• 4-Yanni-The Rain Must Fall - https://www.youtube.com/watch?v=Iq3zo432sAU

    SAT Komandosu’nun Günlüğü

    Günlerden cumartesi yada Pazar olmalıydı. Alışılmışın dışında bir eğitim ve görev verilmişti. Adı eğitim olarak kalmasını yeğlediğim bu görevin insanlık dışına çıkılacağı aklımın ucundan bile geçmiyordu. Öyle ki olan biten olaylarda da bir insanlık eksikliği zaten vardı. Görevimiz de bu insanlık dışı dünyada mazlum insanlara yapılan zalimlik dışı hareketlere bir nebze olsun dur diyebilmek veya en azından bir insanın hayatını kurtarabilmekti.

    Sayfa 6
    Irak'ta özel bir göreve gönderildik. Maksat (...) kişilerin orada yapmış olduğu zalimliğin önüne geçmek ve bir demokratın ve bir ajanımızın gizli tutulduğu bir metruk binanın içerisine tek parça girebilmek ve tutsak alınan iki vatanperver vatandaşımızın sağ salim tek parça halinde çıkartılmasını sağlamaktı.
    Sayfa 8
    Askeri uçakla incirlik üssüne indiğimiz de hareket halinde bir helikopter kalkışa hazır vaziyette bizi bekliyordu. Mangada 9 kişi görev aldık her zaman ki gibi. Fakat bu Manga özellikle farklı yerlerden seçilmiş olmalıydı. Takım arkadaşlarımdan veyahut birlikten tek bir adam bile göremedim. Arkadaşlarımın fiziksel ve ruhsal yapılarına baktığım da belki de en çömez benmişim gibi durmam açıkçası zoruma bile gitmiyordu. Öyle bir ruh hali bizlerde kesinlikle olmazdı. Öyle ki bu güne kadar da olmamıştı. Muhabereyi ben sağlıyordum ve yedek bir muhaberecimiz de halâ hazırda bulunmaktaydı.
    Sayfa 12
    Irak’ın kuzeyinde bir vadinin doğu tarafın da sığ dağlık ve dik yamaçların batıya bakan bir metruk bina diye tabir edeceğim bu mağaranın esasında bir üs diye belirtebileceğim inanılmaz bir gizlilikle korunan bir ülke konumunda olabileceğini kesinlikle ve de bir hayranlıkla belirtmek isterim. Bu bilgi kimden nasıl geldiğini bilmiyorum. Halâ hazır da bir emir verildi ve verilen emirler ne olursa olsun bir komando dahi kalsa içerden esirlerin çıkartılmasıydı. Bütün bilgim bundan ibaret.

    Sayfa 17
    Her bir takım arkadaşın belinde veyahut kaburga bölümünde bir veya iki adet 9mm tabanca, mpt76 serisinden 2 adet tüfek, iki adet mpt55, sanırım bordo bereli 4 veya 5 asker olduğunu tahmin edebildiğimin birinin elinde JMK Bora-12 (1000m) net beste beş yapılmış ve denenmiş bu mükemmel suikast silahının yanı sıra 5.8 mm özel optik ve elektronik özelliğe sahip üç silah, yine uzun namlulu silahlar el bombaları c4 patlayıcılarla tam bir savaş günüydü. İtiraf etmeliyim ki ilk defa heyecan yapmıştım. Korku yoktu cesur askerlerin yanında daha da göğüs kabartıyordum. Farklı bir duyguydu.
    Sayfa21
    Iki gün boyunca izlediğimiz ve aldığımız bir haftalık IHA bilgileri doğrultusunda neredeyse tüm bilgiler tamamdı. Bir farkla. Nöbetçi saatlerinde ya bir oynama ya bir terslik vardı.
    Bunun için kurtarma olayını iki gün daha geriye atmak zorunda kaldık. Bu bize ne kadar zaman kaybettirdi bilemiyorum.

    Sayfa 27
    Sabah saat 02:55 beş dakika sonra nöbetçi değişimi vardı fakat bu değişim gerçekleşmedi. Yarım saat sonra değişen bu gereksiz nöbet değişimi bizim sabrımızı fazlasıyla zorlamıştı. Hava soğuktu ve bulunduğumuz yer fazlasıyla rüzgar alıyordu. Daha fazla zaman kaybetmeden saatin 04:05 gibi harekete geçtik. Telsizden konuşmalarımız neredeyse bir bebek uykusu kadar sessizdi ve bir çıtırtı edebilecek lükse sahip değildik.

