• Zâhir

    Tahtaları derinden hissediyordum. Çıplak ayaklarım zemindeki soğuklukla bütünleşerek ileri doğru atılırken bu derinliği daha fazla hissediyordum,tenim tahtaların üzerindeki toz zerreciklerini öyle bir benimsiyordu ki... Tozların ciğerlerime yapışıp nefes almamı engellediğini düşünerek bedenimi bir o yana bir bu yana atıyordum. Zihnim çorak bir tarladan yeşillik vadeden bir toprak parçasına dönüşürken döngüye doğru kocaman bir adım attığımın bilincindeydim.

    Dudaklarımdaki hafif nemli kremin tadını alarak yeniden sağa doğru attım adımımı.Gözlerimin önüne gelen yüzünü hatırlamak istemeyen yanım inatla onu hatırlatan tarafıma öfkeyle soluyordu.Sil,diye haykırıyordu.Çenesini unutmak istercesine gözlerimi sımsıkı kapatıp nefes verdim,kollarımı kendime doladım.Derken gözleri belirdi karşımda.Güzel bir çift kirpik,nemli ve mayhoş bakışlar...Unutmak istedikçe şekilleniyordu yanımda! Sanki üzerime dikilmiş,yaptığım her hareketi sorguluyor,kendi güvenliğini sağlamak için beni adım adım çembere çekiyordu.İçerisine girmekten delicesine korktuğum,sınırları tamamen ona ait çember...Çizgileri ruhumu yutan hastalıklı düşünceler...

    Aldırmadım,kollarımı boynuma dolayıp gözlerimi o gözlerden kaçırdım. Sıcak çikolatalardan uzağa,karanlığın kaynağı diyebileceğim bir noktaya odaklanarak başımı sola çevirdim. Tüylerimi diken diken eden isyanım somutlukta kıvrılarak göğsümdeki sıcaklığa sokuldu.Başarmak mümkündü,çokça...Derin bir nefes alarak bir sonraki pozisyonunu düşündüm ve geriye doğru atıldım.

    Saçlarım belimden dökülürken bir anda ensemde bitti.Uzaması için yıllarımı verdiğim siyahlıklar...Ondan kaçtıkça vücudum bambaşka bir şekle bürünüyor,bilhassa ruhum farklı renklerin içerisinde karışarak tanımını yapamayacağım bir forma ulaşıyordu,bunu biliyordum ve bundan korkmuyordum. Başka bir renge bürünmek almak istediğim nefesi bana daha çok yaklaştırıyordu,vücuduma yakıştırıyordu. Değişim,bütünüyle kucaklıyordu varlığımı.Çizginin aksi yönünde koşmak içimdeki asileşen özgürlüğümü arttırıyor,kendimi okları elinde tutan bir tanrı gibi hissediyordum.

    Karanlık sahnede çıplak kollarım ve ayaklarımla öylece dans ediyordum. Bedenimin dışında bir kuvvet sanki kuklaymışım gibi beni hareket ettiriyor,görünmez ipler üzerimde hakimiyet kuruyordu. Düşüncelerim bu güce karşı koymak adına var gücüyle çabalarken sol kolumu ileriye doğru uzattım ve olduğum yerde sıçradım.'Odaklan,kaç,nefes al.'Kaslarım aklımda çalan şarkıya eşlik ediyorcasına bana isyan ediyordu. Saniyelik bir zaman diliminde, içimdeki o sımsıcak fırtınada,bir tek onunla...

    Ayaklarım tahta zeminde bir titreşim yarattı. Bu sırada sağ bacağımı kırarak kendimi yere bıraktım.Tek dizinin üzerine çökmüş centilmen sayılabilecek bir kadın,kolları iki yanına hükmeden 'ehlileştirilemez' olarak nitelendirilen meşhur kaçak.Sahi,bu duruşa ne deniyordu? Ah,yakarış! Ruhun kirlendiğini kabullenip Tanrı'dan af dilemek için bedeni cezalandırdığı hareket...O an,belki de dönüm noktası sayılacak bir an,bütün varlığımla sorguladığım Tanrı'ya yakardım!Vücudumun her bir zerresini tozdan sahne saydığım dünyanın mevcudiyetiyle döverek ona sundum.'Odaklan,kaç,nefes al'diye fısıldadım yeniden. Tamamen yok ölüsünü arzuladığım varlığı getirdim gözlerimin önüne. Kaçtığım çikolata gözler,hayranı kaldığım çene ve form,yavaş yavaş silikleşip yok oldu karşımda.Sadece parmak uçlarımın değdiği tenimin altındaki hızla akan kanımın kulaklarımda oluşturduğu uğultu kaldı geriye.Karanlıkta bedenimi aşan bir yakarışla avaz dolusu sessizlik!

