• Ne ötüp duruyorsun kuş gibi?
    — Kuşum ya, ne olacak?
    — Ne kuşusun?
    — Öyle kuş işte.
    — Ne kuşu?
    — Öyle dedik ya.
  • ZİLZAL SURESİ’NİN ANLAMI

    Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

    ﴾1-3﴿ Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, “Ona ne oluyor?” dediği zaman,

    ﴾4﴿ İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır.

    ﴾5﴿ Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir.

    ﴾6﴿ O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.

    ﴾7﴿ Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir.

    ﴾8﴿ Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir.

    Allah'ım senin afetlerinden yine sana sığınırım...
  • Bizim gibilerin ailesi yoktur. Biraz paraları olduğunda hemen harcayıp bitirirler. Onları düşünen tek bir kişi bile yoktur bu dünyada...

    ...Ama biz öyle değiliz, çünkü sen varsın benim yanımda ve ben varım senin yanında. Biz hep birbirimizin yanındayız, işte böylece bizi düşünen biri var bu dünyada..
    John Steinbeck
    Sayfa 122 - Sel Yayınları
  • 144 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Seyahat etmek, bilmediğin sokaklarda bilmediğin şehirlerde kaybolmak çok güzel bir duygu... Keşke imkan olsa da insan senede en az bir veya iki kez bu deneyimi yaşayıp hayatına yeni renkler yeni duygular yeni kültürler katabilse..

    İşte bu eserimizde sevgili Ali Beyin Duyun-I Umumiye müfettişi olarak 1885-1888 yılları arasında çıktığı seyahatin Ali bey tarafından alınmış notları ile karşılaşıyoruz.. Görevi nedeniyle çıktığı bu yolculukta kahramanımız yol boyu karşılaştığı gerek coğrafi gerek kültürel gerek yolda başlarına gelen olaylar gördüğü ve ilgisini çektiği kalıntılar gittiği şehirlerin o zamana ait güncel hayatın akışıyla ilgili notlarını bir araya getirerek bizlere sunmuş.. Gittiği her köy her kasaba her şehir hakkında ve orada yaşayan insanların ekonomisinden tutunda konuştukları dillere giydikleri kıyafetlere hatta dini yaşamlarına kadar kısa kısa bilgiler vermektedir eserinde.. Görmüş olduğu önemli köprü, yatır, nehir veya mağaralar hakkında bilgileri de eksik etmemiş eserinde .. Özellikle yatır ziyaretlerinin o dönem için çok önem arz ettiğini yazarın sık sık yatır ve türbelerden bahsettmesinden anlıyoruz...

    Kitapta en çok ilgimi çeken kısım kelek adını verdikleri bir sal ile nehirde yaptıkları seyahatleri anlattığı kısım oldu.. Kelek, keçi tulumlarından yapılan bir sal imiş.. Anladığım kadariyle o döenim önemli uzak mesafe araçlarından.. Bu kelekler öyle hazır halde bulunmazlar imiş ancak sipariş üzerine yapılan ve tek kullanılımlık araçlarmış..

    Bunların dışında kitapta, yer yer yazarın gittiği bölgelere ilgili küçük kareler paylaşılmış.. Bunlarında dışında söyleyecek bir şey aklıma gelmedi... Genel olarak beğendiğin bir eser olmakla beraber bazı kısımlarda sıkıldığımı belirtmek isterim..

