• Bir Özlem Şarkısı / Hasibe GEZGİN

    Gözlerim bulutlandı,
    Şarkılar eylül rengi.
    Yüreğimde demir parmaklıklar…
    Kendime takılıp düşüyorum nicedir.
    Düşlerimin elleri çatlak,
    Gülüşü nasırlı gecelerimin.
    Omuzları çöktü hecelerimin.
    Gittiğin gün feri söndü, bendeki benin.

    Ayazdayım,
    Gülüşlerim yağmur kokuyor,
    Bakışlarımda, gözlerin kanıyor.
    Yoksun, bu yokluk beni yoruyor.
    Dudaklarımdaki ninniydin oysa,
    Masaldın eğreti akşamlarımda.
    Şimdi kıyılarımda değil ellerin.
    Sûretin düşmüyor odalarıma.
    Bir özlem şarkısı dilimin ucunda,
    Kalbin atıyor damarlarımda,
    Gök mavisi yarınlar adıyorum sana.
    Duyuyor musun?
    Hayalin ısıtıyor içimi,
    Görüyor musun?

    Bu şehir sensiz kambur…
    Sokaklar, yaralı; hasta ve bitkin.
    Gözlerinde vahşi bir tortuyu saklıyor gece.
    Sesim çatlıyor yokluğuna değdikçe,
    Duvarlara çarpıp parçalara bölünüyor düş mavisi gençliğim.
    Çürüyen ömrüme inat,
    Sesini çoğaltıyorum, nefesini saklıyorum içimde,
    Birikiyor sevdan, boy veriyor masl rengi bahçelerimde.

    Sesimde eylül kırıklığı, sonbahar hüznü,
    Gittiğin gün, yalnız kaldım kalabalıklar içinde.
    Önce ellerim silikleşti; sonra gözlerim yitip gitti ardından.
    Sokaklar adını sayıkladı bir zaman,
    Bir zaman sen koktu kaldırımlar.
    Bıraktığın gibi gökte asılı kaldı bulutlar.
    Kim bilir kaç gün, kim bilir kaç gün…
    Yüreğim ayazda kaldı,
    Buza kesti gecelerim,
    Ve gülüşlerine tutsak,
    Kim bilir kaç gece şafak söker diye bekledim.

    Bir özlem şarkısısın uzaklarda sen,
    Gözlerin yitik kentler gibi.
    Seni bağırıyorum gün doğumlarında,
    Senli cümleler kuruyorum.
    Kayıp zamanları yaşıyorum şimdi,
    Eksik mevsimleri tüketiyorum.
    Sensiz, sensiz…
    İçimden yoksulluğuma ağlamak geliyor,
    Yapamıyorum.

    Nerdesin?
    Gözlerin masal kokuyor mu hâlâ?
    Unuttum tadını ellerinin,
    Öpmedim nicedir çünkü.
    Gülüşüm zehirli
    Yaralı bir geceden sesleniyorum sana.
    Gittin, bu sensizlik ağır geldi bana.
    Delirecek gibi oluyorum bazen,
    Sığamıyorum odalara,
    O an, işte o an bir özlem şarkısı düşüyor dudaklarıma,
    Seni çağırıyorum,
    Bilmem yüreğimin çığlıklarını duyuyor musun?
    Bak, kanat çırpıyor sana düşlerim,
    Görüyor musun?
    Sar beni; sar kendiliğini, içtenliğini ayazda kalmış sonbaharlarıma.
    Güneş ol, bahar ol.
    Üşüyorum.
    Sensiz, bu şehirde eskimek istemiyorum.

    Bilmem, gözlerinde hangi yağmur ıslanıyor şimdi,
    Kurşun gibi ağır hasretin.
    Ben, tüm benliğimle yüzünü saklıyorum gözbebeklerimde.
    Her zerremde nefesin.
    Seni özlüyorum, öyle işlemişsin ki içime.
    Adın dilimde,
    Paslı geceler saplanıyor tenime.
    Sen, öylesine uzaksın ki…
    Yollar öylesine insafsız ki…
    Ölgün bir kentte ihtiyarlıyor sözlerim
    Gözlerine dokunmadan kimsesizlikle bileniyor gözlerim.
    Senden vazgeçmek mi?
    Bu aşk, alın yazım oldu artık benim.