    Şule Akçay
  • “PARA KAZANIN , KENDİNİZE AİT BİR ODA VE BOŞ ZAMAN YARATIN.
    VE YAZIN , ERKEKLER NE DER DİYE DÜŞÜNMEDEN YAZIN …”

    İsyanım var!
    Nedir bu kadınların çektiği…
    Kaç yüzyıldır kadınlar var olma savaşı sürdürdü , sürdürecek de...

    Hep der ya annelerimiz; kendi ayaklarının üstünde durabilmeli kadın dediğin, kimseye muhtaç olmamalı… Sen oku diplomanı al koy bir köşeye ,güvencen olsun hayatın ne getireceği ne götüreceği belli olmaz. Kimseye bağımlı olma “KENDİN” ol…
    -----------------------------------------------------------------------------------
    Kendine ait bir odan olsun… Kendi çizdiğin bir yaşamın olsun , öyle biri ol ki senin isteklerinin önceliği olsun… Canın istediği için yap bazı şeyleri yapmak zorunda olduğun için değil… Zaten para kazanıyorsan saygınlığın artacağından kendine olan güvenin de artacak! Haa para kazanmayan saygı görmüyor mu ? derseniz , evet maalesef çalışan kadına göre daha az saygı duyuluyor… Hem erkeği tarafından hem de çevresi tarafından… Bu ezilme duygusu kadına yerleştiyse zaten kendi hayatını yaşamayı bırakıp etrafını mutlu etmek için nefes alan bir canlı halini alacaktır :/
    ---------------------------------------------------------------------------------------
    Yazar da feminist olarak anılsa da aslında kadınlara da kızgınlığı vardır. Bu düzene teslim olmayın der. Kendinize ait bir dünyanız olsun , kendi düşüncelerinizin peşini bırakmayın,başkası olmayın der.
    ” Jane Austen , Fanny Burney ‘in mezarlarının üzerine bir çelenk koymalıydı.”der yazar.
    Yaşadıkları dönemde düşüncelerini özgürce yazamazdı çoğu kadın yazar. Yazdıklarını ve düşündüklerini sırf başkaları eleştirmesin diye değiştirirdi. Başkalarının düşüncelerine gösterdiği saygı yüzünden kendi değerlerini değiştirmenin yanlışına düşmedi bu iki isim.
    “Bunu sadece Jane Austen ve Emily Bronte başardılar . Onların şapkalarındaki belki de en hafif tüydü bu. Onlar erkek gibi değil, kadın gibi yazdılar.O dönemde roman yazan binlerce kadın arasında sadece onlar ebedi eğitimcinin şunu yaz , bunu düşün diye süregiden uyarılarına kulak asmadılar.” Sözleriyle kadınların nasıl bir yol takip etmeleri gerektiğini de anlatır.
    ---------------------------------------------------------------------------------------------------
    Yazarların eserlerini yazarken çift cinsiyetli bir beyne sahip olduklarında ortaya mükemmel bir eser çıktığından bahseder .Bu konu hakkında yazdıkları çok ilginç geldi bana. Kadınsan erkeğimsi ,erkeksen kadınımsı olarak yazmaktan söz ediyor. Böyle olduğunda yüksek doyuma ulaşan bir eser çıkar diyor. Spoiler vermemek adına daha fazla bahsetmiyorum,ama mutlaka okuyun. Ben çok farklı buldum ve çok beğendim. Sanırım Virginiya woolf’ün çift cinsiyetli bir beyin yapısı var!
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------
    Hem feminist hem modernist yazar olan Virginiya Woolf ‘un hiç okula gitmediği evde eğitim gördüğünü duyunca çok şaşırdım. Aile üyeleri eğitimli ve entelektüel kişilerden olmasından dolayı ve özel hocalar sayesinde eğitim konusunda yeterli doyuma ulaşmıştır. Önce annesini bir süre sonra da babasını kaybetmesiyle ruhsal sorunlar yaşamıştır.Hayatı boyunca ruhsal sıkıntılarla mücadele eden yazar ne yazık ki intihar ederek hayatına son vermiştir.
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------
    Ben yazarı da kitabı da çok beğendim. Hatta kendime yakın hissettiğim nadir yazarlardan. Diğer kitaplarını da severek okuyacağımı düşünüyorum. Kadınlara söylemek istediği konularda çok haklı buluyorum yazarı.
    -----------------------------------------------------------------------------------------------------
    Kadın yazarları etkinliği için seçtiğim kitap ve yazardan daha iyisi olamazdı diye düşünüyorum… Etkinlik için de ayrıca teşekkür ederim:)
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------
    Bu konuyu bu şarkı tamamlardı…
    https://www.youtube.com/watch?v=ggmyT87HP4w

    Sevgiler ,saygılar…
  • Esmâ-ül Hüsnâ Duâsı (10)

    Yâ Berr!
    Yoktum yokluğumun farkında değildim
    İyilik ettin var eyledin beni