    Sayfa 32
    İlk bir kaç nöbetçiyi hakladığımızda geriye en zorlu görevlerden biri olan içeri sızma girişimi vardı fakat nöbetçi sayısı normalden fazla veyahut gözden kaçan sayılar veya gizlenme noktaları termal kameralardan görünmüyor engelleniyor olabilirdi.

    Sayfa 36
    Takım nöbetçilerinin yerini almıştı yeni nöbetçilerin yer değişme zamanı hızla kısalıyordu. Tahmini bir değişiklik olmaz ise eğer yirmi dört dakikamız vardı eğer sirenler çığlık atmaya başlamazlarsa.
    Sayfa 41
    Sirenleri susturmak için elektronik devreleri ortadan kaldırmak için bir takım arkadaşımızı gönüllü seçtik. Benim olmamam büyük talihsizlik oldu. Bu zevkten tamamıyla yoksun kaldım.
    Sayfa 47
    İçeriye beklendiğinden daha kısa zamanda ve sessizce sızdık. En büyük problem ise şu olmadı binanın yada mağara diyelim biz buna daha yerin kaç kat altında olduğu konusunda şüphelerimizdi.
    Sayfa 54
    İki kat aşağıya inerken 29 nöbetçiyi daha geçmemiz on dakikalık bir kayıp vermiştik yada on iki dakika. En azından burası dışarıya nazaran daha sıcaktı.
    Sayfa 57
    Esirleri iki ayrı odada tutuyorlardı. Neredeyse biri diğerine ters iki ayrı koridorda yer alıyordu ve durumları hiç iç açıcı değildi. Nöbet değişimine bir kaç dakika vardı. Nöbetçilerin 1500 metre ileride ki ayrı bir karargahtan geldiğini düşünüyorduk. Tabi ki böyle bir şey olmuyordu bu konuda çok yanılmıştık. Ya istihbarat yanlış bilgi verilmişti veyahut gözden bir şeyler kaçmıştı.
    Sayfa 61
    Bulunduğumuz yerde iki ayrı gizli geçit vardı. Ve bir bölümü nöbetçilerin bulunduğu alan bir bölümü gıda, revir, mühimmat olarak kullanılıyor. Eğer başka bir oda yok ise şuan ki bulunduğumuz nokta esir saklama, konuşturma ve işkence odaları olarak özel hazırlanmış mekanları barındırıyordu. Ve gerçekten çok ağır kokuyor diyebilirim. Bunun için iki defa midem kalktı ve kusmuğumu gerisin geri yutmak zorunda kaldım.
    Sayfa 66
    Harabeden çıkarken diplomatın durumu iyi değildi, kaçmaması için ayaklarının altları taşla derisi soyulmuş ve sanırım birde diz kapağına hasar verilmişti. Yedi numaralı asker çantasını bana verip adamı sırtlanması belki ona kolay gelmişti fakat benim yüküm iki katına çoktan çıkmıştı bile. Ama şikayet olsun diye söylemiyorum. O gün o yük benim kendimle gurur duyduğum anlardan biriydi. Bunu itiraf edebilirim.
    Sayfa 71
    Ajan olan Lili ki bana isminin bu olduğu söylendi. Rus bir hatundu ve isminin Lili olması bana biraz komikçe gelmişti o an, ve neden böyle bir isim kullanır ki bir insan diye merak etmedim değil. Lakin hakiki Türk vatandaşıydı, Sanırım ona verilen bir takma isimdi. Bir kadın olmasına rağmen güçlü bir fiziğe sahipti ince olmasına rağmen. Yalnız omuzları fazlaca genişti.
    Sayfa 77
    Lili konuşmamak için kendinden çok şey kaybetmişti bunun farkındaydım tamamen bitap düşmüş ve dizlerinde can kalmamıştı. Neredeyse ruhuna bile işkence yapılmıştı. Belki bir diplomat gibi ayakları yarılamamıştı kanımca bir kadına yapılacak en büyük acılar yaşatılmıştı belki de.
    Sayfa 79
    Her şeyimizi alıp çıktıktan sonra içeriye 8 ya da 10 km kadar yürüdük tamamen bir fiziksel güç gerektiriyordu. Çıkarken bir asker omuzundan yaralanmıştı. Kurtarmış olduğumuz esirleri değişmeli olarak kilometrelerce taşıdık. Buluşma yerine kadar hiç bir problem yoktu. Helikopterlerin inmesine yakın şiddetli bir çatışmaya maruz kaldık. Halâ hazırda bekletilen F16ların 5-10 dakika içerisin müdahale etmesi bizim ölümden dönüşümüzün tek sebebiydi mutlak!. Ölmekten korktuğumuz için değil, görev başarısız kılınacağı aşîkardı. Şehit olmak bir onurdu ve Peygamber ocağın da bir mevki/mertebe bize koca bir mutluluk olurdu.
    Sayfa 81
    Belki de hayatım boyunca unutamayacağım en güzel ve sert operasyonlardan biriydi bu. Tabii Çin de ki gizli operasyon hariç. Hiç kayıp vermeden döndüğümüz bu yol benim ve takım arkadaşlarımın mutlu gülücükleri ve bir kaç türkü ile helikopteri şenlendirmesi hem yorgunluğumuzu hem de helikopterin o gürültülü sesini fazlasıyla bastırmıştı. Bu operasyonun bizde ki en büyük şansımızın nöbet değişimlerinde ki düzensizlikleri olmuştu.
    Kadim TATAROĞLU
    Sevgi ve saygılarımla...
  • Türk edebiyatının en duygusal yazarlarından biri olan Zülfü Livaneli tarihin acımasızın sayfalarında başrolünde yine insan olan farklı bir aşk hikayesi ile okurlarını cezbediyor.

