Okur
Aidin Salih Şarlatanı
Tüp bebeklerin şeytan olduklarını; ağrıyı kesmenin haram olduğunu ve kesilen ağrının mezarda mutlaka çekileceğini; basur kanamalarının asla müdahale edilmemesi gerektiğini, çünkü bu kanamaların karaciğer ve böbreklerin temizlenmesini sağladığını; vajinimusun tek sebebinin cinler olduğunu ve çözümünün de haram yememek, oruç ve hacamat olduğunu; kısırlık için de hem kadının hem erkeğin makata, rahim ağzına sülük vurması gerektiğini çünkü makatta 40 tane -39 ya da 43 filan değil, 40 tane! 40 olduğuna göre kesin ilahi bir hikmet ve tasarım var bu işte (!)- akupunktur noktası olduğunu... ve daha nice zırvayı "İslam tıbbı" adı altında dillendiren bu şarlatan kadının tıp eğitimi almış bir doktor olması kendisinin ne kadar güvenilmez ve samimiyetsiz olduğunu anlamak açısından yeterlidir. Küresel çapta faaliyet gösteren sağlık terörüne karşı oluşmaya başlayan haklı tepkiyi itibarsızlaştırmak üzere tertip edilmiş sinsi gri propaganda çalışmalarından birinin tetikçiliğini yapmıştır Aidin Salih denen kadın. Ilımlı İslamcı, tasavvufçu, mistikçi Yusuf İslam kadar samimidir. (Zaten bu sahtekar tiplerin ortak özelliği tasavvufçu olmalarıdır. Mevlana, İbni Arabi, Abdulkadir Geylani, vb.'lerine bayılırlar. Günümüzde de 15 Temmuz öncesinde hepsi Fetoş'a bayılırdı bu tiplerin.) Aşağılık kompleksinden kurtulamadıkları için her reklamdan kolayca etkilenen, her truva atı kişi veya hareket tarafından kolaylıkla kandırılan cahil Müslüman kalabalıklar her gördükleri hıyara tuz alıp koşup sonunda Yahudinin kürkçü dükkanına kuzu kuzu dönmektedirler. Aidin Salih ve benzerleri üzerinden kitlelere a$ılanan kanaat şudur: "Alternatif tıp, İbni Sina tıbbı dedikleri bu işte! Kendinizi ve yakınlarınızı daha fazla tehlikeye atmadan derhal Siyonist BM'nin kuruluşu olan WHO ve ilaç tröstlerinin, güdümlü hükümetlerin sağlık bakanlıklarının karakolları haline gelmiş hastanelerin şefkatli kollarına kendinizi ve yakınlarınızı bırakın. Bu kadar insan, bu kadar devlet bir sisteme adapte oluyorsa bir bildikleri vardır. Resmi söylemler ve medyanın söyledikleri dışında yazılan edilen bilgiler komplo teorisidir..." Meraklısı için yoruma, Aidin Salih'in saftirik takipçilerinden biri tarafından alınmış zırvalarla dolu sohbet notlarından birini yapıştırıyorum.
1
soktraesi asmaya karar alındığında eşi diyorki: ya seni haksız yere asıyorlar. Ve şu muhteşem cevabı veriyor sokrates: beni haklıya asmalarını mı isterdin? Bu muazzam cevabın karşısında insan sus pus kalıyor. Bence insan sokrates gibi olmalı yada mahatma gandhi ya insan böyle olmalı, hz peygamber gibi bakmalı, hz ömer gibi olmalı, insan kavramı bununla değerli kılar, işte bilge ve erdem ve gerçek bir erdem insanı insan kılar. Ben böyle düşünüyorum tabi bu benim hayata bakışım :) Benim şöyle bi inacım var, ya şu hayatta insan olarak kendini eğitirsin insan olarak yaşarsın, yada hayvanlar gibi yaşar ve ölürsün. Aristoteles derki: kendini bilmek bütün bilgeliklerin başıdır. Bi insan kendisini tanıması gerekiyor, kendi hislerini kendi duygularını kendi keşif yolculuğuna çıkmalı, tutkusundan tut becerisinden tut zaaflarından tut bi insan kendini tanımalı, tanırsa insan bilgeleşir, yunus emrenin bi sözü var bunu aristoteles de milattan 1600 yıl önce söylemişti, “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice bilmemezliktir” م ོ
5
Benim için Türkler kimdir sorusunun cevabı. İyi okumalar
Türkler kimdir? Bu soru için yüz yıllardır cilt cilt kitaplar yazılıyor ve yazılmaya devam edecek. Peki bu kavram bir insan için neyi ifade ediyor olabilir? Herkes için değişiyordur galiba... Biraz tarih okumuş bir insan için onlarca cümleye değer belki. Belki hiç okumayan bir insan içinse sosyal medyadan veya televizyon programlarında anlatılan şeyler kadardır. Peki benim için Türkler kimdir? Bunun cevabı, yazacağım satırlarda saklı. Ben, 4 yıl Edebiyat – Edebiyat Tarihi bağlamında dersler almış biri olarak şunları söyleyebilirim ; Türkler bozkırın ve daha sonra İslam’ın keskin kılıcı olmuştur. Bu ne sözler neyi ifade ediyor? Diye sorulabilir ki haklı bir soru... Açmak gerekirse. Türkler, bütün Avrasya sahasında yüzyıllarca hayatta