Ümmü Aydoğan, bir alıntı ekledi.
 13 May 00:11 · Kitabı okudu · 6/10 puan

"Her işin ivazsız olanı güzeldir. Huzur ve mutluluk ivazsızlıktan doğar."

Yılkı Atı, Abbas Sayar (Sayfa 86 - İvaz: Karşılık)Yılkı Atı, Abbas Sayar (Sayfa 86 - İvaz: Karşılık)

1》"Eğer iyilik yaparsam bana yardımcı olun. Eğer sırat-ı müstakimden kayarsam beni düzeltiniz.."

İnsanların Peygamberlerden sonra en şereflisi Hz.Ebubekir(r.a.)'in halife olması üzerine irad ettiği hutbeden!

2》Hz.Ömer(r.a) cemaate sorar:'Eğer ben eğrilirsem ne yaparsınız?'Cemaatten birisi cevap verir:'Seni kılıçlarımızla doğrultmasını biliriz!'Secdeye kapanır ve 'Allah’ım Sana hamd olsun.Ömer eğrildiği zaman bu cemaat içinde onu düzeltecek kişiler var' diyerek Allah’a şükreder.

3》Fetih sonrası hocalarına hürmet mahiyetinde altın kaplarda iftar veren Fatih'in sofrasında ki Molla Gürani ezan okunsa da yemeye başlamaz. Fatih'i bir çocuk gibi azarlar. Bu tarz yaşantının kabul edilebilir olmadığını ifade eder. Sofra kaldırılır sade şekilde tekrar kurulur.

4》Devrinde Yavuz padişah bir kısımlarına idam cezası vermiştir. Zenbilli ise durumu öğrenir. Padişaha giderek ikaz edip yanlışı düzeltmesini ister. İlk hiddetlense de Zenbilli'nin ya düzelt yada seni azl ederim demesi üzerine haklı olduğunu anlar verdiği kararı düzeltir.

5》"Padişah fermanıyla kira tespiti yapılamaz. Zira padişahın emriyle nâmeşru olan şey meşru olmaz; haram olan nesne, ferman ile helâl olmak yoktur. Bu hususlarda emr-i şer’-i şerif budur.." Ebussuud Efendinin Kanuni'ye karşı çıkması halidir.

6)Verdiğimiz örnekler islam tarihinde ummandan katre nispetinde hulasa olarak verilmiştir. Tafsilatlı bir şekilde öğrenmek isteyenler ilgili kaynaklara müracaat edebilirler. Gayemiz kemalist zihniyetin çarpık fikriyatına sahip kişilerin yürüttüğü algı operasyonunu anlatmaktır.

7》Beşeriyetin her bir ferdi Peygamberler müstesna hataya düçar olabilirler. Bunun benzerini yakında müşahede etmiş bulunmaktayız. Nebevi mirasın vârisleri mahiyetindeki ehli sünnet alimleri bu yapılan yanlışları düzeltmekle görevlidir. Daimi olalar!

8》Biz pek çoklarının aksine Allah için severiz hürmet ederiz dua ederiz kıymetli muhterem büyüğümüz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a. Tek gayemiz islam nizamının tamam olmasıdır. Bunun karşısında olan her kim ise hakikati her ne pahasına olursa olsun haykıracağız.

9》Kendisine olan ivazsız sevgimizi karşılıksız bırakmamış meydanı boş bulmuşcasına aç kurtlar misali pusuda bekleyenlere fırsat vermemiş haklı davamızın hakikatli adamı olduğunu bir kez daha ispat etmiştir. Mevla davamızı ve dava adamlarımızı daim ve kaim eylesin.!

10》Batıl mücadelede zirve olmaktansa haklı bir davada zerre olmak en büyük isteğimiz ve duamızdır. Haklı iseniz üstün gelecek olanlar sizlersiniz ilahi beyanına mazhar olmak duasıyla!

