• 200 syf.
    ·14 günde·10/10
    Kadına şiddet... Gözümüzün önünde yaşanan, bir çoğumuzun direkt ya da dolaylı olarak hayatını etkilemiş/etkileyen ve hepsinden önemlisi toplum olarak geleceğimizi belirleyen en büyük yaramız... Ve maalesef hala şiddetle kanayan yaramız...

    Babamın mesleği dolayısıyla tüm okul hayatım küçük kasabalarda geçti; peş peşe 3 yılı aynı okulda okumuşluğum yoktur. Türkiye'nin farklı bölgelerinde, farklı etnisite ve kültüre sahip bu topluluklarda ortak olan önemli noktalardan biri idi kadına şiddet. Geçmişimde, hayata bakışımda, psikolojiye merakımda ve iş hayatına bağlanışımda etkisi çoktur.

    Apartmanda her gece bağırış çağırışlarını, vurulan kapıların, kırılan eşyalarının sesini duyduğumuz arkadaşım ile ertesi gün okula beraber yürüyerek gitmek mesela... Konuyu hiç açmaz, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranırız; ama onun yüzünden ve bakışlarından anlarım, merakla bakar bana: Duydum mu acaba? Duyduğumu zaten bilir ama bir ümit işte; gözleri hüzünlü, sesi titrer, sürekli başka konulardan konuşarak o hissettiği derin utançtan kurtulmanın bir yolunu arar çaresizce; sanki yaşanan onun suçu, onun utancıymış gibi... Annesi oturmaya gelir ve yalvarır, polise başvurmayalım diye; sokağa düşmemek, çocuklarını kaybetmemek için.

    Karşı komşumuzun oğlu ile aynı sınıfa gideriz, arada matematik çalıştırırım ona. Sessiz, titiz, iyi yürekli, hanımefendi annesi bu küçücük desteğin karşılığında kekler, börekler taşır bize; zanneder ki bu sayede oğlu okur, adam olur, büyük şehirde iş bulur, ona da bakar. İkisinin de yere göğe koyamadıkları yakışıklı, tatlı dilli babanın kasabanın başka bir köşesinde başka bir evi ve orada sırayla ziyaret ettiği bir kuması olduğunu öğrenmem epeyce geç olur bu yüzden; zira söyleyenlere inanmam. Bu iyi görünümlü babanın bir gün kucağında bir yaşında erkek çocukla gelip eşine emanet etmesi ile anlarız ki pavyonda tanışıp ev açtığı kumasından 3 çocuğu vardır, ama erkek olanı nikahlı eşinin üzerine yapmak, böylece hep gözü önünde tutmak ister. Bir anda eve gelen bu bebek hakkında hiç konuşulmaz, sessiz bir mutabakat olur tüm komşular arasında. Bir yandan gelen bebeğe sevgiyle bakarken titizlik hastalığının arttığını gözleriz komşumuzun; gece yarısı kalkıp süpürgeliklerin altını silmeye kadar varır bu çılgınlık. Sınıf arkadaşım olan oğlu derslerden iyice kopar, sokaklara vurur kendini, hayaller çöpe gider. Kumanın da, bebeğinden ayrılmanın acısıyla kahrolduğunu duyarız. Ama sessizliğimiz baki kalır.

    Çocuğunu kendi büyütmek istediği için işten ayrılan eğitimli ve başarılı arkadaşımdan duyarım ki, o beyefendi eşi kısa sürede değişir; daha havalıdır artık, daha kendine güvenlidir; geç gelir, açıklamak istemez, ev işlerine, bebek bakımına hiç yardım etmez. Para konusu hep sorun olur; yıllarca çalışmış ve ev bütçesini eşiyle beraber yönetmiş bir kadın bir anda her gün para dilenir duruma düşer. Doğum sonrası hormonal değişimin üstüne gelen ve kalıcı görünen bu huzursuzluk çaresizliği tetikler, şiddetli bir depresyon içine düşer. Yıllar boyu bir yandan çocuğunu yetiştirirken bir yandan da ilaçlarla kendini tedavi etmeye çalışır ama fayda etmez; cesaretini toplayıp boşanma kararı vermesi çok geç ve zor olur.

    Kitap, bizlerin günlük hayatımızda sayısız benzerini gördüğümüz ya da tahmin ettiğimiz "koca şiddeti"ni masaya yatırıyor ve geniş bir alan çalışması ile sorunları tespit ediyor. Çok değerli istatistiksel analizler var kitapta, bu yüzden okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Beni en çok etkileyen üç tespiti ise özellikle yazmak istedim:

    1. Sorunun kökeni, kimilerinin diline pelesenk olduğu üzere, etnik köken, kültürel farklılıklar, inanç, vs... değil. Kendimizi kandırmayalım. Konu en çok eğitim ile ilişkili; devletin eğitim hizmeti bir bölgede ne kadar zayıf ise kadınlar o kadar sıkıntı çekiyor, aile birlikteliği ve çocuklar o kadar sorunlu oluyor.

    2. Sivil toplum örgütlerinin sürece pozitif katkısı çok büyük, takdire şayan ve yadsınamaz. Ancak sivil toplum örgütlerinin siyasi duruşu ön plana çıkarması -diğer tüm benzer sivil toplum örgütlerinde olduğu gibi- faydayı kısıtlıyor. İnancı, siyasi duruşu, sosyal statüsünden bağımsız olarak her kadını ve her türlü desteği kabul eden ve paydasını büyüten sivil toplum örgütleri, çözümde devletin hantal organizasyonundan çok daha etkin oluyor.

    3. Devletin hantal işleyişi, süreci hep kadınlar aleyhine işletiyor. Kanunlarla yapılan düzenlenme ile devletin işi bitmiyor; kanunların her yerde ve standart şekilde uygulanmasının takibi gerekiyor. Aksi takdirde belki kendisi de evde eşine şiddet uygulayan polisten, hakimden yapılan başvuruya adil davranmasını bekliyorsunuz; ki beklenti gerçekçi değil.

    Velhasıl hep birlikte, el birliğiyle topu taca atmaktan vazgeçip farkındalık yaratmamız ve katkıda bulunmamız gerekiyor ki bu kanayan yaraya kalıcı çözümler bulabilelim. İstenenin sadece kadınların huzuru olmadığını, toplum olarak geleceğimize umutlu bakmanın yolunun genç kuşakların bu tarz sorunlu ortamlarda yetişmekten ve çaresizlik hissinden kurtarılması olduğunun da ayırdına varalım.

    Bu farkındalık için canla başla çalışan ve kitap ile tanışmamı sağlayan Adem'ye teşekkürü bir borç bilirim.
  • Fakir hep titrer, eli titrer, sevdiği kız birine varacak diye gönlü titrer, banknotsuz cebindeki bozukluklar titrer, kış günü evin pencereler titrer.
  • Korku. Kor dediğin ateşin alevli közü.

    Ku… dediğin belki kul belki kuş belki kum.

    Korda yanan kul,

    Kordan kaçıp uzaklara uçan kuş,

    Korla kızmış ayak kavuran kum.

    Korku. Kork dediğin emirdir.

    u… dediğin belki umut belki uyku.

    .

    Çocuk olmak güzeldi her şeye rağmen.

    Fakat büyümeye başladım.

    Değiştim.

    .

    Ne oldu bana? 

    değiştim. 

    Doğru olanı bilmek zormuş. 

    Ne özleyebiliyorsun ne de unutabiliyorsun. 

    Hem hayatına son hızla gelişerek devam edebiliyorsun 

    hem de hep geçmişte kalan bir tarafını teselli etmeye çalışıyorsun hala. 

    başka bir hayal kurabiliyorsun onsuz. 

    Hem buz gibi hem hala sıcaksın. 

    Fakat değiştim. 

    Etkilenmemeyi, umursamamayı öğrendim. 

    Yaprak döken tarafım cennete ısmarlarken eskiciye sattığım hayallerimi,

    bahar bahçe yanım aynada kendimi görmemi sağladı. 

    Cehennemimden utanmamayı öğrendim. 

    Cenneti özlemek yerine cennetin Sahibine güvenmeyi ve sığınmayı öğrendim.  

    .

    Yabancı biriydi bunları düşünenler. Kesinlikle ben değildim. Nasıl olur? 

    Daha önce hiç görmediğimden eminim. acı biber sürülmüş çocuk ağzı gibi kızarıklığı etrafına yayılmış bir ağız, dudaklarının arasında çalıntı gibi duran çatlak ses… hayır, ses çıkarmadan konuşuyordu. dili kara yılan sinsiliğinde kıvrılıyordu dişlerinin arkasında. Dokundum omuzlarına. Ürperticiydi soğukluğu mu demeliyim sıcaklığı mı, tuhaf hissettiriyordu. Aynaya hohlamışım da sıcak nefesimin buğusu soğuk aynayı ılıtmış gibi. Ne öfkeleniyordum ne de rahatlıyordum. Yoruyordu. 

    Her neyse. Kimi kandırıyorum. Evet. Hepsini ben düşündüm. Kesinlikle o bendim. Nasıl mı, yorgundum. Hala yorgunum gerçi. Derler ya “ hayat!”…

    Açıklayayım, aynaydı. Karşısında durdum öylece ve sadece gözlerime baktım. içine, tam göz bebeğine. İçimde kalanları gördüm. 

    Yıkıldı yıkılacak bir sokak duvarına yaslanmıştım. Oturur vaziyette, dizlerimi kucaklamışım. Gözyaşım sümüğüme karışmış, yine çocukça bir şeylere içlenmiş ağlamışım. Ne zaman ağlasam dudaklarımın kenarı kızarır. Boğulur boğazım, titreyip durur anlatmak istediklerim. Yine donmuştum işte. Kim olduğu fark etmezdi aslında sadece sarılmak istemiştim sıcak bir kucağa. Ben bırakana kadar da gitmesin…

    Gelmemişti kimse. Ben de anlatamamıştım. Koşa koşa doğru caddeye… yok, intihar değil, hıh, hatırlıyorum tabi ya, camını sileceğim bir araba durur da üç beş kuruş alabilir miyim diye kırmızı ışığı beklemeye koyuldum. Yandı kırmızı. Camı karartmalı, lüks bir araba durdu önümde. İyi temizlensin diye hohladım. Yanmıştı nefesim. Buz gibiydi cam. Sildim. Ayna gibi olmuştu. Kendimi gördüm. Gece düşmüştü çoktan gözlerime. Yorulmuştum. İşin garibi aracın sahibi yaptığıma kızmamıştı. Lamba hala kırmızıdaydı. Zaman mı durmuştu ne?  