kalabilmek için nice savaşlar nice badireler atlatmışlardır. Türklerin sadece düşmanları ile savaştığını düşünmek zannımca pek zayıf kalacaktır. Çünkü Türkler hayatta kalabilmek içinde savaştılar. Peki kimle? Elbette bozkırın; yazın kavurucu sıcak, kışın dondurucu soğu ile... Günümüzde bunlarla savaşılır mı be kardeşim! Diye düşünenler olabilir. Evet, bugün için teknoloji ile alt edebiliyoruz ki bazen teknoloji bile eksik kalabiliyor. Peki, onlar? Düşünelim, bundan bin yıl önce. Otomobil, ısıtıcı, klima, sıcacık botlar ve daha bir çok günümüz teknolojisinin nimeti yok. Aklınızdan “ne kadar zor bir durum olduğunu” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, çok zor bir durum. İşte Türkler o günün şartlarında, az sayıları ve dağınık halde olmaları yetmez gibi hem düşmanları hem de tabiat ile savaşarak hayatta kalmaya çalışıyorlardı. Ya bu beşeri düşmanlar kim? Bu soru için Türk tarihinin ana asırlarına bakalım. Asya Hunlar ve Göktürkler hatta Uygurlar; Çin ile savaş durumunda. Burada şu anekdot çok önemli bence. Savaş zamanında düşman, barış zamanında ise dost. Gerçekten çizgi bu kadar ince ve hassas. Aslında tarihi sadece savaştan ibaret düşündüğümüz için arka planını göremiyoruz. Ülkeler sadece savaşmıyor ki. Bazen karşılıklı evlilikler bazen ihracat – ithalat dolayısıyla kültür alış verişi yapıyorlar. Yani her zaman savaş olmuyor. Yeri geldiği zamanda karşılıklı ilişkiler en üst düzeye çıkabiliyor. Daha sonra Türkler batıya geliyor. Kimler? Avrupa Hunları, Avarlar, Peçenekler, Kumanlar, Kıpçaklar ve daha bir çok Türk boyu... Türkler obalarını, hayvanlarını yani dünyasını taşıyor Avrupa’ya. Tabi, Avrupa memnun olmuyor bu durumdan asırlarca savaşlar oluyor. Ancak az olmalarına rağmen Türkler kazanıyor. Çünkü hayatta kalmak zorundalar, mücadeleyi bırakamazlar. Dolayısıyla Türkler üstlerine giydikleri ateşten gömlek ile sonuna kadar mücadele ediyorlar. Çok başarılı oluyorlar. Taki dinlerini, dillerini ve kültürlerini bırakıp Avrupa’lılara benzeyene kadar. İşte kendi değerlerini kaybettikleri zaman, benliklerini ve tabiri caizse hayatlarını da kaybediyorlar. Başka milletlerin arasına karşılaşarak yeni milletleri meydana getiriyorlar. Bunun örneği Doğu Avrupa’dadır. Slavları, ormanlardan çıkarıp tabiri caizse adam ediyorlar. Türkler gittikleri yerde düzeni değiştiriyor, oyun kurucu bir tavır alıyor. Türkler çok şerefli insanlar. Bunu ben duygularımın ışığında iddia etmemin yanında seyyahlar böyle diyor. Onlar bize ekmeğini paylaştı, bizi korudu kolladı diyorlar. Türkler inançlı insanlar; göktengri inancından tutun İslamiyet’e kadar benimsedikleri her dine sıkı sıkı bağlanıyorlar. Neyse çok dağılmadan biraz da batıya gelen Türklerden bahsedelim. Batıya göç eden Türkler, İslam alemi ile karşılaşıyor. Mücadeleler, savaşlar sonunda İslam’a boylar halinde daha sonra devletler şeklinde geçiyorlar. İslam’ın bayraktarı oluyorlar. Bunlar hangi devletler, boylar? Karahanlı devleti, İtil Bulgar devleti, Gazneli devleti, Selçuklu Devleti, Osmanlı ve diğer Türk devlet ve boyları diyebilirim. Türkler bu yeni aleme girdikleri zaman alışmaları kolay olmuyor ama uyum sağlamayı da biliyorlar. Zamanla öyle bir benimsiyorlar ki Müslümanların gazileri oluyorlar. İslam’ı yedi düvele yayıyorlar. Gaza yapmadıkları kafir kalmıyor. Kafirler, Türklerden öyle bir korkuyor ki çoğu zaman karşılarına bile çıkamıyorlar. Türkler yavaş yavaş yerleşik hayata geçiyor ve her alanda İslam’ın etkisine giriyorlar. Yalnız, kültürlerini de korumayı biliyorlar. Mesela aşık edebiyatını muhafaza ederken, onun yanında divan edebiyatına da ustalıkla eser verebiliyorlar. İşte Türkler böyle bir toplum ne kadar yeni bir şey alsalar da kendi değerlerini korumayı biliyorlar. Türkler kültürlerini gittikleri topraklara götürüyor. Gittikleri yerlerdeki kültürleri de bünyesindeki kültürle harmanlayarak ortaya harika bir medeniyet çıkarıyorlar. Yani Türkler gittikleri alemleri tanıyor, alışıyor ve liderliğini yapıyor. Türkler, mücadeleden asla ödün vermiyor. İşte benim için aşağı yukarı Türkler kimdir? Sorusunun cevabı budur. Elbetteki çok söylenecek çok şey var ama şimdilik söyleyebileceklerim bu kadar.
