• Mevlânâ'nın en büyük eseri Mesnevi'sidir. Eser, aruz ölçüsünün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün kalıbıyla Farsça yazılmış olup 6 cilt, 25618 beyittir. Varlıkta birlik (Vahdet-i Vücûd) anlayışını birtakım kurmaca/hayali veya gerçek olaylardan hareketle anlatmaya çalışan didaktik (öğretici) bir eserdir. Mevlânâ'da hakiki müslümanlık şuuru en yüksek derecesi ile ifade edilmiştir ve
    bu müslümanlık şeklin değil,
    mânanın müslümanlığıdır.

    Mesnevi'deki en önemli özellik çok derin konuları bile rahat ve anlaşılır bir şekilde anlatmasıdır. Mevlana birçok konuyu içine doğduğu gibi söylemiş ve büyüleyici bir eda yakalamıştır. Bu arada Mevlânâ, basit; fakat düşündürücü ve bilhassa buluş kabiliyetini gösteren deliller getirir, örnekler verir, anlatmak istediği şeyi apaçık bir hâle koyar, hatta gülünç hikâyeler bile söylemekten çekinmez. Zaten Divan'ındaki bir gazelinde; "Benim gülünç şeyler söylemem, gülünç şeyler söylemiş olmak, eğlenmek, eğlendirmek için değil; öğretmek, halkı neşelendirip anlatmak istediğimi anlatmak içindir." der.
    ~Alıntı~
    ---------------------------------------------
    Türkçeye çok sayıda çevirisi yapılan ve şerhler yazılan Mesnevî'yi ezberleyip icazet aldıktan sonra dinleyicilere okuyup açıklayan kişilere Mesnevîhân (Mesnevi okuyan) unvanı verilmiştir.
    Mesnevi, Mevlânâ'nın sırdaşı Hüsâmeddin Çelebinin ısrarları üzerine yazılmıştır. Hüsâmeddin Çelebi'nin bir eser yazma isteği üzerine Mevlânâ eserin ilk 18 beytini kendisi yazmış, daha sonra o söylemiş ve Hüsâmeddin Çelebi yazmıştır.
    ~ Neden Mesnevi Okunmalı~
    Mesnevi'nin Birinci Cildin Önsüzünü Okuyup Anlamaya Çalışırsak Neden Okumamız Gerektiği İfade Edilmiş..

    “Bu kitap, Mesnevî kitabıdır. Mesnevî, hakîkate ulaşmak ve ALLAH‘ın sırlarına âgâh olmak, akıl erdirmek isteyenler için bir yoldur. Mesnevî, din asıllarının asıllarının asıllarıdır. ALLAH‘ın en büyük şaşmaz şerîati, hakîkate giden nûrlu yo­ludur. Mesnevî, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer. Sa­bahlardan daha nûrlu bir sûrette parlar. Hakîkati arayan gö­nüller için bir cennettir. Mesnevî’nin pınarları var, dalları var, budakları var, bu pınarlardan bir tanesine “Selsebîl” der­ler. Burası makâm sahiplerince, kalpleri uyanık insanlarca en hayırlı duraktır. En güzel dinlenme yeridir. Hayırlı insanlar, iyi kimseler, orada yerler, içerler, neşelenirler, ferahlanırlar. Mesnevî imanlılara şifâ, imansızlara hasrettir. Nitekim, HAKK: “Kur’ân-ı Kerîm ile çoğunun yolunu azıtır, çoğunun yolunu doğrultur. Hidâyete eriştirir.” demişlerdir. Şüphe yok ki Mesnevî, temizlenmiş kişiler için gönüllere şifâdır. Hüzünleri giderir. Kur’ân’ı açıkça anlamaya yardım eder. Huyları güzelleştirir. Gönülleri temiz insanlardan, hakîkati sevenlerden başkalarının Mesnevî’ye dokunmalarına müsâ­ade yoktur…”

    *Yaşamayı ve ölmeyi öğrenmek için okunmalı; zira yaşamak sandığımız şeyin yaşamak, ölmek sandığımız şeyinde ölmek olmadığını okumaya başlayınca anlıyor insan.! Eserin bütününde bir anlatma ve hissettirme gayreti var. Yani 'naklen' iman edilmiş pek çok şeyin, aklen ve kalben tasdik edilmesi var. Mesnevi'yi düzenli olarak okumak bir nevi insanın ruhuna, bedenine bahar temizliği yapması gibi düşünülebilir.Hayata bakışınız , olaylara daha sakin, bulutsuz rüzgarsız bir kalple bakmamızı sağlıyor. Yani kısacası hayata bakışınız değişiyor, yaşantınıza çeki düzen vermenizi vesile oluyor... ( İnşallah)