    Bir özlem şarkısı geçiyor içimden,
    Gülüşlerim senli akşamlara tutsak.
    Nereye gitsem…
    Gözlerin benimle geliyor.
    Hayalin gölgem gibi.
    Nereye saklasam bilemiyorum bu sevgiyi.
    Say ki, bir kâbus bu,
    Geçecek,
    Bir, iki, üç…
    Kapa gözlerini,
    Ellerimi anımsa.
    Yüzüme dokun,
    Yüreğimi kucakla.
    Geçecek bu bozgun, dinecek bu fırtına.
    Vuslat kapıda.
    Biz iki sevdalı,
    Düşeceğiz yine aynı kıyıya.
    Zaferi hak etmek için dayanmak gerek bu çalkantıya.
    Günün birinde, aynı sabaha uyanacağız nasıl olsa.
  • Dedim
    Senin gülüşün
    Bir şiirse eğer
    Seni sevmek kaç gülüşdür?
    Hee dedi
    Benim gülüşümde ayva'nın düşleri var
    Saclarımdan gökülen incirin
    Yüzümde acan zefaran çiceğinin
    Hasreti
    Özlemi
    Vuslatı var
    Güldüm
    Hee dedim
    Senin gülüşünde
    Bir ömürlük
    Şiir kokulu sevda var
    Güldü
    Benim gülüşüm
    Ayva ve incir
    Gerisini sen düşün.
    Güldüm
    Bi dünya gülüşsün işte

    Dayrul Zefaran
  • I. 
    Tenime yabancılaştım, etime 
    Göğsüme kollarıma kalçalarıma 
    Bacaklarıma yabancılaştım.

    Saçlarım o eski güzelliğini 
    Çoktan yitirdi 
    Şimdi yalnız bilmem neden 
    Zaman zaman yüzüme vuran 
    Bir utancı perdeliyor sadece. 
    Oysa önceleri oysa eskiden 
    Salınca tarakları tel tel 
    Düşler ülkesinden sevgiler ülkesinden 
    Yağmur serinliğinde, incecik 
    Yumuşacık bir el 
    Bulutlardan yüreğime kayardı. 
    Gözlerim kaçamak bakışlarda 
    Kirpiklerim kırık 
    Boynum bir çocuğun pembe ağzında 
    Ürperdikçe uzardı. 
    Dudaklarım dersen, dudaklarım 
    Öptüğüm aynalarda kaldı.

    Tenime yabancılaştım, etime 
    Acıma sevincime insan yanıma 
    Kendime yabancılaştım.

    II. 
    Giysiler alırım nedense 
    Nerelerde ne zaman giyeceksem 
    Bir eski alışkanlık işte 
    İlk gençlikten kalma. 
    Oysa bir dantel külot bir gecelik 
    Çok bile. 
    (Şimdilerde sutyeni de çıkardık) 
    Giysiler alırım giyilmez 
    Çıplaklığıma. 
    Arada bir çarşı pazar 
    Doktor dönüşleri daha çok 
    Eser de aklıma 
    Çocuğuna çeşit çeşit 
    Kazaklar örecek 
    Evcimen bir ev kadını gibi 
    Yün alırım şiş alırım tığ alırım 
    Nasıl sevinirim bir bilsen 
    Nasıl mutlanırım.

    III. 
    Bu insan başları sıra sıra 
    Bu kalabalık 
    Camlardaki bu sürekli karanlık 
    Bana bakkal dükkânlarını 
    Anımsatır hep. 
    İçerde boy boy konserve kutuları 
    Sabun kalıpları yağ paketleri 
    Sıralı bakkal dükkânlarını. 
    Kararsız bir müşteri 
    Etiketi görememiş 
    Korkarak alacağı malın ederinden 
    Girer içeri.

    Kimi gün bir yaşlı yaşına güvenerek 
    Hoyrat davranışlarda rahat 
    Kimi gün bir çocuk ürkek mi ürkek 
    Ayva sarı terlerini silerek 
    Düşer üstüme.

    IV. 
    Yüreğimde yüz gurbeti taşısam da 
    Kalçalarımda bir erkeği taşımasam.

    Yıldım demenin de bir anlamı yok 
    Saçlarıma sinmiş bu çiğ kolonya 
    Tenimdeki bu vazelin kokularından. 
    Penceresiz perdesiz bu çift yataklı 
    Bu karanlık yatak odalarından 
    Yıldım demenin de bir anlamı yok.

    Gün ışığı bir gün olsun 
    Geniş odalarda mavi 
    Çalmadı kapımı. 
    Ay süzülmüş yataklarda sıcacık 
    Yumuşacık öpüşlerle düşlere gebe 
    Uykulara varmadım hiç. 
    Bir gün olsun pembe uykularımdan 
    Mavi bir erkek 
    Uğrun uğrun öperek 
    Kaldırmadı beni.

    Yıllar yılı bir acıyı 
    Sırtımda karnımda kalçalarımda 
    Büyüttüm durdum. 
    Harlı soluklarıyla düştüler üstüme 
    Harlı soluklarıyla dondu yüzüm. 
    Yıllar yılı binlerce 
    Binlerce erkeğin gizli gerilimini 
    En gizli yerlerimde erittim.