1
Tarihte ilk kez bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip burası benimdir diyen ve buna inanacak kadar saf insanlar bulabilen ilk insan,uygar toplumun ilk kurucusu oldu.O zaman biri çıkıp çitleri söküp atacak ya da hendeği dolduracak,sonra da insanlara;sakın dinlemeyin bu sahtekârı meyvalar herkesindir toprak hiç kimsenin değildir ve bunu unutursanız mahvolursunuz diye haykırsaydı işte o adam insan türünü nice suçlardan,nice savaşlardan,nice cinayetlerden kurtaracaktı. Jean-Jacques Rousseau
1
46
Murat Tosun
bir alıntı ekledi.
Böyle Buyurdu Zerdüşt
Gözümde yaş damlası nerey gitti yüreğimdeki o belirsiz ürperiş vay yapayanlızlığı tüm bağıslayanların vay tüm ışıldayanların susması ıssız uzayda nice güneş dönüyor karanlık ne varsa hepsine konuşuyorlar ışıklarıyla yalnızca bana karşı susuyorlar ışıyanlara kardır budur düşmanlığı ışığın acımadan gider kendi yoluna ışıyanlara karşı katı yürekli güneşlere karşı soğuk böyle döner işte her güneş bir kasırga gibi döner güneşler yörüngeleri etrafında amansız isemlerine uyup giderler budur soğukluğu onların yalnız sızler ey karanlık ey gece olanlar yalnız sizler ey karanlık ey gece olanlar yalnız siz ısınırsıız onların ışığında yalnız siz susuzluğunuzu dindirirsiniz emersiniz ışığın memelerindenah benim dört bin yanım buz donmuş şeylere değmekten yanıyor elim ah içimde susuzluk var sizin susuzluğunuz için tutuşuyor gecedir niçin böyle aydınlığım bengece susamışılık yanlızlık gecedir bır pınar gibi kaynıyor içimden isteğim konuşmak istiyor
1
14
Murat Tosun
Ecce Homo : İnsan Nasıl Kendisi Olur'u inceledi.
120 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Ecce Homo _İnsan Kendisi nasıl kendisi olur
Dünyanın En büyük Fıilozofu Friederich Nietzchenin , nicenin gerçekten çok değerli bir kitabı gerçekten çok beğendiğim bir kitaptır nice hem kendinden hayatından çok özel notlar var ve Zerdüşt .tan kızılıığı, wagner olayı, putların yıkılışı iyi ve kötütün ötesinde insanca ve pek insanca ,şen bilim isimli kitaplarını nasıl yazdığını ve kitaplarda neler anlatmak istediğini çok açık bir dille anlatıyor :Nice Geleneksel olan herşeye karşıdır Nicenin çıkış ve oluşumu bu karşıtlık üzerindendir ve şarap tanrısı olan Dinonysosla kendini özleştirmiştir ve Dionysos, sokratesten , kanta. platona ,goethe ve daha birçok isim hakkındaki fikirlerini eleştirilerini dile getiriyor ve neden dıonysos yolunu seçtiğini görebilceğiniz niye dionysosun yolunu seçtiğini ve ondan aldığı ilhamlara kendi nereye geldiğini kendi yolumu bulduğunu kitap zaten ana genel acı olarak bence bunu anlatıyor zaten Dionysos ve Nietzche. ayrıca Nicenin almanlar hakkındaki eleştirilerini hiristıyanlık hakkında eleştirilerini yanı hitler niceyi nasıl kullandığını nicenin bu kitabından almanları nasıl eleştirdiğini okumak yeterli anlamak için yani hitler kendi propagandası için niceyi kullanmıştır nicenin hitlerle bir ortak özelliği olamaz. Nicenin çok harika yazdığı kitaplarından çok harika şiirleri ve düz yazıları var enfes bir kitap. Arka kapak yazısı__Friederich Nietzche yi bizzat kendisinden okumadan onu nasıl anlıcaksınız Neden Böyle Bilgeyim Benim yükseliş ve düşüşün işsatlerini algılamada herhandi gibi bir insanın sahip olabiliceğinden daha hassas sezgilerim var ben bu konunun uzmanıyım ikisinide tanıyorum ben ikisiyim Neden Böyle Bilgeyim Belkide beni ödüllendiren şayet hayat merdiveninin ent alt ve en üst basamağında aynı anda hem gerileyen hem başlayan herhangi bir şey ise bu tarafsızlığı hayatın tüm problemleri ile alakalı taraflardan bağımsızlığı anlatan bu çifte kökenliliktir. İşte benim filozof deyince anladığım şey varlığıyla herşeyi tehlike altına sokan korkunç bir patlayıcı İnsan değilim ben bir dinamitim Anladınızmı beni Çarmıhtakine karşı Dionysos kendi görüşüm __ geleneksel olan herşeye karşı çıkarsak geleneksel olan bütün öğretilerin insan ve toplumları carmığa germesidir buna karşı Dionysos der nice çok harika bir kitap
