• … Bindiler de çektiler gittiler, o iyi insanlar, o dünya güzeli atlara… O yiğitler, o her birisi kaplan örneği şahinler, o ceren gibi atlara bindiler de başlarını aldılar gittiler. Bir daha, bir daha hiç gelmeyecekler. Hiç, hiç, hiç! Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. Şu dünyanın yaşaması müşkül hal ilen. Bin iyiyi bir kötüye kul eden…Yapayalnız kimsesiz. Hem de çaresiz. Yalnızlığı, çaresizliği yüreğinin başında ağılı bir hançer yarası gibi… Çaresizlik, hem de boşluk. Yanıyor yüreğim. Eskiden, daha korlu, daha beter, delirten, yüreğim ne güzel yanardı. İçimde bir ateş harmanı. Keşke şimdi de öyle olsa. Yansa yüreğim, acısa, korksam. Ölüm gibi, ölümden beter, korksam yüreğim dayanmasa. Orta yerinden çat diye çatlasa, tam ortasından. Sabır taşı gibi…Şu dünyada her bir yaratığın tutunacak bir dalı var, insanın yok. Şu dünyada yalnız olan, kimsesiz, çaresiz olan yalnız be yalnız insandır. Herkesin, her şeyin yaşaması, ölümsüzlüğü var, insanın yok. Ağaç, kuş, otlar, böcekler, yılanlar, çıyanlar, hiçbirisi, hiçbirisi yok olmuyor. Ama insan yok oluyor. Çünkü insan kendinde başlayıp kendinde bitiyor…

    Yaşar Kemal, Demirciler Çarşısı Cinayeti s.14
  • 48 syf.
    “Nadan ile sohbet etmek güçtür bilene,
    Çünkü nadan ne gelirse söyler diline.”

    Can Yayınlarının Lacivert Klasikler serisi içerisinde yer alan ve Türk Edebiyatın önde gelen hikaye yazarlarından birisi olan Ömer Seyfettin’in Dama Taşları isimli kitabını büyük bir keyifle okudum. Biraz uzunca bir inceleme yapacağım, umarım faydalı olur.

    Kitap 6 öyküden oluşuyor. Bu öykülerin isimleri; Dama Taşları, Kesik Bıyık, Yüz Akı, Tütün, Rüşvet ve Nadan.

    Kısaca öykülerden bahsedeyim:

    1-) Dama Taşları

    - Hiçbir şey göründüğü gibi değildir, sözü sanırım bu hikaye için en uygun söz olabilir. İçinde bulunduğumuz durumu çok iyi analiz etmeliyiz ki sonrasında zarar görmeyelim.
    -
    2-) Kesik Bıyık

    - Olaylara olan bakış açımız aynı olayı birbirinden çok farklı bir şekilde değerlendirmemize neden olabilir. Bu hikaye de bunu çok güzel bir şekilde açıklamış. Kiminin kesilmesini bir küfür olarak gördüğü bıyığı kiminin de bir sünnet olarak görmesinin anlatıldığı bir hikaye.

    3-) Tütün

    - Bazı insanlara istediğiniz kadar kanıt sunun yine de kendi inanmak istediklerine inanacaklardır. Bence bu sözün ete kemiğe bürünmüş hali Tütün hikayesidir.
    -
    4-) Rüşvet

    - Bu hikayede de: İnsanların, menfaatleri söz konusu olduğunda nasıl da doğru bildikleri yoldan döndüklerini okuyoruz.
    -
    5-) Yüz Akı

    - Yaptığı şeyin doğruluğundan emin olan bir insan, bazen diğer insanlar tarafından yalanlansa ve kınansa da her zaman yüzü aktır...

    6-) Nadan

    Gerçekten her öykü birbirinden güzel ancak içlerinden en çok Nadan isimli öyküyü beğendim, hatta okurken kahkaha attım. :) Bu hikayeye biraz fazlaca değinmek istiyorum:

