• 176 syf.
    ·11 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Okuduğum ilk Osho kitabı. Genelde kitap almaya gittiğimde aklımda hiç isim olmaz bir kaç saat kitapların içinde gezerim sonra o an ki ruh halime göre ne almak istersen alırım. Bunu aldığım zaman da içimde bi korku vardı. Sanırım o yüzden aldım. İyi ki almışım. Aslında kişisel gelişim kitapları çok boş gelir. Ama şuan o tür kitaplara çok açığım. Ve gelgelelim Osho bizim kişisel gelişimcilerimiz gibi her yeri 'inanın', 'başaracağız', 'inanmak başarmanın yarısıdır' gibi sözleri doldurmamış. Konu göründüğü gibi 'KORKU' .

    Kitapta Sevgili Osho birçok Korku'dan bahsetmiş. Sayfa 13te ;
    "Bir insanı seversin ve bu sevgiyle, aynı pakette, korku da gelir - o insanın seni terk edebileceği korkusu. Zaten başka birini terk edip sana gelmiştir, o yüzden örneği de karşındadır; belki aynısını sana da yapacak. Korkarsın, midenin düğümlendiğini hissedersin. Öyle bağlanmışsındır ki, çok basit bir gerçeği göremezsin: Sen dünyaya yalnız geldin. Dün de buradaydın, o insan olmadan ve gayet iyi gidiyordun, midende düğümler olmadan. Yarın, eğer bu insan giderse... Düğümlere ne gerek var? Sen zaten bu insansız nasıl olacağını biliyorsun ve tekrar yalnız olabileceksin." diyor.

    Osho'cuğumu bu alıntıdan sonra gerçekten sevdim. Sanırım bu sözleri kim söyleseydi onu sevebilirdim. Ve o an için denk gelen o oldu. Her neyse. Bir insana fazlasıyla bağlandığım için, onu kutsallaştırdığım için artık yaşam çok fazla zordu benim için. Çünkü o her gitmek istediğinde kutsal saydığım önemsediğim çok sevdiğim insan gitmek istediğinde sanki bir daha mutlu olamayacakmışım gibi geliyordu. Kendimi hep ona bağlı hissediyordum. Ve sonradan fark ettim ki evet o olmadan önce de ben vardım. Yine hayatıma devam edebilirim. Ah tamam tamam inceleme yapıyorum burda daha güzel yazmalıyım değil mi? Olduğu kadar sevgili okurlar.


    Yine sayfa 32 de "Otururken otur, yürürken yürü, her şey bir yana, sendeleme." diyor Osho'cuğum.
    Bunu yapınca hayat o kadar da zor değilmiş dedim :d. Bilemiyorum şuan böyle bir şeye ihtiyacım olduğu için mi benimsedim kitabı yoksa kitap baya iyi miydi..? Karmaşık. İyiydi. Kitap okurken sadece kitap okudum. Otobüs beklerken sadece otobüs bekledim. Bu bir nevi meditasyondu benim için diyebilirim.

    "Eğer cennete gitmek istemezsen, seni hiçbir rahip korkutamaz." dediğinde durdum ve geri döndüm sevgili Osho'cuğum. Aslında dikkat edilince bu çok güzel bir cümleydi. Korku için söylenecek, altı çizilecek en önemli cümlede olabilir, benim için. Çok ince ve üstünde düşünülürse eğer çok işe yarar bir cümle olabilir. Ben eğer hiçbir yere gitmek istemezsem beni hiç kimse korkutamaz.

    Böyle alıntıları toplayıp size hakkında bilgi verebilirim. Ama bunu burada bırakıp şuradan devam edeceğim :p ;

    İlerde psikoloji okumayı düşünen biri olarak kitabın çok fazla işime yaradığını ve ilerde de diğer Osho kitaplarıyla beraber daha çok işime yaracağını söyleyebilirim. Okuduğumu kendi halimde karşımda bana bir şeyler anlatan insanlara aktardığım zaman bu onlarda da güzel, olumlu sonuçlandı. Kişisel gelişim okumak pek hoş gelmezdi. Ama eğer ne için okuduğunuzu bilirseniz, önyargısız olursanız belki yine sizlere de faydası olacak bir kitap olabilir.
    Osho'nunda dediği gibi "Korkulacak hiçbir şey yok." sakin olalım. Korkuyorsan korkuyorsun. Bu kadar büyütme kabul et ve korkunu sevginin önüne geçirme.

    Umarım kitap hakkında yardımcı olabilmişimdir.