    .

    Ne zaman büyümek istesem 

    çocukluğumu özlüyorum

    Ne zaman hatırlasam o günleri

    Acı anılarım düğümleniyor nefesime

    Büyümüş hissediyorum kendimi

    Ağlıyorum çocuk gibi

    .

    Gülmek zorundasın mutlu olduğunu ıspatlamak için.

    Ütüsüz çarşaf gibi kırışmalı göz çukurların.

    kirpiklerinde debelenmeli yüzünde huzur bulmak isteyen.


    Ağlamak zorundasın acının dokunulabilir olması için.

    akmalı tuzlu kanın yanaklarına kavisler çize çize

    kesik nefesinden dağılan alevle terlemeli saç tellerin

    dinlemeli ve “anlamalı” acını paylaşmak isteyen


    ara sıra mutlu olmalısın sıkılmamaları için 

    acını paylaşmalısın samimiyetine inanmaları için.

    Sakın ha!

    Sakın içimde kalsın deme. 

    Diyemezsin. Duymalılar. 

    Korkuyorlar bilmedikleri her şeyden anlasana.

    Dost olduklarına inanmazlar sonra.

    Sadece susmak ve sarılmak…

    Çok şey istiyorsun. 

    Bu öyle zor ki.


    Konuşmak zorundasın sana yardım edebilmeleri için

    Muhtaç olan sensin nihayet!

    Sakın ha!

    Sakın düşme bu tuzağa!

    Bırak kalsın…

    Bilseler ne olacak?


    Kendin olmak zorundasın hayaller kurabilmek için

    İstemiyorsan atma kahkaha, bakma kimsenin gözlerine

    İstemiyorsan sakla yaralarını içinde, açma kimseye

    İstemiyorsan sesini çıkarma, bak göğün derinliklerine

    İstiyorsun biliyorum.

    Sadece sussun ve sarılsın birileri.


    Sakın ha!

    Sakın bilmesin bunu kimse.

    Sarılacakları birkaç dakika…

    Susacakları, seni sevdiklerini söyleyene kadar.

    Yine konuşacaklar.

    Senin de konuşmanı isteyecekler karşılık olarak

    Mutlu olduğunda gülmeni,

    Acı çektiğinde ağlamanı bekleyecekler.


    Biliyor musun?

    Yaşamak zorundasın güzel ölmek istiyorsan

    Yaşamak istiyorsan katlanmak zorundasın.

    Katlanabilmek için bilmelisin ki 

    Onlarla yaşamayı öğrenmek zorundasın.

    Ve sakın ha!

    kimse sonsuza kadar susamaz ve sarılamaz.

    İsteme bunu kimseden.

    Bekleme kimseyi bunun için.

    Bırak, içinde kalsın.

    .

    Geçmişteki hatalarımı telafi etmeye karar verdiğimde, 

    İçimdeki bir ses diyor ki; yüzün var mı?

    Diğer ses de diyor ki; başka yolu var mı?

    Ve her yeni hatamda birinci ses daha da güçleniyor;

    Af dilemeye yüzün var mı?

    Diğer soru içimde kıvranıyor;

    Allah’tan başka kapın var mı? ...

    .

    Kovarım asamla gitmez penceremden sinek gezer odamın küflü kokusu. Hey gidi… başım taptaze karabiber dökerdi aşıma. Yumak yumak kireç düşüyor şimdilerde ne çare… tünerim bir kanepeye dalıp gider gözlüğümden kırıp camlarını firar eden kör bakışım. Kara bıyık altından sırıtır romatizma yüklü bulutlar. Geçen gün komşular mavi gök sarı gelin almış dediler. Hayırsız… bir ütü basmaz suratımdaki çaputa ah. Ağırlaşmış kulağımda kemiklerimin çıtırtısı. Ağzımdaki son değirmen taşı da öğütmez bir daneyi. Vallahi garezinden! Tutturmuş gider bir deprem şarkısı ellerimden. Derken acı acı tüter güya ısınmış yemek yanığı. Tencere derdine kim düşsün al etmişken yağmur feryat figan koparır dizlerimin tellalı.

    .

    Rüzgarın salladığı salıncağımda nefesim kesiliyor

    Kanayan burnum oluyor

    Kan kokusu üşütüyor yüreğimi

    Daha hızlı sallıyor, esiyor, estikçe uçuyorum

    Kanatlanan ruhum oluyor

    Başım…

    Toprağı öperken bedenim ürperiyor

    Kalkmaya çalışıyorum.

    Sallanmaya devam ediyor, çarpıyor, ağrıyan başım oluyor

    Durmuyor, elimi kaldırıyorum, dur!

    Kemiğini sızlatıyor parmağımın

    Ağlamaya başlıyorum bağıran içimdeki çocuk oluyor

    Ben susuyorum gözlerim konuşuyor

    Dinleyen sadece salıncağım oluyor, bekliyorum

    Yavaşlıyor ninni gibi, duruyor.

    Sanki acımı uyutmuş çağırıyor beni

    Binen ben oluyorum, sallasın diye rüzgarı çağıran…

    Burnundaki kanlı sümüğü içine çeke çeke gülümseyen

    İçimdeki çocuk…

    .

    Ve hırçınlaşır ansızın durgun deniz. o anda yemyeşil bir bahçede bulursun kendini. Rüya bu ya tam koklayacakken çiçekleri uyandırıverir seni perdesi kapalı pencerenin boğucu gölgesi.

    .

    insanları yargılamadan önce dinleyin. Yoksa sözlerinizle infaz ettiğiniz birinin suçsuz olduğunu öğrendiğinizde bir ölüyü yeniden hayata döndürüp ondan özür dileme yetkisini kendinizde bulamayınca vicdan azabı çekersiniz.

    .

    ne yapabilirdim ki 

    dövüyordu fırtınalar yaprakları meyveler feryat ediyordu 

    namusuna son bahar estikçe kanıyordu ağacın dalları

    ağlıyordu dimdik gövdesi kuruyordu göz pınarları

    zalimdi fırtınalar ne yapabilirdim ki

    ölüyordu mevsim gülmekten

    zevk alıyordu fırtınayı azmettirmekten

    tohumlar… toprak sarıyordu yaralarını

    kuşlar yalıyordu cerahatini sen yem yiyorlar sanıyordun

    hayır alnından öpüyorlardı geride kalan tohumların

    sen güneş açıyor gökte sanıyordun

    hayır o başını okşuyordu doğmamış yavruların

    ne yapabilirdim ki çürüyordu etleri meyvelerin 

    soyuluyordu yaprakların derisi

    yetim tohumlar…

    onların kemiklerine sarılıp onları özlüyordu mezar başında

    dudakları kurudukça gözyaşı döküyordu biri ötekilere

    hüzün damlıyordu diğerlerinin boğazına

    karınları hasretle doyuyordu

    ne yapabilirdim ki savaştı bu

    doğacaklardı ve öleceklerdi onlar da bazı çocuklar gibi kimsesiz

    kim niye dertlensindi onlar günahsızdı

    cennete gideceklerdi nasıl olsa…

    .

    hani çocukken de aslında her şeyi anlıyorsundur. Fakat yetişkinler bunu görmezden gelir. çünkü onlardan küçüksündür. Bir yetişkin olduğunda da hala o her şeyi anlayan çocuksundur. Fakat çocuklar bunu görmezden gelir. çünkü onlardan büyüksündür.

    .

    dinlediğin müziğin feryatlarını dahi duyamazsın ya zihninin gürültüsünden…

    .

    uzun bir zaman geçer güneşin önünden 

    gölgesi ömrün olur kısacık…

    .

    Özlemek uzakları

    Bulutların akına karışmış karlı dağların arkasından

    Çıkıp gelivermeyen birileri buğusuna karışmış 

    Gözlerinde yağmurun ıslağından

    Penceresinde odanın sıcağından

    Ellerine damlamış yaşı

    Tutamamak ışıkları

    Gecenin ardına saklanmış güneşin utancından

    Gülüvermeyen çehreleri 

    efkara dalmış dumanında katil öksürüğünden 

    yakışında çay bardağından maşukları

    .

    Yetmediğini anlamak yetişmeye çalıştığın her şeye…

    .

    Kul, yar hatrına yaşayacak kadar bu dünyadan ölecek.

    .

    Kanatları titrer mi kelebeklerin de uçmaya başlarken…

    .

    Büyümelisin çocuk

    Bedelini ödemelisin saflıklarının

    Kötüleşmeden güçlenmelisin çocuk

    Elini tutmalısın saf insanların

    Vefakar olmalısın çocuk

    Yıllar geçse de 

    Elinden tutanların halini hatrını sormalısın

    Hayırlarını ummalısın

    İyi olmalısın çocuk

    .

    Kızmamalısın çocuk kırılmamalısın

    Her kaşını çatan kötü değil inan

    Dinlemelisin sevmelisin bazen sadece

    Bir gülümser yüz değmemiş gözler var

    Anlayışlı olmalısın rahat bırakmalısın


    Gülmelisin çocuk neşelenmelisin

    Hayat ihtiyarlamış

    Hüzne boğabileceğin kadar ömrü kalmamış inan

    Yaşamalısın tadını çıkarmalısın sadece

    Bir iyimser söz değmemiş kulaklar var

    Hoş konuşmalısın 

    şiirlerin ardından Şarkılar yazmalısın


    Durmamalısın çocuk kımıldamalısın

    Ölüler yalnızca kabirde yatmıyor inan

    Canlanmalısın elimi tutmalısın sadece

    Kalkıp rüzgarın sesiyle ritim tutup

    İki tur halay çekmemiş ayaklar var

    Bir türkü tutturmalısın

    .

    Bir fani ateş ki cehennem olur

    Kul acınası

    Bir ilahi aşk ki

    Ateşine pervane olunası

    .

    Kelebek

    Gündüzün gökyüzünde mavisin

    Gecenin karanlığında kara

    Gözlerine baksan bir çiçeğin, neşesin

    Kapasan gözlerini, yara

    .

    Tekerrür eden tarihleri var şu kısacık ömrümün

    İstikamet üzere istikrar isterken yollar

    Ben sessizce beklerim şu anımı Kovalarken yıllar

    .