Ecce Homo : İnsan Nasıl Kendisi Olur
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
38
Kaside-i Bürdenin Türkçe Anlamı
Selem ağaçlarını mı, ordaki dostları mı andın ki birden Gözbebeğin kanlandı, gözyaşın aktı kırmızı kırmızı.. Yoksa bir yel mi esti Kâzime yönünden; Yoksa Eden Dağı’nın üstünde, kapkaranlık gecede Şimşek mi çaktı?.. Gözlerine ne oldu ki, “dur ağlama” desen çoşar ırmak olur; Ya kalbine ne dersin, “yetiş huzur” dedikçe artar acısı gamı.. Aşk gizli kalır mı kimseden, niçin aldatır kendini insan? Gönül yanıp dururken, gözden akarken çeşme gibi gözyaşı.. Aşk olmasaydı döker miydin gözyaşını böyle taze toprağa?.. Gözün uykudan kaçar mıydı, andığında Ban Ağacını, Alem Dağını.. Âşık inkar etse ne çıkar, gerçek şahitler var: Yaşa batık gözler, sararmış yüz, zayıf ten ve göz çukurları… Aşktan değil de neden bu peki, bir yanağında kırmızı gül; Bir yanağında sarı gül döküntüsü, izi; Kızılırmak, Yeşilırmak yatağı.. Evet, yârin hayali gelip beni birden uyandırdı; Sevgi, zaten gelir gamlarla, mahveder vücut hazlarını.. Aşkım sebebiyle bana dil uzatan, utanır mıydın ki bilseydin, Yanık aşklarıyla meşhur Özr oymağı gençlerinden daha mazurum, beterim hakçası… Gizlenir gibi değil ki bu sır, işte sen de öğrendin; Şimdi, de diyeceğini, kat by derde bir dert de sen.. Zaten yok sonu yok başı.. Öğüdünü esirgemedin sağol benden ama; Tutamadım onları, çünkü tutuktur zaten sevenin kulakları.. Yaşlı adama, ağarmış saça, utanmadan; “yalan söylüyorsun” dedim.. Nasıl inkâr, itham edilebilir oysa, ağaran saçın beyazlığı?.. Günaha batık nefs, öğüt mü dinler! Kendi karanlığına gömülmüş ak saç, nasıl ışıtsın bu karanlığı?.. Güzel fiillerle bir şölen hazırlayamadı nefsim; Misafirse sessiz, ihtişamsız apak çıkageldi, karşılayan bile olmadı.. Bilseydim ki, yok bende bir karşılama gücü bile, Siyaha boyadığım bir panonun ardına saklardım kendimi ve bu sırrı.. Kim çeker benim nefsimi bu hoyratlık alanından?.. Çılgın atları zaptedip dört döndüren süvariler gibi tıpkı.. Günah işleye işleye günahı bitireyim dersin belki içinden.. Boş hayal! Yemek vücudu arttırır, günah da günahı… Nefs memedeki çocuktur, vaktinde kesmezsen sütten, Koca adam olur da, hâlâ emzik ister, arar sütü mamayı.. Nefsine sen hâkim ol! O olmasın sana hâkim; Çünkü nefs neye hâkim olursa, onu ya öldürür, ya soldurur hâsılı.. Nefs sürüsü bırakırsan yayılır her yöne; görmeli gözetmeli; Otu çok tatlı gelen yaylalara yaymazlar koyunları.. Nefsin tattırdığı hazzın çoğu semm-i katildir; Ağuyu altun tasta bal içre sunarlar, bunlar onun suç ortağı.. Açlığın ve tokluğun hilelerinden koru kendini,, Evet açlığın da.. Çok açlık, tokluktan da zararlı.. Gözünden yaşlar boşalt ki, ne haramlar doldurmuştun vaktiyle.. Ve sığın tövbe gölgelerine, odur en serin hurma altı.. Şeytana ve nefsine uyma! Baş kaldır, isyan et!.. En akla yakınmış gibi gelen sözlerini bile dinleme, deş ve bul püf noktalarını.. Bazan hasım kılığındadır, bazan hısım, bazan hakem, Düpedüz hilekârdırlar, ne hakemi, ne hasımı, ne hısımı! Allah’ım sen affet bizi!.. Bizzat söyleyip te tutamadığımız sözlerden.. Ki andırır kısırların nesliyle öğünmesini tıpkı… Sana “yap!” dedim ama ben yapmadım onu; Sana “yol işte bu yoldur” dedim ama nefs, beni o yola bırakmadı.. Üstüme borç olan namazı kıldım, orucu tuttum; ama o kadar.. Ölüm, evet ölüm göz önündeyken bir parçacık arttırmadım onları.. Kendime zulmettim, ihmal ettim geceleri ihya sünnetini.. Can verdi gecelere namazla O, öyle ki, şişerdi ayakları.. Boş midesinin üstüne taş kor, derisini büzüp düğümler, Çekilen karnına kuşak bağlardı; yine azalmazdı açlığa sabrı… Altundan ulu dağlar