    Bir zamanlar İstanbul'da hocalık yapmış bir profesör yıllar sonra Amerika'dan Türkiye'ye gelir ve ilk iş olarak Şile'ye gitmek ister. Bu kısa yolculuk ile aslında 60 yıllık bir yolculuğa çıkıyorsunuz ve tarihin acımasız olayları arasında masum insanların ve aşkların başından geçenleri okuyorsunuz.

    Serenad kitabı ile Zülfü Livaneli'nin kaleminin gücünü bir kez daha görüyorsunuz ve hayata dair yeni dersler çıkartıyorsunuz. Farklı bir aşk hikayesi okumak isteyenler için harika bir kitap.

    **********

    Maya, 1965 doğumlu bir çocuk anası dul bir bayandır. Yıllardır İstanbul Üniversitesi’nde Halkla İlişkiler bölümünde çalışır ve görevi yabancı konukları en iyi şekilde ağırlamaktır. Bir gün ondan Maximilian Wagner ismindeki Alman isimli fakat Amerikalı olan Profesör Doktor’u karşılaması istenir.

    Maya, profesörü karşılamaya havaalanına giderken bu yaşta bir adamın neden geldiğini merak eder. Maya, elinde profesörün isminin yazılı olduğu kağıt ile beklerken, beklediğinin aksine yaşını göstermeyen gayet yakışıklı bir beyefendi kendisini beklediği kişi olarak tanıtır.

    Profesör 1939-42 yılları arasında İstanbul’da yaşamıştır ve o zaman da kaldığı Pera Palas Hotel’inde kalmak ister. Maya, Profesörü kalacağı hotele yerleştirir.

    Bir sonraki gün Profesör’ü almak için hotele gittiğinde Profesör’ün ayrıldığını öğrenir fakat Maya’nın dikkatini hotelin önündeki beyaz araç çeker. Aynı araç dün de oradadır ve Maya aracın kendisini takip ettiğine dair şüphelenir fakat fikir saçma geldiği için Üniversite’ye geri döner. Üniversiteye geldiğinde Rektör onunla görüşmek ister. Bu talebe çok şaşıran Maya’yı bir süpriz daha bekler. Takip ettiğini düşündüğü kişiler Rektör ile birliktedir ve Maya’dan Profesör’ün her hareketini takip etmesini isterler.

    Maya tekrar hotele döndüğünde Profesör Wagner ile karşılaşır. Profesör ondan yarın sabah 5’te onu almasını ister. Maya profesörü sabah aldığında profesör Şileye gitmek istediğini söyler. Maya bu soğukta orada ne yapacaklarını pek anlamaz ama yine de profesörü istediği yere götürür. Gittiklerinde profesör sahile iner ve kemanını çıkartarak serenad yapmaya başlar. Böyle saatlerce bekler ve Maya daha fazla dayanamayarak profesörün yanına gider. Maya gördüğü karşısında şok olur. Profesörün elleri mos mor olmuştur ve donmak üzeredir. Bunun üzerine acilen profesörü arabaya taşır ama araba çalışmaz. Bunun üzerine sahildeki çalışmayan hotele götürür. Profesör “sutma, sutum, struma” diye sayıklar. Profesör donarak ölmek üzeredir ve Maya ne yapacağını bilemez. Önce profesörün sonra da kendi elbiselerini çıkartarak kendi vücut ısısı ile onu ısıtmaya çalışır ve başarılı da olur.