    “…Sen iki parmağının ucunu götür de iki gözüne koy. Dünyadan bir şey görebilir misin? İnsaf et de söyle.İşte sen, gözünü kapadığın için bu dünyayı görmesen de, bu dünya yok değildir. Dünyayı görmemek ayıbı, hakîkati göstermemek kabahati, ancak uğursuz nefsin parmağına âittir. Sen aklını başına al da, önce gözlerinden parmaklarını çek, ondan sonra dilediğine bak, gör. […] İnsan, gözden ibârettir. Geri kalan deridir, ceseddir…”

    Mesnevi'den bu alıntı ile noktalayayım istedim paylaşımımı.
    Okuduklarımızı anlayıp, yaşamamız duası ile İnşaallah...
    Bu etkinliği bizler için düzenleyen değerli Susmuş ve diğer bütün katılımcılara ayrı ayrı teşekkür ediyorum...
  • #kitapyorum
    #EceTemelkuran
    #DışardanKıyıdanKonuşmalar

    Ben, yeryüzü kayıtları tutan biriyim. "Hakikat işçisi" deyin, "yazı gündelikçisi" deyin; hükmü bir gün süren gazete kağıtlarına yazılar yazıyorum. Benden önce gelmiş, benden sonra gelecek olan benzerlerim gibi, insanlığın daha adaletli ve vicdanlı olabileceğini hatırlatıyorum.
    Ben, dünyaya bakan biriyim. Dünyaya bakmak işini "meslek" olarak yapmaya başladığımda, dünya ve Türkiye, daha önce geçmediği bir yerden geçiyordu. Bu yüzden işte, ne olduysa dünyada, bende de oldu. Ne geçtiyse dünyadan benden de geçti. Gözlerimi dikmiş bakıyordum, baktıklarım bazen gözüme kaçtı.
    "Dışarıdan", sizin ve benim gözüme kaçanlar üzerine, daha önce geçmediği yerlerden geçmekte olan yeryüzü ve Türkiye üzerine okurla bir konuşmadır...
    Bu yazılar yazıldıkları andan itibaren artık bana ait değiller. Okuduğunuz anda size ait oldular. Ama belki de yazı kimseye ait değildir. Belki de bu yazılar sadece yeryüzüne ait kayıtlardır. Ama yerin yüzünden geçenler, kim bilir, sizin yüzünüzden de geçmişlerdir...
    Bunlar yazar'ın kendini ifade ettiği cumlelerdir.
    Her insanoğlu'nun kendine has hayat öyküsü vardır. Iyi-kötü, zor-kolay, monoton-yoğun, mutlu-mutsuz öykülerimizin kesiştiği büyük anlamlı bir öykünün parçalarıyızdır aslında.
    Yazar işte bu; bir bütünün mozaiğini çizdiği, kısa kısa köşe yazılarından derlediği anektodlarla insan ve toplum psikolojilerinin aynası oluyor.Ilk defa okuduğum yazarın samimi,güçlü, gözüpek, duyarlı ve de hümanist kalemine bayıldım doğrusu.
    Ince ama bir o kadar da dolu dolu bu kitapta küçük ama getirisi kocaman insani istekler ve serzenişler var.Savaşlar, ölümler, yer değiştiren anlamlar...Hepsi de insanların, uğruna birbirlerini katlettikleri değersizliklerdir.
    Öyle çok bizden ve öyle çok yürekleri burkan ama ne yazık ki yaşamak ve seyirci kalmak zorunda olduğumuz kesitler var ki kitapta.
    Ünlüler'in popüler olmak için yaptığı şovlardan,yazarların, aydınların, siyasetçilerin sergilediği tutumlardan ,her kesimin bamteline dokunan bir kitap çıkmış ortaya.
    Geriye dönüp baktığımızda, o kadar anlamsız ve o kadar bir hiç uğruna boş şeylerle kuşatılmış olduğumuzu düşünüyoruz ki.Hayıflanmamak üzülmemek elde değil maalesef. Birileri tarafından artık soru soramaz,yargılanamaz,eleştiremez haline dönüştüğümüzle kalıyoruz. Sonra...
    Sonra ne mi oluyor?
    Insanlar insanlardan umudu kesiyor ve bırakıveriyor bu çarkın içine kendini
    Ne kadar yorgun ne kadar birbirimizden vazgeçmiş de olsak umarım ayağa kalkmak için bir ışık görürüz. Çünkü bizler bunu hakediyoruz mutlu ve barış içinde yaşamayı.
    Umudumuz hiç bitmesin
    Bu tarz sevenler için kesinlikle tavsiye ederim.
    Teşekkürler...
  • FARK ETMELI

