeniyle tıp bölümündeki tezler oluyor. Tez yazan kişiler, her bölümden öğrenci geldiğini söylüyor.

    Açık kimliğinin yazılmasını ve fotoğraf çekilmesini istemeyen C.D., sistemin nasıl işlediğini anlattı.

    EN PAHALISI TIP

    — En pahalıları tıp, ardından matematik ve hukuk geliyor. Sosyal bilimlerde fiyat düşüyor.

    — Sayfa fiyatı: 15-40 TL. arasında değişebiliyor.

    — Lisans tezi: 2-3 bin TLüksek lisans tezi: 3-10 bin TL

    — Doktora tezi: 5-20 bin TL

    — Öğrencinin yazdığı tezi okulun tez formatına göre düzenleme: (Sayfa başı 2 TL sözel, 4 TL sayısal)

    — Normal çevirinin sayfası 4 TL, akademik çevirinin 6 TL, Osmanlıca çevirinin 7-8 TL

    ‘OFİS OLUNCA İNSANLAR GÜVENİYOR'

    Kendilerini tez danışmanlığı şirketi olarak tanıtan yerlerin dışında, bu işi, kendisini bir büroya bağlı olarak gösteren ancak bireysel olarak yapanlar da var. C.D. de bunlardan biri. Sosyoloji bölümü mezunu ancak işsiz olan C.D. ile özel bir üniversitenin yakınındaki bir kafede buluştuk.

    "Bu işi bir süre kendi başıma yapmaya çalıştım" diyen C.D., şunları söyledi: "Bir mütercimt ercümanlık bürosunda proje ve tez hazırlandığını öğrenince, onlarla görüşüp burada çalışmaya başladım. Bireysel olarak gelenler olduğu gibi sınıf halinde gelenler de oluyor. Genellikle çizim yaptırıyorlar. Fiyat, yoğunluğuma göre değişiyor.
    Beni aşan, başkalarına yaptırmak zorunda olduğum kısımlar olursa fiyat artıyor. ‘Kâğıt, ciltleme, baskı hizmeti' adı altında fatura veriliyor. Çalıştığım yer mütercim tercümanlık bürosu. Ama genelde bu iş için kurulmuş yerler oluyor. Tezleri akademisyenlerin yazdığını söylese de bürolarda çalışanlar genelde öğrenciler ve ya sürekli olarak bu işi yapan kişilerdir. Çalıştığım büro sadece bu işten ayda 50-60 bin TL kazanıyor."

    İstanbul dışında diğer kentlerin de düşünüldüğünde pazarın milyonlarca liralık bir pazar olduğunu kaydeden C.D., hangi bölümlerin tezlerinin zor olduğunu ve ya yazılamadığı yönündeki sorumuzu ise "Birçok alandan insanlar olduğu için yapılmayan ödev ya da tez görmedim. Sen bana parayı ver, istediğin ödevi istediğin dilde hazırlatabilirim" diye yanıtlıyor.

    ‘DURUMA KİMSE BAKMIYOR'

    Tez yazım merkezlerinden en çok şikâyet edenler ise akademisyenler. Özel bir üniversitede dekan yardımcılığı yapan bir öğretim üyesi, konuyla ilgili şikâyetini "Bu bir sektör oldu ve biz akademisyenler de üniversiteler de farkında ancak kimse bir şey yapmıyor. Herkes eğitim kalitesinin düştüğünden şikâyetçi ancak bu düşük kalitenin mezunlarının durumuna kimse bakmıyor. Herkes, ‘Bitirsin gitsin' diyor. Onlar doktor oluyor, onlar avukat oluyor. Sonuç ortada" sözleriyle dile getiriyor.

    Öte yandan bir de tez yazdırmaya çalışırken para kaptıranlar var. Forum sitelerinde ve sözlüklerde, internette numarasını görüp arayarak anlaştığı kişiye bir miktar para gönderen ancak bir daha ulaşamayan, YÖK'ün sitesindeki tezleri kopyalayıp yeni tez gibi teslim eden kişilerle ilgili çok sayıda şikâyet bulunuyor.