    Baktıkça hatırla ne kadar korkaksın 

    Ne kadar cesaretin var düşlerinde

    Nasıl da mahzun göçmüş çocukluğun şu anına 

    Başını okşa umutların

    Gözlerinde şefkat açsın

    Sen hayal kur

    Nasılsa dünyanın güveni gurbete göçmüş


    Baktıkça hatırla ne kadar siyahsın

    Ne kadar saklı güneşin var

    Nasıl da gölge çökmüş üstüne

    Işık tut dağılsın

    Cehenneminde cennet açsın

    Sen gülümse 

    Nasılsa dünyaya kasvet çökmüş


    Baktıkça hatırla ne kadar kalabalıksın

    Ne kadar bir başınasın

    Nasıl da birikmiş anılar gözlerinin altına

    Gökyüzü yaş döktükçe yıkansın

    Çorak toprağı duyguların

    Sen hatırla

    Nasılsa unutanı çok dünyanın 


    Baktıkça hatırla 

    ne kadar ateşsin ne kadar güneş

    nasıl da yapışmış yakana dünya

    nasıl da yakışmış yüreğine dualar

    sen acizliğinin farkında ol

    nasılsa herkes hakimi dünyanın


    Baktıkça hatırla 

    ne kadar boşvermişsin Ne kadar umursayan

    nasıl da şikayetçi herkes her şeyden

    nasıl da onlar gibisin

    herkesten mükemmel

    nasılsa birkaç parça beze sarılıp

    bir avuç toprağa sığacaksın

    kim seni nereden bilecek yıllar sonra

    sen kendini akışına bırak

    istersen rezil ol

    kim ağası olmuş bu dünyanın

    kim veziri olmuş hangi padişahın


    Baktıkça hatırla 

    Korktuğun nedir neye cesursun

    Ne kadar memnunsun halinden

    Ne kadar kızgınsın diğerlerine 

    Nasıl da dışındasın sahnenin

    Sahnenin tam ortasındasın

    Nasıl da yanılıyor kafanın içindeki koca ses

    Sen tıka kulaklarını git

    Bak göreceksin 

    Umrunda değilsin kimsenin

    Rahatlayacaksın…

    .

    Zorlandığında hatıralara dön 

    yüzünü ekşit

    Zira eşit değil bu hayatta imtihanlar 

    kimi cahile göre adil de değil

    beklentilerini eksilt 

    Kabul et! 

    Eksiksin acizsin 

    varlığın bir deri bir kemik ve

    ruhuna tercüman bir yürekten ibaret

    ...

    Bu kendine yaşattığın zorunlu hafıza kaybı

    Rahatlatır evet

    Lakin insaf et biraz kendine acı! 

    İnsansın yalnızsın bu nefsinin aybı

    Bilirim ruhunda kaynatır kazanları 

    sanırsın ki cehennem azabı! 

    birilerini yada bir mucizeyi 

    beklemekten vazgeç

    Beynindeki ıstırabı 

    anlatamazsın sabret! 

    ...

    Unutmakla teskin oldum zannedersin

    Nafile! 

    Bilinçsizce gömersin derinlere

    Bilmeden aldatırsın kendini 

    Aldanırsın kendine saklanırsın 

    yinede sobelenirsin

    Yenilirsin 

    Kaybedersin güveni

    ...

    Aradığın sıcacık bir sarılmayı 

    bekleyemezsin kimseden

    Elini koy kalbine 

    unuttur kırılmayı kızmayı

    Kimselere söylemeden tek kelime 

    Kaybolmayı dene ama ölmeden! 

    Yaşamayı dene gizlice 

    Sarıl doyasıya sol yanına

    teselli ol kendine 

    ...

    Yalnız mısın, sanmam !

    çek içine okkalı bir nefes ümitlen! 

    Tek günahkar sen değilsin

    Bir silkelen! 

    Gözlerinden tek dökülen yaşlar değil

    Yakala! 

    Yanaklarına düşmesin manalar 

    tut hepsini bakışlarında kalsınlar

    ...

    Hatırla ki imtihanlı bu dünya

    Tek kaybeden sen değilsin 

    Düşün insanları, yaşadıklarını-haketmeyen tek sen misin 

    Sor kendine verilen nimetlere şükretmeyen sen değil misin?

    .

    Haramlar dolaşıyor gözlerime 

    Gözlerim ah çok acıyor

    Günahlar sarmaşıyor ellerime

    Ellerim kapatmıyor gözlerimi

    Gözlerim kayıyor cehenneme

    Cehenneme dönüyor hayatım

    Ayaklarım emekliyor cennete

    Cennete gidemiyor yüreğim

    Yüreğim, hep arafta kalıyor.

    .

    gözyaşımla doldurduğum kadeh !

    İçmek için koşacağım sana lakin 

    Bir ihtiyar kadar ölgün adımlarım .

    Ve ölmüşüm gibi donmuş suretim .

    Geçmişim kadar sahte bir hayat bu

    Ve ben sarhoş olmak için seçilmedim 

    Yaşamak arzusundayım aslında ben 

    Lakin gömmek istiyor bilinmezliğin .

    .

    Yüreğimden kopan bir çığlık kadar sessiz haykırışlarım.

    Gözlerimden yağan sağanak bir yağmur kadar ıslak...

    Ellerimden tutan şu rüzgar kadar serin Hayalin 

    Ve inad edercesine hislerime tutsak...

    Düşlerimden seçilen kabus kadar karanlık mı kaderim? 

    Bilemem, susar birgün belki sayıklayışlarım.

    Sevemem isyanı, ümid ederim, lakin

    son nefesim gibi yorgun yakarışlarım.

    .

    Dertsiz görünür asi kulun sözde rahat yaşar dinden ahlaktan bihaber. İsyankardır üstüne üstlük. Lakin hidayet nimetine en muhtaç odur Rabbim. Ruhu sensizlikle azaptadır. Senin firakında gurbettedir. Sabreder farkında bile olmadan. Esirdir nefsine. işkence eder şeytanlar kalbine. Yaradır her zerresi.sıkılır gönlü her gecede. Acır soluğu zikrinsiz. Çilelidir başı. Sana sığınacağını bilmez. Kimsesiz sanır kendini. Yapayalnızdır Rabbim. Senden gafil kalan kulun Senden uzak oluşunun zulmü altındayken mazlumdur. Yardımına muhtaçtır. Yardım et Rabbim.

    .


    Bir bebek masumluğundayken sofi, bataklıkta hisseder kendini. Çünkü pişmandır. Varlığının şükrünü, derdinin sabrını eda edemediği için. Nazlı nazlı ağlar, anasına şefkat veren mürşidine yetmiş katını veren Rabbine dönerek.

    Merhametin de yaratıcısı olan Rabbi, sever nimetiyle, imtihanıyla.

    Her defasında ya düşer ya kalır sofi. Döner ağlar, saklanır ağlar, ağlar, ağlar… gözyaşına kevser döken peygamber olur. Başını okşayan bir ramazan rüzgarı. Cennet ipekleriyle saranı, cemaliyle sarılanı Rabbi olur. Bilmez sofi. Ağlar da ağlar.

    .

    Yarım kalan her adımda yolda kaldığımı hissediyorum... 

    Tökezleyip düştüğüm her kaldırıma sarılıp ağlıyorum...

    Başımı çarptığım her taşa bulaşan kanımı,

    Ne kadar uğraşsamda silemiyorum...

    Kalkmak istiyorum ayağa, dimdik! 

    Bacaklarım titriyor ayakta duramıyorum...

    Neye kızmalıyım şimdi atamadığım adımlara mı? 

    Öfkemi kime vurmalıyım Kaldırım taşlarına mı?

    .

    Dili yok mudur acının,

    Neden anlatamıyorum? 

    Sesi yok mudur ki,

    Kimseye duyuramıyorum?

    Tadı yok mudur ki tatsınlar?

    Bilseler ya ne kadar zor .

    Kokusuz da mı yoksa bu? 

    Verdiği ıstırabı bir anlasalar...

    .

    gözlerimdeki feryadı dinliyorum, dargın...

    zorla susturulmuşum.

    dudaklarımın sıkılışına bakıyorum, kızgın...

    zorla güldürülmüşüm.

    Susuyorum, madem öyle istiyorlar...

    susunca da kızıyorlar, anlamıyorum.

    dayanıyorum, madem üzülüyorlar...

    gözyaşlarım darılıyor bu kez isyan ediyorlar...

    gülümse diyorlar, sana gülmek yakışıyor!

    ağlamayı kim ister ki?

    ya ben anlatamıyorum

    ya da onlar...

    hayır, anlamıyorlar...

    .


    Boyacı çocuk sıcak bir yaz günü çadırına dönerken, kendisini terlettiği için güneşi cezalandırmak istedi. Kara lekelere bulanmış elindeki, boya sandığını bir kenara bıraktı. Düşünmeye başladı. Onu dövsem bu zalimce olur bana yakışmaz, kızarsam da kalbi kırılır dedi kendi kendine. Sonuçta güneş kötü biri değildi. Cebinden pembe çizgili beyaz bir mendil çıkarıp terini sildi. Kaşlarını çattı. Mendile de boya bulaşmıştı. Sokağın başındaki hayrat çeşmesinde yıkamalıydı. Boyası çıkmazsa… hayır, kirli mendille gezemezdi. Üstü başı kapkara boyaydı. Ne var ki o mecburiyetti. Mendilse karakterini yansıtıyordu, kirli olmamalıydı. Derin bir nefes alıp verdi çocuk. Gözlerini kısıp güneşe bir yan bakış fırlattı. Kalkıp sandığını yüklendi. “hadi yine iyisin ki ben iyi bir çocuğum. Şimdi eğer ben kötü bir çocuk olsaydım seni çoktan yere indirmiştim. Yat kalk dua et bana” deyip gülümsedi. Güneş de ona gülümsedi. Güneş hakikaten hatasını anlamış olmalıydı. Çünkü kış geldiğinde mevsim boyunca utancından olsa gerek hiç ısınmamıştı. Çocuk çadırın yırtık yerinden gökyüzüne bakıp “aferin, dedi. Şimdi üşüyor olsam da sözümü dinlemen hoşuma gitti”

    .

    Cehennem mi yakmış da ateşiyle tehdit ediyor canımı

    Cennet mi gel diyor cilvesiyle kendine çekiyor canımı

    Hesabımı onlar mı görmüş de böyleler

    Nereden biliyorlar sol yanımı 

    Belki umursamıyorum canımı

    Ben beni değil cananımı …

    .

    gece güneş gündüz ay olur

    karanlıkta ışıklara 

    sabahlarda umutlara 

    bakma yalancılar

    .