    Mutlu kalın :d (incelemeyi kendim için yazdım faydası olmamış olabilir ama dursun bi köşede)
  • 318 syf.
    ·1 günde·6/10
    Kısa ama sıcak bir kitap isteyenlere tavsiyemdir. Çok entrikanın olmadığı bir kitap. Ama idare eder.
    Konusuna gelince; Aras kendisine edilen ihaneti hazmedemez ve intikam almak için değişik yollara baş vurur. Bu da hiç tanımadığı biriyle, aniden ve görücü usulü ile evlenmek. Sakin biriyken ihanetten sonra deliye dönen Aras değişik haller içine girer. Bir bakıyorsun çok sinirli , bir bakıyorsun çok anlayışlı.
    Burada en masum olan tabi ki Zehra'ydı.
    Keşke kitapta biraz daha entrika falan olsaydı daha iyi olurdu ama neyse.
    İyi okumalar....
  • 544 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10
    Bugünün dünyasına 1996 yılından bir bakış. Yazılanlar gerçekleşmiş mi ? Maalesef bir kısmı için evet gerçekleşmiş diyorum. Bir kısmı içinse gerçekleşme aşamasında diyebiliyorum. Diğerlerini de yaşayabilenler görecek. Çünkü anlatılanlar uzun dönemler içindeki olası gelişmelerdir.

    Yazar kitabında önce medeniyet tanımını yapıyor. Arkasından geçmiş medeniyetlerden kısaca bahsettikten sonra günümüz medeniyetlerini sayıyor. Bu medeniyetlerin geçmişlerini ve 1996 yılındaki durumlarını bizlere aktardıktan sonra esas konu olan bu medeniyetlerin birbirleri arasındaki ilişkileri ve çatışmaları anlatarak, dünya için bir gelecek profili çiziyor.

    Çok ilginçtir ki 1996 yılında gelecek için oluşturduğu bu profilde medeniyetlerin her birinin geleceğini çizerken nedense Müslüman cumhuriyetlerin geleceğinin karanlık olduğunu daha kitabın ilk başlarında yazıyor. Bugün, İslam dünyasının içler acısı durumuna baktığımızda, yazarın bu kehanetini aynen yaşadığımızı görüyoruz. Peki bu durum sizce bir tesadüf müdür ? Bence hayır. Burada akla gelen iki şey var. Birincisi yazar gelecek için yapılan gizli planları bir şekilde öğrendi ve bu kitabı o doğrultuda yazdı. İkincisi ise bütün olacakları yazar senaryolaştırdı ve dünya düzeni bu senaryoya göre şekillendirildi ve şekillendiriliyor. Hangisi doğru bilemiyorum.

    Tabii ki yazar sadece İslam medeniyeti hakkında yazmıyor kitabında. Tüm medeniyetleri tek tek ele alıyor, geçmişlerini ve gelecekte olabilecek senaryoları ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Ben spoiler olmaması ve bizi ilgilendirmesi açısından sadece İslam medeniyeti ile ilgili çizdiği geleceğe dair bir cümleyi burada yazdım.

    Yazarın Batı medeniyetinin bir mensubu olması dolayısıyla , kitabın yazımında tamamen Batının menfaatleri doğrultusunda olaylara baktığı ve o şekilde gelecek şekillendirdiği de kitapta gözden kaçmayan bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Eğer kitapla ilgili paylaştığım alıntılara bir göz atılabilirse, kitabın bütün dünya ülkelerini ilgilendirecek biçimde çok ayrıntılı olarak yazıldığı görülecektir. Bu yüzden yazarın, İslam medeniyetinin en önemli altı ülkesinden biri olarak kabul ettiği ülkemizin geçmişi ve geleceği ile ilgili çok geniş bir şekilde yaptığı değerlendirmeler de kitapta çok fazla yer kaplamaktadır.

    Bugünkü dünya düzeninin iyi anlaşılması ve başımıza gelmesi muhtemel olumsuz olaylardan korunabilmek için, bu ve bunun gibi kitapların mutlaka okunması gerektiğini her zaman öneren bir kişi olarak, bu kitabın da mutlaka okunmasını öneriyorum.
  • 118 syf.
    ·5 günde·9/10
    Her insanın ömründe 1 kes bile olsa dikkat kesilip okuması gereken kitaplar arasındadır. Ölüme giden kişinin psikolojisinin analizini o kadar iyi yapıyor ki iliklerime kadar hissettim
  • 295 syf.
    ·Puan vermedi
    Şu an büyük bir hayal kırıklığı ve derin bir üzüntü içersindeyim. Ne demek Mehmed Uzun ölmüş...


    Daha önce ismini çok duymuş olmama rağmen ilk defa bir kaç gün önce bir kitabını okuyup tanıştım yazarlığınla. Kitap çok etkileyiciydi muhteşemdi ama şimdi konumuz bu deil. Merak edip hayatina bakayim derken daha bir kaç saat önce öğrendim artik hayatta olmadığını.


    Oysa ki yaşayan bir efsaneyi okuyup takip etme şansına sahip olduğumu düşünmüştüm kendimce.


    "Yitik Bir Aşkın Gölgesinde" şimdi daha acı dolu benim için. Memduh aslında Mehmed imiş.


    "Umut nöbetinden, sürgün nöbetinden, aşk nöbetinden, kimsesizlik ve çaresizlik nöbetinden, umutsuzluk nöbetinden sonra şimdi de son nöbet" derken her kelimenin içini doldurmuşsun. Ölüm nöbeti hariç olsaydı keşke. Tamam kaçınılmaz son ama daha yeni tanımıştım seni.


    Bütün eserlerini okuyan veya seni daha iyi tanıyan biri olmadigim için kapsamlı bir değerlendirme yapamasam da; duyarlılığın, hüznün, umudun, mücadelen, ruh inceliğin güçlü kaleminden bana geçti bir okur olarak.


