• İstikbal göklerdedir;
    Çünkü göklerini koruyamayan milletler yarınlarından asla emin olamazlar..
    Her işte olduğu gibi havacılıkta da en yüksek seviyede, gökte seni bekleyen yerini az zamanda dolduracaksın. Ey Türk Genci! Kısa zamanda gökte seni bekleyen yerini alacaksın.
    İsmail Yavuz
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Hiçbir budun, hiçbir millet Türk kadar Gök'ü hak etmemiştir.
    Türk kadar Gök, Türk kadar Gökcül olmamıştır.
    O, anıt olsun, geleceğe kalsın diye diktiği bengü taşlara Gök'ten geldiğini, Gök'te doğduğunu yazacak kadar buna inanmıştır.

    Gök bir imdir
    Gök, acunu yönetme güdüsünün bir yanıdır.
    Türk, Gök'ün altını yurt bilecek, Gök'ü çadır görecek kadar Gök'e bağlıdır.

    Acunda pek çok inancı denemiştir Türk. Pek çok dine inanmış, yaşamını bu dinlerin ışığında sürdürmüştür. Ancak Gök'ü hiç unutmamış, ihmal etmemiştir. Gök gözlü kahramanın " İstikbal Göklerdedir" diyerek bu yöndeki görüşünü belli etmiştir. Bu sözün bile bin bir kutlu anlamı vardır.

    Türk milleti Gök'le birlikte anılmayı hak etmiş, bu adı, adı ile yan yana kullanan bir devlet kurduğu inancını bile kabul etmiştir.

    Gök Tanrı'nın çocukları, bugün hangi inançta olurlarsa olsunlar, Gök Tanrı' nın çocuklarıdır.
  • 578 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Kitabı okuduktan sonra ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün “İstikbal göklerdedir” ifadesi daha bir anlamlı geldi bana. Havacılığın önemi özellikle birinci dünya savaşının sonlarında daha iyi bir şekilde kavrandı ve ikinci savaşın başlamasından önceki kısa süreçte havacılık sektörü büyük bir gelişme yaşamıştı. Günümüz Gündeminden anlaşılacağı üzere havacılık alanındaki gelişen teknolojiyle birlikte istikbalin göklerde süreceği anlaşılıyor... Göklerin hâkimi olmak bir çok avantajı beraberinde getirir.
    İkinci Dünya Savaşı'nın başında dünyanın en güçlü ve en modern hava kuvvetlerine sahip olan Luftwaffe aynı zamanda 1944'e kadar da çok fazla tecrübeli ve kaliteli pilotlara sahip olmuştu. Kısa, ama müthiş bir yükselişe geçen Alman hava kuvvetlerinin yükselişi hızlı olduğu gibi çöküşü de hızlı olmuştu, bu çöküş aynı zamanda Nazi Almanya'sının çöküşü demekti.

    *Bu kitabı okuduğunuzda havacılığın önemini bir nebze daha kavrayabileceksiniz.
    *Bu kitabı okuduğunuzda dalkavukluğun ne kadar kötü bir şey olduğunu tekrar anlayacaksınız.
    *Bu kitabı okuduğunuzda aslında Alman hava kuvvetlerinin, hava üstünlüğü için değil de sanki kara kuvvetlerini desteklemek için kurulmuş bir kuvvet olduğu izlenimine kapılacaksınız.
    *Bu kitabı okuduğunuzda Alman hava kuvvetlerinin tek başına, İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri gibi etkili bir teşekkül ol(durula)madığını anlayacaksınız. Yanlış üretimi öncelikleri yüzünden Alman hava kuvvetleri kısa sürede ihtişamını kaybetti.

    Bir kere kitap savaş romanı değil. Daha çok araştırma-inceleme türünde bir kitap. Polonya'nın işgalini, Avrupa'nın işgalini, Girit İşgalini, Afrika Harekatını, Rusya işgalini ve Berlin savaşını konu alırken bazı Alman as pilotlarının kahramanlıklarını, onların hazin sonları ile sahada görev alan subayların kurmay subayların hatalarının sebebiyle yaşadıkları çaresizliklerden bahsetmekte (Bknz: 6. Ordunun komutanı olan Mareşal “Paulus sözlerine acı acı şöyle devam etmiş­ti, bir er bana gelip de dilenci gibi: Ne olur, bir lokma ekmek verin bana, derse Ordu Ko­mutanı olarak ne diyebilirim?” Alman askerlerinin o kötü durumu bu ifade ile tekrar gözümün önüne gelince yine üzülmüştüm) ve her harekatın anlatımından sonra yazar çıkarılan ders ve hatalardan bahsediyor.