    Kaynak: (https://tr.sputniknews.com/...rlbyhBRF3HCsjm0V8ZRo)
  • Kıssadan hisse 1000kitap'ın bütün okurları birleşince...

    En kalabalık ve en renkli toplantılarımızdan birini yapmış olmamızın keyfini yaşadık. Bunun nedeni pek tabii ki Yaşar Kemal kalitesiydi.

    İzmir'den, Bursa'dan, Kocaeli'den ve İstanbul'dan bambaşka renklerdeki insanların, yepyeni yüzlerin toplantımızda ilk kez bir araya toplanmış olması aslında Yaşar Kemal'in de bütün insanları etnik bir farklılık olmaksızın tek çatı altında toplaması gibiydi. Sait Faik dememiş miydi zaten Yaşar Kemal için :
    “Türklerin en Kürt'ü, Kürtlerin en Türk'ü” diye?

    Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca ile diktatör olan filler sultanının hüküm sürdüğü bir iktidar sistemine ve entelektüel, aydın kesim olan kırmızı sakallı topal karınca önderliğindeki kırmızı sakallı karıncalara, iç savaş çıkartmaya çalışan sarıcaların distopyasına konuk olduk. Masal, distopya, çocuk kitabı, roman... Pek çok tür atılmıştı ortaya fakat Yaşar Kemal'in bu tezlerin hepsini yıkan bir antitezi vardı :

    "Çocuklar için ayrı ağaç, ayrı deniz, ayrı gökyüzü yapmamış doğa. Çocuklar bunlardan kendilerince ayrı anlam çıkarıyorlar. Doğa, herkesin kendi dünyasına, herkesin kendi kişiliğince giriyor. İşte bu yüzden köylüler için başka roman, kentliler için başka roman, işçiler, aydınlar, çocuklar için başka roman olmaz. Çocuklar için ayrı bir edebiyat yoktur."

    Özgürlük düşmanı ve zalim fillerin uyguladığı sömürünün akla bile getirilmesinin engellendiği, 24 saat düşünce propagandası yapan borazanların Nazilerin yaptığı medya propagandalarını hatırlattığı, Orwell'ın 1984 ve Hayvan Çiftliği ile olan benzerliklerini, distopyaların içinde tanımlanan Foucault'un panoptikon kavramının Filler Sultanı'nın sarayını anımsattığı, karınca yuvalarının yeraltında komünlenmesiyle yer yer komünizmi hatırlattığı ve siyasi, düşünsel, bilişsel örgütlenmenin nasıl olabileceği, bizim de kendi kariyerlerimizde ilerleyerek hepimizin birer Filler Sultanı'na dönüşebileceği hakkında özeleştirilerimizi de belirterek, halkın aslında kendisinin yarattığı bir hikâye okumuştuk.

    Yaşar Kemal'in bütün hayatında, bütün eserlerinde daima ezilenden yana olmuş olması gibi biz de bütün hayatımızda ülkemizde değer görmeyen, ezilmiş, unutturulmaya çalışılan bir başkaldırı çeşidi olan kitaplardan, okumaktan, düşünmekten ve sorgulamadan yanaydık. Somut bir eylem arıyorduk bu kitabı okuduktan sonra! Neydi bu eylem çeşidi? Neydi karıncaların içlerinde duyduğu şarkının bizdeki karşılığı? Neden kitap okuyorduk? Her kitabı okuduktan sonra aklımızda oluşabilecek en ufak bir değişimi bile anlaşılmak isteyeceğimiz insanlarla paylaşabilmek için mi? Orwell'ın dediği gibi, insan, ardında tek bir eser, tek bir sözcük bile bırakamadıktan sonra geleceğe nasıl somut bir şekilde seslenebilirdi?

    Kitap okumak başlı başına bir başkaldırıdır, soyut düşüncelerin adım adım somutluğa evrilmesidir. Nasıl ki bir evrim süreci yaşanılan çağ içinde gözlemlenebilir değil ve milyonlarca yıla yayılmışsa belki bizim de bu sitede bir incelemenin içerisine yazdığımız bir cümle, katıldığımız buluşmalarda sarf ettiğimiz sadece tek bir cümle bile her insanın bambaşka bir dünya olduğu hayatta birilerinin hayatını değiştirecektir. Buluşmalara katılıp bu site için emek veren emekçi 1000kitap profillerinin her biri çalışkan kırmızı sakallı karıncalardır!