S.Ç.Y., bir alıntı ekledi.
25 Oca 00:01 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Çöl, evsiz ve duvarsız mekân; çöl, akıl ve hesap dışı zaman... Çöl, susuzluğun ve fırtınaların savruk karargâhı; çöl, yıldızlar altında hüzünlü gecelerin ahı... Çöl, kum zerrelerinden örülen yatak; ve çöl, birbirine karışan siyah ile ak... Her şeyi kuşatan erişilmez nimet; belki hususi nasiplere el veren ganimet... Hafakanların arasında gül yetiştiren gece, ne ki benim şarkılarımda yalnız iki hece. Gül ile çöl... Çöl ile gül... Çöl içinde bir gül, gül kokusunda bir çöl... Derinliği ve sonsuzluğu anlatan da nezaketsizliği Kaf Dağı'na atan da o... Gül... Boğulan, daralan ve sıkılan dünyanın ferahı; bekleyen, hisseden, yenilenen anın felahı... Çöl... Eski doğrulardan ve eskitilmiş yanlışlardan gül goncasını kurtaran; solmayan rengi ve yanılmayan hakikatiyle gülü saran... Biri, kumlara İlahi iradenin vurduğu mühür; diğeri Arş kaleminden dünyalık bedene nakşedilen ömür... Çölün bağrında ivazsız, garezsiz yetişen bir gül ve İlahi sırlarla sorgusuz sualsiz pişen bir gönül... Çölün kavurdukça kavuracağı ve Cemal-i Mutlak'a Habîb eyleyip duracağı... Fıtratında olumsuz ne varsa kumlarda savruldukça savrulacak olan, sonunda insanlığın sancılarına tabib olacak olan...

Bülbülün Kırk Şarkısı, İskender Pala (Sayfa 105 - Kapı)Bülbülün Kırk Şarkısı, İskender Pala (Sayfa 105 - Kapı)
özge çpr, bir alıntı ekledi.
14 Oca 21:48 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Her işin ivazsız olanı güzeldir.Huzur ve mutluluk ivazsızlıktan doğar.
(İvaz:edim, karşılık)

Yılkı Atı, Abbas Sayar (Sayfa 86 - Ötüken)Yılkı Atı, Abbas Sayar (Sayfa 86 - Ötüken)
Zeynep Demir, bir alıntı ekledi.
01 Oca 15:55 · Kitabı okudu · 10/10 puan

" Müşfik, hayırhah, nazik, muhip, kerim, refik, rıfkî... Biri bilmediğimiz, ötekisi unuttuğumuz bir dilin insani değerleri," dedi Günay Rodoplu,

" Müşfik başkasının kederleri ile ilgilenen, yardıma, sevgiye muhtaç olana merhamet ve sevgiye koşan, insanları safi katıksız, ivazsız hesapsız sevgi ile besleyen demek. Hayırhah, insanoğlunun maddi ve manevi iyiliğini isteyen. Muhip, dost olan. Kerim, cömert, müsamahakâr hoşgörülü olan. Refik, yardımcı, yoldaş. Rıfkî..." Sesi alçaldı, alçaldı, söndü. Odayı sağır edici bir sessizlik kapladı.

Viva La Muerte! - Yaşasın Ölüm!, Alev Alatlı (Sayfa 87)Viva La Muerte! - Yaşasın Ölüm!, Alev Alatlı (Sayfa 87)
Recep ÇELEBİ, Yaban'ı inceledi.
30 Eki 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

“ALINTIDIR”
“Bu kitabı okuyup bitirdikten sonra bir Türk değil herhangi bir insanın nefretle karışık derin bir ıstırap duymamasına imkan yoktur. Bu ne cehennemi alem? Hiçbir yılan, çıyan yuvası bu kadar korkunç, hiçbir hayat bu kadar acı ve hiçbir hapishane menfa havası bu kadar kasvetli değildir. Bu lanetleme toprak nerededir? Ve bu insanlar kimlerdir? Altında tabaka tabaka sayısız medeniyetler uyuyan, evliya ve kahraman kanıyla yuğrulan Anadolu toprağı bu kadar nankör olsun, kabil değil izah edilemez. Şüphesiz ki, Yakup Kadri Bey bir romandan ziyade bir essai'ye benzeyen bu kitabı bu intibar bıraksın diye yazmamıştır. O, sadece Türk devletinin bütün ağırlığını sırtında taşıyan köylünün ıstırabını, onunla Türk münevveri arasındaki uzaklığı, uçurumu gözönüne koymak için bu işe teşebbüs etmiştir. Her ideal için ölmüş ve belkemiğine kadar çürümüş olan münevver Ahmet Celal buradaki tezadı basitleştiren bir vesileden, bir aletten başka bir şey olmamalıdır ve değildir.

