Hilal, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okumayı düşünüyor

Ve adam devam etti;

+Benim bir kız kardeşim var. O da babasızlığın ne olduğunun farkında. Ve ben senin acını anlayabiliyorum.
Bende babasızlık nedir iyi bilirim. İyi sarabilirim yaralarını. Ve hayatımdan çok önemsediğim bir annem var, seni onu sevdiğim kadar sevemem ama ondan sonra sevebileceğim ikinci kadın ilan edebilirim hayatımda.
Ve ilerde bir kızım olursa senden, ona babamın bende bıraktığı eksik yanları bir kez olsun hissettirmeyeceğime söz verebilirim.

Sen babanın bir çırpı da hayatından sildiği kızıysan,bende seni kız kardeşi gibi,annesi gibi,babası gibi sevebilecek adamım.

Bana Seni Seviyorum Deme Hissettir, Miraç Çağrı AktaşBana Seni Seviyorum Deme Hissettir, Miraç Çağrı Aktaş
-Yusuf-, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okuyor

Aşka zekâ katmaya kalkışmak ahmaklıkların en büyüğüdür. Bana inanınız.
Bunu ben iyi bilirim... Anladınız mı ?

Kırılmadık Bir Şey Kalmadı, Özdemir AsafKırılmadık Bir Şey Kalmadı, Özdemir Asaf

Bir kadın ne kadar çok sevilebilir bilemem ama bir bir meleğe ne kadar tapılır onu en iyi ben bilirim.

heysem, Yalnızız'ı inceledi.
22 May 22:44 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

BÜYÜKSÜN PEYAMİ SAFA..

Okurken sık sık tekrar ettiğim bir cümle oldu bu.. Sadece bir roman değildi, çok daha ötesi vardı okuduklarımda..

Sanırım en çok alıntı yaptığım kitap oldu yirmi alıntı ile.. Altını çizip paylaşmadıklarım da var ilave olarak.. Ve o alıntıların her biri o kadar kıymetli ki benim için.. Yepyeni bakış açısı kazandıran, klasik söylemden uzak çok özgün ifadelerle yazılmış alt metinlerle dolu muhteşem bir kitap..

Okurken öyle bir hisse kapıldım ki sanki Peyami Safa'nın ilişkiler üzerine, aşk, sevgi, sadakat üzerine söylemek istediği sözleri vardı, bunları daha da derinlemesine inceleyip bir psikoloji kitabı yazmak istiyordu, biz okurlara daha kolay gelsin daha anlaşılır olsun diye "romanlaştırarak yazayım, karakterlerin hissiyatlarını anlatırken söylemek istediğim asıl noktaları söylerim" diyerek yazılmış bir kitaptı sanki.

Bir romandan beklentim kurgusunun akıcılığı veya bu kurgu içerisinde bana yaptığı katkıdır. Bu kitapta her ikisini de harmanlayan Peyami Safa'nın kaleminden bol bol edebî satırlar okuyup, şahısların derin psikolojik tahlilleri arasında kendimizi buluyoruz.. Ya da kendimizi kaybediyoruz..

Okurken kendimden utandım biraz, ilk defa bir Peyami Safa kitabı okuduğum için utandım, kitap okumayı bu kadar sevip hakiki yazarlarla bu kadar geç tanıştığım için utandım.. Burada 1000Kitap sitesine ve incelemeleriyle, alıntılarıyla, tavsiyeleriyle bu tanışmaya vesile olan arkadaşlara teşekkürü bir borç bilirim, iyi ki varsınız hepiniz..:)

'Onlar gibi değildim. Konuşmadan da anlıyordum bir şeyleri. Sessizliğin dilini iyi bilirim ben..'

Zana, bir alıntı ekledi.
21 May 20:29 · Kitabı okudu

Sizden hiçbie gizlim saklım yok. Sıradan, önemsi bir adamım, biliyorsunuz. Ama bunun için üzülmüyorum krestyan ivanoviç, hatta böyle olmakla gurur duyuyorum. Entrikacı biri olmadığım gibi önemli bir adam sa değilim. Bununla da övünüyorum. Alttan alttan, sinsice değil, açık bir şekilde hareket ederim. Kime, ne şekilde kötülük edebileceğimi gayet iyi bilirim ancak ellerimi kirletmek istemem.