    Tabii ilk önce Hitler ile ilgili bir kaç şey yazmak istiyorum. Bu kişinin nasıl 50-60 milyondan fazla iş insanı beraberinde ölüme sürükleyeceği süreçten kısaca bahsetmeliyim. Ardından biraz da Luftwaffe’nin komutanı olan Herman Görin’den bahsedeceğim.

    Hitler için her şey kendisinin 1919’da Alman işçi partisine üye olması ile başlamıştı. Üye olduğu bu partide yıldızı parladı ve Parti'nin başkanı olduktan sonra parti NSDAP ismini aldı. Özellikle günümüz siyasetçilerin çok güzel kullandığı ekonomik sorunları Hitler de çok güzel birer koz olarak kullanmıştı çünkü Almanya bitik bir durumdaydı. Versailles antlaşması Alman halkının boyunduruğu olmuştu, halk çok fakirdi ve Almanya'nın bir kurtarıcıya ihtiyacı vardı. Alman milletinin düştüğü rezil durumdan çıkması gerekiyordu. O, Almanlara bir vaatte bulunmuştu, güçlü bir Almanya'nın vaadini veriyordu (Naziler, iktidara geldikten sonra Almanlara vaad ettikleri kaliteli bir yaşamı sunmuştu; otoyollar, uygun fiyata araçlar, her eve radyolar, ekonominin büyütülmesi, disiplinli bir Nazi eğitim programı oluşturulması ve istihdam artması bunun kanıtıydı. Hitler iktidara geldiğinde öyle müthiş işlere imza atıyordu ki Alman halkı ihtişamlı bir geleceğin hayali ve propagandalarla birlikte Katı Nazi disiplini ve ideallerine seve seve tabii oluyordu. Naziler Almanlara rehaf ve yüksek bir hayatı sunarken Yahudiler, eşcinseller, fiziksel engelli insanlar ve çingeneler gibi azınlıklar toplumdan dışlanıyordu). Büyük Führer Versailles antlaşmasını bir koz olarak kullanıyor ve ona göre bu antlaşmayı imzalayanlar Almanlara ihanet ettiklerini savunuyordu. Emellerine hızlı ulaşmak isteyen Hitler hükümete karşı başarısız bir darbe girişiminde bulundu, kısa bir mahkumiyet geçerdi ki bu mahkumiyeti sırasında ünlü kitabını yazdı, (güzel bir Mein Kampf incelemesi: #32134385)bir süre hapisteki kaldıktan sonra hapisten çıktı ve siyasete tekrar atıldı. Cumhurbaşkanı Hindenburg tarafından ne yazık ki şansölye (başbakanlık gibi bir mevki) seçilen Hitler diktatörlüğünü resmen kurmuştu.

    Herman Göring, birinci dünya savaşından sağ çıkan başarılı bir havacı olarak halk tarafından sevilmekte idi. Naziler ile tanışması ise Hitler'in yaptığı bir konuşma vesile olmuştu bir çok insan gibi o da Hitler'in hitap yeteneğinden ve vaatlerinden etkilenince NSDAP'ye üye oldu Hitler'in darbe girişiminde yer aldı ancak darbe başarısız olunca da Almanya'dan kaçtı. Hitler hapisten çıktıktan sonra ülkesine döndü, Hitler'e yardım etmeyi sürdürdü. Özellikle sanayiciler ile Hitler arasında bir köprü oluşturuyordu. Hitler'e çok yakın olan bu isim bir çok devlet görevinde (Orman bakanı, havacılık bakanı, başbakanlık yardımcılığı, ekonomi bakanı)yer almıştı. Daha sonrasında Alman hava kuvvetlerinin komutanı oldu. Egoist bir kişiliğe sahip olan bu kişinin beceriksizliğinin en büyük kanıtı kuşkusuz Dunkirk kuşatmasında ingiliz ordusunu sadece hava kuvvetleri ile bozguna uğratmak isteği idi, böylece Hitler'e daha çok yaranabilecek ve ona Luftwaffe ile güzel bir zafer götürebilecekti ancak işler istediği gibi gitmedi. Herman Göring, Nazi Almanyası’nın polis teşkilatı Gestapo'yu da kuran kişidir aynı zamanda. Savaşın son demlerinde ise Hitler tarafından ölüme mahkum edilince Amerikalılara teslim oldu ancak Nürnberg'den çıkan sonuç Hitler'in kendisine kestiği fatura ile aynıydı, idama mahkum edildi. İdam edilmeden önce ne yazık ki intihar etti.