    Farkında Olmalı İnsan...
    Kendisinin, Hayatın, Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı
    Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen...
    Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
    FARK ETMELİ.

    Anne Karnına Sığarken, Dünyaya Neden Sığmadığını Ve En Sonunda Bir Metre
    Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
    FARK ETMELİ.

    Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahrete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
    FARK ETMELİ.

    Henüz Bebekken "Dünya Benim!" Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
    Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların "Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!"
    Dercesine Apaçık Kaldığını
    FARK ETMELİ.

    Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını
    FARK ETMELİ.

    Azrail'in Her An Sürpriz Yapabileceğini, Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
    FARK ETMELİ

    Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli...
    Hayvanların Yolda, Kaldırımda, Çöplükte;
    Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
    FARK ETMELİ.

    Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
    FARK ETMELİ.

    Ve Ona Göre Yaşamalı.
    Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
    FARK ETMELİ.

    Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
    Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
    FARK ETMELİ.

    Eşine "Seni Çok Seviyorum!" Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
    FARK ETMELİ.

    Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini Ama Arka Sokaktaki
    Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
    FARK ETMELİ.

    Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken Önünde Biriken Ekmek Kırıntılarını
    Yemekte Gizlendiğini
    FARK ETMELİ.

    Annesinden Doğarken Tertemiz Teslim Aldığı Gırtlağını 60–70 Yıl Sonra Sigara Yüzünden Azrail'e Soba Borusu Gibi Teslim Etmenin Emanete
    Hıyanet Sayılacağını
    FARK ETMELİ.

    63 Yıllık Ömründe
    Hiç Karnı Doymayan
    Bir Peygamber'in
    Ümmeti Olarak
    Aşırı Beslenme Yüzünden Sarkan Göbeğini
    FARK ETMELİ.

    Ömür Dediğin Üç Gündür,
    Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
    O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür.