nefsine sundular da kendilerini, Reddetti O, gösterdi onlara gerçek ululuğu ve gerçek altını… Zühd ve takvasını arttırdı, eksiltmedi o dağlarca zarûret.. Ne denli olsa da yok edemez ihtiyaç, insandaki temizliği, pırıltıyı… Dünya ne oluyor ki, O ona muhtaç olsun.. Dünya O’na muhtaç ki, onun için değil midir varoluşu, yokluktan çıkışı?.. Bu dünyanın ve öte dünyanın, göze görünür- görünmez yaratıkların, Acemin, Arabın, bölük bölük bütün insanlığın Hz. Muhammed’dir başı.. Bir eşi yoktur O’nun emir ve nehiy peygamberliğinde; “Evet” i tam evetti, “hayır” ı tam hayırdı… Her yönden hücum eden korkunun türlüsünden Ancak O Sevgili kurtarabilir bizi, O’nun merhameti, O’nun şefaati… Kim döndüyse sesine, koşup yapıştıysa O’nun eteğine, Yapışmış oldu kopmaz bir ipe, hiç kopmaz ve tam kurtarıcı… İçiyle ve dışıyla, ahlak ve yaradılışta üstündür, öbür peygamberlerden bile; Hiçbirinin ilmi, keremi O’nu geçemedi, O’nunkine ulaşamadı.. Ve hepsi umar ve bekler, Allah’ın Resûlundan; Denizinden bir avuç su; Yağmurundan bir damla su yollamasını.. Dururlar huzurunda hepsi yerli yerinde.. Kimi ilminden bir nokta, Hikmetinden bir hareke bir kısmı.. Peygamber ruhu alıp peygamber vücudunu, mükemmel peygamber olunca, O’nu Sevgili edindi seve seve insan yaratan, insan ören Rabbi.. Üstünlüğünde eşit ve ortak yoktu O’na kimse; Güzelliğiyse parçalanmaz bölünmez bir bütündü, ne çıkacak, ne eklenecek bir şey vardı… Hristiyanların kendilerine gelen Resûl için dediklerini dememek şartıyla, Öğ öğebildiğin kadar.. Yücelt yüceltebildiğince O Hakk Kahramanını.. Korkmadan istediğin ölçüde şerefi bağla O’na; İstediğin ölçüde O’nun değerlilik hakkını tanı.. Erginliğine yok son ki, orada durup, Dil, cesaretini bulsun, O’nu anlatmayı.. Mucizeleri bile gerçeğinin yanında sönük kalır; Yoksa ismi anılınca çürüyen kemikler bile canlanıp ayağa kalkmalıydı.. Aklın yetişmeyeceği tekliflerle etmedi bizi imtihan; Bizi sevdiğinden elbet.. Biz de hemen inandık O’na.. En ufak şüphe bize yaklaşmadı.. O’nun gerçeğine ermekte cümle âlem âciz kaldı; Uzak âciz kaldı, yakın âciz kaldı, acz çepçevre sardı dört yanı.. Güneş küçük sanılır uzaktan bakılınca; Göz dayanmaz amma, çıplak gözle bakıldı mı.. İnsan nasıl bu yerde anlar O’nun gerçeğini, Ki rüyada görsen O’nu, sana yeter ömür boyu Bu mutluluk ve O’nun nurdan bakışları.. İnsanlığın bilip bileceği şu, bilgilerinin sonu şudur ancak; O insandır ve yaratılmışların en iyisi, en güzeli, en hayırlısı.. Ve Peygamberlerin halka gösterdiği mucizeler, O’ndandı, O’nun nurundandı, O’nun habercisi, O’nun öncü ışıklarıydı.. Çünkü O erdemlik güneşi, öbür peygamberlerse yıldızlardır, O yıldızlar ki; Güneşten aldıklarıyla aydınlatırlar karanlıkları.. Gel gör ki, Rabbim O’na neler verdi, nasıl süsledi O’nu.. Ahlâkını güzellikle sardı, müjdeyle, güler yüzlülükle benek benek noktaladı.. Latifliği bir çiçek, dolunay şeref ve değeri.. Cömertliği bir deniz, yardımı zamandır tıpkı.. Tek başına bir yerde, O’nu görsen, heybetinden Sanırsın arkasında asker, asker,asker.. bir ordu gizli, bir ordu saklı.. O’nun tebessümünden ve konuşmasındandır sanki; Sedefte saklı inci, İnciler hep sedefte saklı.. O’nun toprağının kokusundan daha güzel var mı koku? Ne mutlu o kişiye ki koklamış, öpmüş ola o toprağı! Doğuşu açıklar bize her yönden her açıdan O’nu.. Başlangıcı da iyi O’nun, sonu da.. Hoştur doğuşu ve batışı.. O doğum günü ki, iyi farkına vardı İran, indiğinin Kendisi için korku, kendisi için ceza, kendisine cehennem âzabı.. Göçtü, darmadağın oldu Kisra’nın saray duvarları o gece.. Devleti de, bu duvardan başlayarak yarıldı, çatladı ve dağıldı.. Son nefesini verdi, korkudan mecûsi meş’alesi.. Ve Yahudi nehri, bilinmeyen bir yere alıp gitti, Dert yuvası başını.. Ve sapık Save halkı, her günkü gibi Su aldıkları göle gittiklerinde; Bu