Ümit ederim ki, maksat sadece o zamanlar Orta Anadolu köylerinin akim sefil bir süprüntülük olduğunu, köylünün mütemadiyen soyulduğunu, derisi yüzülecek bir hale geldiğini, kadınların bile kütükten farkı kalmadığını, sıhhat namına her şeyden mahrum bulunduğunu, ekserisinin kör-topal veya illetli, cüce, sıska, çirkin olduğunu, çocukların adeta köpeklerin ağzından lokma kapacak kadar aç bulunduğunu, insanı hayvandan ayıran hassalardan birisi gülmek olduğu halde burada hiç kahkahaya rastgelinmediğini, sonsuz bir cehalet içinde gömülü bulunduğunu haykırmak ve hastalığı teşhis edip münevverleri vazifeye çağırmaktır.

Bu itibarla Yakup Kadri Bey'in tasvir ettiği bu köy alemi ile muhayyel, çeşme başlarında asi bakireleriyle, bahadır delikanlıların mani söyleyerek seviştikleri mesut köy hayatından çok uzağız.

Acı ve sert hakikat ile karşı karşıyayız. Hatta ortadaki cinayete benzeyen hadisenin sebeplerini bile arıyoruz. Ahmet Celal hiçbir peşin hükümle, hatta sevgi ve şefkatla bile bulunmayan gözlerle gördüklerini bir fotoğraf adesesi gibi tespit ediyor. Fakat acaba Ahmet Celal tamamiyle afaki midir? Eşeğe geviş getirtecek kadar tabiatten uzak ve müşahedesi kıt olan ve alelıtlak kadını ve kadınlığı bir hükümle idam eden adamın afakiliğinden şüpheye düşmek hakkımızdır. Bahusus ki hiçbir edebi eser tamamiyle afaki olamaz.

Madame Bovary bile sadece bir itiraftan ibaret olan Adolphe romanı kadar enfüsidir. Yalnız aynı şekilde ve tarzda değildir. Nitekim Yakup Kadri Bey de bu eserinde azami bir enfüsiliğe varıyor. Münevver kahramanı hakkında mümkün olduğu kadar sempatik ve sükuti, köylüler karşısında ise daima beliğdir. 315 sahifelik romanda köylülerden bahsederken sevimli, müşfik tek bir cümleye rastgelinmediği gibi bu zavallı mahlukları daima ya karınca sürüsüne, ya kunduzlara, ya çamurlu bir karnıbahara, yahut bir meşe kütüğüne benzetiyor.

Keza Ahmet Celal yalnız onlar üzerinde yaptığı müşahedelerle insanların, hayvanların en galizi olduğuna kani oluyor. Ve hayvanları, boz eşekleri onlara tercih ediyor ve hatta ölürse bu köylülerin kendisini gömmiyeceklerini, köpeklere, kargalara yemlik bırakacaklarını ve yahut da tezek ateşinde yakacaklarını söylüyor. Nihayet Anadolu hakkında tasavvur ve tehayyülün fevkinde iftiralarda bulunuyor.

Öyleki Türk köylüsünün metanet ve vekan hissizlik, sükutiliği bulanık bir derinlik, lokma ve abaya rızası, mecburi tevekkülü, miskinlik, imanı ise gülünç oluyor. Türk köylüsü ne yaşamasını, ne sevmesini, ne inanmasını biliyor, ne dini, ne imam vardır; kaba bayağı iştihalardan, düzenbazlıktan, nekeslikten, alçaklıktan, kinden ve sefaletten, hodbinlikten yoğrulmuş bir külçedir. Yakup Kadri Bey'in yahut Ahmet Celal'in bu tasvirine nasıl inanalım? Ahmet Celal'in kaleminden Yakup Kadri Bey'in bize tasvir ettiği alem, ismini söylemediği köy müdür? Yoksa bütün Anadolu köyleri midir?

