• Freud da o zaman biliyordu ki, erkeklerin kız çocuklarına ne yaptıklarına ilişkin hakikatti ve tarihin başlangıcından beri göz ardı edilmiş veya çarpıtılmıştı. Tecavüzü yaşayan bu kızların zihinlerine ve vücutlarına ne olmuştu? Duygu dünyalarına ne olmuştu? Böylesine büyük, böylesine sessiz ıstırabın sonuçları nelerdi? Anlatsalar kimse kendilerine inanmayacağı için, inansa bile sansürleyeceği veya suçlayacağı için seslerini çıkaramadıklarında ne olmuştu? Bu, yaşama bakışlarındaki temel güveni nasıl etkilemişti? Bu kadınlar dünyada yalnızdı. Yalnızdı, çünkü bildikleri fakat paylaşamadıkları bir şey vardı hayatlarında; üstelik bunu paylaşamamalarının kabahati kendilerinde değildi. Böylesine zalim bir dünyada ayakta kalmak mümkün olmadığında, dış dünyada karşılaştığı inkarı kişi eninde sonunda içselleştirerek kendinden şüphe etmeye başlayacaktı. Tüm dünyanın size sırt çevirdiğini düşünmektense, delirmiş, paronayak, vesveseli veya kötü biri olduğunuza inanmak daha kolaydır. Böyle bir dünyada var olmak dayanılır bir şey değildir, suçu üstlenmek her zaman daha kolaydır. Bir insanın çıldırtmak için tasarlanmış bir durumdur bu. Sağlıklı bir dünyada yalnız bir deli olarak yaşamak mümkündür, fakat sağlıksız bir dünyada yalnız bir kahin olarak yaşamak değil. İşte Freud bu karanlık dünyada kadınların söylediklerine inanmıştı.
  • “Sarhoşluğun en güzel yanı buydu işte, insana maddeler üzerinde tanıdığı o sınırsız hükmetme gücüydü. Dokunmaya bile gerek yok: Bir bakış ve sahip olurdu insan.”
  • Musa aleyhisselam bir gün;
    "Ey Rab! Kullarının sana sevgilisi hangisidir?" diye sordu.
    Yüce Allah:
    "Onların beni en çok zikredenidir. " buyurdu.
    Musa aleyhisselam:
    "Ya Rab! Kullarının en zengini hangisidir?" diye sordu.
    Yüce Allah:
    "Kendisine verdiğim şeye en razı olanıdır." buyurdu.
    Musa aleyhisselam :
    " EyRab! Kullarının en iyi hüküm vereni hangisidir?" diye sordu.
    Yüce Allah:
    "İnsanlar hakkında, kendisi için hüküm verdiği gibi, hüküm verendir" buyurdu.
    Musa Aleyhisselam:
    "Ya Rab! Kullarının sana karşı en haşyetlisi hangisidir?" diye sordu.
    Yüce Allah:
    "Onların Beni en iyi bilenidir!" buyurdu
    "İlahi! Ben sana nasıl şükür edeyim ki; bana İhsan buyurduğun nimetlerinden en küçük bir nimete bile bütün amellerim denk gelmez!" dedi.
    Yüce Allah :
    "Ey Musa! İşte Sen şimdi bana şükrettin!" buyurdu.
    Musa aleyhisselam:
    "Ey Rabbim! İyiliği emir kötülükten nehy ve Allah'a iman eden hayırlı bir ümmetin insanlar için ortaya çıkarılacağını Tevratta yazılı buldum.
    Onları benim ümmetim yap!" dedi.
    Yüce Allah:
    "Onlar, Ahmed (aleyhisselam) ın Ümmetidir." buyurdu.
    "Ey Rabbim! Sonradan geldikleri halde, kendilerinden önceki ümmetleri, kıyamet gününde geçen bir ümmeti Tevratta yazılı buldum.
    Onları benim ümmetim yap!" dedi.
    Yüce Allah:
    "Onlar, Ahmed'in (Muhammed'in) ümmetidir." buyurdu.
    Musa aleyhisselam :
    "Ey Rabbim! Kendilerinden öncekiler kitaplarını ezberlemeyip yüzünden okurlarken, incilleri (İlim ve hikmet aslı olan kitapları) kalplerinde (ezberlerinde) bulunan bir ümmeti Tevrat'ta yazılı buldum. o
    Onları Benim ümmetim yap! " dedi
    Yüce Allah: o
    "Onlar Ahmed'in ümmetidir!" buyurdu.
    Musa aleyhisselam:
    "Ey Rabbim önceki ve sonraki kitaba inanan ve dalalet başları ile savaşan ve hatta yalancı kör (Deccal) ile de, savaşan bir ümmeti Tevrat'ta yazılı buldum.
    Onları Benim ümmetim yap!" dedi.
    Yüce Allah:
    "Onlar Ahmed'in (Muhammed'in) ümmetidir!" buyurdu.
    Musa Aleyhisselam:
    "Ey Rabbim! Kendilerinden öncekilerin kabul olunan sadaka ve kurbanları, Yüce Allah'ın gönderdiği bir ateşle yakıla gelir, kabul olunmadığı zaman yakılmazken, kurban ve sadakalarını kendileri yiyen bir ümmeti, Tevrat'ta yazılı buldum.
    Onları Benim ümmetim yap! "dedi.
    Yüce Allah:
    " Onlar Ahmed'in ümmetidir!"buyurdu.
    Musa Aleyhisselam:
    " Ey Rabbim Ben Tevrat'ta yazılı bir ümmet buldum ki; Onlardan birisi, bir kötülük yapmaya niyetlenirse, kendisine bundan dolayı günah yazılmaz. O kötülüğü işlerse bir günah yazılır.
    Onlardan birisi, bir iyilik yapmaya niyetlenir de, onu yapmazsa kendisine bir hasene (sevap) yazılır.
    Eğer o iyiliği yaparsa, kendisine on sevap yazılır ve bu sevap yediyüz misline kadar katlanır.
    Onları benim ümmetim yap!"dedi.
    Yüce Allah:
    Onlar Ahmed'in ümmetidir!" buyurdu.
    Musa aleyhisselam:
    "Ey Rabbim! Ben Tevrat'ta yazılı bir ümmet buldum ki, onlar dilekte bulunurlar, kendilerinin dilekleri kabul olunur.
    Onları Benim ümmetim yap!" dedi.
    Yüce Allah:
    Onlar Ahmed'in ümmetidir!" buyurdu.

