• İstanbul' da Boğaziçi' nde,
    Bir fakir Orhan Veli' yim;
    Veli' nin oğluyum,
    Tarifsiz kederler içinde.

    Urumelihisarı' na oturmuşum;
    Oturmuşumda bir türkü tutturmuşum:

    "İstanbu'un mermer taşları;
    Başıma da konuyor, konuyor aman martı kusları
    Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
    Edalı'm,
    Senin yüzünden bu hâlim."

    "İstanbul'un orta yeri sinama;
    Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
    El konuşur, sevişirmiş; bana ne?
    Sevdalı'm
    Boynuna vebâlim!"

    İstanbul' da Boğaziçi'ndeyim;
    Bir fakir Orhan Veli;
    Veli' nin oğlu
    Târifsiz kederler içindeyim.
  • İstanbul'un orta yeri sinama;
    Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
    El konuşur, sevişirmiş; bana ne?
    Sevdalı’m,
    Boynuna vebalim!
  • İstanbul'da Boğaziçi'nde
    Bir Garip Orhan Veli'yim
    Veli'nin oğluyum
    Tarifsiz kederler içindeyim

    Rumeli Hisarı'na oturmuşum
    Oturmuş da bir türkü tutturmuşum

    İstanbul'un mermer taşları
    Başıma da konuyor martı kuşları
    Gözlerimden boşanır hicran yaşları
    Edalım...
    Senin yüzünden bu hâlim.

    İstanbul 'un orta yeri sinema
    Garipliğim,mahzunluğum duyurmayın anama
    El konuşurmuş,görüşürmüş banane

    Sevdalım...
    Boyuna vebalim.

    İstanbul'da,Boğaziçi'ndeyim
    Bir Garip Orhan Veli'yim
  • İstanbul'un orta yeri sinama; 
    Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama; 
    El konuşur, sevişirmiş; bana ne? 
    Sevdalım, 
    Boynuna vebalim!" 
  • Bu kitap, 19.yüzyıl ile 20.yüzyılın başlarında Orta Asyalı (Afgan, Özbek, Hint ile o bölgede yaşayan diğer Müslüman haklar)
    hacıların, kutsal topraklara ziyaretleri; ziyaret güzergahları ve tekke kültürüne bakış açılarını inceleniyor.
    Hacıların Orta Asya ve Hint yarımadasından çeşitli yollarla Kudüs, Mekke, Medine'ye ulaşmaları; yol boyunca yaşadıkları ve hacıların barınma ve iaşe ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulan Afgan, Özbek, Hint tekkelerin yapısı ve işleyişi anlatılıyor.

    'Yılda sadece bir kez düzenlenen kitlesel hareket' o zamandan bu zamana kadar artarak devam ediyor. O zaman
    diliminde insanların ne gibi zor şartlar altında hac ziyareti yapmalarıyla bugünkü koşullar arasındaki farkı düşünmekte fayda var.

    Maddi anlamda bir şey beklemeden sadece dini maneviyatla yoğrulmuş bazı kişiler de diğer hacılara yardımcı olmak anlamında hac yolu üzerinde çeşitli tekkeler kurmuşlar. Yardımlaşma, dayanışma halinde olan insanlar birlikte zikir ayinleri düzenliyor; Çağatay Türkçesi, Farsça, Arapça, Hintçe gibi kendi dillerinde mistik ritueller yapıp hemşehrileriyle sohbet imkanı sahip oluyorlardı.

    Bu tekkelerde hac yolculuğunda esas amaç Mekke ve Medine'ye ulaşmak olsa da kutsal görülen Kudüs'e de mutlaka uğranılırdı.

    İstanbul, Şam, Mekke arasında yayılmış bulunan Özbek, Afgan ve Hint sufi tekkelerin Orta Asya, Hint, Osmanlı İmparatorluğu arasında Arap vilayetleri özelinde gerçekleşen kültürel, dinsel, siyasi alışverişte oynadıkları rolü de ele almakta. Özellikle Özbek, Afgan ve Hint tekkeleri işleniyor.

    Ayrıca sufi şeyhlerin niçin hacca giderken kutsal şehirlerde konaklayan hacılarla ilgilendiler; tekkeleri niçin ruhani merkez yanında han haline getirdikleri kitabın sayfaları arasında okuyucuyu bekliyor.

    Hem İstanbul hem de hac güzergahında neden Hintli tekkelerin çok olduğu; İstanbul'da Hintli cemaatin olmamasına rağmen Hint tekkelerin yer alması ilginç bir durum oluşturuyor.

    Fakir ve zengin Hintli hacıların durumu da çeşitli kaynaklardan toplanan bilgiler ve Falih Rıfkı Atay'ın kaleminden de açıklanıyor.

    Kalenderiye mensupları ise diğer bazı cemaatler tarafından muhalif hatta din dışı görülmelerine rağmen nevi şahsına münhasir eylemleriyle varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ayrıca İstanbul'da rastlanan dervişlerin büyük çoğunluğunun Osmanlı tebası olmaması ve çoğunun Hindistan ve civar yerlerden gelmeleri de bir başka ilginç durumu oluşturur.

