• Sabır ve itaat, genç adam. Sabır, kahramanlığın özüdür; itaat de insanlığın.
    Pierce Brown
    Sayfa 18 - Pegasus
  • Sizce ölüm sonmu?? eserimizden;

    Kabrin Ölüye Hitap Etmesi
    Ölülerin konuşması ya kal veya ölülere anlatmak hususunda diriler için kullanılan kal lisanından daha açık olan hal diliyledir.

    Ölü kabre konulduğunda kabir ona şöyle der: 'Ey âdemoğlu! Beni düşünmekten seni aldatan ne idi! Benim fitne evi olduğumu bilmiyor muydun? Ben karanlık, tenhalık ve böceklerin eviyim. Benim yanımdan mağrur olarak geçtiğinde, durumumdan seni gafil kılan ne idi?' Eğer ölü ıslah edici bir kimse ise, birisi onun yerine kabre cevap vererek şöyle der: 'Görmedin mi. o iyiliği emreder, kötülükten menederdi'. Buna karşılık kabir der ki: 'Ben bu durumda onun için yemyeşil bir bahçeye dönerim. Onun cesedi nura dönüşür. Ruhu da Allah'ın huzuruna yücelir'.{1}

    Hadîs'in râvisi, hadîs metninde bahsi geçen fidad kelimesinin mağrur olarak yürüyen, bir adım ileri atan, bir adım geri alan kimse demek olduğunu söylemiştir.

    Ubeyd b. Umeyr el-Leysî şöyle diyor: 'Bir kimse öldüğünde defnedileceği çukur ona şöyle haykırır: 'Ben karanlık, tenhalık ve yalnızlık eviyim! Eğer sen hayatında Allah'a itaat eden bir kimse isen, bugün sana rahmet olurum. Eğer asi isen, bugün sana azap olurum. Öyle bir yerim ki Allah'a itaat ettiği halde gelen bir kimse sevinerek benden çıkar. Allah'a isyan ettiği halde giren bir kimse, zarar edip mahzun olarak çıkar.

    Muhammed b. Şebih{2} şöyle diyor: Kulağımıza geldiğine göre, bir kişi kabrine konulup azap gördüğünde veya hoşuna gitmeyen birşey isabet ettiğinde, komşusu bulunan ölüler ona şöyle seslenir: 'Ey dünyada arkadaş ve komşulardan sonraya kalan! Bizim durumumuzda senin için ibret yok mudur? Bizim önce gelişimizde senin için bir ders yok muydu? Sen bizim amellerimizin bizden kesildiğini ve sana da mühlet verildiğini görmedin mi? Neden arkadaşlarının elinden kaçan fırsatı değerlendirmedin?' Yeryüzünün parçaları da ona şöyle hitap eder: 'Ey dünyanın zahirine aldanan! Yerin içinde kaybolan ve senden önce dünyanın aldattığı kimselerden neden ibret almadın? Oysa dünya ile aldandıktan sonra eceli onları kabre getirip dostları tarafından karar yerine konduğunu görüyorsun'.

    Yezid er-Rakkaşî şöyle diyor: Kulağıma geldiğine göre ölü kabrine konulduğunda amelleri onu çepeçevre sarar ve Allah o amelleri konuşturur. O ameller de derler ki: Ey çukurunda tek kalan kul! Dostlar ve aile efradın senden ayrıldı. Bugün bizden başka senin dostun yok!'

    Ka'b şöyle demiştir: 'Sâlih kul kabrine konulduğunda namaz, oruç, hac, cihad ve sadaka gibi sâlih amelleri onun etrafını çepe çevre sararlar.

    Yine Ka'b der ki: "Azap melekleri, ayaklan tarafından geldik-lerinde namaz onlara 'Ondan uzaklaşsın! Siz ona varamazsınız. Çünkü beni kılmak maksadıyla Allah için bu iki ayak üzerinde uzun uzadıya ibadette bulundu' der. Bu bakımdan melekler, baş tarafından gelirler. Bu sefer oruç der ki: 'Siz ona musallat olamazsınız. Çünkü o dünya evinde Allah için uzun zaman susuz kaldı. Ona bu taraftan varacak imkâna sahip değilsiniz'. Böylece melekler beden tarafından gelirler. Bu sefer hac ve cihad meleklere şöyle haykırırlar: 'Ondan uzaklaşınız. O nefsini yordu, bedenine zahmet verip haccetti. Allah için cihad yaptı. Bu bakımdan ona varacak imkânımız yoktur'. Azap melekleri, bu sefer elleri tarafından gelirler. Sadaka meleklere şöyle haykırır: "Arkadaşımdan uzaklaşın! Zira bu ellerden Allah için nice sadakalar çıkmıştır. Bu bakımdan ona yetişemezsiniz'. Bunun üzerine o ölüye şöyle denir: 'Afiyet olsun! İyi olarak yaşadın, iyi olarak öldün'.