    Toprak! Hiçbir yağmur seni böylesine tuzlu bir suyla sırılsıklam etti, şişirdi mi?

    Allah beni topraktan yarattı.

    Elim topraktan, gözkapaklarım topraktan, yanaklarım topraktan…

    Gözlerimden yağan yağmur öylesine sağanak ki 

    yanaklarım tuzlu su yutmaktan şişti, şişirdi gözlerimi, kaşlarımı, dudaklarımı…

    aahhhh… çok yorgunum!

    .

    Onlar, içlerindeki taşı saran birer şeker kabuğu. Sen üstü tozlanmış bir şekersin. Onlar rengarenk yüzleriyle ÜSTler. Sen, üstündeki tozlarla pasaklı, aşağıda. Onlar adaletsizlikten vazgeçmeyecekler. Sen, arındıkça tozlarından, iyisi de gelecek kötüsü de gelecek tadına. Gülümseyeceksin. Onlar, şeker olduğunu zannettikleri taşlarıyla ezdiklerini zannedecekler seni. Sen parça parça olsan da her zerrende tatlı olacaksın. Sen ezildikçe, onların sertliğine bulaşacaksın. Ancak o zaman sızlatacak adalet, onların taşa doymamış damaklarını. Senin, ömrün tükenecek yalakaların ağzında. Eriyeceksin bulaştığın taşların tozunda. Yine de tadını korumakla, onların, kabuklarından çıkıp dürüstlüğü görmelerine vesile olacaksın. Şeker kabuklarının cazibesine aldanma. Saklanma, şeker kal, tatlı kal… güçlü yetişkinler anlamasa da şu çocuklar anlayacak seni. Tozlarını temizleyip öpecekler alnından.

    .

    anlatıyorlar. dinliyorum. 

    Bıksam da belli etmiyorum.

    Oysa az daha yesem kusacağım kadar yediğim bir yemek gibi her kelimesi. 

    Dudaklarımı zorla gülümsetiyorum. Yahut şaşırmışçasına açıyorum gözlerimi.

    Zaten can atıyorlar ya işe yarıyor ve daha hararetle anlatmaya devam ediyorlar.

    Sonra nazikçe “anlıyorum” diyorum. 

    Bu çoğu kez tatmin ediyor. Geçici de olsa susuyorlar.

    .

    Yazmak ve düşünmek istiyorum.

    Bununla ne elde edeceğim?

    Bir şey elde etmem gerekmiyor ki

    Hayatımı bununla geçirmek istiyorum.

    Gezeceğim, göreceğim, okuyacağım, gözlemleyeceğim…

    Yazacağım ve düşüneceğim.

    Yazdıklarımı okuduğumda “kendimi bulabiliyorsam” amacıma ulaşmışım demektir.

    Kendimi mi arıyorum?

    Neredeyim?

    Böyle soruları kendine hiç sormadan yaşayan INSANLAR var.

    Ve oturduğu yerden yahut (çalışma,eğlence… çoğaltabilirsiniz) masasından kalkıp,

    düşünen İNSANLARa sesleniyorlar:

    “Çok düşünürseniz aklınızı kaybedersiniz!”

    Ya aklımı kaybettiğim yerde ruhumu bulursam?

    Ya ruhumu bulduğumda bedenimin farkına varırsam?

    Bedenim…

    Kimine gore güzel kimine göre çirkin.

    Ama bana göre kesinlikle “lüzumlu”.

    Ruhumun tahtırevanını taşıyacak bir hamal lazım değil mi?

    Ruhumu bulmak ve sevmek istiyorum.

    Ya ruhumun da bulmak ve sevmek istediği başka bir şey varsa?

    … (bunu kendiniz itiraf edin)

    Yegâne cevabı bildiğim halde neden hâlâ böylesine durgun ve boşluktayım anlamıyorum.

    Neden dalgalanıp doldurmuyorum kıyılarımı?

    .

    Yürümek istiyordu. 

    Hüzünlüydü. 

    Üzerindeki siyah kaşe palto hoştu. 

    Yaprak dökmüş çıplak ağaçlar da tamamdı.

    Fakat elinde kırmızı bir şemsiye, ayağında kırmızı bir bot yoktu. 

    mesela, paltosuyla uyumlu, klasik tarzda şapkası olan 

    bir beyefendi…

    Nasıl bir tablonun düşüydü bu böyle? 

    Evet rüzgar titretiyordu dişlerini. 

    Estikçe, dudakları kuruyor çatlıyordu. 

    Burun kemikleri donuyordu doğru.

    Fakat yağmur bile yağmıyordu ki ne şemsiyesi… 

    .

    Asfaltın buğulu gözleri sıcak bakıyordu katilin çatık kaşlarına.

    Gözlerinin kısılma noktasına yağlı terler akıtıyordu güneş.

    Hararetle alıp verdiği nefesin arasından simsiyah çürümüş köpek dişi rahatlıkla görülüyordu.

    Dili damağı kurumuştu. Küçük dilinin deve dikeni gibi boğazına yapıştığını hissetti.

    Küfredecek oldu vazgeçti.

    .

    Gök severdim eskiden. Yıldız, bulut, yağmur… deniz seviyorum şimdilerde. Toprak, çiçek, insan… gök; nefesti, umuttu, ağıttı. Yer; ölüm, solmak, efkar.

    .

    FATMA ZEHRA AKYİĞİT FZA

    .