    Can Yücel
  • Merakla okuduğum, beklentimi en yükseklerde tuttuğum kitabın yorumuyla geldim. Hemen kitaptan bashedeyim.
    Bir Deli Ayaz'ı anlatmak benim için hem çok kolay hem de çok zor. Özellikle, duygularımı nasıl ifade edebilirim, diye çok düşündüm. Ne söylesem yetersiz kalacak...
    Yasemin... Kendine güvenen, zeki, akıllı, kendine güvenmeyen, şımarık, yeri geldiğinde; dibine kadar duygusal. Evet, kusursuz bir karakter değil ve bununla özel aslında. Aşkı için, her şeyi yapabilecek ama korkusu ağır basınca kaçabilecek biri.
    Ayaz... İsminden belli değil mi? İnsanı üşütür ama kendisine de muhtaç bırakır. Ayaz gibi bir insan ne gördüm ne de okudum.Onu anlamakta, çözmekte çok zorlandım. Ayaz'ı başka bir kitapta, başka bir yazarın kaleminden okusaydım sevebilir miydim? Bilmiyorum, normalde Ayaz gibi insanlardan hoşlanmam. Ama onu okudukça, kendini ilmek ilmek açtıkça; Ayaz bu olmalıydı, dedim. Onun, aşılmaz kırmızı çizgide sınırları var ve onu aşarsan seni mahveder. Ve vazgeçilmez en sevdiğim özelliği, sadakatıydı.
    Hayaller var kitapta uçsuz buçaksız anlatılan. İki insan ve iki farklı, bambaşka hayaller... İkisi de bu hayaller için yaşıyor. Okurken ayrım yapamadım, ikisi de olsun istedim. Ama nasıl olacaktı? Biri vazgeçip diğeri yaşayacaktı, peki böyle mutlu olabilir miydi iki sevgili?Bu kitapta bir kez daha anladım hayallerin ne kadar önemli olduğunu. Bazen vazgeçiriz, ama öyle biri gelir ve hepsini tek tek gerçekleştirir.
    Aşk... Deli dolu romantizm yüklü bir aşk okumayı beklemeyin. Aşkı farklı anlatıyor; bir tutam acı, aşk, sevgi, sabır, kıskançlık ve zaman bunlarla harmanlamış. Düğüm ata ata aşkı hissettiriyor; kimisi düğüm ata ata aşık oluyor.
    Yasemin'le olan en büyük benzerliğim annesine olan aşkı. Okurken işte bu benim, dedirtti. Onun sevgisi ve kıskançlığı arasındaki boğuşmasını okumak ayrı zevkti.
    Gölge... Ne özel bir insan o?.. Ondan bashedip onun büyüsünü bozmak istemiyorum. Okuyun ve yaşayın.
    Nasıl karakterler var bu kitapta? Hiçbiri kusursuz değil, diğer okuduğum kitaplarda olanlara da benzetemiyorum, çok farklılar. Ve bir şekilde sevdiriyorlar... Şunu söylemeliyim ki okurken hep diken üstündeydim kitabın sonuna kadar. Sonuna geldik her şey oldu bitti, bile diyemedim.İşte bu yüzden, kitabı çok sevdim. Aşkı, acıyı ve hayalleri öyle güzel harmanlamış ki, duyguların yoğunluğuyla okunup gidiyor. Soluksuz okuyup bitirmek isteyeceğiniz bir kitap.
    Herkese tavsiyemdir, sabırla okuyun.
  • "Bazı mutluluklar yolculuklar başlar..."
    Rebacca'nın babası ölüm döşeğindeyken kulağına fısıldadığı bir sırla başlar. Ve derke ki "Bir bebek var," işte herşey bunla değişir. Rebacca daha önce annesini kaybetmiştir, şimdide babası ölmek üzeredir hayattaki tek kişi sevgilisi Michael'dır. Ya değilse? Ve babası ona ondan sadece iki yaş küçük bir kardeşi olduğunu söyler. Ve ardından ölür ardında sorular ve mektuplar bırakırak. Rebacca ya hayatına devam edecek yada kardeşini bulacak. Hayatını tamamen karmaşıkken birde sevgilisinin tavrıyla arada kalır. Ama aklına koymuştur kardeşini bulacak ve hayalindeki gibi olmasını ister. Onu bekleyen süprizinden habersizdir.
    Joy felaket bir dönemdedir hem işi hem de kocası ile sorunları ile boğuşurken bir gün kapısında bir kadın ona "Sen benim üvey kardeşimsin," derse tepkisi ne olur? Yılllardır babasını tanımadan yaşamış ve duygularına ket vuran bir insan olan Joy için herşey tam anlamıyla karmaşıktır.
    Joy bir kardeşi olduğunu kabul etmekte zorlanır aslında iki taraf içinde zor. Kitabı okurken ikisine de hak veriyorum. Joy babasını tanımadan büyümüş ve onun sevgisini asla hissetmemiş ne kadar duygularını gizlese de her çocuk gibi babasını beklemiş. Rebecca'nın tarafından bakınca da bir yalan mıydı yoksa onun hayatı? Oysa o babası annesine hep aşıktı? O ise bir yalanın içinde buldu. Peki ölen annesine ihanet mi ediyor? Yaşadığı hayatı bırakıp yeni bir hayata başlamak kolay mı? Ya yaşadığın hayat senin değilse ve şuanda yaşadığın yerden ayrılmak istemiyorsa işte Rebecca içinde hiçbir şey kolay değildir.