    Profesör hastaneye kaldırılır ve bir süre hastanede tedavi görür. Bu sırada da Maya’nın peşini MİT, Fransız ve Alman istihbarat servisleri bırakmaz. Maya internet üzerinden profesör hakkında bilgiler öğrenir ve daha fazlası için profesör ile konuşmak için hastaneye gider. Hastaneye geldiğinden doktordan profesörün 6 aylık ömrü kaldığını öğrenir.

    Maya profesörü hastaneden alır ve ona sayıkladığı struma’nın ne olduğunu sorar. Profesör bunun üzerine Maya’ya hikayesini anlatır.

    Profesör katolik bir aileden gelir fakat yahudi birine aşık olur ve onunla evlenir. Karısı evlendikten sonra adını değiştir ve başka bir şehirde yaşamaya başlarlar. Bu sırada Hitler yahudileri öldürmeye başlar ve bunun üzerine ikili kaçacak yer arar. Arkadaşları vasıtası ile Türkiye’nin türlü mesleklere profesör kabul ettiğini öğrenir. Yola koyulduklarında Alman polisi onları yakalar ve karısı kaçırırlar. Profesör İstanbul’a yalnız gelir ve karısını kurtarabilmek için her türlü yola başvurur. Sonunda muradına erer ve karısı Filistin’e giden bir gemiye binerek İstanbul’un yolunu tutar. Fakat gemi Şile yakınlarında durdururlur ve kimsenin gemiyi terk etmesine izin verilmez. Türkiye gemiyi kabul etmez. Filistin de İngiltere’nin baskısı ile gemiyi kabullenmez. Profesör her gün Şile sahiline giderek karısına kavuşmayı hayal eder fakat bür gün büyük bir patlama duyulur ve gemi batar. Rusya bir denizaltıdan atılan füze ile gemiyi batırmıştır. Bunun üzerine profesör bir şok geçirir ve hastalanır. Tedavisi için Amerika’ya gider.

    Struma olayı İngiltere, Rusya, Türkiye ve Almanya devletleri için bir kara sayfadır ve her devlet profesör olayın üzerine gider diye korkmaktadır. Bu yüzden onu takibe almışlardır fakat profesörün tek amacı karısının öldüyü yeri ziyaret ederek serenad yapmaktır.

    Profesör hastaneden çıktıktan sonra Amerika’ya geri döner. Yaşananlardan sonra Maya işten kovulur. Bir gün Maya Amerika’dan bir paket alır. Paketi Profesör Wagner göndermiştir ve içinde profesörün kemanı ile birlikte çevirisini yapması için bir kitap vardır. Maya çeviri ile uğraşırken Amerika’dan bir haber daha gelir. Wagner çok hastadır ve Maya’yı görmek ister. Maya’dan ölmeden önce son bir arzusu vardır. Arzusunu belirttikten sonra da hayata gözlerini yumar. Maya profesörün son arzusunu yerine getirir ve naaşı yakılan profesörün küllerini Şile’den denize döker. Böylece serenad sona ermiştir.
  • Bin Ali, yolsuzluk ve karanlık hikâyelerini örtbas etmek için gün geçtikçe çok daha baskıcı yöntemlere başvuruyordu. Bin Ali Cumhurbaşkanı ve iktidardaki Anayasal Sosyalizm Partisi’nin lideri olarak her şeyi kontrol ediyordu. O parti lideri olunca, doğal olarak iktidardaki herkes partili olmuştu. Sivil ve askeri yetkililerin tümü: Askeri komutanlar, bakanlar, istihbarat yetkilileri ve üst düzey herkes... Hepsi Bin Ali’nin kuklası haline geldi.
    Hüsnü Mahalli
    Sayfa 36 - 17.Baskı - Ocak 2018 -Destek Yayınları
  • İstihbarat Teşkilatı:
    Fatih Sultan Mehmet, Gedik Ahmet Paşa'yı İtalya seferine göndermeden önce bölgeye casuslar göndermiş ve bölgedeki gelişmeler hakkında bilgi toplamıştır. Bizans'ın fethi sırasında da kullanılan ve yararlanılan, bir şekilde istihbarat teşkilatının kuruluşu sayılabilecek bu sistem, Fatih Sultan Mehmet döneminin ilklerindendir. İstihbarat teşkilatı, o dönemdeki bütün Avrupa ülkelerinde çalışmalarda bulunmuştur.
  • Merhabalar değerli inceleme okuyucuları..
    Nekahet dönemime denk gelen bu kitapla ilgili görüşlerim verdiğim puandan da anlaşılacağı üzere çok parlak değil.. Hasta psikolojisi içinde olduğumdan mıdır diye yokluyorum kendimi ki o psikoloji içinde olanlar gayet iyi bilirler yaşamdan çok ölüme yakın olmakla alakalı yaşamsal faaliyetlerin hiçbir anlam ifade etmediği ve keyf vermediği avamca ifadeyle pis bir haleti ruhiyedir efenim.. ne yediğinden bişey anlarsın ne içtiğinden, konuşmak okumak tv izlemek falan tek kelimeyle kafayı kazana çeviren işkencelere dönüşür, hele de dünya yansa bi amaaan sende hali vardır ki tek kelimeyle gözünü toprağa dikmek denir.. bir yandan da etrafınızı ölçersiniz tabii hasta bi kişi ne kadar cazip gelebilir ki insana düşünün, cevap veriyorum geneli adına '' HİÇ '' :) fellik fellik kaçanları mı ararsınız aman bana bulaşmasın diye, kuru bir geçmiş olsun diyip sonra hiiç bi daha nasıl oldun diye sormayanları mı ararsınız, ya bu vatandaş ne yer içer diye düşünmeyenleri mi ararsınız piii dolu.. ha bide densiz tipler var haa sırf zırva bişey sormak için zaten zor bela uyuduğunuzda zır zır telefonu çaldırıp o mumla aradığınız uykunuzun içine eden ve boru gibi sesle '' ne vardı '' dediğinizde '' ayyy hasta mıydın'' diye burun kıvırıp yine de o halde o zırva soruyu soran ve cevap bekleyen ve 15 gündür öksürdüğünüzü görmeden '' Ayy Şimal hanım zayıfladınız mı '' diye ölümüne!!! diyet yaptığınızı zannedip kendi kilolarıyla sizi kıyaslayan... :)