    İğneucu acıları göz bebeklerimde 
    Taşısam taşısam da 
    Yüzümde bir erkek yüzü taşımasam.

    V. 
    Akşam… desem ve sussam 
    Yetmez mi?

    Ya da yorgun bir gövdeyi 
    Cam kırıklarında uyutsam… 
    Akşamı anlatmaz mı?

    VI. 
    Uykular benim zehirli sularımdır.

    Geçip giden onca erkek 
    Onca erkek tüm yükünü 
    Üstüme yıkmış gibi 
    Gövdem tonlarca ağırlığında 
    Bir batık gemi; 
    Sularım dipsiz denizim kıyısız 
    Yatarım bir ten çölüdür yatağım 
    En yorgun gecelerim bile uykusuz

    Uykular benim en rezil korkularımdır.

    VII. 
    Bıçkın bıyıklarıyla külhan 
    Islak saçlarıyla gülendi o. 
    Gün ışır ışımaz usulca 
    Sıyrılıp dağınık uykularımdan 
    Yarı gecelerde karanlığıma 
    Yıldız yıldız dökülendi o.

    Bilmem ki ne buldu örseli tenimde 
    Belki açlığını giderdi bir zaman 
    Belki de sevgiyi öğrendi bilmeden. 
    Hayata yenildikçe gelendi o. 
    Düşümü gerçeğe gerçeğimi düşe 
    Acımı kuşkulu bir kararsız sevince 
    Çevirendi o. 
    Bir o gülüşü kaldı 
    Şimdi duvarlarımda 
    Görmeye ömrümü adak sunduğum 
    Bir o gülüşü… çın çın 
    Sesi yüreğimin kıyılarını döven 
    Üşüdükçe anısıyla ısındığım.

    VIII. 
    Gülmek mi? 
    Gülerim, güldüğüm çok olmuştur.

    Gülüşüm hoyrat taşlarda 
    İncecik kırılan cam 
    Kendi kıyılarını döven su sesi 
    Bir ağacın ilkyaz eşiğinde 
    Leyli leylim yaprak dökmesi 
    Bilene ağıt gibi oturur 
    Burda bir kadının gamsız gülmesi…

    Gülerim, güldüğüm çok olmuştur.

    IX. 
    Evlerde sabahlar nasıldı 
    Unuttum 
    Evlerde akşamlar nasıldı.

    X. 
    Çocukluğum olmadı benim 
    Gençliğim olmadı. 
    Babam karanlık bir adamdı 
    Korkularla besledi bizi 
    Annem zayıf mı zayıf 
    Sevgisini göstermeye korkardı. 
    Bir küçücük kumru kuşu büyüttüm 
    Göğsümün gizlisinde 
    Yumuşaklık adına, sevgi adına 
    Konduğu tüm dalları 
    Aykırı bir rüzgâr aldı. 
    Baskılar safra gibi attı dışarı 
    Korkular safra gibi attı 
    Evimden uzak evler üstüne 
    Gerçeğini şimdi bile bilmediğim 
    Ne olmadık düşler kurdum. 
    İnce içlenmelerle her akşam 
    Dalgın baktığım camlardan 
    Bir gizli mutluluk sızardı 
    Işık yerine…

    Çocukluğum olmadı benim 
    Gençliğim olmadı.

    XI. 
    Garipsi huylar edindim nicedir 
    Garipsi duygular edindim. 
    Artık iyice tükenen 
    Bir ölü umuttan mıdır 
    Gittikçe yoğunlaşan bu yaşlı 
    Bu yılgın yalnızlıktan mı? 
    Yoksa eşiklerden sızan 
    Şu rezil ölüm kokusundan mı? 
    Söndürüp her gece ışıklarımı 
    -Yalancı bir aydınlığı siler gibi- 
    İncecik bir mum yakıyorum.

    Ömrüme benzetip sonra alevini 
    -Karanlığı ağır basan o titrek 
    O gölgesi korkular saçan ışığını- 
    Ömrüme benzetip inceden inceye 
    Eriyen mumu 
    Bakıyorum… bakıyorum…

    Bir ölüm düşlüyorum, başımda 
    Başımda o mavi erkeğim 
    Bir ölüm… geniş odalarda pembe 
    Devinirken mutluluk 
    Uykulara varır gibi usul usul 
    Usul usul susuyor yüreğim. 
    Sol yanımda kızım benim 
    Benim eski benim çocuk güzelliğim 
    Sağ yanımda gülüşü bir ilkyaz yeli 
    -Öyle hafif, öyle serin- 
    Yiğit oğlum, yağız oğlum…

    Kırıp camları bağırsam 
    Bağırsam diyorum avaz avaz: 
    Bir ölüm düşlüyorum ey insanlar 
    Bir ölüm… 
    Ölümüm evlere yas.