Öteki Ben, DostoyevskiÖteki Ben, Dostoyevski
Emine Üstün, bir alıntı ekledi.
21 May 13:51 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Çok kimsenin ölümünü gördüm ben. Küçük bebeklerin de, güçlü kuvvetli erkeklerinde. Ölümün geleceği zamanı iyi bilirim.

Oliver Twist'in Maceraları, Charles Dickens (Sayfa 145)Oliver Twist'in Maceraları, Charles Dickens (Sayfa 145)

Doğan Cüceloğlu.alıntı
HOCAM EMEĞİNİZE YAZIK EDİYORSUNUZ!

Geçen gün sürekli gittiğim bir mekanda çayımı içip kitabımı okurken yanıma orta yaşlarda güler yüzlü bir bey geldi selam verdi ve “Hocam izin verirseniz size bir şey söylemek istiyorum,” dedi.

Eğitim görmüş, kibar, olgun bir insan izlenimi veriyordu. Yanımdaki boş sandalyeye davet ettim, aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:

- Anladığım kadarıyla öğretmenlikle bir kitap üzerinde çalışıyorsunuz; doğru mu?
- Evet, doğru, dedim.
- Hocam, haddim değil, ama emeğinize yazık ediyorsunuz! Bayağı rahatsız olmuştum, sandalyemde şöyle bir dikleştim ve gözlerinin içine baktım. Mahcup bir edayla hafifçe gülümsedi ve konuşmaya devam etti: “Ben kendim emekli öğretmenim; yöneticilik de yaptım.” Çok ilgimi çekmişti, gülümsemeye çalışarak sordum:
- Buyrun, siz dinliyorum. Öğretmenleri ilgilendiren bir kitap yazmakla neden emeğimi boşa harcamış oluyorum, merak ettim.
- Çünkü okunmaz hocam. Neden böyle düşündüğümü izin verirseniz açıklamak istiyorum.
- Buyrun, sizi dinliyorum.
- Öğretmenleri zihnimde iki kutuplu bir ölçek üzerinde değerlendiriyorum. Bir uçta yapacak başka hiç bir iş bulamayan ve çaresizlikten öğretmenlik yapanlar var. Ölçeğin öbür ucunda getirisi yüksek, prestijli başka işler yapabileceği halde öğretmen olmayı seçenler var.
- Şunu mu demek istiyorsunuz: Bazıları, başka hiç bir iş yapamadıkları için, çaresizlikten öğretmenlik yaparlar, bazıları ise yapacakları birçok seçenek içinden öğretmen olmayı seçerler.
- Evet, bunu demek istiyorum. Bir öğretmenle konuşurken üç dakika içinde hangi tür öğretmenle konuştuğumu bilirim.
- Peki, hangi tür öğretmenle konuştuğunu öğrencide anlar mı?
- Ben anlarım. Ama öğrencilerin de sezgileri güçlüdür, hangi tür öğretmenle konuştuğunu sezerler.

Bir süre sustuktan sonra, “Peki, neden emeğime yazık ediyorum,” diye sordum. Cevabı hazırdı: “Çünkü yazdığınız kitabı çok az öğretmen okur.” Konuşmaya devam ettim:
- Ben çok satılsın, diye kitap yazmıyorum.
- Hocam beni yanlış anlamayın, lütfen. Ben sizin iyi bir bilim insanı ve etkili bir yazar olduğunuzu düşünüyorum. Ayrıca yaşınızı da biliyorum. Artık bu yaşta sizin önceliğiniz anne babalar ve üniversite öğrencileri olmalı; onlar için kitap yazmalısınız. Öğretmen olmayı seçenlerin sayısı çok az ve onlar zaten sizin kitaplarınızı okuyor ve faydalanıyorlar. Birçok üniversiteli gencin, sizin SAVAŞÇI kitabını okuduktan sonra öğretmen olmayı seçtiğini biliyorum.
- Çok ilginç, önemli şeyler söylediniz. Kimliğiniz belirtmeden bu konuşmamızı sosyal medyada paylaşıp okurlarımın ne düşündüğünü sorabilir miyim?
- Tabii paylaşabilirsiniz; ne diyeceklerini ben de merak ediyorum.
Daha sonra izin istedi ve ayrıldı; sorularıma beni baş başa bıraktı.

Evet, şimdi siz değerli okurlarıma soruyorum:

1- Benimle konuşan emekli öğretmen beyefendinin öğretmenleri iki grupta değerlendirişini gerçekçi buluyor musunuz?

2- Ülkemizde çaresizlikten öğretmenlik yapanların sayısının öğretmenliği seçenlerden kat be kat daha yüksek olduğunu düşünüyor musunuz?