    Ka'b der ki: 'Rahmet melekleri ona varırlar. Ona cennetten getirilen bir döşek ve bir yorgan sererler. Kabrinde gözün yetişebileceği kadar onun için genişlik yapılır. Cennetten ona bir kandil getirilir. Allah Teâlâ, onu kabirden hasredeceği güne kadar o kandilin ışığından nûrlandırır'.

    Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr{3}bir cenazede Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet eder
    Ölü kendisini techiz ve teşyi edenlerin adımlarının sesini işittiği halde oturur. Kabrinden başka birşey onunla konuşmaz. Kabir ona der ki: Ey Ademoğlu! Sen benden, darlığımdan, pis kokumdan, dehşetimden ve kurtlarımdan sakındırılmadın mı? Acaba benim için ne hazırladın?{4}

    1) İbn Ebî Dünya
    2) Adı, ELaı Abbas Seiumaktır. Bağdadh meşhur bir vaizdir.
    3)Künyesi Ebû Haşini el-Mekki'dir.
    4)İbn Ebi Dünya

    Muhammed Karakaya
  • İçinde iyiliğe ve sevgiye dair hiçbir iz yoktu. Bildiği tek kural güçlülere itaat etmek, güçsüzleri ise ezmekti.
  • - Gidecek misin gerçekten? Ferdinand! Ferdinand!
    - Ben değil! Ben değil! İçimdeki bir şeyler gidecek... Hatta çoktan gitti bile. Tıpkı bir okul çocuğunun öğretmeni geldiğinde kalkması gibi, benim içimde de bir şeyler ayağa kalkıyor; titriyor ve itaat ediyor..
    Stefan Zweig
    Sayfa 15 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 5. Basım
  • Otorite gerekli bir merci midir? İnsanların birbiri üzerinde tahakkümü olmazsa yaşamlarını sürdürmeleri kolaylaşır mı yoksa zorlaşır mı ? İnsanlar otoriteye ihtiyaç duyar mı ?? Otoritesiz bir toplum kurmak mümkün müdür? Sennet bu tarz sorulara cevap aramaktadır. Kitap temel olarak otorite sahiipleri ve buna eğenler arasındaki ilişkiye endekslenmiştir. İş hayatı ve sosyal hayattaki otoritenin ortaya çıkışı incelenmiştir. Weber'e göre otorite bir toplumda her zaman var olmuştur ve insanlar yöneticilere gönüllü olarak itaat ettiği zaman vardır. İtaata zorlanma varsa yöneticilerin meşru olmama söz konusudır. İkinci otorite ise çocukluğumuzda edindiğimiz otoriteye dair kavrayışların yetişkinlik yaşantımızda da bizietkilediğini ve otoriteye dair davranışlarımızın temelde anne be babamıza dair geliştirdiğimizduygular çerçevesinde oluştuğunu ortaya atmaktadır. “ Otorite kavramını en çok sorgulayanlar anarşistler olmuştur. Proudhon?du. Devlet otoritesinin olmadığı bir toplum Ütopyasını Mülkiyet Hırsızıktır ve Anarşi Düzendir diyerek savundu. Modern edebiyatta ise Cesur yeni dünya ve 1984 kitapları toplum ıslahını otoriteden kurtulmak olarak gördü.
  • Motivasyon 2.0 itaat isterken, motivasyon 3.0 ise sorumluluk üstlenmeyi gerektirir. Ustalık ancak bu şekilde doğar.
  • “Bu Şiirin Bitmesini İstemiyorum”

    Ortadoğulu yazar ve şairlerin siyasi, ekonomik, dini sebeplerden dolayı anavatanlarından batıya göç etmesi ve bulundukları kültürle kaynaşması sonucu, edebiyat sosyolojisinin konuları arasında en başta yer alan Arap Modern Edebiyatı oluşmuştur. Mahmud Derviş de bu oluşumun bir parçasıdır.