    Li-3'den bir alıntı yapmak istiyorum :
    "Yaşar kemal'in hayatına baktığımızda onun halkla iç içe olduğunu görürüz. Zira kendisi röportaj için gittiği yerde çıkan orman yangınında tırmıkla mücadele etmiş birisidir. Madımak olaylarında meydandaydı. Hrant cinayetinde de. Tip konuşması ise efsanedir zaten. Hayata dönüş operasyonunda ve öncesinde arabuluculuk yapmıştır. Köylülerle kolkola eyleme gitmiştir. Bunları saymayla bitiremeyiz belki de. Kendisi halkın ekmeğini yiyecek kadar aç gözlü olmamıştır. Barıştan yana olmuştur. Zaten dönemin devlet erkanının yüzüne doğru, insan hakları ve eşitlik çok kültürlülük konusunda konuşurken "eşek gibi bakmasınlar öyle" diye fırça atmıştır. Pek çok tehdite kulak asmamış mücadelesini vermiştir. Romantik bir sosyalist değildi, eylemci bir halk adamıydı."

    Halkla iç içe olun ey 1000kitap okurları! Kitaplarınız, düşünceleriniz, geleceğe bırakmak istediklerinizle eylem yapın! Otobüslere, banklara, kafelerdeki masalara insanların okuyup kendi bakış açılarını değiştirebileceği kitaplar bırakın! Kitapla hiç tanışmamış insanlara onların okuyabilecekleri ve rahatça anlayabilecekleri kitaplar hediye edin! Etrafınızdaki dünyada ve içinizdeki esas dünyada oluşabilecek yangınlara tırmığınız olan aklınızla mücadele edin! Belki sokaklara dökülüp isyan etmiyorsunuz, yürümüyorsunuz, belki bir Saint-Denis barikatları, belki bir Gezi Parkı gerçekleştiremiyorsunuz fakat aklınız ile kalbinizin muhteşem mimarisindeki meydanlarınızdan ayrılmayın! Çünkü bu yazıyı okuyan herkes zaten bu isyan meydanında, kendi düşüncelerini değiştirmek için her gün kitaplar okuyup düşünüyor.

    Eşek gibi bakmayın öyle! Ne zaman iktidarın sizden istediği umutsuzluk ve korku şırıngasını yerseniz işte o zaman uyuşturulursunuz. Unutmayın ki her ülke her zaman tedavinin vaat edilip hiçbir zaman bunun uygulamaya dökülemediği kocaman bir ameliyat masasıdır. Bir taraftan başhekim olan diktatör, diğer taraftan umutsuzluk ve korku uyuşturucuları, diğer taraftan sarıcalar, hüdhüdler olan hemşireler... Herkes sizi ameliyat etmek ister! Herkes sizin organlarınızı, düşüncelerinizin sardığı iç dünyanızı yerinden koparıp sömürmek ister. Romantik sosyalistler, tembel insanlar, hayatını bomboş geçirenlerden değil eylemci, kitap okuyan ve bu okuduklarını da başkalarına her yerde anlatan insanlardan olun!

    Bir insanın düşünce toprağında bir fidan büyütmek bile ileride etrafında yaşatacağı, onlara düşünüp sorgulama oksijeni vereceği pek çok insan için bir orman olabilme umudu taşıyabilir!
    Kitaplar bizim oksijenimizdir!

    Kıssadan hisse 1000kitap'ın bütün okurları birleşince...