    DEVAM EDECEK...
  • Havanın yüzünde bir kırlangıç sürüsü
    Ve yabanıl ak atlar doludizgin
    Bu sabah, bu sabah öylesine güzel ki
    Bu sabah yağmur yağacak
    Bu sabah gün açacak
    Bu sabah tekmil tomurcuklar patlayacak
    Bahar patlayacak
    Köpükler, bulutlar patlayacak
    Özlemlerin en güzeli, tozlu bir özlem
    Topraktan yeni çıkarılmış
    Üç bin yıllık yunan şarabı
    Atların kara gözleri
    Ve ben kederden geberiyorum
    Tam yalnızlıktan gebermenin de sırası
    Senin ellerin güzel
    Bir damla duman ovanın üstünde
    Bir damla ak bulut, altına batmış,
    Yeşile batmış
    Bir damla sıcacık, bir damla ışıltı
    Sımsıcacık tutuyorum
    Sımsıcacık tutuyorum bir şeyi
    Önüme bir adam çıkıyor
    Amma da kocaman gözleri var
    Amma da çok ağlamış
    Amma da çok çiçek açmış
    Amma da çok yüreği,
    Amma da çok yüreği sıcak
    Amma da çok yalnızlıktan geberiyor
    Amma da çok mavi tutuyor
    Bir avucunda öylesine bir mavi ki,
    Amanallah bir mavi ki,
    Bir top, bir yumak mavi ki,
    İşte o kadar
    Marlin Monronun gözleri
    İşte o kadar
    Marlin Monronun gözleri
    İşte o kadar
    Köpoğlu köpekler, zalimler, domuzlar,
    Adam olmazlar, kan içiciler,
    Kefen soyucular,
    Açların gözbebekleri,
    Darağaçları kadar iğrençler
    Sevmemiş, ama hiç hiç hiç sevmemiş,
    Sevilmemişler…
    Marlin Monronun gözleri
    işte o kadar
    Duru bir denize benziyordu der miyim
    Bir alaca şafağa,
    Seher vaktinde çiçeklere,
    Aydınlk bir akar suya benziyordu
    Der miyim,
    Kederden çıldırıyordu,
    Utançtan kahroluyordu
    Der miyim
    Marlin Monronun gözleri
    İşte o kadar
    İşte o kadar
    İşte o kadar köpoğlu köpekler
    Yağmur yağacak, yağmur yağacak
    Güneş açacak, gece olacak, bahar gelecek, kar yağacak,
    Sıcaktan kavrulacağız
    Yağmur yağacak,
    Bir yağmur yağacak
    Havanın yüzünde delişmen bir kırlangıç sürüsü
    Senin ellerin ne güzel
    Tuttum mavisini toprağa çaldım,
    Tuttum mavisini denize attım,
    Tuttum mavisini bahara vurdum,
    Tuttum mavisini güneşe verdim,
    Tuttum mavisini,
    Tuttum mavisini ak bir atı nalladım
    Tuttum mavisini ağaçlara fırlattım
    Dünyanın bütün ağaçları,
    Dünyanın tekmil bulutları,
    Dünyanın tekmil güneşleri,
    Dünyanın tekmil
    Yaaa, dünyanın tekmil insanları
    Senin ellerin ne güzel
    Sarı çiçek sarvan kurmuş oturmuş
    Bir nergis ovası Çukurovada
    Bir nergis ovası Çukurovada
    Bir nergis ovası
    Bir nergis
    Her yıl böylesine açar
    Sonra birdenbire yağmur durdu, bu ne hal
    Toprak kuruyuverdi
    Toprak çatlayıverdi
    Bir adam çıktı karşıma, dudakları çatlayıvermiş
    Sarı bulaşmış saçına
    Rüzgâr bulaşmış,
    Kırmızı bir yağmur bulaşmış
    Bir tomurcuk yağmur
    Çok ötelerde bir yıldız ışılıyordu, uzak mı uzak
    Geldi ayağının dibine düşüverdi,
    Tozu dumana katmış geliverdi
    Uğnuunup geliverdi
    Bir turna sürüsü, Marlin Monronun gözleri,
    Marlin Monronun gözleri
    Marlin Monronun gözleri
    İşte o kadar
    Siz şapka da giyiyorsunuz
    Hem de şapkanız o kadar güzel ki,
    Vallahi de güzel billahi de
    Siz ne güzel yemekler yiyorsunuz
    Siz bulutlara bakıyorsunuz
    Siz kapıları açıp kapatıyorsunuz
    Ne güzel
    Siz uzun kısa adımlar atıyorsunuz, değil mi
    Sahiden ne güzel
    Oğlunuz kızınız var mutlu mu mutlu
    Yağmur altında da dolaşırsınız, ben bilmez miyim
    Omuzlarınıza kar da düşer, ben bilmez miyim
    Bilmez olur muyum
    Boyunbağınız öyle bir oturdu ki yerine
    Bu sabah aynada gördüm
    Ben bu aynayı kırmayacağım
    Deli misiniz be
    Bu ayna türkü söylemesini bilir
    Uçak olur uçar,
    Tren olur, tren, uçsuz bucaksız ovalardan geçer
    Hem de ıssız, hem de kimsiz kimsesiz
    Hem de dumanı var
    Hem de dumanı gelir yarı aç yarı tok, yarı yer altında,
    Yarı yer üstünde bir köyün üstünde durur kalır.
    Hem de hiç utanmaz
    Utanmaz oğlu utanmaz
    Bu aynadan bir atom bombası olur ki
    Bir atom bombası
    Bir atom bombası
    Öyle bir atom bombası ki
    Bomba derim sana
    Bir dudağı yerde
    Bir dudağı gökte
    Bir atom bombası ki
    At kuyruğu gibi dökülüyor ışık
    Öyle değil mi
    Ulan köpoğlu,
    Ulan adam azgını
    Neyinle öğünüyorsun
    Neyinle öğünüyorsun
    Neyinle neyinle, neyinle ulan iki gözü çıkası
    Arkana bir dön baksana
    Daha dün değil mi
    Bu aynadan bir atom bombası olur ki
    Siz yapmazsanız ben yaparım
    Alimallah bu aynadan bir atom bombası dökerim ki,
    Bir atom bombası
    Ama ne atom bombası
    Göz açıp kapayıncaya kadar, şu bizim allı dünya pullu dünya
    Hani tomurcukları açardı ya
    Her bahar deniz gibi köpürürdü bahardı
    Hani denizi bahar gibi
    Göz açıp kapayıncaya kadar
    Bir varmış, bir varmış bir varmış, bir varmış
    Size diyorum bir varmış, size diyorum bir varmış
    Bu aynadan bir atom bombası dökerim
    Alimallah dökerim
    Öğündüğü şeye bak itimin
    Öğündüğü şeye bak
    Öğündüğü şeye bak
    Sus ulan, sus ulan, sus ulan yılancıklar çıkarası
    Ulum ulum ulası
    Sus ulan
    Sus ulan hürriyet için, sus ulan hürriyetimiz için
    Hürriyet de de dur orada
    Siz hiç utanmıyorsunuz
    Ben sizi hiç sevmiyorum
    Siz hiç utanmıyorsunuz
    Ben bu aynadan bir de ak bir kuş dökebilir
    Güvercin sandınız değil mi
    Avcunu yala tatarağası
    Ağzına bir de yalancı zeytin dalı veririm sandınız değil mi
    Ben bu aynadan daha çok şey yaparım
    Üstümüzdeki gökyüzünü alır götürürüm
    Üşümem deyin haydi
    Haydi bakalım
    Senin ellerin ne güzel
    Altınızdaki toprağı da alır götürürüm ha
    Bana mı ne
    Vay namuzsuz vay
    İşte bunu bilmiyordum
    Marlin Monronun gözleri
    İşte o kadar
    Bakın ben bu aynadan…
    Söylemem, çatlayın, patlayın
    Söylemem işte.
    Bana bakın, ben hiçbir şey söylemem
    Birisi ne diyordu geçende
    Dünyanın bütün adamları, yani sözüm ona insanları
    bir insan olsa… Bir tek kocaman insan.
    Ne olurdu
    Ne bileyim ben
    Ne yaparlardı
    Ne mi yaparlardı
    Durun azıcık düşüneyim
    Ben bu aynadaaaan… hıııım…
    Durun durun azıcık düşüneyim.
    Sen ellerin ne güzel
    İşte o kadar canım efendim
    Güzel sultanım
    Ne darılıyorsun
    Sana bir şey demedim ki
    Kızdırma kafamı
    Bir eline ak bir gül veririm
    Bir eline de ayna
    Gül oyna sevdiğim gül oyna
    Bir eline bir kedi yavrusu
    Yeni doğmuş,
    Daha ıslak ıslak
    Bir eline… dur azıcık düşüneyim…
    Amma da acelecisin güzelim…
    Bir eline bir eline
    Bir elinde kedi yavrusu
    Ben bu aynadan atom bombası yaparım
    Bir eline
    Ben bu atom bombasını
    Bir eline…
    Birdenbire aklıma ne geldi biliyor musunuz
    Nerden bileceksiniz
    Durun bir bir söyliyeyim size
    Ne geldi aklıma biliyor musunuz
    Gidip bir akar suya...
    Su pırıl pırıl,
    Su aydınlık olmalı
    Su, bizim Savrun suyu gibi güneşli,
    Dibine Kur’an düşüşünde okunmalı
    Gidip yüzümü bir iyice yıkamalıyım
    Birinde, bir yaz günü ben bir yolda yürüyordum
    yol çok tozluydu
    Baktım yolda bir karartı
    Ne olacak bir hasta kız çocuğu karartısı
    Nerede olacak, tabii Çukurovada
    Bombay dolaylarında öylesi ne gezer,
    Arabistan çölünde de aramayın
    Canım başka yerde ne ararsınız
    İşte bizim Çukurovada
    Çukurova yıldızlıdır
    Siz azıcık şişiriyorum sanacaksınız
    Hiç de değil
    Çukurovada yıldızdan gökyüzü gözükmez
    İnanmıyor musunuz
    Haydin siktirin,
    Haydin cehennem olun
    Hangi taş büyükse gidin başınızı ona vurun
    Bizim Çukurovada toprak bire kırk, bir elli verir
    Amerikada, Amerika çok büyük bir yermiş, çok çok
    Merhametli adamları varmış
    Ne bileyim ben bize öyle söylüyorlar
    Çok iyi adamları varmış
    Benim bu işlere aklım ermez
    Vebali günahı söyliyenin boynuna
    İşte bu Amerika toprağı da tamı tamına bizim
    Çukurova toprağına benzermiş
    Onlar bire yüz veren topraklarının ürününü denize
    Dökerlermiş
    Benim bu işlere aklım ermez
    Elimin üstünde sinek gibi aydınlık
    Şimdi birden aklıma bir karanlık geldi
    Sert, granit gibi bir karanlık mı desem
    Her neyse iki gözüm
    Bu kız çok hastaydı
    Bu kız sıtmadan titriyordu
    Bu kız öldü ölecek
    Ekin tarlaları sapsarıydı
    Güneşe batmış
    Kız tozlu yola upuzun yatmıştı
    Terli elleri çamur içindeydi
    Toz bulaşmış olacak
    Yani tozdan olacak
    Sonra çok titriyordu
    Ben hemen bildim, kız sıtmalıydı
    Sonra anası geldi, kızın başucuna oturdu
    Kız gerindi gerindi, bacaklarını uzattı
    Yolun tozlarına belendi
    Sonra kaskatı kesildi
    Bu kızın gözleri
    Yüzü hep gözdü
    Ne alın
    Ne kırmızı nar gibi dudak, yani narçiçeği gibi
    Ne yanak, ne çene, ne diş
    Belki ak dişleri ışılıyordu
    Aklımda kalmamış
    İşte koskocaman iki göz
    Hem de kapkara, derin, yalım karası gibi
    Siz hiç kapkara ateş gördünüz mü
    İnanmıyor musunuz
    Haydin cehennem olun
    Bizim Çukurovada vardır
    İsterseniz gidip görün
    Haydin cehennem olun
    Bu kızın gözleri
    İşte o kadar
    Avcunuzu yalayın efendiler
    Size yoksulluktan söz açar mıyım
    Ben usta sanatçıyım
    Öyle tongalara basar mıyım
    O kızın kara gözleri
    İşte o kadar
    Siz her sabah sıcak suyla yüzünüzü yıkarsınız
    Bazılarınız da soğuk suyu sever
    Ben sizi bilmez miyim
    Bunca yıl içinizde yaşadım
    Ekmeğinizi yeyip suyunuzu içtim
    Bir kahvenin kır yıllık hatırı vardır
    Ben bunu bilmez miyim
    Ben nankör müyüm
    Ben yemek yediği sofraya bıçak sokan mıyım
    O kızın gözleri işte o kadar
    Siz asfalt yolda yürürsünüz, sonracığıma virtrinlere
    Bakarsınız, çocuğunuzu elinden tutarsınız
    Saçlarını okşadığınız da olur
    Öyle değil mi
    Karınızı öpersiniz
    Yalan mı
    Yapmayın demiyorum ki
    O kız var ya, hani doktor bulamamış da yolun ortasına
    Boylu boyunca serilip ölmüştü
    İşte o kızın anası başucuna oturmuş kızın
    Ağıt söylüyordu
    Bu ağıt ne işe yarar mı diyorsunuz
    Ben ne bileyim, ben yedi tûla sahibi miyim
    Ben âllame miyim, ben büyücü, ben kahin miyim
    Onun bunun gibi bir vatandaşım
    Çok merak ediyorsanız gidin ona sorun
    Kızının başucuna oturmuş sallanarak ağıt söylüyor
    Dünden beri de ağzına bir lokma koymadı
    Sesi de yanık mı yanık
    Yürek koymuyor insanda
    Ben böylesi seslere dayanamam,
    Yüreğim götürmez
    Sahiden çok merak ediyorsanız gidin siz kendisine sorun
    Sahiden ne işe yarıyor şu ağıt
    Allaşaşkına gidin sorun
    O kızın gözleri
    İşte o kadar
    Anasının gözleri
    İşte o kadar
    Gözleri daha çoğaltırım sandınız
    Beyler, paşalar, nah, aldandınız
    Beyler, ağalar
    Marlin Monronun gözleri tamam
    İşte o kadar
    Neyinize yetmez ölü kurbağa suratlılar
    Muşmula soylular
    Siz olmuşsunuz
    Bana bakın açtırmayın ağzımı
    Siz, siz, siz…
    Ulan deli ediyorsunuz be adamı
    Haaa, senin ellerini unuttum, senin ellerin çok güzel
    Uzun, ince, beyaz, kuğu tüyü gibi
    Ben, insanın ellerini severim
    Siz de mi seversiniz