da nesi?.. Kurumuş kül olmuş! Döndüler elleri boş, Kızgın kudurmuş ve çatlamış dudakları.. Sanki doğmuştu ateşte su,suda ateş duygusu!.. Tabiat, o gün yoldan çıkmışları, tabiatından çıkararak karşıladı.. Sanki, çarpıkların ateşi sıkıldı terledi de sulanıp söndü üzüntüden; Sularıysa hüzünlerinden ateş gibi kızdı, buharlaştı.. Cinler çığlık atarlar, Nurlar, saçarlarken havaî fişeklerini Hak böyle tantanayla çıkıyordu ortaya, Hakk’ın sesi ve ihtişâmı.. Kör oldular, sağır oldular, felç oldular, muştuları duymadılar, Haberleri almadılar; görmediler korkutuş yıldırımlarını.. “Bundan sonra o eğri dinimiz belini doğrultup ayağa kalkamaz” Dediler, haberini verdiler kâhinleri, ozanları.. Gökte yıldızların aktığı görülürdü Ve aynı anda yerde putların devrildiği, yıkıldığı.. Ve vahy yolundan çekilip gitti bozgun Şeytanların şahı; bozgun askeri yerinde kala kaldı.. Nasıl ki, Ebrehe’nin ordusu dağılmıştı; İki avuçtan atılanla bir ordu kör olmuş, yere saplanmıştı.. Allah dedikten sonra o taşların atılışı Rabbine yalvarır yalvarmaz balığın karnından atılanın çıkışını andırmıştı.. Yemin ederim ikiye bölünen aya, O’nun kalbiyle ilgili aya..And içerim aya karşı!.. Ve o hayrı, keremi içine alan mağaraya.. And içerim ki, Kafirlerin gözleri içerdeki Işıktan kör oldu bakamadı.. And içerim ki, Muhbir-i Sadık mağaradaydı ve Sıddık mağaradaydı.. Görmediler ve sandılar ki, orda, kimsecikler yoktu ve olamazdı.. Ne bilsinler ki, örümcek O’nun için örmüş ağını.. Güvercin, O’nun için yuva yapmış, yumurta bırakmış uçup durmaktaydı.. Allah isterse bir güvercin, bir örümcek ağıyla da korur, Kat kat zırhı ve yüksek kaleleri aratmaz, onlardan müstağni kılar insanı.. Ve bir örnek daha: Çağırınca Peygamber, Ağaçlar geldi, eğildi huzurunda; Dallarıyla, kökleriyle yürüdüler; Çünkü yok ayakları.. Çizgiler çekerek yol ortasına, yazılar yazarak Güzel yazılar yazarak; dalları budakları… O bulut gibi ki, O nereye giderse üstünde o da oraya gider, O’na, gün ortasında yakan güneşe karşı gölge yapardı.. Dünyanın sıkıntısı binince boğazıma Hemen sarılır, sığınırım O’na.. O hemen kurtarır bu zavallıyı.. İki dünyaya ait hiçbir şey yok ki, o hayır saçan elden İstemiş olayım da almamış olayım, olmadı.. Aklın ermeyince hemen inkâra kalkma rüya vahiylerini; Belki gözleri uyurdu O’nun ama, kalbi uyumazdı.. Nübüvvetiyle O gerçeğin doruğuna çıkmıştı Nasıl inkâr olunabilir erginlerin rüya durumları.. Allah’ın alanı bu. Ne vahiy çalışmakla olur Ve ne de bir suçtur Peygamberin gâibi çizip anlatışı.. Bir dokunmakla nice hastayı iyi etti eli Nice çılgınlık zincirini kırıp mahkûmlarını kurtardı.. Kara kıtlık yılları oldu, O’nun duasıyla canlı ve ak Sanki gecenin oratasında ansızın bir dolunay çıktı.. Bulut akıttı durdu suyu öylesine ki, o kurak vâdilerde; Oldu her sel bir arim seli, her ırmak bir deniz ırmağı.. Bırak konuşayım, anlatayım o mûcizeleri: Geceleri dağlarda yakılan şölen ateşleri gibidir âşikârlıkları.. İnciyi işlersen değerlenir şüphesiz; Ama işlemesen de inci incidir; incilikte farksızdır işlenmişi, hamı.. Ama nasıl uzanabilir hayali övüşün o yüceliklere Ki orda hüküm sürer o davranış ve ahlâkın hârikalar mantığı.. Biri Kur’an Âyetleri: Haktır, Allah’tan gelmedir, Ezelî ve ebedîdir, sonradandır, fakat yoktur öncesi başı.. Zamanla kayıtlı değil getirdiği kutsal haber Son saatten, Addan, İremden haber… Odur mutlak haberlerin saltanatı.. Devam edip gidiyor O’nun hükmü. Üstündür Öbür peygamber mûcizelerine ki, tesirleri ve hükümleri ebedî olmadı.. Öyle muhkemdir ki, hamlede yıkar inkârı ve şüpheyi Tartışma kabul etmez; hâkime hakeme yok ihtiyacı.. Kimse karşı çıkamadı O’na. Yeltenmediler değil ama. Düşmanı, en düşmanı bile O’na sığınmakta buldu var olmayı.. Belâgatı, düşmanının davasını uzaklara fırlatır: Kötü niyetlinin elini hareminden ırakta