    - Osmanlı zamanında, Yeniçerilerin isyan ettiği sıralarda kimse vezir olmak istememektedir. Tam da böyle bir dönemde Padişah, Köse Vezir isimli yaşlı birini huzuruna çağırır ve onu veziri yapmak istediğini bildirir. Ancak vezir ölümü dahi göze alarak vezirliği kabul etmek istemediğini söyler. Padişah sinirlenir ve onu bir odaya kapattırır. Bu inatçı adamı nasıl olur da vezirim yaparım diye düşünür durur. Birden aklına şu söz gelir: “Nadanla sohbet etmek akıllıya cehennem ateşinden beterdir.” Hemen bir buyruk çıkartır ve ülkedeki en nadan insanı yani; cahil, kaba, tembel ve aksi adamın getirilmesini emreder. Aranılan nadan bulunur ve Köse Vezir ile aynı odaya kapatılır. İşte bana kahkaha attıran olay da bu odada gerçekleşir. Lakin o olayı anlatmayacağım. :)

    Ömer Seyfettin gibi Türk yazınında büyük öneme sahip yazarlarımızı daha çok okumalı ve çevremize anlatmalıyız diye düşünüyorum. Bizi biz yapan kültürümüzü korumamız ve ona sahip çıkmamız adına bu çok önemli bir husus. Keyifli okumalar dilerim.
  • “Güzeldir güzel olan göz gördükçe
    ama iyi olan da güzel olacak sonunda”
  • 224 syf.
    ·9 günde·9/10 puan
    Mezopotamya’dan başlayıp Batının dünyaya hakimiyetine kadar büyük küçük tüm medeniyetler hakkında kısaca bilgi ve incelemelerden oluşuyor.
    Hiç sıkmadan, tarihlerle boğmadan akılda kalıcı şekilde anlatılmış güzel bir medeniyetler tarihi kitabı. Her bölüm sonuna, anlatılan medeniyet için önemli olan bir şahsın eserlerinden kısa derlemeler yapılması konuyu kavramak açısından daha iyi olmuş.
    Tavsiye ederim, herkesin yaşanmış medeniyetlerin tarihlerini, günümüze bıraktıkları izlerini bilmesi gerekiyor.
  • “Baba,
    Mektup elinize geçtiğinde ben aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler, önemli olan çok fazla yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın, oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil Türkiye’de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara’da 1969’da ölen arkadaşım Taylan Özgür’ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul’a götürmeye kalkma, annemi teselli etmek sana düşüyor, kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan en ufak pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım.

    Oğlun Deniz Gezmiş. Merkez Cezaevi”
  • Depresyon ve anksiyeteye neden olan üçüncü sessiz varsayım ise "İnsan olarak değerim yaşamda başardıklarımla orantılıdır" şeklindedir. Bu tutum, Batı kültürlerinin ve Protestan iş etiğinin çekirdeğini oluşturur. Masum bir eşdeğerlilik gibi görünmektedir. Gerçekte ise, kendine zarar veren, büyük ölçüde gerçekdışı olan ve oldukça habis bir cümledir.
  • 72 syf.
    ·Puan vermedi
    Bütün çocuklar iyi midir? Değilse, çocuğu 'kötü' yapan nedir? Önemli olan tam da bu işte. Davranışın nedenini anlamak, iyice irdelemek. Bir çocuk kötü davranış sergiliyorsa bunu çevresinden gözlemleyerek öğrenmiştir. Bu kötü davranışı sergileyen kişi ebeveyn de olabilir bir başka yetişkin de. Bu davranışın sonucunda çocuğa kızan, öfkelenen ve susturan da yine bir ebeveyn ya da bir yetişkin oluyor.

    Nihan Kaya bu eserinde hem çocuklara hem de yetişkinlere seslenmiş. Yetişkinlerin içindeki çocuğu bulmasına; çocukların ise özgür bir ruh ile yetişmesine olanak sağlıyor bu kitap. Ben okurken küçükken yaşadığım ve hâlâ yaşamakta olduğum zorlamaları, zorundasınları, saygı duymak yerine itaat etmeleri farkettim. Başkaları yüzünden kendimi suçlu hissettiğim zamanları farkettim. Bir başkası beğenmedi ya da sevmedi diye kendim de sevdiğim şeyden uzaklaştığımı farkettim. Ne uğruna peki? İşte bize aşılanan düşüncelerin o kadar farkında olmuyoruz ki bazen benliğimizi unutuyoruz. Unutmak zorunda kalıyoruz demek daha doğru olur aslında.

    Biz yanlışı öğrenmiyoruz, yanlış şeyler bize öğretiliyor. Hepimiz birer çocuğuz ve bunlara birçoğumuz maruz kaldık. Bunun farkına varırsak güçlenebiliriz.