    Etmeyin eylemeyin
    Eskiden olsa inanırdım, şimdi mi,
    Geçti o günler tosunum
    Ben o aynadan var ya atom yaparım,
    Atomdan ağaç yaparım, sonra da uzay yaparım,
    Ağaçtan su yaparım,
    Sudan ne mi yaparım,
    Sudan da bir nakışlı peri böceği yaparım
    Peri böceği insanların en yakın arkadaşıdır
    Ama ben aynadan atom yaparım
    Çiçek yaparım
    Bin yıllık sürecek bir bahar yaparım
    Öyle sembolik falan değil canım
    Düpedüz bahar işte
    Yağmurlu, ıslanmış çiçekle
    Sonra genç insanlar birbirleriyle çok yatarlar baharda
    Ben bu dünyada genç insanların biribirleriyle
    Yatmaları kadar güzel bir şey görmedim
    Müthiş gerinirler
    Sonra böcekler de çiftleşirler
    Görmedim ama, mutlaka onlar da, deli gibi geriniyorlar,
    Tattan çatlayacak gibi oluyorlardır
    Hani İzmirde olgun, kocaman ballı incirler sarkar dallardan
    Hani sapsarı
    Hani tattan yarılmıştır
    İşte cümle mahlukatın gençleri böyle çiftleşirler
    Atların burun delikleri
    Bir de sağrıları
    Arıların, kelebeklerin kanatları
    İnsanların bellerinin orta yeri titrer
    Başka yerleri de titrer ama
    En çok belleri titrer
    İşte böyle adam gibi, bin yıl sürecek bir bahar yaparım
    Ben gönlü güzel, gönlü gani kişiyim
    Düpedüz adam gibi bir bahar
    Aynadan atom, atomdan su, sudan deniz,denizden kuş, kuştan solucan, solucandan adam, adamdan ateş, ses yaparım rüzgâr da yaparım, koku da… Gönlünüz ne isterse onu yaparım.
    Kürk manto ister misiniz
    Ciddi söylüyorum
    Siz alay ediyor sanıyorsunuz ya…
    Marlin Monronun gözleri
    İşte o kadar
    Anası başucuna oturmuş, şimdi hiç kımıldamıyor, ağıt yakmayı unutmuş
    Bir şey mi söylediniz kadına
    Ayıp ayıp
    Çok ayıp etmişsiniz
    Az daha unutuyordum,
    Bir de ne vardı, ben bilmem ki onları, hani çok yüksek bir ilim… Gene alay ediyor sanacaksınız… Bilmem alay edilir mi
    Vallahi büyük saygım var
    Hani o fiyat teorisi var ya… Matematiğin ekonomisi…
    Bir de o vardı işte, çok saygıdeğer… Bizi adam eden
    Kim yaptı atomu, kim öğünüyor, kim gitti uzaya, kim öğünüyüor
    Bu işlere karışmak kıl-ü kali muciptir
    Yüksek matematiktir ve de bilimdir
    Dilinin altındakini biliyoruz diyeceksiniz
    İki milyar aç, iki milyar ekmeksiz
    İftira ediyorsunuz,
    Yalan söylüyorsunuz,
    Hiç öyle bir niyetim yoktu.
    Siz bu laflara çok alışıksınız, duya duya kulağınızda
    Çan bitmiştir, kocaman kilise çanları
    Benim demek istediğim başkaydı
    Adamı söyletmiyorsunuz ki
    Allahınızı severseniz sözümü kesmeyin
    Bitireyim de ondan sonra
    Ne var bu kadar gürültü edecek
    Ben ayna yaparım, maşa yaparım, keçiler süt yapar, siz yapabilir misiniz
    Arılar da bal yapar deyim de gülün
    Ulan size bu fırsatı vermeyeceğim
    Üstüme çok güldünüz
    Tohumlar bitki yapar tohumlar
    Adam yapar, insan yapar, yürek yapar
    Demirci örsü gibi, kıpkızıl ve güzel ve çiçekli ve aydınlık
    Ve dertli ve sımsıcak, al da canının içine koy ve gözü yaşlı
    Ve ölüme ve zulüme
    Ve adamın adam öldürmesine karşı
    Ve soyguna karşı,
    Ve köleliğe karşı
    İzmirin içinde aynalı çarşı
    Parisin içinde aynalı çarşı
    Londranın, Newyorkun ve Pekinin ve Moskovanın içinde
    Ve tekmil dünyanın içinde ve tekmil evrenin içinde
    Aynalı çarşı
    Bizim Çukurovada ayna falına bakarlar
    Ve aynada umut yolları
    Ve ben demirci örsü gibi kocaman ve kıpkızıl ve sağlam
    Ve güzel, hem de aydınlık, hem de yıldızlı, hem de sıcacık eser…
    Ben daha ne yapardım
    Ben sevda yaparım, şehvet yaparım, arılar çiftleşirler, bereketli
    Bin yıllık bahar… İsterseniz azıcık kış, azıcık güz…
    Yazı da ister misiniz…
    Açın önünüzdeki nakışlı mendili
    Korkmayın açın canım
    Bakın ne çıkacak içinden
    Tuh be, tuh yüreğinize, ben de sizi bir adam sandım
    Havanın yüzünde bir kırlangıç sürüsü
    Çok hızlı uçar kırlangıçlar
    Yuvalarındaki civcivlerin ağzı sapsarıdır
    Görmediyseniz nasıl anlatayım size, sapsarı, sapsarıdır
    Senin ellerin ne güzel
    Sahi beyazdı ellerin
    Başparmağının üstüne peri böceğini ben koydum
    Sen uyuyordun
    Farkına bile varmadın
    Sen biliyor musun dünyada ne kadar çok peri böceği var
    Ben o kadar çok gördüm ki
    Sen biliyor musun dünyada ne kadar çok karınca var
    Ve ne kadar karınca doğup ne kadarı ölüyor
    Bir düşünse adam deli olur be
    Ya balıklar
    Ben sadece senin elinin üstüne bir tane peri böceği koydum
    Peri böceği hoşuma gider de ondan
    Kırmızı hoşuma gider de ondan
    Üstünde kara benekleri hoşuma gider de ondan
    Bazısında da ak olur işte onun için
    Bak gelir seni uyandırırım
    Sen şarabı sever misin
    Bana son günlerde dokunur oldu
    İçmeden de olmuyor ki birader
    İşte o sıcak yağmura, işte o uzak sıcak yağmura
    Varıp da alnını dayayan bendim
    Bütün ağaçlardan ayna yapacağım
    Bütün çiçeklerden, bütün denizlerden, bütün çiçeklerden,
    Dünyanın bütün balıklarından ayna yapacağım
    Aynalardan atom yapacağım
    Petrolden de ayna yapacağım
    İşte öyle kokacak
    Bir de bir ışık yapacağım
    Sizin inadınıza
    Yalnız be yalnız size inat olsun diye
    İzmirin altın sarısı güz salkımlarından
    Çukurovanın altın sarısı başaklarından
    Afrikanın altın sarısı karıncalarından
    Zencinin ak dişlerinden
    Zencinin ak dişlerini hiç yabana atmayın
    Ama hiç yabana atmayın
    Parıltısını iki günlük yoldan görürsünüz
    Bir gülmeye görsün
    Zencinin dişlerinden ışık yapacağım
    Bir tutam ışıktan bir fil yapacağım
    Onu da salıvericiğim Bengal ormanlarına
    Şu Bengal ormanlarını bir görmüşlüğüm,
    Yok yok bir duymuşluğum var
    Bengal ormanının otlarından,
    Bir de yapraklarından,
    Haydi çiçeklerini de ihmal etmeyeyim,
    Şiir olur da çiçeksiz olur mu
    Bunca çağların şairleri aptal mı
    Çiçeksiz bir tek şiirlerini gösterebilir misiniz
    Bir de çiçeklerinden,
    Bir de kuşlarından
    Bir de yaban arılarının kanatlarından
    Bir de ağaç köklerinden
    Bengal ormanlarının ağaç kökünden olmazsa olmaz
    Ben biliyorum büyük bir özelliği vardır Bengal ormanlarının
    Bir de asyalıların
    Sarı ve de ak derililerin
    El ve ayak tırnaklarından
    Bir de şimdiye dek söylenmiş bütün türküleri toplayacağım
    Ama dünya kurulduğundan beri söylenmiş bütün türküleri
    Aşk ve hat üstüne
    Aşk ve şehvet üstüne
    Aşk ve toprak üstüne
    Aşk ve ölüm üstüne
    Ölüm batsın
    Ölüm yerin dibine, dibine batsın
    gözüm görmesin şu ölümü
    Gözüm görmesin ölümler
    Gözüm görmesin
    Görmesin
    Başım dönüyor
    Ver elini, ver elini, ver elini
    Gözüm görmesin ölenleri
    Ver elini
    Ellerin ne kadar da sıcacık
    İşte ben bütün bunlardan ışık yapacağım
    Var mı bir diyeceğiniz
    Yeni doğmuş bebelerden atom yapacağım
    Bakın görün ki bütün ağaçların kökü ışık olmuş
    Bakın görün ki bütün yapraklar, dünyadaki bütün yapraklar
    Gece gündüz balkıyıp durur
    Yalnız Bengal ormanındakiler değil
    Karanlığın damarlarına bir kan yürüteceğim
    Pul pul ışık
    Pul balkıyacak
    Karınca ayaklarından, balinanın çene kemiğinden,
    Tekmil arıların kanatlarından,
    Yılanların yalım kırmızımsı dillerinden
    Çocuklara oyuncak yapacağım
    Bengal ormanının fili yavrulamış
    Her biri bir top ikiz ışık
    Seni gelir uyandırırım, şu bu değil, hayal mayal değil
    Gelir seni düpedüz uyandırırım
    Sevgilim değil misin
    Gözlerine bir top ak bulut sürerim
    Bir damla Çin seddi yağmuru
    Işığı şarap yaparız
    Ediyorum ediyorum uyanmıyorsun
    Amma da çok uykun varmış be sevgilim
    Şu ölümlü dünyanın yarısını da uykuya ve
    Olur mu ya, olur mu ya sevgilim
    Halbuki ben ışıktan gece
    Geceden hayat yaparım
    Canım sıkılırsa dünyanın bütün gecelerini toplarım
    Bak, hepsini hepsini hepsini toplarım
    Bir damla gece bırakmam şu sizin dünyanızda
    Bak karışmam ha, bir damlacık bırakmam
    İlâç için bırakmam
    Torlar toparlar hepsini götürür Kafdağının arkasına
    Hapsederim
    Eline ayağına zincir vururum
    Ne yaparsınız o zaman
    Elini ayağını kırk kat urganla bağlarım
    Ne etseniz neyleseniz kurtaramazsınız elimden gecelerinizi
    Gecesiz ne yaparsınız
    Deli olursunuz be
    Bütün gecelerinizden bir top kapkara mermer yaparım
    Gelir seni uyandırırım
    Dudaklarını öperim
    Uykulu, tuzlu, azıcık acı dudaklarını
    Sen şehvetten deli olursun, gerinirsin
    Alnın terler
    Hiç mi görmedim seni
    Şehvetten etine bıçak sokulmuş gibi bağırırsın
    Hiç mi rastlamadım sanıyorsun
    Ben rastlamadımsa Gagarin rastladı
    Gagarin neden ne yaptı acaba orada
    Gagarin ne düşündü acaba orada
    Gagarin ne duydu acaba orada
    Anlatsana be Gagarin
    Anlatamaz ki, söyleyemez ki, bilemez ki
    Dilinin ucuna gelir, belki de gelmez ki
    Gagarinin eli dokundu oraya, ışığın köküne eli dokundu
    Karanlığın köküne eli dokundu
    Ne mutlu bana
    Gagarin hiçbir şeyi söyleyemez ki
    Gagarin Marlin Monronun gözlerini görmüştür
    Ne var o kızın gözlerinde
    Gagarin söyleyemez ki
    Çukurovadaki kızın gözlerini ben gördüm
    Anlatmaya dilim yetmez ki
    Ben diyorum ki size, ben aşkın ve ümidin adamı
    İşte ben böylesi bir adam
    Ben diyorum ki size
    Bir dil bulacağız her şeye varan
    Bir şeyleri anlatabilen
    Böyle dilsiz, böyle düşmanca, böyle bölük pörçük
    Dolaşmayacağız bu dünyada
    Her şey her şeyi söyleyebileceğiz bu dünyada
    Her şeyi birbirimize
    Gagarin ışığın yapraklarını birbir anlatabilecek
    Dünyada iki buçuk milyar çift el
    Bir gün göreceksiniz ki bu iki buçuk milyar çift el
    İki buçuk milyar kere ışık dokuyor
    Söyleyin bana hoşunuza gitmez mi
    Işık vazgeçtim
    Şöyle bir gözünüzün önüne getirin ki
    Dünyada bir tek insan bile kalmamış
    Çiçekler, böcekler, hani şairlerin anlata anlata bitiremediği bir dünya
    Ama bir tek insan yok
    Ben bu dünyayı sizin başınıza çalarım
    Ben bu dünyadan öfke yaparım
    Kudurmuşluk yaparım
    Sözden öfke yaparım
    At kuyruğu kılından,
    Şahin teleğinden öfke yaparım
    Karınca ayağından,
    Örümcek ağından öfke yaparım
    Gölgeden öfke,
    Böcekten,
    Tekmil böceklerden öfke yaparım
    Demirden, bakırdan, çelikten, tunçtan
    Kayadan, taştan, elinizdeki atomdan
    Gagarinden,
    Bütün bebeklerin, doğmuş doğacak bebeklerin,
    Doğmuş doğacak eniklerin,
    Doğmuş doğacak bahar taylarının
    Doğmuş doğacak buzağıların,
    Doğmuş doğacak civcivlerin,
    Doğmuş doğacak kertenkelelerin,
    Gözlerinden öfke yaparım,
    Kudurmuşluk yaparım
    Aynalardan atom yaparım,
    Ulan neyinizle öğünüyorsun be
    Yabanıllar, kan içiciler, verin o elinizdeki oyuncağı
    Kızdırmayın kafamı insan yüreklerinden öfke yaparım,
    Öyle bir öfke ki
    Kızdırmayın kafamı
    Haydi defolun başımdan
    Tekmil aynalardan atom yaparım
    Haydi haydi cehennem olun başımdan
    Havanın yüzünde bir sürü leylek, ak leylek,
    Zambaklar gibi açılmış
    Ne diyordu Türkmen karısı
    Leyleğin ayağı kırmızı deynek.
  • Şehsuvar
    Küçük İskender