tutmaktır zaten yiğide yaraşanı.. Kemmiyette anlamlar deniz dalgalarından büyük; Keyfiyetse, güzellikte ve değerde cevahirden üstün ve san’atlı.. Madem okuyunca gözün, gönlün nur doldu, aydınlandı; Zafer buldun her vakit. Öyleyse bu sağlam ipe iyi yapış, sarıl sıkı.. Okuyuşun, korkusundansa alev alev yanan cehennem ateşinin İtfaiyesi budur yalnız ateşin: Yanık yürekle çağırmaktır tek şartı.. Sanki O şöyle bir pınar: Yüzü simsiyah olan Gelip bir yıkanmakla bembeyaz olur; budur nur pınarı.. Ve O, adalette sırat gibi kıldan ince; hak ve eşitlikte de, Hassas ve ayarlı mizan gibi, insanlar ve kâinatlar arası.. Bakma bilmezlikten gelişlerine, inkarlarına yüreği karaların Onlar öyle bilir, öyle anlarlar ki… Ama ya kıskançlıkları?.. Eh! Öyleyse kalksın ağrıyan göz inkâr etsin, göremiyor ya, Güneşi, gün ışığını; yaralı ağız da, alamadığından suyu, suyun lezzetini, tadını.. Çölde hızlı hızlı giden yoksullar; develeri İz bırakarak giden dilek sahipleri görürsün. Yön tektir; O Hayr kaynağının evi alanı.. Sen ey, anlayanlar için, bizzat varoluşunla ne büyük işaret ve mûcize, Nimetin kadrini bilenler için ne büyük nimetsin, ne büyük Hakk armağanı.. Ne hesabı mümkün, ne kitabı harikalarının Ve yine de usanmaz insan bir bir anmaktan onları.. Kalktın bir gece, kutsal bir yerden kutsal bir yere gittin, Kapkaranlık gecelerde dolunay nasıl ilerlerse Alımlı alımlı.. Çıktın, boyuna çıktın.. Yükseldin Kâbe Kavseyne kadar, Ki, daha önce ne kimse çıkmıştı oralara, Ne de hayal ve ümit etmişti; bırak çıkmayı.. Seni öne geçirdi her yerde peygamberler, resuller, Seni öne geçirip arkada durdular kendileri, hizmet geleneği icabı.. Delip yedi kat göğü geçip gittin Sen o üstün insanlarla alay alay; Başlarında Sendin, başlarında sallanan sancak Senin sancağındı.. Öyle çıktın, yükseldin ki, yarışanlar kaldı yarı yolda; Yakınlıkta ilerisi, daha ötesi kalmadı.. Bütün makamlar geride kaldı Makamından Çağrıldığın o an, Tektin artık nasıl tekse; gök ve kale sancakları… Devşirmek için yemişlerini gözlerden saklı Bir buluşmanın ve gizliden gizli sırrı.. Topladın öğülesi gök çiçekleri, üstünlükleri tek başına; Aştın bütün menzilleri yalnız, ıssız kalabalıksız, hızlı hızlı.. Tayin edildiğin iş nice ulu; İdrakse ne kutlu sana mahsus nimetler alanını.. Günler geçer, geceler geçerdi; gün ne, gece ne bilmezlerdi Ancak haram ayı geceleri yaparlardı uyku bayramı.. Yüzen atlar denizinin üstünden akar asker denizi, Atlar dalga dalga deniz ileri, çoşkun kahramanları.. Onlar ki, koşar Allah’a doğru, yaşar Allah için; Mahveder, kökünden söküp atar küfrü, şimşekten kılıçları.. Ne mutlu sana bana Ulu İslam Milleti, şuurların örgüsü; Bize Yaratan verdi o sağlam, o yıkılmaz yapıyı.. Allah, bizi kendisine çağıranı, çağırınca kendisine, O Peygamberlerin oldu, bizse ümmetlerin başı.. Bir arslanın nasıl ürkerse koyunlar sesinden, heybetinden, Öyle perişan etti. O’nun çıkış haberi, inkar yobazlarını.. Peygamber terketmedi savaş alanını; düşman, Çevrilinceye dek göğdelere, kasap çengellerine asılı.. Düşmanların gözü hep kaçışta olurdu savaşlarda; Kol ve bacakları kıskanırlardı, kargaların kapıp kaçtığı.. Onlarla kurtuldu yalnızlıktan İslam Milleti, Dini; Sanki yadellerden döndü, yurdunu buldu, sıla yaptı.. Allah, ordusuyla koruyacak, varlık var oldukça O’nu; O, dul ve yetim, babasız ve sahipsiz olmadı.. Her biri bir dağdır savaşta, onlara çarpan, onlarla çarpışanlara “Savaş meydanında ne gördün?” diye sor, düşmanlarına sor onları.. Bedire sor, Huneyne sor, Uhuda sor.. Sor bütün savaş alanlarına; Kesin sonuç alışta, zaferde onlar mı üstündü, yoksa kendi işinde veba mı?.. Kıpkırmızı çıkaranlardır kapkara vücutlara sokup Yıldırımdan da çabuk, bunlar ak çelik kılıçları.. Onlar sanki kâtip, süngüler de kalemleriydi Ve vücutlarda bir tek harfi bile noktasız