    Toplantıya katılan arkadaşlar:
    Oğuz Aktürk
    Ebru Ince
    Selman Ç.
    Muzaffer Akar
    Osman Y.
    Necip G.
    Turhan Yıldırım
    mecdbrs
    Anıl
    Fırat İnan SARIÇİÇEK
    Hercaiokumalar /Ayşe
    Yaz
    Achillea
    Şevval Erdemir ve arkadaşı
    Canan
    Serdal Şimşek
    Metin Özdemir
    Nilüfer
    ™ Parende
    Seray Soysal ️
    Tuğba Demirci
    Ümit K.
    bikedibolkitap
    D-503
    Arzu D.
    Ayça
    endymion
    Esra
    mustafa tamer akder
    özlem
    Bülent
    Uzun bir aranın ardından Bursa'dan gelen:
    NigRa
    İzmir'den sürpriz yapıp gelen:
    Ayşe*
    Moderatör beyimiz:
    Ahmed Yasir Orman
    ve 1000kitap Yaşar Kemal şubeleri:
    Roquentin
    Li-3

    Eksik olan arkadaş varsa bildirirse ekleme yapabilirim.

    Toplu fotoğraf :
    https://i.hizliresim.com/bVvW2j.jpg
    https://i.hizliresim.com/ADOpqq.jpg

    Diğer fotoğraflar ve Ebru Ince olmasa biz ne yapardık temalı olanlar:
    https://i.hizliresim.com/5aNBkd.jpg
    https://i.hizliresim.com/dvLR2n.jpg
    https://i.hizliresim.com/mMXDy1.jpg
    https://i.hizliresim.com/oXdm19.jpg
    https://i.hizliresim.com/y6GD7n.jpg
    https://i.hizliresim.com/mMXDv4.jpg
    https://i.hizliresim.com/4jpAYJ.jpg
    https://i.hizliresim.com/r504mz.jpg
    https://i.hizliresim.com/XMbG0k.jpg
    https://i.hizliresim.com/r504J3.jpg
    https://i.hizliresim.com/NnLX8Q.jpg
    https://i.hizliresim.com/RrgAlj.jpg
    https://i.hizliresim.com/16pWQD.jpg
    https://i.hizliresim.com/36OZy4.jpg
    https://i.hizliresim.com/r50kq7.jpg
    https://i.hizliresim.com/lqQ50r.jpg
    https://i.hizliresim.com/bVv7Yj.jpg
    https://i.hizliresim.com/grPMVN.jpg

    Toplantımıza ilk kez katılarak sürpriz yapan Ayşe* ve Li-3:
    https://i.hizliresim.com/YQd9pa.jpg
    https://i.hizliresim.com/P17JM6.jpg

    Toplantıya gelmeyenlerin kaçırdığı küçük mutluluklar:
    https://i.hizliresim.com/0R0QkL.jpg

    Bir sonraki buluşma:
    Okunacak Kitap: Sis
    Tarih: 10 Mart 2019 Pazar
    Saat: 14:30
    Mekan: Okkalı Kahve Kadıköy
    Adres: Rasimpaşa Mahallesi, Halitağa Cd. No:42 Kadıköy/İstanbul
  • Hiç bir kuvvet dedim ..bir pazar sabahı sıcacık yataģımdan çıkarıp beni dedim, bu kadar uzun bir yola süremez ... Kıştı

    Ondört ay olmuş ben bunu söyleyeli :)
    Neredeyse beş yıl olacak 1000K ya rastlayıp burada yaşamaya başlayalı ...
    Artık "evim" diyorum bu sayfaya çünkü her duygum burada yaşıyor .. bedensel olarak da içindeyim_ kaçamadım _"sebebi" toplantılar :) Dün de en güzel Istanbul buluşmalarından biri gerçekleşti

    Insan insanı tanımadan nasıl bu kadar sever ve benimser acaba ? Sorusunun cevabıdır net :) eksik olanlar burnunda tüter mesela ,garip bir yokluk duygusudur bu özlersin _çok özlersin_

    Bu sitede olup da artık bir sarılsak dediğiniz insanlar var değil mi .. :)
    Bir konuşsak keşke ..
    Önce kitaplardan ,sonra hayattan ,dostluktan:) "iyiki varsın " kelimesinin anlam kazandığı bir yerdir 1000K ve "İYİKİ VARSINIZ" hepiniz :)

    Hepinizi seviyorum :)
    "bazılarılarınızı biraz fazla " :)

    https://youtu.be/B_jgYzkX5kM :)
  • Merhaba dostlar;

    Bursa okuma grubu olarak şubat ayında 22.kez buluştuk.

    https://i.hizliresim.com/16p2EG.jpg
    https://i.hizliresim.com/v6aQPp.jpg

    Haydi toplanın da İsmail Güzelsoy eşliğinde gerçekleşen buluşmada neler olmuş göz atalım hep birlikte. Bu yazıyı okuyan sen; dilersen https://youtu.be/x_Ut87lWvvo bu şarkı eşliğinde de okumaya devam edebilirsin.

