• Henüz gençsiniz, önünüzde koca bir hayat var. Neye hazırlıyorsunuz kendinizi? Nasıl bir gelecek bekliyor sizi? Demek istediğim şu: Amacınız nedir, nereye gidiyorsunuz, ruhunuzda neler var? Sözün kısası, kimisiniz siz, nesiniz?
    Ivan Sergeyeviç Turgenyev
    Sayfa 127 - İş Bankası Kültür Yayınları
  • ...
    Yetmez, diye yineledi şeytan.
    ...
    Bunlar da yetmeyince Varedici, şeytana devlet ve ikbal, mülk ve erk, makam ve mevki, nihayetinde şarap, çalgı, cümbüş ve âlem gösterdi.

    Yarı gülümsedi şeytan. Ama yine yetinmedi. Bunlar, dedi, pek çoklarını Senin yolundan çevirecek güçte. Ama daha güçlüsü olmalı. Bana onu ver. Kendisine direnmek çok zor olanı.

    Bunun üzerine Âlemlerin Rabbi, şeytana, kadının suretini gösterdi. Kadın ki henüz Âdem’in zihninde bir kelime, varlık âleminde bir resimdi.

    Şeytan, o aklı baştan alıcı gözleri, o mahmur nergisleri, o saçlar arasına gömülmüş munis çehreyi, fidan endamı, beyaz omuzları, gümüş bedeni görünce duramadı, yerinden kalktı. Birkaç adım attı. Döndü, bir O’nun makamına bir kadının suretine baktı.

    Gördüğü karşısında sersemledi. Neydi bu, nasıl bir şeydi?

    O bile esrimişti.

    Neden sonra, tamam, dedi. İstediğim bu işte!
  • Uyuyorum...
    Bir gece ansızın kapanan göz kapaklarımla ve durgun bedenimle uyuyorum, madem olmayacak gelişin nedir bu telaş gecenin? Kaçarcasına yıldızlar uçsuz bucaksız köşelere nedir bu telaş gecelerin? Dedim ya uyuyorum uyutmuyor gelişine dair bir umut, uyutmuyor ve uyutmuyor...
    Kapanan göz kapaklarım ağırlaşıyor bedenim yorgun ve yokluğunun acısıyla dolmuş bir ruhu taşıyamaz oldu, dar geldi ruhum bedenime ya bir gece ayrılırsa acıtarak bedenimden ruhum?
    Ya bir gece son olursa?
    Yok mudur, sende vicdan denen illet?
    Biter mi onca geçen mevsimden sonra ansızın bitirmek midir ekmeği sandığın
    ya bitmezse, ağlamaz mı arkandan benim gibi? Daraldım ediyorum bir sonbahar akşamı, soğuk bedende eriyorum...
    Nedir bu eriyen? Umutlarım olsa gerek
    Gelme umudunu hiçe sayamam var iken bir umut olmasa da var benim içinde saklamak istediğim bir değeri,
    Sen öyle durgun
    öyle uzak
    öyle yalnız
    öyle küskün iken
    Sen hep öyleyken benimde olmalı içinde saklama isteğim...
    Gelmesende olmasam da gözünde bir sen olmalımı acaba yok iken bırakıyorum ruhumu kopsun artık göz çukurlarım birikmesin duygu seli taşıyamaz ıslatırım bilir miyim değer verdiğimi bilmesem verir miyim bir değerini?