Yahut bize bu köylüler vasıtasıyle muayyen bir sefalet derecesine düşmüş insaniyeti mi anlatıyor? İnsanda bu sefil iştihalardan başka bir şey yok mudur? Şüphesiz ki Yunus Emre, Mevlana, Fuzuli bunlardan büsbütün başka çapta adamlardı. Yokluk içinde var olabilecek bir madenden yapılmışlardı. Lakin alelade insanın, insan yığınlarının ruhunda hiçbir şey yok mudur? Yakup Kadri Bey bu sinemasiyle hakiki köylüyü mü anlatmış oluyor?

Zannetmiyoruz. Yakup Kadri Bey bu derece bedbin görünüyorsa bunun sebebi görünüşün tek taraflı olmasıdır. Tam manasiyle ne fena, ne de iyi adam bulunamıyacağına ve tek parçadan biçilmiş insanın yalnız klasiklerin uydurduğu bir efsane olduğuna kani olduktan sonra bu köy tasvirini nasıl hakikat diye kabul ederiz.

Dişinden, tırnağından artırarak beslediği hükümetin sıhhati için doktorundan, ahlak ve imanı için mualliminden, bakımsız toprakları için ziraatçısından ve hayvanları için raylarından, yollarından, elektriğinden ve suyundan istifade edememiş ise kabahat kimin?..

Kabahat köylüden iğrenen ve istiklal mücadelesinin en tehlikeli devirlerde bir kolu yok diye Türk ordusu tarafına geçemeyen ve bu sonsuz (?) fedakarlığının minnet ile karşılanmasını bekleyen, sümüklü İsmail'in karısını kaçırdıktan sonra can çekişirken mezarlıkta terkedip yola düşen Hamlet bozması paşazadede ve onun temsil ettiği değil midir? İhtimal ki bu paşazade bir bakıma göre tiksintilerinde, nefret ve ithamlarında haklıdır. Fakat Falih Rıfkı'nın dediği gibi iki küçük kusuru vardır. Evvela kendisini insan zannetmek. İkincisi de kendisini bu milletten saymak...

Köylüler yaptıkları veya sadece yapacakları rivayet edilen günahları için affedilebilirler. Zira ne yaptıklarını bilmezler. Fakat bilenler ve bile bile yapanlar... Allahın veya atinin laneti onların üzerinedir.

Geçenlerde bir muallimle (...) köyüne giden bir arkadaş acı bir hatırasını nakletti. Abdülhamit devrinde, meşrutiyette askerlik etmiş yaşlı bir köylü ile konuşuyorlarmış, köylü dayı bir aralık:

-İngilizler İstanbul'dan çıktı mı? diye sormuş.

-O... demişler. On sene oldu. Haberin yok mu?
Köylü bir müddet düşünmüş, düşünmüş sonra ilave etmiş.

-Peki ama... buralarda siz ne ararsınız?

Bu sual asırlardan beri terkedilmiş Anadolu köylüsünün bütün acılarını, sitemlerini, isyanlarını ve münevverlere karşı hıncını hulasa etmektedir. Onlara hayrı olsun diye kitap yazan Yakup Kadri Bey ne yazık ki bilerek ve bilmeyerek yahut sadece istisnayı umumileştirerek ihtiyar Anadolu'nun ahlak ve vicdanını da itham etmiştir. Halbuki hala daha ve her şeye rağmen varlığımızın en sağlam ve en saf tarafı orasıdır. Varlığımız onun üzerine dayanmaktadır. Yıldırımdan beter belalarda çarpılmış bu insaniyet parçasının azıcık tanınabilecek bir tarafım kompozisyonun içine koysaydı, Yakup Kadri Bey'in bu eseri kim bilir sanat eseri olarak daha ne kadar kuvvetli olacaktı. Fakat her nedense onun her kitabında mevcut olan rahmet ve sıcak şefkatten burada zerresi yoktur. Bununla beraber bizim nesil Yakup Kadri Bey'in romanını ekşiten husumetten de insan kalplerinin fethetmek için sevgiden, her şeye rağmen affeden sevgiden başka bir silah olmadığı dersini bir defa daha öğrenerek istifade edebilir.