    Tarih 5 Şubat, 18:00 civarını gösterirken grup ilginç bir heyecan içinde ufak ufak toplanmaya başlamıştı. İlk kez, okuduğumuz bir kitabı kitabın yazarı eşliğinde değerlendirecektik. Yazara neler sorabiliriz?, nelerden bahsedebiliriz?, kitap nasıldı?, yazar da bizi beğenecek mi? gibi kendi aramızda ufak değerlendirmeler yaparken saat 18:30 civarı yazar Gerçek Kafe'de boy gösterdi. Normalde kendisinin Aydın'da bir programı vardı, Bursa'daki ufak işlerini halledip o arada bizim toplantıya katılıp oraya geçecekti. Fakat programındaki yoğunluk sebebiyle Aydın'ı iptal etmiş. Dediği "Buraya sadece sizin için geldim." cümlesinden sonra duygulardaki şelale durumunu varın siz hayal edin. :)

    Abartısız söylüyorum yazar masaya oturduğu andan mekandan dışarıya adım attığımız ana kadar ortama tamamen hakimdi. Durum böyle olunca da bir nevi toplantıyı İsmail Güzelsoy yönlendirdi gibi oldu.

    O kadar fazla şeyden bahsettik ki, inanılmaz bilgilendirici ve doyurucu bir sohbet oldu.

    Yazmak, kitaplar, insanlık, Türkiye, siyasi olaylar, ülkedeki durum ve vaziyet, 6-7 Eylül olayları, yazarın Iğdır'dan İstanbul'a göçüşü, Rum komşusu, Gezi, Nuh Köklü (ki burada gözleri doldu anlatırken), kitapta kurguyu nasıl oluşturduğu, İran, Kemalizm, Marksizm, Netflix, Westworld....

    Yazar bizden iyi hazırlanmıştı ya da bizden önce de pek çok kez kitap üzerine sohbet ettiği ya da eleştiri okuduğu için bütün sorularımıza tatmin edici cevaplar verdi. Kitapta şu kısım bu muydu dediğimizde aslında orasında mitolojideki bu karaktere işaret etmiştim ya da aslında bu biraz kuantum ile ilgili... Bu karakter normalde kurgunun akışına göre değerlendirdiğinizde olmayan bir karakter... El-Cezeri şunu şunu yapmış... Oradaki isim gözden kaçırdığım bir şey değil, şundan ötürü kasıtlı yaptım gibi her soruya cevabı vardı. Çok güleryüzlü, çok mütevazi bir insan kendisi... İlginç de bir insan. Bir kitabını yazarken Farsça kursuna gitmiş, yeni kitabındaki ud-i karakter için ud çalmayı öğreniyormuş gibi gibi... :)

    İsmail Güzelsoy kitapta Suzan'ın günahları neydi, Cibeş İso'nun sonu neden öyle olmuştu, Nuh kimdi aklımızda tam oturmayan kısımları bir bir aydınlatırken saatin koşturup 23:00'e vardığını, cafenin kapatmak için bizi beklediğini fark ettik. :) Kitaplarımızı imzalatıp bir sonraki ayın kitabı için yazarın önerdiği bir kitabı okumak istediğimizi belirterek kendisinden kitap tavsiyeleri aldık.

    https://i.hizliresim.com/ADO0zr.jpg

    Bunun dışında sevdiği ve etkilendiği bir takım yazarlar ise aşağıdaki gibiymiş;

    Şeyh Sadi Şirazi
    Jorge Luis Borges
    Komünist Manifesto
    Alice Harikalar Diyarında
    Julio Cortazar
    Gabriel Garcia Marquez
    Anton Çehov

    Dostoyevski
    https://i.hizliresim.com/alnjjd.jpg -Yeraltından Notlar
    https://i.hizliresim.com/nQbkA1.jpg - Değmez

    "Dünyaya gelmek bir trajedi ise, bu trajediye katlanmanın en güzel yolu sevgidir." diyerek ve bir sonraki kitap çıktıktan sonra yine bir araya gelelim diye sözleşerek(yazar da bizi beğeniyor), geceyi sonlandırdık.