    Kitapta sadece Rebecca-Joy ilişkisi yok. Joy'un düzenlediği turlar sayesinde değişik ilişkilere konuk oluyor ve okurken bol bol sorular sordum kendime. Bunlara örnek vermek gerekirse-->> Neden bir adam evli olduğu karısını aldatır? Neden evlendiği günden beri sadık kalamaz? Eskiden olduğu gibi evlilikler şimdi niye bir ömürlük olmuyor? Neden aldatılıyor? Neden aldatıldığımıza rağmen bir türlü o kangeren olan kolu kesip atamıyoruz? Neden? Karşımızdaki insanın değişeceğini umuyoruz körü körüne bu kitapta en kızdığım ve nefret ettiğim karakter; Michael değil Tim'dir. Nasıl bir karaktersin diye söylendim
    Erkeklerin ikiye ayrıldığını bir kez daha şahit oldum; Tim gibi olanlar ve Theo gibi olanlar!
    Tim yüzünden hayatı mahvolan Ellie. En çok üzüldüğüm bir karakterdi hele son sayfalarda olanlar Büyük bir ders vericiydi bence!
    Evet en sevdiğim karakter ise Theo! İşte adam dediğin seven insan Theo gibi olmalı Sevdiğine bebek gibi davranan insan ama yeri geldi mi konuşan ve yol bırakan birisi. Kitabı okuyunca onu neden çok sevdiğimi anlarsınız
    Peki ya Rebecca Theo mu yoksa Michael mı seçecek?
    Kitapda aşk, kalp kırıklığı, aile, dostluk, aldatılma, kardeşlik ilişkilerinin her yönüyle ele alınıyor böyle okurken okuyucuğa geniş bir bakış açısı yaratılmış. Sadece tek istediğim Theo'nun geçmişine biraz ayrıntı verilseydi diye düşündüm. Onun haricinde herşy çok güzeldi. Konu, olayların akışı ve karakterlerin farklı hayatları
    Okumanızı tavsiye ederim
  • Okurken beni bolca düşündüren ve neredeyse beynimi yakan bir kitap bitirdim. Beynimi yakma sebebi Charlie'yi anlamaya çalışmamdan kaynaklanıyor birazdan ayrıntıyı verince nedenini anlayacaksınız. İnsan hiç ölen birisinden hem nefret edip hem de sevebilir mi? Eğer bu kişi Vera'ya cevapta evet oluyor. Vera ve Charlie çocukluktan beri hem dostlar hem de komşular. Sahip olduğumuz aileler bazen çocukların hayatını derinden etkiliyor. Hatta öyle bir etkiliyor ki ya onlar gibi oluyoruz yada sonumuz felaket ile sonuçlanıyor. Tabii bu duruma her aile-anne, baba- aynı değil önemli olan nasıl bir insan oldukları mesela; sizi seven önemseyen bir aile mi?, yoksa size eziyet eden mi?, yoksa Charlie'nin sahip olduğu aile mi? Bunun cevabı hem sizde hemde kitapta. Charlie sahip olduğu aile ve düşünceleri ile kötu alışkanlıklara sahip oldu. Vera ise hep onun yanındaydı her zaman. Ama Vera nasıl bir aileye sahipti? Onun annesi onu terk etmişti, peki babası nasıl bir adamdı? Babası oldukça pinti ve görmesi gereken durumlarda 'Görmezden gel!' diyebilecek bir adamdı. Vera ve babası Sindy'nin(Cindy-Vera'nın annesi) onları terk etmesinin üzerinden gelebilecekler mi?
    Her şey liseye başladıktan sonra mı desem yada Charlie ve Vera'ya bir adamın onları fotoğraf çektirmek isteyip istememelerini sorması yada arkadaşlıklarını bozacak olan Jenny ile tanışan Charlie ile mi başladı herşey? Neyse Charlie liseye başladıktan bir süre sonra yeni arkadaşliklar edindi ne kadar sağlıklıysa artuk Ve içlerinde Vera'dan nefret eden Jenny'de vardı. Artık Charlie ve Vera dostluğu yoktu. Bir ara Charlie'den o kadar nefret ettim ki kitabı kapatıp bir beş dakika bekledim işte beynimi yakan bir sahne okumuştum. Charlie çok önemli bir konuda Jenny'ye inanıp Vera'ya sırt çevirmesi yetmiyormuş gibi kötu davranmıştı. O bölümü okurken Charlie'den nefret ettim
    Ve Charlie'nin ölümü ve bir yangın. Bütun bunları sebebi neydi? Charlie'nin ölümü ile yıkılan Vera sanki hiçbir şey olmamış gibi hayata devam etmek zorundaydı. Bu kısımlardan bilgi vermeyeceğim, size geçmişi anlattım şimdiki zamanda gerçekler var çünkü. Devamı ⤵
    dreamwhite_sVera'ya son sözü 'Sana bir şey bırakıyorum' peki Vera bulabilecek mi? Ve ne bıraktı? Peki Vera Charlie'nin masum olduğunu kanıtlayabilecek mi?
    Vera'nın babası Ken'den başlarda ne kadar böyle bir baba nasıl olur desemde sonunda beni şaşırttı ve şöyle düşünmeme neden oldu eğer biz izin verirsek ailemiz bizi etkiliyor 'Ken ve Charlie' bunun en güzel örneği iken eğer biz istemezsek kendimiz olabiliyoruz bunu örneği ise Vera!
    Kitapta aileye ait birçok konu yer alıyor. Okurken bol bol düşündürüp kafa yormama neden oldu. Sadece çok fazla detaya girmiş yazar bazı yerleri okurken buraları yazmasa da olurmuş dedim. Onu haricinde çok keyif aldım. Bizi düşündüren yoran kitaplar okumak güzel. Sonu ise aşkla bitiyor bence en güzel aşkla okuyunca eğer benim hissettiğimi hissederseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız
    Tavsiye ederim bence okuyun!
  • İnsan…