    ”…Bu şiirin bitmesini istemiyorum
    Bu güz gününün bitmesini istemiyorum
    Sonsuzluğun doğruluğundan emin olmadan
    Sevmeye muktediriz…”
    Mahmud Derviş’in uzun soluklu şiirlerinden sadece bir tanesinden birkaç dize. Mahmud Derviş, Modern Arap edebiyatına önemli katkılarda bulunmuş Filistinli bir şairdir. Filistinde doğmuş ilkokul çağındayken köylerine yapılan baskından dolayı ailesiyle Lübnan’a göçmek zorunda kalmış ve mülteci hayatı yaşamıştır.
    ”… Hala buradayız biz
    Büyük hayallerimiz var
    Davet etmek gibi kurdu sahneye
    her yıl düzenlenen bir dans partisinde gitar çalmaya

    Küçük hayallerimiz var
    Hayal kırıklığı yaşamadan uyanmak gibi
    Hayal etmedik imkansızı

    Yaşıyoruz, hayattayız…. Ve devamı var hayallerin…”

    Küçük yaşlarda karşılaştığı hayatın zorluklarını zamanla şiirlere dönüşütürmüştür. Daha ilkokul sıralarındayken öğretmeni ve arkadaşları arasında bir üne sahipti. İçinde bulunduğu toplumsal koşulları şiirlerinde ifade etmesi beş kez hapis yatmasına sebep olmuştur. Onlarca şiirini hapiste yazmıştır.

    ”…Nasibim olmayabilirdi ilham
    Ve ilham şansıdır yalnızların
    Bir zar atışıdır şiir
    karanlıktan bir satıh üzerinde
    ışıldar, bazen de ışıldamayabilir
    söz düşer
    kuma düşen bir tüy gibi

    Hiçbir dahlim yok şiirde
    ritmine itaat ediyorum yalnızca:
    duyguların hareketleri, bir his tadil ediyor diğerini
    bir sezgi anlamı indiriyor
    ve kelimelerin yankısında bir kayboluş
    ve ben’den başkalarına intikal eden
    nefsimin sureti ve nefsime olan itimadım
    pınara olan hasretim…”

    Hapisten çıktıktan sonra Moskova’ya gidip Sosyal Bilimler Enstitüsüne kaydolarak Rusça eğitimi alıyor ve buradan Beyrut’a göç ederek yaklaşık olarak 10 yıl yaşıyor oradan Kahire’ye, Şam’a, Tunus’a ve son olarak Paris’e geçerek burada on yıl yaşıyor. Filistin’in bir bölümü özerlik kazanınca sürgün yaşamına son vererek Ramallah’ yerleşiyor. Sürgün hayatı boyunca kendini edebi anlamda geliştirmiş olmasıyla Karmel adlı derginin yazı işlerinin yönetimini üstleniyor.

    ”…Dünüm var orada, onun küçük şehrinde
    Çoban değneğim var, horoz ibiğim var orada
    Saksıda bir demet nergis
    Onun bende selamı var boşluğun dibinden
    Uzanan selvinin yücelerine kadar
    Bende oradaki yarının hatırası var, benim orada bir kederim var.
    Vadiye açılan bir pencere ve bir kapı

    Orada bir dünüm var
    Bir yokluğum var!

    Mahmud Derviş Filistin’in Nazım Hikmet’i olarak anılır. Vatanından uzakta yaşadığı sürgün hayatı ve karşılaştığı din, dil, ırk sorunlarını eserlerinde ince ince işlemiştir. En çok da Filistin’e olan sevgisini ve özlemini dile getirmiştir şiirlerinde. Şiirleri otuza yakın dile çevrilmiştir. 2003 yılında uluslararası Nazım Hikmet şiir ödülüne layık görülmüştür. Ömrü boyunca vatanına hasret yaşayıp, kavuştuktan sonra kalp ameliyatı için gittiği Amerika’da hayatını yitirmiştir.

    ”Buluttur şimdiki zamanım…Yarınım yağmur”


    Kaynak: Mahmud Derviş / Bu şiirin bitmesini istemiyorum/ yky /


    Şeyma İzler