Filhakika gençlik içi köylü millet ve vatan karşısında yaratan, faal sevgiden, bedelsiz ve ivazsız fedakarlıktan başka hiçbir vazife yoktur ve bu sevgiden başka her iddia çirkin bir yalandır.”
-Burhan Ümit Toprak, Varlık'ta yayımlanan (s. 4, 1933) yazısından.

Simurg Atlantis ELF (ϜϓſϞ), bir alıntı ekledi.
12 Eyl 2017 · Kitabı okudu

Mum'un Pervane ile Konuşması
~
“Çok iyi hatırlıyorum. Bir gece uyuyamadım. Gözüme uyku girmedi. Pervanenin, muma şu sözleri söylediğini işittim.
Ey sevgilim! Hadi ben aşığım, yansam da yeridir. Peki ya sen neden yanıyor, niçin ağlıyorsun?
Ey benim biçare aşığım! Benim yanmama, ağlamama sebep nedir bilir misin?
Benim tatlı balım vardı. Beni ondan ayırdılar. Şirin’im haksızlıkla elimden alindi. İşte Ferhad gibi tepemden ateş çıkıyor.
Gece meclisi aydınlatan ışığıma bakma. İçimi yakan ateşe bak.
Mum, hem bu sözleri söylüyor, hem de sararmış yanağından sel gibi gözyaşı dökülüyordu.
Mum, sözüne devamla pervaneye dedi ki:
Ey pervane! Ey aşk iddiacısı! Aşk, senin için değil. Seninki bir kuru iddiadan ibaret. Sende ne sabır var, ne metanet ve tahammül.
Sen azıcık bir ışık ve ateş gördün mü, hemen yanıyorsun. Ben ise tamamıyla yanıncaya kadar dikilip duruyor, dayanıyorum. Aşk ateşi senin yalnız kanadını, benim ise vücudumu, baştan aşağı yakar.
Sadi de mum gibidir. Dışı parlaktır, ama içi yanmıştır.
Artık gece bitiyor, sabah oluyordu. Peri yüzlü bir hizmetçi gelip mumu söndürdü.
Zavallı mum, dumanı tepesinden çıkarken:
Aşkın sonu budur işte, dedi ve can verdi.
Aşıklığın ne demek olmak istersen anlatayım: Ölmek suretiyle yanmaktan kurtulmak…
Sevgilisi eliyle öldürülen aşığın mezarına gidip de ağlama, bilakis sevinerek şöyle de:
Ne mutlu ona! Sevgilisinin makbulü olduğu için sevgili onu öldürmüştür.
Aşık isen bu dertten kurtulmaya çalışma: yalnız Sadi gibi garazsız, ivazsız aşık ol.
Aşık bir fedai demektir. Nasıl ki, bir fedai gayesine varmadıkça emeline erişmedikçe başına taş ve ok yağsa meydandan çekilmezse, aşık da öyledir.
Ben sana denize açılma demiyorum. Açılacak olursan tufana bile katlan, diyorum.”

Bostan ve Gülistan, Şeyh Sadi ŞiraziBostan ve Gülistan, Şeyh Sadi Şirazi
Emrah Günal, bir alıntı ekledi.
14 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 7/10 puan

2. Kitap Aşkın Öldürdüğü
Aşkı ümitsizce seven bir insan için uykuda veya dalgınlıkla unutularak geçirilen her saat bir suç, bir ayıp, bir günahtır. Eğer evren devamlı bir harikulade keşifler olanağı ise, eğer hayat durmayan bir mucize ise, eğer aşk, garazsız ve ivazsız aşk, insana yakışan tek uğraşı ise kayıtsızlık ve unutkanlık, ruha ve Tanrı’ya karşı işlenmiş ödenmez birer suçtur.

Gog (1-2), Giovanni Papini (Sayfa 170 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Gog (1-2), Giovanni Papini (Sayfa 170 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)