3- Siz kendiniz bir öğretmenle karşılaştığınızda onun çaresizlikten öğretmenlik yapan biri mi yoksa öğretmen olmayı seçmiş biri mi olduğunu hissedebiliyor musunuz?

4- Sizce bir öğrenci sınıfa giren öğretmenin çaresizlikten öğretmenlik yapan ya da öğretmen olmayı seçen bir olduğunu, yani bu önemli ayırımı, hissedebilir mi?

Emek ve zamanınız için teşekkür ederim.

Bir çiçek sergicisi
Bin dokuzyüz on iki miydi, bin dokuz yüz elli iki miydi
güneşli bir öğle miydi, çiçekler gölgesiz miydi
ellerim kirli miydi
neydi
çiçeklere su mu serpiyordum, bir karanfil çok mu uzaklardan gelmişti
bilmem ki
benim bütün yaşamımda hep karanfiller olmuştur
her zaman hatırlarım
sanki bir karanfilden sürekli doğmuşumdur
bin dokuz yüz on iki doğumlu bir karanfili
karım göğsüme takmıştı. şimdi ben çok yaşlıyım
şimdi ben nedense çok yaşlıyım
herkesi ayrı ayrı tanımam
ruhi bey'i içerenköy'den tanırım
içerenköy'ü iyi bilirim de ondan
kaç yıl önceydi, şimdi unuttum
babasını da tanırım
kaç yıl önceydi, bilemem
üryani eriği gibi gözleri vardı
çizmeleri, kamçısı
ruhi bey, benden çiçek alırdı
o zamanlar sokak sokak dolaşırdım
çiçek alanları iyi bilirdim
ruhi bey de çiçek alırdı
nedense benden alırdı. çünkü ben çiçekleri çok biçimli tutarım
kuşkonmazları sevmem, kullanmam
çiçeklerin aralıklarına bakarım
sanki ben onları hep yeniden yaratırım, yontarım
bin dokuz yüz kırk üçde biri öldü
boynu değil, bir karanfilin sapıydı, yana düştü
düşünce öldü
bir ölülük sindi ellerime
bir ölülük bana sindi
ona sergimde her zaman bir yer ayırırım
kimseler bilmez
ben işte gizli gizli onu sularım
karanlık bir karanfilliği
yoklukta bir karanfilliği
o gün bugündür bütün çiçekler
karanfildir benim için.

bir gün de bir demet karanfilim yandı
bir demet karanfilin penceresi, kapısı
nedense yandı
önce giyinik bir ev görünümündeydi, öyleydi
takındı kırmızılarını sonra
süslendi
bir boşluk edindi orda kendine
hemen oracıkta bir boşluk
açtı şemsiyesini ve gitti.

ben şimdi oğlumun yanında kalırım
onun kırmızı yapraklardan yapılmış
bir zamandışılığı vardır
beni anlamaz
anlamaz, niye anlasın
anlaşılmak -değil mi ama- sanki kimsenin olamaz

ben kendime bir karanfil mezarı satın aldım
beni oraya gömecekler
ruhi bey cenazeme gelecek
ama hangi ruhi bey
doğrusu biraz şaşırdım
içerenköy'deki ruhi bey gelmez
osadece karanfil satın alır
ölümü pek beğenmez
şimdiki ruhi bey ölümedaha yatkındır
yaşamaya da
ölümle yaşam arasında bunalır bunalır
ben bu kadarını anlarım
o gelir beni kaldırır
bir karanfil kalabalığına arrtık katılır
geçen gün gördüm
acımayı unuttum
sevinmeyi unuttum
ben her şeyi artık unutuyorum
ama ogeçerken ne yalan söyleyeyim şuramda birağrı duydum
ağrı da değildi belki, hani, nasıl
gövdemi yeniden buldum
acılar acılara eklenince ağırlaşıyor
gövdem de ağırlaşıyor
ruhi beyle kocaman bir demet karanfil oluyoruz
şu üstümdeki boşluk kadar
bir demet
yok artık pek konuşmuyoruz
benim sözlerim eskidi
onunki de eskidi
zaten kelimeler sonludur
öyledeğil mi
donuk donuk bakışıyoruz
ben ölüme iyice yakın
o yaşamaktan uzak
öyle bir gök içinde durmuş gibiyiz
karanfiller ölürken
karanfillerden bir deniz.

Edip cansever