    Versailles antlaşmasının ağır şartları altında ezilen Alman ordusu nasıl oldu da bir anda savaşa hazır bir kuvvet çıkardı ve Avrupa'yı işgal etti? Aslında Alman ordusu Hitler'in iktidara geldiği günden itibaren güçlendirilmeye başlanmıştı. Hava kuvvetlerinin üretilen o ünlü Stukaları, Me 109’ları ve Junkersleri aslında sivil uçaklarmış gibi gizlice geliştirilmiş ve Hitler tüm dünyaya silahlanıyoruz! Diye bağırana kadar bu böyle sürmüştür. Versailles antlaşması yoksayılana dek bu taktik, Alman ordusunun tüm geliştirmeleri için kullanılmıştı, her üretilen silah sanki sivil bir kullanım için üretiliyormuş izlenimi verilmişti.
    Hava kuvvetlerinin elindeki bombardıman uçaklarının savaşın ilerleyen dönemlerinde yetersiz olduğu anlaşıldı ve yeni projelere başlandı ancak Herman Goring'in üretim yönteciliğine getirdiği Ernst Udet ise meşhur stukaların, pike bombardıman uçaklarının tasarımcısıydı ve uzun mesafe kat edebilecek bombardıman uçağı projelerine şiddetle karşı çıkıyor ve Alman hava kuvvetlerinin bu eksiğini görmüyordu.
    Udet getirildiği göreve Herman Göring tarafından getirilmişti ve onu görevden alamıyordu eğer onu görevden alırsa bu aynı zamanda başarısızlığı kabul etmek olacaktı ve bu başarısızlıktan Göring sorumlu olacaktı. Hava kuvvetlerinin çok ihtiyaç duydukları bombardıman uçağı eksiği İngiltere savaşında kendisini daha çok belli etmişti. “Alman Hava Kuvvetleri, İngiltere ile savaşmak için cihazlanmış değildi. Kendisine bu savaşı başarı şansıyla yürütme olanağını verecek bombardıman uçağı yoktu. Elindekiler hızlı değildi, zayıftı ve çok küçüktü. Eksik olan dört motorlu ağır bir uçaktı ve bu, hep böyle eksik olarak kaldı.” sayfa 234.

    Luftwaffe’nin bir diğer boyunduruğu ise geleneksel üretimdi, bir çok insan Alman uçaklarını sever çünkü uçaklarda müthiş bir el işçiliği vardır. Seri üretime sahip olmayan fabrikaların uçak üretimi oldukça düşüktü.
    Bknz Me 109’ların imalat görüntüleri:
    https://i.hizliresim.com/mRh5LJ.jpg
    https://i.hizliresim.com/SWljxA.jpg

    Savaşın ortalarında Ensrt Udet’in yetkisini kendi üstüne alan Hitler işleri iyice rayından çıkardı. Yeterince hammadde bulunmayışı gerçeğini gözönüne almadan sürekli farklı uçak projelerine yönelen Hitler, fabrikaları efektif bir şekilde üretime süremiyordu bir hiç uğruna zaman ve hammadde kullanılıyordu, hata üstüne hata yapıldıkça farkında olmadan Luftwaffe’nin etkinliği kısaltılıyordu, girilen hava mücadelerinde her seferinde uçak sayısı azalıyordu. Hava kuvvetleri zaten sıkıntılar yaşarken yerdeki olaylar da hiç iyi değildi. Almanlar işgal ettikleri her yerden sökülüp atılıyordu. Nihayet Şubat 1944'de müttefikler Almanya'nın uçak fabrikalarına ağır bir darbe vurdu ve seri üretim tamamıyla bitmişti, tüm bunlara rağmen pes etmeyen Almanlar ormanlara kurdukları tesislerde Alman ekonomisi müttefikler tarafından etkisiz hale getirilene kadar uçak üretmeye devam ettiler.

    Kötü bir askeri yönetim, ekonominin kötü yönetilmesi,
    yanlış üretim, yetersiz uçak üretimi, birden fazla cephede savaşmak, Alman hava kuvvetlerini güçsüz kılmıştı (aynı sebepler tüm ordu için geçerli). Blitzkrieg doktrini de Alman ordusuna yeterli avantajı bir yere kadar sağlamış, Hitler ve Kurmayları bu avantajı değerlendirememesiyle birlikte Naziler Almanlara vaad ettikleri ferah ve lüks yaşamın yerine ölüm getirmişti, 8 Mayıs 1945’te Almanya teslim oldu.

    Özellikle ikinci dünya savaşı ile ilgili kitapları okumayı sevenlerin ölmeden önce okuması gerektiği kitaplardan biri olarak görüyorum bu kitabı okumak savaşa dair olan fikirlerinizde kesinlikle değişikliklere sebep olacaktır.

    Herkese keyifli okumalar.
  • İSTİKBAL GÖKLERDEDİR!
    Aldous Huxley
    Sayfa 1 - İthaki Yayınları