    Yazara bizden bir hatıra kalsın ve bizi #40347800'sın diye ufak bir hediye almıştık kendisine onu da vermeyi unutmadık tabi.

    https://i.hizliresim.com/7aBVDa.jpg
    https://i.hizliresim.com/bVvjYV.jpg
    https://i.hizliresim.com/5aN42q.jpg
    https://i.hizliresim.com/grP46b.jpg

    Kitabı okuyanlar için böyle bir sergi açılıyormuş : https://twitter.com/...512384860725249?s=08

    Gökhan arkadaşımızın söyleşide tuttuğu bir takım notlar şöyle :

    *Edebiyatın amacı eğlenceli olmaktır, hayat çok sıkıcıdır çünkü..
    *İlk ciddi okumam Tevrat; Kur’an’ın özelliği ilk kez Tanrı’nın sesini duyarsınız.. İncil çok güzel bir metindir.
    *Edebiyat olarak ilk ciddi okumam : Komunist Manifesto
    *İyi bir edebi ürünü kendin yazıyorsun gibi okumak
    *İnsanların yazdığı her şey otobiyografiktir.
    *Yazarın kitapta kendini öldürmesi; yazar öldü kitap devam ediyor.
    *Trafikte de edebiyatta da tereddüt öldürür.
    *İlk 6 kitabımın hiçbiri 2. Baskı yapmadı.
    *Ne yapmaya çalışıyorum? Arada bir geri dönüp yarattığınız tabloya bakın.(Yazmak üzerine...)
    *Bu dünyada doğmuş olmanın kendisi lanettir ve bu laneti başkalarına ödetiyoruz.
    *Bir insanı mağdur edildiğine inandırmak çok kolaydır çünkü doğduğumuz için mağduruzdur.
    *Hiçbir ideoloji pozitif yönden ilerlemez hep bir düşman gösterir.
    *”Annem kürtaj olmadığı için cinayet işledi.” (Romain Gary (Emile Ajar) / Onca Yoksulluk Varken kitabında geçer.)
    *Bu dünyada en değerli şey şefkattir ama o da alınıp satılabilen mal haline geldi.
    *Mutlu olduğunu zannetmek mutluluk değil (haz) başkalarının yüzünde ancak görebilirsin bunu.
    *Yokken de verilebilecek tek şey sevgidir. (Hz. İsa)
    *Bir romanın okurda tamamlandığına inanıyorum.
    *Tek rakibim Nettflix
    *Tanrı kendisini rüyasında yaratmıştır ama farkında değildir.
    *Hatırla’nın şifresi; seni sen yapan şeydir. (hafıza)
    (Editör notu "Peki benim şahsiyetim ne olacak?" 😉 )
    *Nuh Köklü’nün son sözleri; keşke rüya olsa..
    *Her devrin insanları vardır, biz hiçdevrin insanlarıyız.
    *Her insan en az iki kişidir.
    *”Düşman tükenmeden düşmanlık tükenir miydi?” -Yılmaz Güney/Sürü filminden
    *Ahlaki çürümenin sorumlusu ahlaksızlar değil ona boyun eğenlerdir.

