• Aşk döngüsü: saygı duruşu, cicim ayı, mucuk ayı, trip ayı, boynuz ayı, alkol ayı, ayı oğlu ayı, İstiklal Marşı ve kapanış…
  • İstiklal Marşı Çalınırken Selamlama

    Marş bitene kadar saygı duruşunda beklenir.
    Resmi elbiseli olanlar selam dururlar.
    Başında şapka bulunan siviller şapkalarını çıkarır.
    Marş, içten ve coşkulu bir şekilde söylenir.
  • Mehmed Akif.. Kelimeler yetmez bu ismi anlatmaya. Ona bağlılığım her şeyden, herkesten fazladır. Bilmem kaçıncı kitap oldu hakkında okuduğum ama asla doymadım. Yüreği güzel olana nasıl doyulur?

    Mehmed Akif 'in gençlik yıllarından başlayan kitap torunlarının doğumuna kadar gitmekte. Ee torunlar doğduktan sonra da "DEDEM MEHMED AKİF" kitabı okunur. :) Kitaba dönersem. Kitapta yer yer anılardan yararlanılmış. Özellikle Mithat Cemal Kuntay anılarından. Zaten Mehmed Akif ile ilgili hangi kitabı okusam daima Mithat Cemal çıkıyor karşıma. En yakın arkadaşı olmasından kaynaklanıyor galiba bu durum.

    Her kitap farklı bir Mehmed Akif ile tanıştırdı beni. Lâkin en çok üzen anı ise şu oldu:
    "İki genç kız, lise çağındalar sanırsam, ellerinde gazete okurken, birisi dönüp diğerine dedi ki :
    Mehmet Akif ölmüş. Diğeri ise daha acı bir cevap verir. O cevap şudur:
    " O kim ki? "
    " İstiklal Marşı yazarı diyen gazete okuyan kıza, yanında oturan arkadaşının cevabı ise içler acısıdır.
    " Hâlâ yaşıyor muymuş? "
    Bu ânı bu kitapta yer almıyor ama Mehmed Akif her daim gözardı edilen bir insan oldu. Bunu kanıtlamak için yazdım.

    Mehmed Akif hakkında beni üzen bir diğer anı ise ne yazık ki cenazesindir. Cenaze belediye tarafından sokağa bırakılıyor ve üniversite öğrencileri, Akif'in değerli arkadaşları kaldırıyor cenazeyi.. Ertesi gün... Aahhh o ertesi gün! Ertesi gün cenazeye katılan herkes sorguya alınır. Mithat Cemal şöyle anlatır :
    "27 Aralık 1930'dayız, Beyazıt Camii'nin musalla taşında bir tabut, üstünde ne bir bayrak var, ne de bir örtü. Cami avlusunda cenazeyi bekleyen şair Mithat Cemal, "Bir fıkara cenazesi olmalı" diye düşünüyor. O anda Emin Efendi lokantasının sahibi Mahir Usta elinde bir bayrakla cenazeye koşuyor. Sonra yüzlerce genç peyda oluyor, çıplak tabutunu üniversitenin büyük bayrağına sarıyorlar.Defnedileceği Edirnekapı Şehitliği'ne kadar omuzlarda taşınıyor.Kör ve sağır yetkililerin görmediği, duymadığı, tınmadığı büyük Âkif'in cenazesi bu şekilde 'millet töreni' ile kaldırılıyor.Ertesi gün gazetelerde, bir iki sütuna, sıradan birkaç haber. Bir süre sonra, "Kimseler yüzüne bakmadı, bitler içinde öldü" türünden yalan ve aşağılayıcı yazılar."

    Asıl okumak istediğim Mithat Cemal'in dostu hakkında yazdığı bilgiler. Umarım bir gün gerçeklerini bulur okurum. Kitap kendi içinde bazen çelişiyor lâkin Mehmed Akif 'i tanımak isteyenlerin okuması gereken bir kitap.
    Keyifli okumalar..
  • "İlk okulda neredeyse her yere sıra halinde gidilir ve sıranın en önü çok istenir, çünkü çocuklara göre en ön en üstün konumudur. Bu yüzden öğretmenler en önü tüm öğrencilerin faydalanması için günlük olarak değiştirirdi."

    Bizde istiklal marşı en arkada olan sabahki andımızda -kantin sırası- gezi sırasında en ön en iyi konumdu.
    Bizde öğretmenler sıraya dizmezdi sadece prosedür olsun diye düzeltirlerdi. Haricinde en ön ve en arka için savaşılırdı :D
    Ben en ön/en arka için savaştığımı bilirdim bazen biz birbirimizi yerken kızlar en öne geçerdi (ya da sınıfta ki en güzel kız arzu ederse geçerdi) ama genelde erkeklerin arasında piramidin en üst halkası en önde olurdu.
    İstiklal marşı esnasında arkadaşların etrafındaysa zaten s*çtın biri sana dokunur diğeri istiklal marşının arasında espri yapar diğeri kulağına üfler bazen de bunu yapan kişi sen olursun :D
    İyi güzel de bir de yakalanırsab ne olur? Ne olacak eğitim sistemine göre hoca seni yakalarsa ve bu hoca şiddeti seviyorsa b*ku yedin ağız burun sana girer. ( Ben çok dayak yedim :D )
    İşin komik yanı ulan ş*refsiz öğretmenim diye dolaşıyorsun biz daha çocuğuz sen bize dalıyorsun güya disiplinlisin. Tabi aklımız o zaman iki şeye çalışır 1 eğlence 2 eğlenceye giden yol ( bu yollar çok çeşitli ve çetrefillidir :D ).
    Ben hoca bana dalınca babama söylerdim babam takmazdı "bı boklar yemişsindir derdi" ""ULAN ÇOCUĞUM BEN :D"" (sırf enerji doluyum diye paso dayak yerdim.)

    Hoca da bakardı ses eden yok full time dayak ( ben hocaya hocam siz bizi neden dövüyorsunuz dediğim için 1 hafta boyunca her gün dayak yemiş adamım :D )
    Hayatımız psikolojik darbelerle geçiyor benim ilk okulda başıma gelenler Sefiller serisinden daha uzundur. Kısaca önemli gördüklerime değindim