    Şeytanın karşısında yapayalnız kalmış bir garip yaratık… Yaratılışın özünü ve mevcudiyetinin sebebini hep aradı durdu. Kimileri madde de aradı bunu, kimileri yüreklerde… Hepsi tek başına daima zayıf düştü, kimileri kalkmayı beceremedi, düştükçe düştü. Kimileri şehveti Aşk sandı, kimileri hakiki Aşk’ın ateşinde kavruldu.

    Bilemedi insanoğlu, “Dünya hayatının geçimliliği ve menfaatlerinin zerre kadar değeri olmadığı bir yaşamda, bu insi ve cinni iblislerle nasıl mücadele edeceğini bilemedi…
    “Şahsiyetini nasıl tahkim edecek ki nefsin tuzaklarına düşmeyecek?”
    “İç dünyasını nasıl aydınlatacak ki, karanlık emeller peşinde koşmayacak?”
    “Kalbini nasıl temizleyecek ki, şehvani arzular peşinde koşmayacak?”

    “Aşk” ile…

    Hakiki Aşık olmaktır ki, kimileri bu Aşk’a “Mecazi Aşk” ile ulaşır. Tıpkı Leyla’sı için dağları deviren, çöllere düşen Mecnun gibi… Ve sonunda Leyla ile bir araya geldiğinde, “Hayır! Leyla sen değilsin. Sen yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum.” diyerek kendisindeki mecazî aşkın, gerçek aşka inkılap ettiğini göstermemiş midir?

    Tehânevî, Aşk’ı “Vuslat ve yakınlık makamlarının sonu” olarak ifade eder. “Aşk, kalbde vücud bulan bir ateş olup, mahbubtan başka her şeyi yakar; o, yakmak ve öldürmektir, ondan sonrası ise Allah’ın ikramı olan sonsuz bir hayattır. O, akıl binasını yıkan ilâhi bir cinnettir.” Tehânevî’ye göre… Akıl, Aşk ve ahvali karşısında çaresiz ve biçaredir.

    İnsanoğlu yaradılıştan bu yana hep Aşk’a muhabbet besledi. Çünkü Aşk’ın evveli de muhabbettir, ahiri de… Hakiki Aşk, ruhun Allah’a olan özlemidir vesselam. Ateş ancak yanan bir nesneye temas edince renk kazanır. Yoksa hararetin renginden bahsedebilir misin? İşte Aşk ta öyledir. Ancak bir vücutla ilgisi olduktan sonra belirginleşir.

    Hz. Mevlana’ya “Aşıklık nedir?” diye sorulduğunda, “Benim gibi ol da gör!” demiştir. Aşkın rengini görmek için Mevlana gibi hakiki aşık olmak elzemdir elbet. Aşık olanın aciz olduğu görülmüş müdür hiç? Toprak tohuma aşık olmasaydı, yetişir miydi çiçekler? Aşk muhabbeti doğurmasaydı, muhabbet doğurabilir miydi Muhammed’i? Ruh, Ölüm Meleği’ne aşık olmasaydı, hiç gider miydi O’nunla?

    Kul olmayı becerebilmek için, kül olmayı becerebilmektir gayemiz. Kül olacaksın ki, naz ve niyaz makamında bir kul olabilesin…

    Bu eserde Şems, Aşık olabilmenin huzurunu anlatıyor. Aşk’ı bulabilmenin ebedi huzurunu. Aşk ateşinde kavrula kavrula yeniden doğduğunuzu hissettirecek size.

    Rabbim kül olmayı becerebilenlerden eylesin…


    Saygılarımla…