    Eriyip bitiyor mum 
    Bitiyor birden bütün düşlerim 
    Acımasız gerçeğime çıplak 
    Çırılçıplak dönüyorum.

    İnsan düşüncesinden 
    Hızlı araç yoktur diyen 
    Öğretmenim… öğretmenim… 
    Garipsi huylar edindim nicedir 
    Garipsi duygular edindim.

    Sonsöz Yerine

    XII. 
    Ürkek adımlarıyla uğrun usul 
    Gelip sıralı sırasız 
    Karanlık kıyılarımda duran çocuk… 
    Örseli duyarlığımdan kalın örtüleri 
    -Kaba örtüleri, kara örtüleri- 
    Kaldıran çocuk… kaldıran çocuk… 
    Herkesin gerçeği kendine biricik 
    Bir beni söyletip de böyle kısacık 
    Bu yağma yürek, bu talan sevgi 
    Bu ucuz ten pazarını 
    Yazdığını sanan çocuk. 
    Herkesin gerçeği kendine acı 
    Herkesin acısı kendine biricik

    Şükrü Erbaş
  • Yürüyorum Sırılsıklam yağmurun altında
    Bir bilinmezlik İçinde Kaybolmuşum
    Yaşamak istediğim ve yaşayamadığım hayallerin içinde boğuluyorum....
    Düşlerimin içinde kendimi ararken beni kaybettim.
    Ruhumun karanlığında güneşe Hasret gözlerim.
    Bir gülüşüm var ki ağlamaktan beter eder beni Gözlerinin içi gülerken Kalbi ağlarmı insanın Terk ettim artık yaşamayı
    Ruhum bir çöl gibi uçsuz bucaksız yapayalnız...
    Kalbimin içinde uçuşan kuşlar Özgür.
    Ve bedenim o hep mutlu hep aklı başında
    İste böyle bir çelişki benim ki
    Ne gülebiliyorum ne ağlayabiliyorum
    Ne yaşamak istiyorum ne de göçüp gitmek.
    Kurduğum hayallerin içinde kendimle Savaşıyorum.
    Bir boşluk var ki içimde bir türlü dolduramadığım
    Bir hasret var ki dindiremediğim
    Bir de sen varsın kavuşamadığım
    Öyle çaresiz bıraktın ki beni
    Aklım senden kurtulmak isterken
    Yüreğim sen diye çarpıyor
    Bir bilsen bir anlasan beni...
    Aglarken gülmeyi unutusum oldun
    Deli gibi severken nefret ettiğim
    Gitmek icin can atarken gidemediğim
    Sen benim seni severken vazgeçtim dediğimsin
    Şimdi tek bir arzum var
    Kendimi unutmak kaybolup gitmek bilinmezliğe
    Ne bekleyenim var ne beklemek istediğim
    Ahhh kacabilsem kendimden kurtulabilsem aklımdan
    Koşsam ucsuz bucaksız yollarda
    Gülsem özgürce, neye güldüğümü bilmeden.
    Yaslansam bir ağaca anlatsam anlatsam...
    Sona bir kuş konsa omzuma o şakısa ben dinlesem
    Sonra delirdi desinler bana
    Ne güzel olurdu
    O kadar mesut olurdum ki
    Su fani dünyada aklımı yitirmekten başka bir istediğim yoktu...
    Doya doya özgürce delirebilsem keşke.....
  • 200 syf.
    ·Beğendi·8/10
    #kitapyorumu
    #Vaktidir
    Emre Karataş

    Kalbinizden geçenleri, umutlarınızı, kırgınlıklarınızı ve hayatınızın bir anında yüreğinizi kanatanları bir kitapta okuduğunuz oldu mu? Yürek yanmasıyla işte bu benim hayatım dediğiniz satırlarla şaşırdığınız oldu mu?

    Öyle güzel sözler ve şiirler vardı ki...
    Ben okurken çok beğendim. Geçmişin izleriyle karşılaştığım sayfalarda geleceğin bilinmezliğine yolculuk ettim.

    “Bu hep böyledir. Konuşmayı büyüklerinden, susmayı da gidenlerinden öğrenirsin...”

    ”İlk gülüşüm oldun diye sevinme. Yeri gelir son ağlayışım olursun!”

    ”Yokluğun nasıl bir şey bilmek ister misin? Her kemiğim aynı yerinden ikinci kez kırılıyor sanki!”

    ”Gidecek olanı herkes bekleyebilir. Ben hiç dönmeyecek olanı bekliyorum...”

    ”Beklediğin her neyse sınavın da odur aslında. Öyle ki her yanlışının tek bir doğruyu götürdüğü bir sınav seninki..”

    “En mutlu anında kim geliyorsa aklına, o senin hasretindir...”