    M U A M M A
  • Çünkü burası bir meyhanedir, ben de
    payıma düşen parayı ödedim. Sizleri satrançtaki piyonlar, hem
    de oyun dışı edilmiş piyonlar yerine koyduğum için istediğim
    kadar içeceğim. Bana karışamazsınız...
  • Bir adaya düşen çocukların sıkıcı hikayesi olarak başlayan ama sayfalar ilerledikçe insanın doğasının derinliklerinde sakladığı dürteleri nasıl dışa vurduğunu, sürü psikolojisinin ya da daha doğru bir tabirle bir gruba ait olmanın, birey sıfatından uzaklaşarak grup beyniyle hareket ettirdiğini, bireysel sorumluluklardan uzaklaştırdığını, kimsenin konuşmadığı, sormadığı, sormaya cesaret edemediği şeylere itaat ettirdiğini yazarın ibret alınacak şekilde güzel sunduğu romandır. Bir çok çıkarım yapılabilir kitap ile ilgili , bütün karakterler bir mesaj niteliğinde, başucu kitaplarımın arasında yerini aldı uzun zamandır da okumak istediğim bir kitaptı. Kitabı okurken bir Türk yapımı olan sarmaşık filmi gözümde canlandı , konu itibariyle benziyorlardı . Son olarak alın okuyun :)
  • Öncelikle yazarın dilinin, anlatımının akıcılığından bahsetmek istiyorum. Villetede yatan hastaların ruh hali betimlemeleri, uygulanan tedavinin bir hastada yarattığı olağanüstü etkinin tasviri hoşuma giden kısımlardı. Uzun süredir sayfalarını bu kadar hızla çevirebildiğim bir kitap okumamıştım. İlgimi çekmesinin bir sebebi de kitabın intihar,’’ yaşamdan vazgeçiş’’ konusuna eğilmesiydi, bir de kahraman bir genç kız olunca çok daha merak edilesi hale geldi eser. Kitabı okurken kahramana seslenmek istediğim zamanlarda bunları kitabın üstüne yazdım okumam zevkli bir hale geldi. Dünya edebiyatında intihar hakkında kaleme alınmış pek çok eser, üzerine düşünmüş pek çok filozof varken bu kitap üzerine söylenecek onca şey oluyor.
    Kitaba dair olumsuz izlenimlerimden bir tanesi başkahraman Veronikanın psikolojik durumunu temelinden bize yansıtabileceğini düşündüğüm yaşamsal geçmişinin okuyucuya üstünkörü bahsedilmesidir. Evet bu kitap psikoloji bilimine ışık tutacak bir kitap değildir olmamalıdır da bir romandan bu beklenemez ancak okuyucunun kahramanlarla, olaylarla kuracağı bağ adına belli bir düzeyde psikolojik tasvir, düşünüş ‘’temellendirilerek’’ yazıya aktarılmalıdır. Aksi halde kitap okunup bir köşeye bırakıldığında okuyucunun hayatı ve yaşamından kopukluk baş gösterir, okumanın ardında kalması gereken o ‘’tortuya (birikim,birikmiş olan)’’ulaşılamaz. Bu eserde Veronika’nın geçmişine, manastırda yaşaması, aile ve sosyal yaşamına ilişkin detaylara yer verilmiş ancak kendi adıma söyleyebilirim ki son sayfanın ardından kapağı kapattığımda yaratmasını beklediğim etki hayal kırıklığı oldu benim için. Bundan mütevellit eserin bu yönünü zayıf buldum.
    Okumam esnasında Veronika’nın aklındakilere dair kendi zihnimden hem karşıt hem benzer sayılabilecek ifadelere ulaştım. Bunları kitabın üstüne adeta durumun içine girerek coşkuyla aktardığım anlar olduğunu belirtmiştim. Bunların üzerine konuşmamazlık edemeyeceğim çünkü hayatın tüm kötü şeylere ,acılara rağmen yaşanmaya değer olup olmayışı aklımda güncelliğini ve önemini muhafaza eden ancak vermeye çabaladığım cevaplarla tatmin edemeyen bulmacaların başında geliyor.Benim için kahramanı intihara sürükleyen sebep ‘’kendini tanımak-gerçekleştirmek’’gibi hayatımın ana izleklerini oluşturan amaçlardan kolaya kaçmak olarak adlandırabileceğim- çünkü bunlar zahmetli,emek isteyen uğraşlardır- sebeple kaçışıdır. Varoluşunun bilinmezliklerini, sınırlarını, sınırsızlıklarını bilmek istememiş, bunlara sırtını dönerek koca bir umutsuzluk, isteksizlik, karamsarlık yumağına dönmüştür kişiliği ve yaşamı. Tüm bunlar ise onun kendisini intiharı arzulamanın uçurumunda ,sırtını boşluğa dönerken bulmasına sebep olmuştur.Yaşamlarımız bir şeyleri altın bir tepside önümüze getirmiyor, isteklerimizi gerçekleştirme ihtimalinin varlığı gösterdiğimiz arzu,çaba ve emekle ilintilidir. Veronika ise çabayı, emeği yok saymış en azından yerinde uyuklayabileceği, az bir çabayla yaşamını sürdüreceği sakin, huzurlu(!) bir kuytu arayışına girmiştir ancak bu kuytu kulaklarını sağır ,zihnini işlevsiz hale getirmiş intihar isteğinin içinde yer bulmasına ortam hazırlamıştır. Belirtmem gerekir ki Veronikanın bu tutumu benim yaşam anlayışıma uyacak bir gerekçe üretmemekte, kahramanımızın intiharı seçim haline getirmesi aşamasında sorumluluk birinci dereceden kendisine aittir.