    Memduh artık yaşamayan 3 kişiye her hafta düzenli mektup yazıyordu hani. En yakın dostu Celadet Bedirhan' a , babasına ve Feriha' ya. Gerçi Feriha hayattaydı..

    Demem o ki, bu da benim sana mektubum olsun...

    Mezarın Diyarbakırdaymis yani kendi topraklarındasin. Zira Van ve İstanbul hasretiyle tutuşan ve içinde ukde kalan Memduh' un vatan özlemi yeteri kadar acıtmıstı içimi.
  • 288 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Bir ömür nasıl yaşanır? Ne yapmalıyım? Bu konuları sıkça düşünürdüm. Bu kitap bana iyi bir rehber oldu Kendime yeni amaçlar, yeni yollar belirlememi, ne yapmam gerektiğini açıkça anlatmış Sayın İlber hocam. Hayallerimi gerçege dönüştürmek için, kendimi geliştirmek için bir an önce harekete geçmem gerektiğini anladım. Zira ben 2'nci kuşağım Kendinize bir iyilik yapmak istiyorsanız bu kitabı mutlaka okuyun. Ben cok keyif aldım, çok şey öğrendim
  • 224 syf.
    ·1 günde·8/10
    YAŞAM ÖNGÖRÜLEMEZ

    “Kadersizlik” Macarlı yazara 2012’de Nobeli kazandıran bir başyapıt olarak karşımıza çıkıyor. Kendi deyişiyle her ne kadar otobiyografik bir kitap olmasa da, yazar burada kitabını otobiyografik öğeler kullanarak, 14-15 yaşında Gyuri isimli Budapeşteli Yahudi bir ailenin çocuğunun sesinden anlatıyor.

    Kitapta Gyuri’nin Nazilerce yakalanışını ve Auschwitz, Buchenwald ve Zeits gibi esir kamplarında geçirdiği zorlu günleri okuyoruz. Gyuri kendisine anlatılana kadar toplama kamplarını bir eğlence olarak algılar, her şeyden habersizdir. Ona göre her şey saçma ve anlamsız gelir ve kitap boyunca sürekli gördükleri ve duyduklarıyla bir savaş halindedir. Kafkavari bir karakter söz konusudur. Bu durumu daha iyi anlamak için aslında Gyuri hakkında birkaç satır yazmak iyi olacak. Gyuri son derece sıradan bir Macar vatandaşıdır. Bencil, aile bağları kuvvetli olmayan, kızlara düşkün, dış dünyadaki olayları pek takip etmeyen bir ergendir. Bunların dışında asimile olmuş bir Yahudi’dir: İbadethanelerine gitmez, üstelik İbranice de konuşmaz. Mensubu olduğu dinin gelenek ve göreneklerini gözetmez. Nazilerin kendisini neden farklı gördüklerini bu yüzden bir türlü anlayamaz. Aynı şekilde Nazilerin Yahudi düşmanlığı da kafasında anlam bulamayan bir soru işaretidir onun için. Kendisinin de diğer herkes gibi etten ve kemikten yapıldığını düşünür.

    Kamp hayatına günden güne adapte olur, hayatta kalmak için çeşitli kurnazlıklara başvurur ve bunların çoğu da işe yarar. Kendisine verilen yiyeceği son derece idareli kullanarak gücünü korumasını bilir. Açlık, yorgunluk ve hastalıklarla sürekli bir mücadele içerisindedir. Kamplarda hayatta kalması hep tesadüfler yoluyla gerçekleşir: doğru zamanda doğru yerde doğru bilgiyle başarır bunu. Kısaca, tüm bunlara rağmen yine de Gyuri’nin kaderi üstünde bir kader(sizlik) vardır. Kurtuluşu kişisel çabalarıyla olmaz, iradesi dışında bir kader sayesinde olur. Gyuri için olaylar hep gelişigüzel gelişir.

    Bu kitabı benzeri diğer kitaplardan ayıran birtakım özelliklerden bahsedelim. Konu toplama kampları olunca çoğumuzun aklına “Schindler’in Listesi” filminde gösterilenler insanlık dışı uygulamalar gelebilir. Ancak burada olaylar genç bir çocuğun gözünden aktarıldığı için az önce bahsettiğim insanlık dışı olaylar bir çocuk için çok farklı algılanır. Gyuri orada gördüğü her şeyi hayatın bir parçasıymış gibi algılar. Bu şekilde algıladığı için de sürekli bir anlam arayışı içerisindedir. Evine döndüğü zaman anlattıkları herkesi şaşkına çevirirken onun için hiçbir şey ifade etmez. Kendisine kamplar hakkında yöneltilen her soruya da aynı kayıtsızlıkla cevap verir.

    Neticede okuyup da pişman olmayacağınız bir kitapla karşı karşıyasınız. Ancak dediğim gibi burada Gyuri’nin gördükleri ve duyduklarından çok düşündükleri ve hissettikleri ön plandadır, bu da bu kitabı benzeri diğer kitaplardan ayıran en temel fark bence.