    velhasıl güzel oldu güzel :)) en son yararlı baktericiklerime kıyıp inatçı virüslerin üzerine antibiyotikleri saldım da bi kaç gündür rahat uyuyabiliyorum anlayacağınız .. napalım virüslere hücum..kalan sağlar bizimdir :)

    Gelelim kitaba efenim.. Hasta adam Osmanlı'nın son mohikanı bir nevi Abdülhamid Han bence :) Fransızların tabiriyle '' Le Sultan Ruj '' yani KIZIL SULTAN!! (Haa Rujun anlamı bu muymuş diyen varsa hadi gene iyisin kardeş bi malumat daha öğrendin sayemde :) ) Nitekim 30 küsür yıllık saltanatında kurduğu acaip istihbarat ağı ile Avrupayı sallamış ve gurubu biraz erteletmiş tabii ki Allah'ın izni inayetiyle.. o dönemde de virüsden mikropdan bol ne var tabi hem ülke içinde hem dışında mücadele edene aşk olsun.. kitapta ilginç bilgiler vardı ama belge ve kaynak gösterilmeden kulaktan dolma malumat izlenimi verdi bana doğrusu.. yazar da zaten biraz hikayeleştirmeye çalışarak bu eksiğini kapatmaya çalışmıştı.. o yüzden tam bir kaynak diyemeyeceğim kitap için.. belki atıştırmalık babında ,gizemli, sırlı, enteresannn bilgilerden hoşlanan ve bunu sohbet malzemesi yapan tiplerin hoşuna gidebilecek tipten bir kitap diyebiliriz.. ben de bu aralar Sunay Akının kitabı ve akabindeki bu kitapla yıllık malumat kotamı doldurdum galiba :)

    neyse efenim yine de siz bana bakmayın merak ederseniz de buyrun keyifli okumalar dilerim..
    esen ve sağlıcakla kalın :)
    kendinize iyi bakın :) çünkü kendinizden başka varsa bi ananız ondan fayda var haa.. hasta adamı hiç kimse pek hazzetmiyor söyliim :) en baba aşıkları bile anında soğutma etkisi var ki Candan'cığım gibi diyeyim '' dünyada ölümden başkası yalan '' :)
  • "Modern silahlara ve gelişmiş kabiliyete sahip olan Türk ordusu, ülke içinde kültürel ve anayasal gücünde önemli değişiklikler yapılmadıkça, ne kısa vadede komşularına ne de uzun vade de Türkiye halkına rahat yüzü gösterecektir."