    (Beyhaki-Delailünnübüvve, Ebulfida-Elbidaye vennihaye)
  • Böylece ölümünden sonra üç kadın, oğulsuz, kocasız, babasız kalacak. Farklı türden üç öksüz, yasalar açısından üç dul. Haklı olarak cezalandırıldığımı kabul ediyorum. Peki bu masumların suçu ne? Ne önemi var! Onurları lekeleniyor, felakete sürükleniyorlar! Bunun adı adalet! Yaşlı annem beni endişelendirmiyor, zaten altmış dört yaşında, ölüm haberim onu öldürecek veya ayak tandırında hala biraz sıcak külün kalacağı ana kadar birkaç gün daha yaşarsa hiçbir şey söylemeyecek. Karım da beni hiç endişelendirmiyor; zaten sağlığı şimdiden kötü, sinirleri bozuk. O da ölecek. Tabii ki delirmezse. Delirmenin insanı yaşattığı söylenir; en azından bilinç kaybolduğu için daha az acı çekilir; ölü gibi uyunur. Ama kızım, yavrum, şu anda gülen, oynayan, şarkı söyleyen hiçbir şey düşünmeyen zavallı küçük Marie'm. İşte o beni kaygılandırıyor!
  • Tiranlar, çeyrek litre buğday, yarım litre şarap ve gümüş bir para bağışlardı; İşte o zaman "Yaşasın kral" diye bağırıldığını duymak acınılacak bir şeydi.
  • Düşündüm de; bu kelime bir insan ismi olabilirdi, şehir ya da ülke ismi de olabilirdi, belki bir hayvan ismi... Belki bir renk ismi... Ama değil! Gözle görünmeyen, bir durumu anlatan olumsuz bir kelime bu kelime. Diğer bir deyişle "pişmanlık"...
     