    Bol okumalı bol gezmeli bir ömür diliyorum herkese..
  • Hani gece Olunca Susar ya Sokaklar hani Elektirikler gidince Sessizlik başlar Yaşadığın yerde işte bende Seni öyLe Seviyorum kendi Dünyamın içinde Sus Pus Seviyorum Gizliyorum Sevgimi..💓
  • ..birazda mahçuptur benim kelimelerim.
    Öyle saklar ki seni ipek böceğinin o ince ince dokuduğu koza gibi.Bazense küçük bir çocuk gibi utanır işte. Al al olur yanakları.Bir görsen sen olan halimi.. Bir yanı koca bir yangın olan halimi.Yüreğimde öyle bir sevgi var, dile düşünce dili yakar.Ruhum yorgun düşmüş.
    Sevmekten değil, sevmenin hakkını verememe korkusundan.Biliyorum ne yazsam, her kelamın gerçeğide manası da sana çıkacak.
    Bir kelimen cennet, bir susman kor ateş bu yüreğime..
  • 256 syf.
    ·Puan vermedi
    Yatağımızın altında yaşayan canavar.
    Bazen dolabımızda, bazen tavan arasında. Kimisi şeytan der, kimisi hayali arkadaş.
    Önce korkarız, sonra görmezden gelmeye çalışırız. Ama o kadar oradadır ki; tüm imkansızların imkanı gibi. Sonra yine korkarız. Ve sonunda söküp atamadığımız yara kabukları gibi varlığına alışmaya başlarız. Onunla yaşayabilmek için onu tanımaya çalışırız. Yanımızda hiç kimse yokken o yanımızdadır, düştüğümüzde o yanımızdadır, ağlarken o yanımızdadır. Öyle yanımızdadır ki, bir taş gibi, bir arkadaş gibi, elimiz kolumuz gibi. Koşulsuzca oradadır. Bizi teselli eder, bizimle sohbet eder, bize hak verir, her zaman hak verir. Bize akıl verir, öyle ki; bir süre sonra hiç susmaz, asla kapanmayan bir radyo gibi sürekli sürekli sürekli; bizi ikna edene kadar konuşur.
    Artık korkmuyoruz, ondan da korkmuyoruz, başkasından da. Kimseden korkmuyoruz. Çünkü yanımızda taş gibi, kaya gibi, milyonlarca yıl yaşamış gibi, kadim bir canavar var.
    Tutunacak dalımız, ne yaparsak yapalım sarılacak yanımız, tüm günahlarımızı, yüklerimizi taşıyacak bir arabamız. Hata mı yaptık onun suçu, zayıf mı kaldık onun suçu, birini mi üzdük, hep onun, onun suçu.
    İşte o canavar, o şeytan; bizim iradesizliğimiz, tembelliğimiz, kibrimiz... Kendimizde görmek istemediğimiz, kabul edemediğimiz her şey o.

    İşte bu Şeytan; Sabahattin Ali'nin romanında Ömer'in en büyük savunma mekanizmasıdır. Aynı zamanda hem kurtarıcısı hem celladıdır. Ömrünü ve zekasını umarsızca harcamasının ana sebebidir.

    Sabahattin Ali öyle bir yazmış ki; kimse duyguların en çetrefillilerini bu kadar güzel tanımlayamaz. Etrafınızdaki psikologların hepsini toplayın, hiçbiri bu kitaptaki gibi karakter analizleri, ruhsal çözümlemeler yapamaz. Sabahattin Ali bir bilge, kadim bir bilge gibi, çoğu kişilerin bildiği ve tanımlayamadığı anları, duyguları, hayata ve insanlara dair tespitleri kusursuzca yazıya aktarmış.
    Çağının aydının politik tavrını, riyakarlığını, ahlaki çöküşünü; toplumun sığlığını, Ömer'in aşkını ve karakterlerin ruhsal dalgalanmalarını kusursuz bir kurgu ile harmanlamış ve muhteşem üslubuyla tamamlamış. Okuduğum en iyi edebi eserlerden biri olduğunu hiç şüpheye düşmeden söyleyebilirim. s51:

    “Evet, evet onun korkusu… İçimde bu ürkek dünyayı yaratan onun korkusu… Ben bu değilim… Ben başka bir şeyler olacağım… Yalnız bu korku olmasa… Hiçbir şeyi bana tam ve iyi yaptırmayacağına emin olduğum bu şeytandan korkmasam…

    Emin Kamil başını sallayıp gözlerini sinirli sinirli kırpıştırarak:

    Neden kızıyorsun? Neden şikayet ediyorsun? dedi. İçinde şeytan dediğin o şeyin en kıymetli tarafın olmadığını nereden biliyorsun? Sizin gibi beş hissinden başka duygu vasıtası olmayanlar bu daimi korkudan kurtulamazlar. Asıl sebep ve illetlere varabilseniz göreceksiniz ki en zayıf tarafımız dışımızdadır. Gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağı eden sesler, ağzımızı paslandıran yediklerimiz, kalbimizi önce coşturup sonra durduran sonsuz koşmalarımızdır. yüksek insan dışına değil, içine kıymet verendir."