    Buluşmadan kareler;

    https://i.hizliresim.com/9aY9Nr.jpg
    https://i.hizliresim.com/qdAmvQ.jpg
    https://i.hizliresim.com/MV1PD2.jpg
    https://i.hizliresim.com/QLP42G.jpg
    https://i.hizliresim.com/bVvg60.jpg
    https://i.hizliresim.com/0R04zo.jpg
    https://i.hizliresim.com/JZV7Dj.jpg
    https://i.hizliresim.com/zjG2M9.jpg
    https://i.hizliresim.com/GmZpDV.jpg
    https://i.hizliresim.com/y6GAq7.jpg
    https://i.hizliresim.com/6aDlN3.jpg
    https://i.hizliresim.com/WqX6DN.jpg
    https://i.hizliresim.com/36O1zr.jpg

    Bir sonraki buluşma için;
    Tarih : 03 MART PAZAR
    Saat: 13:30
    Mekan: Gerçek Kafe
    Tartışılacak Kitap : Koku

    Katılımcı Listesi :
    1- NigRa
    2 -Oğuz Beyiniz / Auri
    3- Gökhan
    4- Şeyda
    5- Nermin Güneş
    6- Gökhan Tura
    7- Beytullah Kurnalı
    8- Ahmed Yasir Orman
    9- Volkan
    10- Osman Y.
    11- Kırmızı Rüzgar
    12- EySelim
    13- Gökhan Hayat
    14- Gülfe
    15- Ayşe KESER !
    16- Levent Yaşar
    17- Meral
  • Hepimiz O'nu bekliyoruz. Hepimiz yüzyıllardır O'nu bekliyoruz. Bazılarımız, Galata köprüsü üzerindeki kalabalıktan bunalıp Haliç’in kurşuni mavi sularına kederle bakarken; bazılarımız, Surdibi'ndeki iki göz odayı bir türlü ısıtmayan sobaya odun atarken; bazılarımız, Cihangir'in arka sokağındaki Rum apartmanının o hiç bitmeyen merdivenlerini çıkarken; bazılarımız ücra bir Anadolu kasabasında, meyhanede arkadaşlarla buluşma saati gelsin diye, İstanbul gazetesindeki bulmacayı çözerken; bazılarımız da, o gazetede sözü edilen ve resmi basılan uçaklara binmeyi, aydınlık salonlara girmeyi, güzel gövdelere sarılabilmeyi hayâl ederken, O'nu bekliyoruz. Ellerimizde yüz kere okunmuş gazetelerden katlanmış kese kâğıtları, en ucuz plastikle yapıldığı için, içindeki elmaları da sentetik bir kokuyla kokutan plastik torbalar, avuç içlerimizde ve parmaklarımızda morumsu izler bırakan pazar fileleri, çamurlu kaldırımlarda hüzünle yürürken de O'nu bekliyoruz. Cumartesi akşamları şişeleri ve camları kıran erkeklerle, dünya güzeli kadınların doyum olmaz maceralarını seyrettiğimiz sinemalardan, yalnızlık duygusunu arttıran orospularla yattığımız kerhanelerin sokağından, küçük saplantılarımız var diye acımasız arkadaşlarımızın bizimle alay ettiği meyhanelerden ve gürültücü çocukları bir türlü uyuyamadığı için radyolarındaki tiyatroyu bile tadını çıkararak dinleyemediğimiz komşu evinden dönerken, hepimiz O'nu bekliyoruz. Bazılarımız O'nun arsız çocukların sapanlarıyla sokak lambalarını kırdıkları arka mahallelerin karanlık köşelerinde ilk görüneceğini söylüyor, bazıları da Milli Piyango, Spor Toto, çıplak kadınlı dergi, oyuncak, tütün, prezervatif ve her türlü ıvır zıvır satan günahkârların dükkânlarının önünde. Nerede, ama nerede ilk görünürse görünsün, ister küçük çocukların günde on iki saat kıyma yoğurduğu köfteci dükkânlarında, ister binlerce gözün tek bir isteğin bakışıyla yanarak tek bir göze dönüştüğü sinemalarda, ister melek kadar günahsız çobanların mezarlıklardaki servilerin büyüsüne kapıldığı yeşil tepelerde ilk ortaya çıksın, O'nu ilk gören talihlinin hemen tanıyacağını ve sonsuzluk kadar uzun ve bir göz kırpma kadar kısa süren bekleyişin sona erip, kurtuluş vaktinin geldiğinin hemen anlaşılacağını söylüyor herkes.