    I.
    gece saçlarina kadar sokulur, güzelligine
    atilan ilmiklere kadar ulaşir. Koltuk altina
    kaç takim yildiz, burç saklar. Şehsuvar
    sig sikintilar ardinda derin bir havuz..
    dikdörtgen dudaklarda çok yuvarlak
    sözcükler var! Herhangi birine selam versen
    dagilmaya mecbur oluyor yüzün. Uzaklara
    gidecegim ben diyor delikanli, gobi çölüne..
    Tarih atlaslarinda yitirecegim her zerremi
    anlik bir yanilgidir diyor suçüstü alt tarafi
    anahtarliklarin hüznü üstüne
    çift kişilik yataklar için yazdigim senaryolar
    yollar: derisiz ceninler gibi çirkindir
    yollar: tanri nin çocuk oyuncagi oldugu çagda
    işlenmiş günah-kirilmiş ikona
    yollar: insanin kendi cenazesine
    geç gitmesi gibi bir şey! Özellikle!

    şimdi saat başi
    satranç oynayan sabikali beyoglu kaldirimlari
    utanca dogru atilan serinkanli
    serseri adimlari turfanda-radyodan ajans ve hava durumu
    ve muhallebiciler, daima kalabaliktir, daima terli
    içerde tavuk gögsü gözleriyle sevgililerimiz! Simli!
    ve öpüşenler ogullaşan, siklaşan zenci elleriyle
    o tekerlemeler söylenmeyecek! o bilmeceler sorulmaz!
    kaç parmagi çatirdar ki hüsranimin
    kaç cigeri şişer ki raki şişelerinde gömdügüm
    aşklarimin. Aşki geçelim. Onu geçelim,
    onu unut şehsuvar!
    ya da kimiltisiz bir kuş ölüsü dünya müzelerinde
    beton baglayan aromali kanatlariyla kimiltisiz
    kimildar bir gün! Onu umut
    kimildatir degil mi
    kimildatir degil mi şehsuvar!
    saçmaliyorsun! Evine dön, o vicik vicik
    koynuna annenin, sabahligin arkasinda haydi!
    sirilsiklam memeler, ucu mantarla tikanmiş memeler
    ve şato zindani dolaplarda bogdurulur
    porno dergilerinin şahsi derbederligi.. Direniş
    bir bakima
    - Haklisin de! - imparatorluk ahlagi,
    doyum seferberligi! Ve emilmiş
    bir dili andiran dilsiz adi usancin
    bende gizlenen bedensiz bir ölümdü varsay
    ki fazlaca huysuz
    ki fazlaca havadar
    ah! Neden sütyen takmaz acaba uzamiş adamlar,
    ayaklarina,
    yürümedikçe sarkmasin diye bacaklari!

    evet! üstüne üstüne yüklendikçe kaçar
    kaçar ha kaçar
    sevda katillerinin otellerdeki
    kilometrelerce kadinlardan çalip da
    başlarina geçirdikleri
    ten rengi külotlu çoraplar!

    kimsen de kalmaz birdenbire! Açtiklari yaradan
    kan bile akmayacak. Çogu küstah! Çogu şimarik!
    vahşi bir at almiş altmiş dagi aramiza taşir
    vahşi bir at almiş altmiş dagi aramiza taşir
    şehsuvar! Sinirlara mayin döşer bakişlarin
    vahşi bir at almiş altmiş dagi aramiza taşir
    şik bir omuz devrimiyle bahari getir
    tavlalar kirilir, iskambil kagitlari savrulur
    görücüye çikan büyücü bir kiz oluverirsin
    patlamiş yirmi ikilik ampul gibi
    patlamiş misir seven
    misirli esmer çocuklarin
    tokluga açligi gibisindir
    vahşi bir at almiş altmiş dagi aramiza taşir
    yuvani, anneni bugün terkettin tirnaklarin arap
    ses duvarini aşamaz sesin
    işik kirilir mi hiç
    birleşir yeniden adeta
    - kardeş duasi çeker
    muskalar tutar -
    senin merceklerinde şehsuvar!
    Baksana sultan!
    dikdörtgen dudaklarda
    daha ne çok
    yuvarlak sözcükler filan var. Gülsen
    agizin düşüverecek ve kenarindan biraz
    çatlayiverecek kahkahan. Ve vahşi bir at
    alip bir altmiş dagi daha
    aramiza taşiyacak! Ve vahşi bir atin
    bir hayat boyu süren
    saltanatina dönüşecek birden
    hasretlerle gitgide
    gitgide agirlaşan zaman..

    II.

    maviden ögrenecegi çok şey olmalidir denizin
    yakişikli bir kadindir şehsuvar. Titredi mi
    gökyüzü de titrer, toprak da, deprem de titrer,
    onunla beraber umulmadik gülden fişkiran renk de!
    aynalar be şehsuvar, rujla boyanmiş kirik aynalar
    zahiri görüntüler de sayilabilir, ahenk de!
    kasiklarinda kasim gibi çogalan
    susam ahirlara kilitlenir o atlar bilhassa
    meydanlar sevdanla, agrinla cilalidir. Olmasin mi?
    simit satan kimi çocuklarsa
    kördür, topaldir, mavidir
    bakirdir daha oysa!

    anne diye seslenir ölümlü çinarlarin
    dişa vurmuş toy köklerine şehsuvar, anne!
    kimsin sen?

    kimim ben der anne
    tekillikle kalaylanirken yüregi adamakilli
    killi erkek kollarinda. En zayif sesiyle
    aglar mi hiç! En karambol sesiyle
    aglar mi hiç! En matem
    sesiyle aglar anne!
    maviden kapacagi çok şey olmalidir denizin
    bir kere: anneler öncelikli diri kalsin, anneler
    orospu olmasin efendiler..

    nerede yaşadigini bilmeyen bir vapur siyrilir
    uykularinda şehsuvar'in. Bütün shakespeare'ler
    bütün hamlet'leri düşünür. Balerin bir sabahtir,
    damlarinda ayakparmaklarinin uçlarinda yürür güneş..
    tüyler, taç yapraklari, aman gürültü etmeyin!
    her anin
    hep bir susan insanidir şehsuvar.
    - şehrin surlarina, cemre olur
    düşüverir at cesetleri, biçaklarda festival var -
    henüz büyüyememiş isyan
    henüz planlari yarim bir katliamdir şehsuvar!
    söndürülememiş orman yangini gözlerinde
    sosyolojinin lümpenligi!
    söndürülememiş kireç kuyusu gözlerinde
    erken uyanişin yaşli ergenligi!
    iniltinin
    suya yansiyan gövdesidir şehsuvar
    hey! anlasana sultan!
    dikdörtgen dudaklarda
    daha ne çok
    acisiz iftiralar falan var..
    şehsuvar kurtulmak da ister
    kurtuluşu neye bagimlidir;
    - cevap şiklari -

    a) "30 nisanda hitler intihar etti. 7 mayista almanya teslim
    oldu!"
    intihar
    alnimi açti, beynime gerdi beyazperdesini
    kafatasimda bir kabile buldum sonra buzuldan
    okyanuslar buldum damagima açilan gözoyuklarinda
    östakimde birtakim kanun taksimleri
    birtakim kanun kaçaklari gibi esrarengiz iş sonra
    - esrarli sigara içen bukalemunlarla küstük o sira -
    hangi birini bölsem ötekine
    digeri masasina çagiracak beni
    bardagimi doldurup ensemdeki tüyleri çekiştirecek
    beni kambur burunlu şairlerle taniştiracak alelacele
    alelacele el sikişilacak, memleket meselelerinden
    söz edilecek alelacele ayaküstü, ayaküstü sarhoş olunacak
    kusulacak ayaküstü alelacele
    yedi heceliler veya yedi uyurlar / uydurulacaklar
    uydurulacagiz alelacele! Vazgeçmem gerekecek belli
    omurlarimdan, omurgamin içine tramvay hatti döşenecek
    kizlik adini işleyecegim bekaretin tigla
    rönesansin kizlik zarina.. Leonardo! Leonardo!
    haminnem mona lisa'nin ta kendisi çikacak. Zorla şehsuvar
    atlar yine karşima çikacak, karşi çikacak aşk
    hanim hanimcik! Aşki geçelim. Onu geçelim.
    Onu unut şehsuvar!