    Kitabın 'sonuç (s.150)' kısmında '1924'ten sonra başa geçen Vehhabi devletiyle birlikte; sufi tekkelerin ve türbe ziyaretlerin yasaklandığı, şeyhlerin kaçmak zorunda kaldıkları ve çok sayıda türbenin yıkıldığı bilgisi veriliyor. Daha sonra 'Kemalist' hükümetin tüm tekke ve türbeleri yasaklaması ard arda geliyor.


    Kitabın 2002 yılında Hayfa Üniversitesi'nde sunulan tebliğin geliştirilmiş hali olması, sanki biraz daha genişletilmeyi de
    gerektiriyor gibi düşündürüyor insanı. Kitabın giriş kısmında tekke nedir? ne değildir? islam'da yeri varsa önemi gibi bilgiler eklenebilirdi.

    Aynı şekilde şeyh, mürit, tarikat vb çeşitli kavramlarda açıklanabilirdi. Kitabın dili sade. Ayrıca araştırma yapacaklara geniş 'kaynakça' sunuyor.

    Kitabın üniversitede bir anma töreninde yapılan konuşmanın biraz genişletilmiş hali olması bazı kavramların ya da yargıların
    tam olarak açıklanmamasını doğuruyor. Örneğin, Vehhabi ve Kemalist yönetimlerin aynı siyasi, dini düşünceye sahip olmamakla birlikte ortak nokta 'tekkelerin kapatılması' bu iki rejimin ortak değil sadece benzer kararlar alması olarak düşünülebilir. Ama yazar bu kısmı kısa geçtiğinden yani sebep-sonuç ilişkisi kurmadığından (kitabın kapsamı büyüyecek) ben sadece 'benzer' karar olarak görebilirim. Ayrıca 'vehhabi', 'kemalist' gibi kavramlar da açıklanabilseydi sadece Türk okuyucu için değil başka dillerde okuyan kişiler içinde faydalı olabilirdi.

    1925 yılında Türkiye'de tekke ve zaviyelerin kapatılmasındaki amaç, halkın bilgisiz, iyiniyet ya da cahilliğinden istifade edip bundan çıkar sağlayacakların önüne geçmek. Bırakın 1925'i günümüzde bile hala buralardan medet uman kişiler yok mu? Tekkelerin kapatılması bir zaruret doğuruyordu. Atatürk'ün
    30 Ağustos 1925 tarihli Kastamonu söyleminde belirttiği gibi: "Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için lekedir. Efendiler ve ey millet biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru hakiki tarikat medeniyet tarikatı" sözüyle yeni rejimin
    yolunu kalın çizgilerle çizmiştir. Ama daha sonra kanunda yapılan bazı değişikliklerle bazı türbelerin açılmasına olanak sağlanmıştır.

    Ezcümle: Tavsiye edilir.

    Notlar:

    + Bu kitabı 3-5 Mayıs 2012 tarihinde notlar alarak okudum. 1 Kasım 2018 tarihinde yazıya döküp, siteye ekledim. Elimin altında bulunuyordu, herkes faydalansın diye arşivimden çıkarıp yazıya döküp ekledim. https://resmim.net/f/2Ldt7I.jpg

    + Birinci Basım Nisan 2012

    + Ayrıca Thierry Zarcone'nin yazdığı İslamda Sır ve Gizli Cemiyetler kitabı da okunabilecek en iyi 'sır, gizem, mistik, gizli cemiyet, masonluk' gibi çok sayıda bilgiyi ve belki de ilk defa duyacağız bilgilerle harmanlayan ve kullandığı kaynaklar bakımından da oldukça iyi bir kitaptır. Onu da o tarihte alıp okudum ama onda bir ama var. Bilgi, içerik yönünden olmasa bile mizanpaj olarak ve ayrıca resim/yazı kullanımı, bazı kavramların çeviri olarak tam olmaması yüzünden
    okunurken sıkıntı yaşatabilir. Bu kitabı keşke başka bir yayınevi (ama bu mizanpajı örnek almadan sıfırdan yapacak) bassa da onu da okusak.
    O kitabın notları da var onu da bir ara siteye yüklerim diyerek kendime ait notları bitiriyorum. Şu an da piyasa da bulacağız çoğu 'mistik, gizli cemiyet, masonik' temalı kitapların çoğu kopyala yapıştır mantığıyla ve kaynaksız olarak verilirken, bu kitap kaynağın kaynağına inerek kavramları konuyla harmanlayıp bizlere sunuyor.
  • "Paralı kesim ekmeğini yiyip suyunu içtiği; hastanesine, mektebine, üniversitesine, çarşısına pazarına ortak olduğu bu şehirden niçin acaba bir cüzzamlıdan kaçar gibi kaçıyor?"