İntiharından hemen önce dergide ülkesinin yok sayılmasına ilişkin bir yazı okuduktan sonra kendisi alaycı bir tavırla ölümünü gerekçelendirme çabası göstermiş, kimsenin buna inanmayacağını bildiği beyhude bir istek gütmüştür kahramanımız. Bu beni yaşamını anlamsız bulduğu kadar ölümünü de anlamsız bulduğu gerçeğine ulaştırdı. Ayrıca intiharın bir sosyal mesaj/anlam taşıması gerekir mi konusundaki sorularımı S.Zweig ve eşi Lotte’nin Nazilerin insanlara işkencesine dayanamayarak otel odasındaki intiharıyla beraber aklıma getirdi. Marx bu konuda toplumcu anlayışını bozmamış intiharın insanın kendi varoluşu üzerine söyleyebileceği son söz olduğunu intiharın insan gibi kalma isteminin ifadelerinden bir tanesi olduğunu toplum-iktidar çatışması bağlamında temellendirmiştir. Edebiyat dünyasında pek çok yazar, düşünür intihar yoluyla yaşamdan vazgeçmiş,’’yaşamı reddetmişlerdir’’ ancak tutum farklılıkları birbirinden ayırıyor kimisi sevgilisine duyduğu aşktan,kimisi dünya üzerindeki kötülüklere geliştiremediği duyarsızlıkları gibi pek çok gerekçe ileri sürüyor. Peki bu sebepler onların intiharlarını daha makbul, anlaşılır ve doğru bir hale mi getiriyor? Ölümlerini onaylamamıza ihtiyaçları olduğunu sanmıyorum.
    Yazımın başlığına konu olan bir ‘’SİSİFOS’’ severek okuduğum Camus’nun da etkilenerek Sisifos Söyleni başlığı altında ele aldığı bir mitostur.Bu miti intihar ,hayatın günlük sıradan akışı, yaşamaktan vazgeçiş, hayatın yaşamaya değer olup olmayışı gibi pek çok kavramla ilişkilendiririm. Camus, yaşamı sonunu bildiğimiz ama bilmekten kaçındığımız sonsuz (ama sonlu) bir kısır döngü olarak tanımlar. Bunu da “Sisifos miti” üzerinden açıklar:
    Sisifos, denizcilik ve ticaretin gelişimine büyük katkıda bulunmuş, fakat konukseverlik kurallarını ihlâl ederek yolcuları ve konukları öldürecek kadar açgözlü ve hilekâr bir kraldır. Homeros’a göre Sisifos, en hünerli insan olma özelliğiyle ün salmıştır. Çünkü kuzenini baştan çıkarmış, erkek kardeşinin tahtını ele geçirmiş ve Zeus’un sırlarına ihanet etmiştir. Bunun üzerinde Zeus, Hades’ten Sisifos’u cehennemde zincire vurmasını istemiştir. Ancak Sisifos, hilekârlık yaparak oradan da kurtulmayı başarmıştır. Böylece Tanrılar tarafından cezalandırılarak, büyük bir kayayı dik bir tepenin zirvesine kadar yuvarlamaya mahkûm edilmiştir. Ancak kaya her seferinde zirveye ulaştığı anda elinden kaçmakta ve Sisifos her şeye yeniden başlamak zorunda kalmaktadır.(‘’Tanrılar Sisyphus’u bir kayayı durmamacasına bir dağın tepesine kadar çıkarmaya mahkum etmişlerdi.Sisyphus kayayı tepeye kadar getirecek, kaya tepeye gelince kendi ağırlığıyla yeniden aşağı düşecekti hep…’’Tanrılar, yararsız ve umutsuz çabadan daha korkunç bir ceza olmayacağını düşünmüşlerdi.’’) Hayata ,amaçlarımıza,mutluluk peşinde koşmamıza baktığımda bir Sisifos bilinci uyanıyor içimde. Oyuna dışarıdan bakabilmenin avantajları olduğu kadar dezavantajları da var. Amaçlarımı gerçekleştirmek uğruna zirveye ulaştığında belki de ulaşmadan aşağı yuvarlanmasıyla cezalandırıldığımı aklımdan çıkarıp binbir emekle dağın tepesine çıkardığım kayam her seferinde aşağı düşüyor bense inip tekrar sırtlıyorum. Ancak Sisifos ya ‘’Ben artık kayayı zirveye çıkarmak istemiyorum!!’’derse ne olurdu? Tanrılar bu ihtimali düşünmüşler miydi? Ne mi olurdu Sisifos kayayı taşımaktan’’vazgeçtiğinde’’ KAYANIN ALTINDA KALACAK yani intihar edecekti. Kendimize şu soruyu soralım şimdi Sisifosu mutlu,umutlu hayal etmek mümkün müdür?