    onaylansin lütfen
    uzay boşlugunun karin boşluguma doluşmasi..
    sen! ruhumun organik hali!
    sen! gençligimin gergin birakilmiş tek kasi.. Arkasi,
    şekilsiz bir dudak oldun yüzüme ikinci yeni
    metal bir şafak oldun gögüme sorgusuz sualsiz
    siz! şehsuvar'i ve beni liflere ayiran
    kirpik diplerinden oluk oluk sperm gelen
    korkuluklar!
    milleti gerdanima toplayip
    parlak cesaretlere, oglancil ihmallere yürüdünüz
    peşinizden tükürecektim bir ihtimal, peşinizden,
    pencereme pencelerinizin hayasizligini sürdünüz
    kapilar sürgülendi, kapi önlerinde
    evde biriktirilmiş kiz kurulari süngülendi
    allah kahretsin, kahrettiniz beni, cani ettiniz
    kendi bedenimde kendi kendime tecavüz ettim
    deli oldum, kül oldum, isliklaşip durdum
    aruz vezni serçelerle
    romen rakami gerçeklerle
    dedim: bendim
    böcekler gibi sevişen o dostlarla
    tanidiniz mi?
    - Hayir! Pek çikaramadik!
    - Ama tanimaniz şart!
    Ah sultan! Ah şehsuvar!
    intihar
    alnimi açti, aklimi buldu, sana selam söyledi..
    ardindan, ne olabilir ki başka, işte birkaç
    çiyli sardunya, birkaç yarim kitap, sevilmesi
    okşanmasi eksik
    birkaç ölü kedi işte!.

    b) "Hiç sabahattin ali okudunuz muydu?"
    enteresan bir soru
    biraz düşününüz / biraz düşününüz / az
    istiridyelerden söz edin bana / ince çerçeveli
    gözlüklerden / piyer loti'den / amerikan barlarda
    ardiardina içilen dublelerin biyografisinden,
    örnegin bürokrasiden, geleneksel aydin
    terbiyesizliginin kronolojisinden, lobilerden,
    ortalarda bir yerden, farzimuhal katolik
    alkoliklerden / hadi! piyonlardan, pasli piyanolardan
    ispiyonlardan, kara şapkali sivillerden
    ya da durup dururken beliren
    sivilcelerden söz edin bana. Siz hiç
    sabahattin ali okudunuz muydu tan vakti
    okumadiysaniz, tam vakti dedi şehsuvar!.

    - sahi, tanimadiniz mi?!
    - hayir, pek çikaramadik!

    ne çok yuvarlak sözcük..
    ne çok artistik..

    c) "bir cüce ile çocuk arasindaki farki bana söyleyin hele,
    neden size düşman olsunlar ki?"
    şehsuvar! çabuk! yaşlaniyorsun. Yaşlandin mi
    Ölüler sevindirilmek isterler lacivert mezarlarinda
    hastahane köşelerinde septik
    ellenmek filan hani eskaza
    kaç firsat vardir ki artik
    göz ilişsin, silah kalksin, kulak duysun
    bir de ikide bir hortlarsa davalar ansizin
    avukat tirnaklar kemirilirken ceviziçi odalarda
    tek başina dogmanin
    bir başina kirlaşmanin
    kendi kendini kirbaçlamanin acimasiz acimasizligi
    (ah! sultan! bir ceylan sizi-ezik büzük-üç büklüm)
    bu şehirde ya sen de vahşi bir at
    ya da olsan olsan
    kabuk baglayamayan
    dinsiz bir yara olursun!

    - sahi, tanimadiniz mi hala?
    - gene çikaramadik

    d) "Once there was a boy. He had no friends to help him.."
    - isminiz nedir, efendim?
    - gizlemek istiyorum. Söylemesem..
    - kaç yaşindasiniz?
    - yirmi iki..
    - Nerelisiniz?
    - Istanbul'lu..
    - ne iş yapiyorsunuz?
    - insanim..
    - evli misiniz?
    - hiç denemedim..
    - çocuklariniz var mi?
    - olabilir!
    - isimlerini söyler misiniz?
    - gizlemek istiyorum. Söylemesem..
    - burasi neresi.
    - psikiatri.
    - ben kimim?
    - bilmem. Siz bu yaşa kadar bunu ögrenemediniz mi?
    - hangi yildayiz?
    - bu hangi gezegen? Tabii sizi üzmezsem ve yormazsam..
    - Hangi ay?
    - hangi sevgi, degil mi ama. Ilkin bu. Öncelik bu
    sorunun..
    - ayin kaçi bugün?
    - hepsini adlandiralim, bunu mu istiyorsunuz?!
    - evet efendim, son dünya harbine katilan devletleri bana
    söyler misiniz?
    - savaşlari ülkeler ilan eder, insanlar yapar!
    - biz o harbe iştirak ettik mi?
    - ben hiçbirine katilamayacak kadar, canliyi-cansizi
    seviyorum. Siz, katilmiş miydiniz?

    şehsuvar! çabuk! kandiriliyorsun. Kandirildin mi?

    III.

    "sizler!
    hayatta yaşamaktan başka gayesi kalmayanlar
    cografya bilmeden öpüşmeye çalişanlar
    sizler!
    yapisalcilar, ruhsalcilar, masalcilar,
    halciler, falcilar
    parmak izleri sifir, duruşlari italik olanlar
    artik degeri cinine tonik yapanlar
    muhtelif muhterem darbeler
    heveslerde, tutkularda pür ihtilal.. geçinenler!
    sizler!
    geçinemeyenler, neme gerekçiler, emekçiler,
    emzikçiler, hainler, halidler, oglanlar!
    yolda saati başkasina sorup
    sigarasina ateş alip
    sendikalarin apişarasinda elle doyuma ulaşanlar! Sizler!
    aydinlar! aydingerler, kolay gelsinciler,
    asimetrik esinciler
    orospucuklar, osurukcular,
    üfürükçüler, geri zekali çocuklar! - ki şehsuvar'in
    anayasasi..
    mayistler, septemberistler!
    sizler!
    free gitaristler, peace veletleri, makinistler!
    din sülükleri! varoluşçular: kapi komşularim!
    sloganin, olaganin şairleri!
    sosyal yanlari kapitalleri, kapitalleri
    yalnizca sogan-ekmek-sosyalizm olanlar!
    otuz yaşina kadar solcu
    otuz-elli arasi sosyal adaletçi
    ellisinden sonra bunayip, otobüslerde
    bayanlara arkadan yaslanarak mutlu olabilen
    fevkalade entellektüellerimiz!
    captain black'çiler, bafra'cilar
    bir afra bir tafracilar, taşralilar
    vay gülüm dogu diyenler, yesinler seni müstehcen bantini
    mantigina yapiştiranlar!
    piyanist-şantörlerim: hormonlarim benim!
    marxist-şantörlerim: kabaetimin kenarlari!
    sizler!
    liberaller, helaller, haramlar, sadrazamlar
    hamlar, hamcik agizlilar, popodan bacaklilar
    omuriliklerini testislerinde saklayan delikanlilar!
    amcalarim, teyzelerim; siz, homoseksüeller!
    feministler, androsantrikler, sosyal demokratlar,
    teokratlar, aristokratlar, sen sümüklü burjuvazi!
    oportünistler, optimistler!
    bir teselli ver'ciler, allah vergisi takilanlar,
    ögrenciler, saygin ögretim üyeleri, seks yildizlari,
    heyy! Sizler!
    arkadaşlarim, alişamadiklarim; ellerim, ayaklarim!
    sizler!
    idealistler, egoistler, ütopistler, narşistler!
    Ben
    şehsuvar!."
    sig sikintilar ardinca yükselen havuz
    kirmizi balik, bozuk abajur, kullanilmiş jilet
    sinirlara mayin döşeyen bakişlariyla
    siz olan şehsuvar!
    Ben
    şehsuvar!
    sig sikintilar ardinca yükselen buhar
    çocuklugunu yaşayamadan büyümüş bir tümör
    kandirilmiş, taninmamiş kretuvar; unutulmuş
    bir tornavida, hiçbir işe yaramayan çivi,
    sinirlara mayin döşeyen bakişlariyla
    siz olan şehsuvar! O sinirlar
    sizin sinirlariniz. Ben
    şehsuvar!
    sig sikintilar ardinca yükselen belediye otobüsü
    abonman biletlerimi sizler mi çaldiniz?!

    - daha önce karşilaştigimiza
    eminsiniz, degil mi?

    IV.

    gece
    saçlarina kadar sokulur
    güzelligine atilan
    ilmiklere kadar ulaşir!

    aşki geçelim. Onu geçelim. Onu unutun!
    onu unut şehsuvar!

    ya da kimiltisiz bir kuş oluşu
    istiklal caddesi boyunca yatar!

    ah sultan!
    bir vahşi at almiş altmiş dagi aramiza taşir!

    gece
    saçlarina kadar sokuldu da
    güzelligine atilan
    ilmiklere kadar ulaşti.
    biz
    şehsuvar
    ulaşamadik!

    - heyhat! şehsuvar öldü de gitti bile
    hala onu filan taniyamadik!

    ah! sultan! ah! şehsuvar!
    dikdörtgen dudaklarda
    ne çok
    yuvarlak sözcükler vardi.
    hangi birini böldüm ötekine
    digeri beni kalabalik masasina çagirdi!
    küçük iskender şehsuvar şiiri