    Kimin yok ki pişmanlıkları? Dünya'nın en başarılı insanlarına sorun onların bile vardır muhakkak. Önemli olan, hayatımızı çok büyük anlamda etkileyecek "keşke"lerimiz olmasın! Malum geriye dönüşü olmayan keşkeler insanı hayattan bile soğutabilir. Bir anlık cinnetle katil olan iyi kalpli insanın iyiliğini kim hatırlar? Hayatını eskisi gibi yaşayabilme şansı olur mu? Hadi cezasını çekti bir şekilde de hayatını tekrar kurdu diyelim e vicdanının sesini nasıl susturabilecek o kişi? İnsanlardan güzel bir muamele görebilecek mi yeniden? Başka bir örnek; yıllarca çalışıp çabalayıp ev sahibi olan bir adam kumar oynayarak kaybetse evini daha sonra nasıl bir pişmanlık yaşayacak, bir fikriniz var mı? Ya eşini aldatan bir eş, yuvası yıkıldığında değmediğini anlayıp "keşke" demeyecek mi büyük ihtimalle?
     
    Hayat dikensiz gül bahçesi değil, bunu hepimiz biliyoruz. Zaten zor bir ömür geçiriyorken hayatı daha da zorlaştırmanın bir anlamı yok öyle değil mi? Öyleyse attığımız adımlara dikkat etmeliyiz... Bunaldığımız her dönemde yanlış yapmaya hakkımız yok, sınavlarda olduğu gibi üç yanlış bir doğruyu götürse yine iyi, tek yanlış tüm doğrularımızı götürebiliyor maalesef. Bir anda yalnız, bir anda parasız pulsuz kalabiliriz. Bir anda tüm saygınlığımızı kaybedebiliriz. Hepsi kendi elimizde...
     
    Küçük "keşke"ler sevilebilir ama. Neden mi? Yanlışlarını fark edersin ve düzeltmek için şansın vardır hâlâ. Geriye dönüşü olanlardır onlar... "Keşke eve girmeden markete uğrayıp ekmek ve süt alsaydım" dersin mesela, "akılsız başın cezasını ayaklar çeker" misali aynı yolu tekrar gidip ekmeğini sütünü alır dönersin evine. "Keşke mor elbiseyi değil de kırmızı olanı alsaydım" dersin, e bunda da bir sorun olmaz gider değiştirirsin. "Keşke saçlarımı uzatsaydım kestirmeseydim" dersin, hayatını çok fazla olumsuz etkileyen bir durum olmaz bu da, uzun süre kestirmezsin uzar olur biter.
     
    Bazen de ne mi olur? Hemen söyleyeyim? Neyin doğru neyin yanlış olacağını öngörmekte zorlanırsın ve hangi seçimi yaparsan yap "keşke" dersin. İş yeri açmayı düşünen ve sabit maaşlı bir işte çalışan biri kişi; aynı işinde devam ettiğinde yıllar geçtikten sonra "keşke bu işi bırakıp kendi işimi kursaydım" diyebilir. İşini bırakmış olsaydı da "neden o işi bıraktım, kendi iş yerimi açmak mantıksızdı" diye düşünebilir. Belki de iki seçenekte doğru olan değildir kim bilir, üçüncü bir seçenek daha olabilirdi o kişinin tercih edebileceği?
     
    Bir de isteklerimiz için kullandığımız "keşke"ler var; onlar nasıl unutulur! Keşke ünlü ve başarılı bir yazar olabilsem... keşke birçok ülkeyi gezebilsem... keşke hep genç kalsam... keşke... keşke...
     
    Keşke, bu kelime bir yemek ismi olsa veya bir bitki ismi, ne bileyim işte "keşke" diye bir kelime olmasa veya da, ne gerek var ki... "İyi ki" demek varken..