    Anılmıyordum anılmaya değer değildim
    İyilik ettin insan eyledin beni

    Bilmiyordum bilmediğimi bilmiyordum
    İyilik ettin kendini bilir eyledin beni

    Bilmiyordum senin farkında değildim
    İyilik ettin inanlardan eyledin beni

    Kimsesizdim kendime dost arıyordum
    İyilik ettin dostun eyledin beni

    Yetimdim sahibimi arıyordum
    İyilik ettin rahmetine çağırdın beni

    Hatalıyım pişmanlık duyuyorum
    İyilik ettin kapına çağırdın beni

    Yüzüm yok kimseye yaranamıyorum
    İyilik ettin dergahına aldın beni

    Günahım çok senden utanıyorum
    İyilik ettin gufranına boğdun beni

    Senden iyilik istemeye ne hacet
    İstememi isteyişin zaten iyiliğin değil mi
    Senden istemeye ne hacet
    Vermek istemeseydin istemeyi vermezdin ki
    Ben sustum Yâ Rab sen söyle iyiliğimi

    Yâ Tevvâb!
    İşte kapına geldim
    Edemediğim bütün tövbeler için sana tövbe ediyorum
    İste dergahına vardım
    Dileyemediğim bütün özürler için senden özür diliyorum
    Sana dönüyorum çünkü gidecek başka kapı bilmiyorum
    Sen ki, bağışlamayı seversin
    Çünkü şöyle dediğini biliyorum
    “Allah(c.c.)’in kabulünü vaat ettiği tövbe
    O kimselerin tövbesidir ki cahillikle bir suç islerler
    ve çabuk tövbe ederler”
    Bunları söylemekle cahillik ettimse tövbe Yâ Rab!
    İşte çarçabuk tövbe ettim
    Sen tövbe edenleri seversin bilirim

    Ya Müntekim!
    Sen ki isyana ve inkara pek şiddetli karşılık verirsin
    İntikamın haktır senin
    Sen ki, mazlumların âhını işitir ezilenlerin halini görürsün
    Cehennemin haktır senin
    Sen ki, dilediğine rahmet eyler dilediğine azâb edersin
    Adaletin haktır senin
    Nefsimi isyandan uzak tut
    Nefsimin eline bırakma beni
    Kalbimi nisyandan uzak tut
    En güzel hale kalp eyle kalbimi
    Zalimden ve zulümden uzak tut
    Adaletine razı eyle beni
    Rahmetini ver gazabından uzak tut
    Lütfuna muhatap eyle beni

    Yâ Afüvv!

    Sen affedicisin sen affetmeyi seversin
    Sen severek affedersin
    Senin merhametli nazarin nice günahları silip süpürür
    Senin affının gölgesinde bütün günah defterleri yanıp kül olur
    Sen affetmeyi öyle çok seversin ki
    Günahımı, dilersen affedeceğini biliyorum diye de, affedersin beni
    Sen öyle nezaketle affedersin ki
    Kendi hafızamdan da silersin günahlarımı mahcup etmezsin beni
    Hatalıyım itiraf ediyorum kusurluyum kabul ediyorum
    İsyanım çoktur biliyorum çok unuttum utanıyorum
    Unuttuğumu da unuttum şimdi hatırlıyorum
    Aldandım affını umuyorum

    Ya Rauf!
    Yokluğumda bile hatırımı sorup var eyleyensin
    Sen ki, bütün şefkatlilerden şefkatlisin
    Cemalinle iltifat et bana refetinle muamele et bana

    Âmîn!..
  • İskambil kağıtlarından kurulmuş yalancı dünyalara sığdıramadım sevdamı.
    Yağmur var bu sabah şehrimde,
    Şimdi kaç sonbahar lazım sevdamın yapraklarını dökmeye.
    Elimde küller var,bir parçada yanlızlık..
    Bu kaçıncı gidişin hatırlamadım,
    Ama bu son olsun,
    SOn aldanışım,
    Son sevişim..Aldım başımı gidiyorum..
    Sana kalsın bu şehir.
    Acılarımı,yanlızlığımıda götürüyorum..
    Sevdamı seriyorum ısısız kaldırımlara..
    Sana kalsın ben gidiyorum..
    Bu son aldanışım,son yıkılışım olsun..Bu kaçıncı gördüğüm sonbahar?
    Rüzgarlar savururken saçlarını,
    Avuçlarına düşen her yağmur damlasında
    Dua gibi ezberledim adını.
    İşte yine eylül geldi..
    Üşüyorum sensiz.Damarlarımdaki kan çekiliyor yavaş yavaş,
    Adın düğümleniyor boğazımda,
    Martı seslerine karışıyor çığlığım.
    Yenildim ben bu yalancı sonbahara,
    İsyanım sana değil,kendime
    Bir başıma kafa tutmak neyime,
    Bu son aldanışım,son yıkılışım olsun..

    Arzu Terzioğlu