bırakmazlardı.. Silahla donanmışlardır ve yüzlerinden tanınırlar Seçilirken ilk bakışta nasıl hemen seçilirse ağaçlar içinde gül ağacı.. Her biri silahları içinde saksı içindeki gonca gibi; Zafer rüzgarları sana armağan eder kokularını… Dağlarda fışkıran çamlar gibi birden zuhur ederler atlar üstünde; Kolanların ilmeklerin sıkılığı değil dimdik tutan onları, yüreklerin, bileklerin sağlamlığı.. Kalpleri, dudakları uçukladı korkudan düşmanların Ayıramaz oldular kahramanı koyundan, kardan karanlığı, kargadan kartalı.. Onlara bir ormanda rastlayan aslan bile uslanırdı, Çünkü beraberlerindeydi Peygamberin zaferi ve duası.. Yok dostundan tek kişi yardımını görmesin, Düşmanından tek kişi yemesin tokadını.. Dinin kanatlarını gerdi ümmet üstüne; Gözlerden saklar orman aslan yuvalarını.. Ne felsefe, ne mantık durup dayanabildi, Kur’an’ın karşısında. Fikir gecelerini ışıttı aydınlığı.. Yeter sana peygamber mucizesi, okumamışken bilgisi; O “cahiliyet” çağında, öksüzlük de üste, terbiye ve ahlâkı.. O’nu öğer öğerim, yorulmam ve usanmam. Affa sebep umarım; Şairlikle, devlet memurluğuyla geçen ömrün bütün suçlarını.. Boyna bir boyunduruk bunlar: Korkulu son hazırlar. Sürüklediler beni; sanki ben kurbanlık bir deve, onlar ipi halkası.. Ah! Çocukluk etmişim; harcamışım kendimi bir ömür boyu: Bir ömür boyu, toplamış, devşirmişim suç ve pişmanlıkları.. Bir de düşün nefsimin ticaret zararını, Bir an duraklamadan din satıp alan dünyayı.. Ismarlama yerine hazır eşya düşkünü; Parayı peşin alıp yiyen, malı boyuna borçlanan imalatçı.. Gerçi günah işliyorum ama dönmüş değilim O’na verdiğim sözden, Kopar cinsinden değil gönlümün bağı.. Söz vermiştir kurtaracaktır, adıyla çağrılanı.. Ve beni O’nun adıyla çağırırlar.. Ve insanlık içinde kim olabilir, O’ndan çok sözünde duranı.. Yarın hesap gününde tutmazsa O elimden: Sen benim için de: Vay sana! Hey sonsuz kayan adam, uçurumlar kurbanı.. Haşa! O, mahrum etmez yardımından isteyeni; Koğmaz konu komşuyu, soğuk karşılamaz kendine sığınanı.. Düşüncemi, şiirimi O’nu öğme yoluna koyduğum günden beri, O oldu benim için koruyucular koruyucusu, kurtarıcılar kurtarıcısı.. Lütfunu esirgemez en dar elden bile O. Çünkü: Yağmur ihmal etmez çiçeklerle süslemekte su tutmaz yalçın dağ uçlarını.. Gözüm yok, bu dünyanın parasında pulunda, zerresinde.Bu türlü zehirleri.. İki avucunu açıp toplar ancak, Herem’in öğücüsü şair Züheyr takımı. Ey insanların en iyisi!. En üstünü! Yalnız sana sığınılır, Herkes için geçerli, kimsenin kurtulamadığı vakit kapıyı çaldı mı.. Allah’ın Resûlü, beni de bürümeye, örtmeğe yeter kurtaran örtün.. Göründüğü o gün, öç alan adıyla Yaratıcı.. Bu dünya ve öte dünya, senin bağış bolluğundan örnekler; Levh ve kalem bilgisinin bilgindedir kaynağı.. Nefsim! Düşme umutsuzluğa büyük günah işlemişlik yüzünden.. Mutlak bağışlayan yanında, değil büyüğü küçüğünden farklı.. Nefsim! Düşme umutsuzluğa büyük günah işlemişlik yüzünden.. Mutlak bağışlayan yanında, değil büyüğü küçüğünden farklı.. Günahların büyüklüğüne göre gelir, o ne kadar büyükse o daha da büyük olur, Umulur ki, dağıtılırken kullara Yaratanın acıyışı.. Rabbim! Yalvarışlarımı döndürüp çevirme bana geri; Rahmetinden elverir bir rakam eklemeden, kapama hesabımı. Rabbim! Bu kuluna yardım et, bu dünya ve öte dünyada. Korkulu olaylar ve durumlarda yok bir parçacık olsun dayanıklığı.. Rabbim! İzin ver çözülsün ebedî salavat bulutları bir kez daha.. Boşansın Resûl üstüne sel sel, sicim sicim “Selam! Selam” yağmurları.. Ailesi üstüne, arkadaşları ve bağlıları üstüne bir kez daha. Yaşasın bir kez daha, o sana en yakın, eli açık, gönlü ipekten yumuşak, içleri pırıl pırıl yolunun uluları.. Ban ağacının yaprağını, göğdesini titrettikçe tiril tiril Bad-ı Sâba, Kızgın çöllerde ürpettiği sürece develeri devecinin şarkıları..
17